2. bölüm · KURGUDAKİ GERÇEKLİK
2. BÖLÜM: ‘Gerçekler mi yalandı yoksa yalan bildiklerimiz mi gerçek.’
Gözümü açtığımda bir kadın sesleniyordu bana o kadar bitkindim ki yavaşça gözümü açtım ve siması tanıdık geliyordu bu benim annemdi, iyide ben daha önce annemi görmemiştim ki teyzem fotoğraflarını bile göstermiyordu.
- Lara, Lara, kızım iyi misin?
Ona baktım iyice o kadar bitkin duruyordu ki göz altları mosmordu, ama kendini gülmeye zorluyordu ve ağlamıştı belli, peki ne için ağlamıştı?
- Kızım beni tanımadın mı yoksa?
- Anne. ( dedim sanki çok önemli bir şey söylemişim gibi ağlamaya başladı.)
- Niye ağlıyorsun?
- Hiç, kuzum. Bugün nasılsın.
- İyiyim.
Bu kadının annem olduğunu hissediyordum bir bağ olur derler ya sanki o bağı hissetmiştim ve annemden akan gözyaşları gibi benimde akmaya başladı.
- Ağlama anne!
- Tamam, kızım.
Yaklaştı ve sarıldı bende kollarımı uzatıp sarılacaktım ki kolumda bir şey bağlıydı, önlük vardı. Annem geri çekilmişti.
-Anne bunu bana niye giydirdiniz, ve burası neresi?
- Sakin ol kızım, sana diyeceğim bir şey var ve sakın korkma.
- Ne oldu?
- Burası gerçek dünya kızım. Artık hayal dünyandan çık.
- O da ne demek?
- Hayal dünyasında yaşamayı bırak.
- Ne, ne saçmalıyorsun anne? Çıkarın şu önlüğü.
Yataktan kalktım ve bu düşünceler de ne demekti başıma ağrı saplandı.
- Çıkarın diyorum, ne saçmallıyorsunuz siz. Bırakın beni.
İçeri hemşire kılığında biri girdi, annem dediğim kadın bir köşede ağlıyordu neler oluyordu Alllah aşkına, elinde koca bir iğne ile bana yaklaşıyordu.
- Yapma, bana mı vuracaksın? Hayır istemiyorum, çıkarın şu kıyafeti üzerimden. Bırakın beni.
Çığlıklarım ile iki kişi daha geldi beni tutmaya başladılar.
- Sakin ol Lara.
- Ne sakin olması bırakın beni, bırakın diyorum.
O kadar sert tutuyorlardı ki çırpınamıyordun da bu iğrenç önlükte sıkıyordu ayrıyetten, iğne derime saplandı.
- Tatlı uykular Laracığım.
Gözüm kapanmadan önce annem dediğim kadın ağlıyordu ve ‘ kızım kendine gel ne olursun, yeter artık’ diyordu. Ve gözüm kapandı.
- Hanım efendi kalkar mısınız? Hanım efendi.
Omzuma birinin dokunması ile irkildim, gözümü açtığımda hostes başımda bekliyordu.
- Birazdan uçak inecek, o yüzden kaldırdım.
- Tamam, teşekkürler.
Yol boyu uyumuşmuydum? Ne biçim rüyaydı o öyle. Acaba rüyamda gördüğüm kişi gerçekten de annemmiydi? Hiç fotoğrafını bile görmemiştim teyzem denilen kadın göstermemişti ‘ teyzeni görünce çok üzülüyorum’ diye ne teyze ama. Rüyam daki kadının ağlaması kulağımdan gitmiyordu, kaptanın yaptığı ananos ile irkildim. Biraz
sonra Fransa havalimanındaydık. Biraz tedirgindim açıkçası Allah’tan dün ayarlamalar son buldu Buse hanım sağ olsun çok yardımcı olmuştu. Ev ayarlanana kadar otelde kalıcaktım, uçaktan indikten sonra taksi bekledim. Fransızca biliyordum ama bazen unutttuğum kelimeller de oluyordu iyikide lise yıllarında merak edip öğrenmiştim. Taksiye bindim ve gideceğim yeri söyledim. Camdan dışarı bakarken yağmur yağmaya başladı aşıklar şehrindeydim ve yalnızdım hep yalnız olacaktım. Aslında bir kişiye o kadar bağlanmazdım acaba Altay abiyi takıntı haline mi getirmiştim. Kalıcağım otele geldiğimde lobide biri karşıladı. Bundan sonra o sekreterim olacakmış kendisi İngilizmiş, ikimizin aynı dili konuşacağını ve daha iyi anlaşabileceğimizi düşündükleri için sekreterimmiş benim Fransızca konuşabileceğimi tahmin etmemişlerdir çünkü CV’ mde yazmıyordu. Her şeyi en ince detayına kadar anlatıyordu ama benim kafam karışıktı ve yorgundum. Esnemeye başlayınca o da anladı kabalık yapmış olabilirim ama susacak gibi durmuyordu.
- Enfin vous partez demain pour vous reposer. Â plus tard. (Son olarak yarın izinlisiniz dinlenmek için. Görüşürüz.)
Niye İngilizce konuşurken bir anda Fransızcaya geçti ki acaba bilmiyorsam dalga geçmek için mi? Hiç buna kafa yoramazdım.Bende görüşürüz dedikten sonra gitti iyi gibiydi ama çok konuşkandı. Resepsiyona gidip odamı öğrendikten sonra odama geçtim güzel oda ayarlamışlardı sanki hayatım iyiye gidiyormuş gibi hissediyordum. O kadar cefanın sefasınıda sürerim umarım. Uçakta uyumama rağmen çok yorgundum hemen uyumak istiyordum. Ilık bir duş aldıktan sonra uyudum.
Uyandığımda çok dinç hissediyorum demek isterdim ama öyle insanları anlayamıyorum, bir, iki dakika hayat sorguladıktan sonra anca kendime geliyorum ben. Saat’ e baktığımda 10.05 di ilk defa bu kadar deliksiz uyumuştum, yataktan dışarı baktığımda eyfel kulesinin başını görebiliyordum, cidden bu adamlar iyi davranıyorlardı çalıştırdıkları kişiye. Bir günde hayat kalitem arttı, bugün çıkıp biraz dolaşayım, kıyafette almam lazımdı. İyikide maaşımın birazını saklıyordum bir buçuk yılda pek fazla olmasada biraz birikimim vardı. Hemen hazırlanmaya başladım hep gezmeyle geçiremezdim bugün, daha burdaydım nede olsa. Siyah şort eteğimi giyip üzerimede borda kazak giydim biraz makyaj yaptım, saçımıda dalgalandırdım ve mont alıp dışarı çıktım hava bulutluydu. Asansöre bindiğimde biri geç kalmıştı ki asansörü durdurdum. Teşekkür edip binmişti. Manken miydi acaba.
- Hey maşallah, analar neler doğuruyor. Hem bu ünlüdür bize de bakmaz.
Yüzüme bakıp gülümsedi.
- Anlasan bir neler dediğimi ya da anlama böyle rezil olmak istemem.
Şimdi bana deli diyecek anlamadığı bir dilde kendi başıma konuşuyorum neyse kulağımda kulaklık varmış gibi yapayımda telefon da konuştuğumu sansın.
Kulağıma dokundum kapatmış gibi yapıp sonda da ‘ see you’ dedim deli gözükmek istemem. Asansörden indik bana gülümseyerek ‘â bientôt madame’ dedi. Ne kadar kibar ve nazik bey efendi keşke hep böyleleri ile karşılaşsam aynı şekilde bende öyle cevap verdim. Ama daha nerede görüşecektik. Otelden çıkmadan önce bana verilen arabanın anahtarını resepsiyondan aldım, arabayı daha yeni görecektim acaba nasıl bir şeydi ama arabam garajdaydı o yüzden garaja inecektim. Yürümek istedim ama arabamıda merak ediyordum garaja indim ve anahtar ile arabayı aramaya başladım sonunda sesi geldi, gelen yöne doğru ilerlediğimde ise küçük çaplı bir kriz geçirdim bana verilen araba mazerati’ydi rüyalarımın arabasıydı hemen arabanın içine binip sürmeyi çok istiyordum ki biraz önce asansörde gördüğüm adam arabama yaslanmış kafası eğik duruyordu, yanına yaklaştığımda ise keşke kör olasaydım da görmeseydim dediğim manzara vardı. Bir kadınla öpüşüyordu şaşkınlığımı attıktan sonra öksürdüm fakat duymamış gibiydi.
- Pardon.
Diye bağırdım otoparkta, sesim biraz yüksek çıkmıştı hemde bayağı ki yankılanmıştı. Bana baktığında gözlerini gözüme dikmişti biraz huzursuz oldum.
- Deselo de vous interrompre mais ma voiture. ( pardon bölüyorum ama arabam.) diyerek gözümle arabamı işaret ettim.
- Pardon.
Diyerek kızla yürümeye başladı.
- Ayıp denilen şey var, bunlar burda yapılacak şeymi biraz önce otelden çıktın.
- Pardon.
Biraz sesli söylenmiştim ve arkasını dönmüştü elimle bir şey yok değilmiş gibi yapıp arabaya bindim. Aman Allah’ ım bu bebekle gezicektim buralarda ama dikkat etmem gerekiyordu çünkü bana ait değildi. Şu an bu düşünceyi uzaklaştırdım ve anın tadını çıkardım arabayı çalıştırdım ve motordan gelen ses ile yaşadığımı hissediyordum. Garajdan çıktım ve Paris sokaklarında gezinmeye başladım. Her yere hayran hayran bakarak arabamı sürüyordum, karnım guruldamaya başladığında bir restoran gördüm ve arabamı park edip içeri girdim. Keşke de girmez olsaydım pahalı ve gösterişli bir mekan, girmiştim bir kere hemen rezervasyon sordular olmadığını öğrendiklerinde ise bir yer gösterip oturudum menüyü getirdiklerinde, menüye göz attığımda bile Türkiye’ de bir buçuk yıllık birikimimin yarısı gitmişti en uygununu seçip sipariş verdim. Sipariş gelene kadar restoranda göz gezdirdim ve dekarosyonu çok güzeldi sonra telefonumu alıp gelen maillere baktım buradaki sekreterim bir çok dosya göndermişti fakat otele gidince göz atmaya karar verip telefonu kenara koydum. Verdiğim sipariş geldiğinde ise umutsuz bir vakaydı şimdiden ülkemdeki yemekleri yemeyi özlemiştim. Yapıcak bir şey yoktu açtım ve o kadar para vermiştim tabiki de yiyecektim. Hesabı ödediğimde içim acımıştı, ‘güle güle birikimim güle güle’ restorandan çıktıktan sonra gezinmeye başladım ve sokak ortasında öpüşen bir çift gördüğümde otopark aklıma geldi çok normal görülüyordu burda yanından yaşlılar geçiyordu fakat kimse bir şey demiyordu Türkiye’ de olsa öyle mi olurdu bir teyze çıkardı ‘ ahlaksızlar, günah günah eviniz yokmu derdi’ bu düşünce ile tebessüm ettim. Bir kaç mağazaya girip kıyafet aldıktan sonra otele geçtim gezmek çok güzeldi fakat iş vardı ki daha yeni gelmiştim ve alışmam gerekiyordu. Yeni sekreterin bana attığı maillere baktım ve bir duruşma vardı ve duruşmanın konusu çok komikti L.P yani çalıştığım şirket karşı tarafdan 2700 tane mal alması gerekiyormuş fakat mal 2699 tane çıkmış ve bunun İçin dava açmış. Bizim ülkede insanlar aman bir taneden bir şey olmaz diyorlar adamalar sırf bir tane için dava açmışlar. İki gün sonra duruşma var ve bu davaya ben bakacakmışım keşke adapte olmama izin verselerdi hemen bana bir dava kitlemişler. Buse hanım söylemişti zaten çok katı olduklarını ve çalışanlarını aile gibi gördüklerini bakalım bakalım öylemi olacaktı. Akşam olmuştu pencereden dışarı baktığımda manzara çok güzel görünüyordu dışarı çıkmak geldi aklıma işleri sonra halledersin deyip dışarı çıkmak İçin hazırlandım, bir eşofman giyip üstümede sweatshirt giydim ve dışarı çıktım lobide yine o adamı gördüm, adam çok ilginç şekilde mafya babası gibi duruyordu ayrıyettende çapkın gibi aman böylelerinden uzak durmalıydım ki erkeklerden uzak durmalıydım. Dışarı çıktığımda soğuk beni karşıladı, hava soğuktu ve ben üzerime mont almamıştım, yinede gezinmeye başladım. Telefonuma mesaj gelmişti telefonu elime alıp baktığımda Altay abi mesaj atmıştı, keşke atmasaydı içimde bir şeyler kımıldadı.
“ Nasıl geçti yolculuğun vardın mı? Bu arada abinden her şeyi öğrendim bu yüzden mi gittin?”
Her şey yine başa sarıyordu yeni bir başlangıç yapıp her şeyi arkamda bıraktım derken arkamda bıraktıklarım beni bırakmıyordu illa bir yerde karşıma çıkıyordu ve çıkacaktı da. Hep böyle olmazmıydı geride bıraktıklarımız küçük bir kıvılcım ile ateşe dönmez miydi? Cevap yazmamıştım bir bank bulup oturdum ve öylece izledim etrafı. Annem ölmeseydi bunların hiç biri olmayacaktı yaşasaydı baba demeye utandığım adam da beni kabullenecekti. Neden kabul edememişti acaba ufacık bir bebeğin ne gibi hatası olurda neden kimse istemez ki? Hayatımı düşünüyorumda bende de ne bahtsızlık varmış sanki dünyadaki bütün bahtsızlık beni bulmuş gibi. Ve bunun sonucunda da hep yanlış seçimler yaptım gibime geliyor. Hani bir söz var ya ‘açken markete girme yanlış seçimler yaparsın, aynı şekilde sevgisiz hissettiğinde de birine bağlanma yanlış seçimler yaparsın’ diye büyük ihtimal sevgisiz hissettiğimde de Altay abiye bağlandım ve yanlış hata yaptım belkide kimseyi görmemiştim ve her gün onu gördüğüm İçin böyle şeyler hissetmiştim ki bendeki sevgi olamaz bence onu severken başkaları gözüme yakışıklı gelebilir miydi bence sevgi ondan başkasını görememekdi ki böyle bir şeyin olduğuna inanmıyordum. Bu zamanda çünkü sevgi dedikleri şeyi iki günlük hevese çeviriyorlardı. Yine ağlamaya başlamıştım ben bu ara ne kadar ağlar olmuştum bu düşünceler ile başa çıkmak istemiyordum unutmak istiyordum fakat onlar benim benliğimdi nasıl içimden atabilirdim ki? Cenin pozisyonunda oturup ağladım kaderime behd bahtsızlığıma. Yanıma biri oturdu, şurda oturmuş ağlıyorum yanıma niye oturuyorsun ağlıyorsam yalnız kalmak istiyorum demek ki. Hırlımıdır hırsızmıdır diyerek kafamı kaldırdım baktığımda buradakiler hep böylemiydi manken gibi, göz göze gelmiştik sonra ceketinin önündeki mendili alıp bana uzattı. Almak istemesemde nezaketen aldım ve burnumu sildim, konuşmuyordu ama öylece beni izliyordu ayağa kalkıp ceketini çıkardı ve omzuma koydu. Beyefendi alın siz ne yapacaksınız dedim fakat hiç bir şey demedi. Sadece bakıyordu. Yanımdan uzaklaşırken arkasından seslendim ve ceketi uzattım.
- Madame, pleurez, vous pouvez garder la veste, je vous retrouverai si je veux l’acheter. ( Hanımefendi sadece ağlayın cekette sizde kalsın almak istersem bulurum sizi.)
Bu sözleri söyledikten sonra az ileride arabanın önünde bir sürü kişi bekliyordu ve onlara katılıp arabaya binip gitti. Nedense ahanda kuru tahtaya bastım diye geçirdim mafya olmasın bunlar Allah’ım ne suçum vardı? Başım umarım belaya girmezdi, niye tanımadığın birine ceketini veriyorsun ki ama dur bir dakika ben avukatım ve Fransa’nın bilindik şirketinde çalışmaya başladım boşu boşuna panik yaptım. O kadar düşünceden sonra beyin eror verdi avukat olduğumu bile unuttum. Arkamı dönüp otele doğru yürüdüm mendil elimde, ceket omzumda gidiyordum. Yarın ilk günümdü nasıl olacaktı acaba yeni işler, yeni insanlar, insanlar pek umrumda değildi açıkçası ben oraya iş için gidiyordum. Otelin önüne geldiğimde içeri girdim ve asansör bekledim lobide o kadar insan vardı ve önleri alkollerle doluydu sanki bardı, asansör geldiğinde içine bindim kimse yoktu derken bir grup asansöre geliyordu ve en öndede sabahki adam vardı. Mafyamıydı, yanındakilerde acaba korumasımıydı ama sabah yoktu. Mafyaysa bu ülkenin ciddi bir şekilde adalet sorunu vardı ya da adamların her biri mafya görünümü veriyordu. Asansöre binerken öncelik hep ondaydı diğerleri ondan sonra bindi çok dolmuştu asansör ve daralmaya başlamıştım. Onlar bindikten sonra inmeye karar verdim pardon pardon deyip yol isterken kolumdan biri tuttu sabahki adam.
- Quitter! (Çıkın!)
Adamlar hiç ikiletmeden asansörden inmeye başladılar şaşkın ifade ile ona bakıyordum. Adamlar çıktıktan sonra düğmelere bastı ve asansör çıkmaya başladı, kolumu çektiğimde sorgulayıcı bir bakış attım. Niye yapmıştı ki?
- Desole, je ne voulais pas te deranger, tu es monte le premier, donc tu avais le droit de sorti le premier. (Pardon sizi rahatsız etmek istemedim, ilk önce siz binmiştiniz o yüzden ilk çıkmak sizin hakkınızdı.)
Kafamı salladım ve diğer köşesine geçip kat numarasına baktım benim gideceğim yere basılıydı. Çok huzursuz hissediyordum gözümün önünde bir anda sabahki olay canlandı daha da huzursuz hissettim.
- La veste est sympa, je pense qu’elle appartientn a ton copain. (Ceket güzelmiş, erkek arkadaşınızın galiba.)
İlk cümleyi anladım ama ikinci cümlede sadece galibayı anladım ah ne cevap vereceğim şimdi. Teşekkürler deyip geçiştirsem mi acaba ya da İngilizce anlamadım mı desem ama bu seferde sabah konuştuğum Fransızca’ ydı şimdi İngilizce, anlamadığımı söylersem tuhaf gözükür aman teşekkür diye cevap vereyim ikinci cümleyide içine katıp. Cekette benim değildi ki acaba ceket erkek ceketi olduğu İçin onunla alakalı mı sordu acaba, ne sorabilir ki onunla alakalı ben bunları düşünürken hala cevap alamadığı İçin yüzüme bakıyordu ne demiş olabilir ki aklıma gelen olabilir mi acaba erkek ceketi olduğuna göre erkek arkadaşın galiba demiş olabilir evet diyeyim onuda niye öğrenmek istesinki boşu boşuna kan ter içinde kaldım ineceğim kata gelmiştik.
- Merci, oui. (Teşekkürler, evet.)
Asansörden indiğimde hala bana bakıyordu hissediyordum önden ilerlerken arkamdan ayak sesleri geliyordu. En sonunda odamın kapısının oraya vardığımda kartı çıkarıp kapıyı açtım, benim yan odamda kalıyordu içeri girerken baktığımda ise kapısında durmuş bana bakıyordu başımla selam verip içeri girdim. Niye o kadar bakmıştı acaba, başıma ağrı girmişti, ceketi çıkarıp kenara koydum sonra duşa girdim ve uyudum.
Sabah erkenden kalktım yapılacak bir sürü işim vardı keşke uyumasaydım ama yapacak bir şey yoktu. Dün yarım bıraktığım işi tamamlayıp, iş için hazırlanmaya başladım bugün ilk günümdü o yüzden şık ve kararlı gözükecektim. Zümrüt yeşili takım giydim, saçımı at kuyruğu yapıp kahkül bıraktım, sol kulağıma küpe taktım sağ kulağımda delik yoktu deldirmeyide düşünmüyordum çünkü bir kulağımda olup diğerinde olmaması hoşuma gidiyordu saatte takıp, makyaj yapmaya başladım kırmızı bir ruj sürdüm ve aynadaki görüntüm beni mutlu etti belkide hayatta kalma sebebim aynadaki görüntümü seviyor olmamdı. Çantamıda hazırlayıp odamdan çıktım, yan odanın önünde adamlar bekliyordu ve koridorun sonunda da öyleydi, cidden dünkü adamda bir şeyler vardı. Otelin garajına inip arabama bindim. Başlasın artık yeni hayatım, yeni işim. Arabayı sürüp yeni sekreterin bana attığı konuma gidiyordum, daha yeni olduğum İçin karıştırırım diye konum atmıştı dün. Yolda kafe gördüm ve arabayı durdurup kafeye girdim çikolatalı kruvasan alıp yanında bir kahve aldım ve arabama binip yolda giderken yedim. Gezilecek çok yer vardı, ilk maaşımı aldığım gibi gezicektim Şirkete vardığımda koca bir holdingdi ticaret ile uğraşıyorlardı bende ticaret hukuku avukatı olduğum İçin muhakak çok çalışıp iyi bir yere gelecektim. Arabayı park edip şirkete doğru yürüdüm, önüne geldiğimde durdum baktım ve başlasın diyerek içeri girdim, yeni sekreterim çok konuşuyordu ama bazen bilgi vererek konuşuyordu şirketi anlatmıştı ve hukuk departmanının nerde olduğunu diğer bölümlerin yerini söylemişti ve aklımda kaldığından yabancılık çekmeden ilerliyordum. Asansöre binip 23. kata bastım hukuk departmanı oradaydı. Asansör giderken arada durup insanlar binip iniyordu, sonunda 23. kata geldik. Asansörden inip ilerledim kendi odamı bulmaya çalıştım herkes yeni gelmeye başlıyordu ki sekreterim bile daha gelmemişti epey bir gezindikten sonra odamı buldum ismim yazıyordu ve dün sekreterim yerleştirmişti o yüzden ona küçük bir minnettarlık duyup oturdum. Dosyaları çıkardım ve bugün Patron benimle bir görüşme yapacaktı yeni geldiğim için tebrik amaçlıymış ama çok saçma kesin bunun altında bir şey vardır. Diğer programlarıma bakıp bugün yapacağım başka bir şey yoktu, dosyaları incelemeye başladım yavaş yavaş herkes gelmeye başladı sonunda benim sekreterimde gelmişti odaya girdiğinde şaşkın bir ifade ile baakıyordu. ‘ Niye erken geldin?’ Diye sordu cevap alamayınca da yerine oturdu sonra bir kaç dosya daha getirip akşama kadar bitmesi gerektiğini söyledi. Telefon çaldı açıp bana baktı, tamam diyip kapattı. ‘Patron seni bekliyormuş odasında bir kat yukarı çıkıp sola döneceksin zaten Daniel Litonowski yazar.’ dedi yol tarifi için teşekkür edip çıktım odadan. Asansöre binip bir kat çıktım sola döndüm odası özel olarak tasarlanmış gibiydi pencereler siyah kaplama ile kaplıydı sekreter yoktu kapıyı tıklatıp içeri girdiğimde oda karanlıktı sadece bir pencerenin perdesi kapanmamıştı oda tam eyfel kulesine bakıyordu. Odanın karanlık olması huzursuz hissettirsede, ilerliyordum da, daralmaya başlamıştım çok karanlık geliyordu o açık pencereye bakıyordum biran dengemi kaybedip yere düşecek gibi olduğum zaman ışıklar yandı karşıda masa vardı ve arkası dönük olan koltukda biri oturuyordu. Geldiğimi belli edercesine öksürdüm daha ne kadar belli ebebileceksem. Sonunda döndü şaşkınlıktan ağzım açılmıştı bu dünkü adamdı.
- Siz dünkü adam.
Diye söyleyiverdim, o da şaşırmıştı belli ikimizde şaşkın bakarken o kendini toplayıp eli ile oturmamı işaret etti. Bende kendimi toplayıp oturdum.
- Lara Karabağ’ydı değil mi? Öncelikle hoş geldiniz.
Ağzım tekrardan açılmıştı şaşkınlıktan çünkü Türkçe konuşuyordu.
- Analamdım.
Dedim şaşkınlıktan ne dediğimi bile bilmiyordum.
- Efendim.
- Ama siz türkçe konuşuyorsunuz.
Şaşkınlıktan düşündüğüm şeyleri dışa vurarak söylüyordum. Bu şaşkınlığı atmam lazımdı.
- Pardon, evet ben Lara Karabağ.
- İsminiz güzelmiş.
- Teşekkürler.
- Evet, öncelikle size söylemek istediğim bir kaç bir şey var.
- Tabi, buyrun.
- Biz şirket olarak her çalışanımıza bir sözleşme imzalatıyoruz. Ve bu sözleşme bizim aile sırrımız gibi bir sır oluyor.
- Nasıl yani.
- İsterseniz sözleşmeyi vereyim.
Sözleşme kağıdını elime aldığımda bazı maddeler yazıyordu ve taraf olarak imzalanması gerekiyordu. En altta benim adım ve şirketin adı yazıyordu onlar çoktan damgalamıştı ve benim adımın olduğu yer boştu maddeleri okumaya başladım.
1. MADDE: Şirket olarak yaptığımız işler kötü veya iyi her ne olursa olsun mahkeme karşısında bizi bile inandırabileceğiniz yalan bulup bizi haklı çıkarmak.
2.MADDE: Şirketteki ayrılmak isterseniz sonucu ölümle sonuçlanır.
3.MADDE: Şirket içerisinde geçen olayları dışarı yansıtmayacaksınız, yalan söylemeyeceksiniz eğer küçük bir açığınız çıkarsa ölümle sonuçlanır.
4. MADDE: Şirket içerisinde işten harici konular konuşulmayacaktır.
5. MADDE: Bu maddeleri reddetmeye kalkıp imzalamazsınız ölümle sonuçlanır.
- Afedersiniz ama 5. Maddede neden öldürüyorsunuz?
Gülümsedi ve nerdeyse kahkaha atmamak İçin dudaklarını biribirine bastırdı yanlış bir soru mu sormuştum 5. Maddeyi açıklamamışlar bile.
- Çünkü bu şirkete girip reddetmiş oluyorsunuz ve biz bu sözleşmeden kimsenin haberinin olmamasını istiyoruz dışarı çıktığınız an birine söylersiniz ki gerek yok o yüzden öldürüyoruz.
- Mantıklı, ama yeterli sebep değil reddedilmek hoşunuza gitmiyor herhalde. Yani ben şu an imzalamıyorum desem beni öldürecek misiniz?
- İmzalamaman için bir sebep göremiyorum.
- Doğru her seçenekte öldürüyorsunuz sonuç itibari ile. Azrail misin?
Kendini tutamadı ve kahkaha attı. Her türlü öldürüyorlardı sanki can almak o kadar kolaydı.
- Hayır, işimiz gereği bunu yapıyoruz.
- Yalnız kaybedecek bir şeyi olmayan İçin ölüm zamanın dolmasıdır.
- İmzalamıyor musun yani.
- Öyle bir şey demedim. Sadece ölümün bu kadar kolay olması gülünç.
Düşündüğüm gibi bunun içinde bir bit yeniği vardı adamlar her türlü canımı alacaktı şu an ölmek mi yoksa biraz daha sonra mı diye düşünmeye başladım.
- İlk defa biri bu kadar düşünüyor, genelde imzalarlar hemen. Sen niye düşünüyorsun.
- Kolay değil ölüm fermanı imzalamak şimdimi ölmek yoksa biraz daha gezip mi ölmek, kararsız kaldım siz seçin bakalım sizce hangisi.
- Hayatının bir önemi yok mu senin için.
- Varda burda hepsi yok oldu zaten her türlü öleceğim. Hadi seçin birini?
Bana uzun uzun baktı adamlar her türlü öldürüyordu birde gelmiş hayatının hiç mi önemi yok senin için diyor, yaşamak İçin imzalamasam ölüyorum. Her türlü öldürme garantili sözleşmemi olur.
- Emin misin?
- Eminim.
Yerinden kalktı, bana doğru geldi sadece izliyordum belinden silahı çıkartıp eğilerek gözlerimin içine baktı.
- Şu an ölebilirsin biliyorsun değil mi?
- Bu ülkede adalet yok mu ama doğru zenginsiniz sizin için adalet paradan ibaret değil mi isterseniz birinin canını almış olun.
Gözümün içine bakarak silahı kafama yasaladı soğuk namlu başıma değdi an ürpermemeye çalıştım, korktuğumu belli etmemek için. Biraz sonra ölebilirdim ama şu an hiç umrumda değildi çünkü kaybedecek bir şeyim yoktu. Namluyu yavaşça indirip gülümsedi. Yavaşça karşımdaki koltuğa oturdu.
- O zaman seni dava peşinde koşarken görmek istiyorum.
Adama bak resmen hayatım ile oyun oynuyor.
- Ticaretle değil oyuncakcılıkla uğraşmalısınız.
- Anlamadım.
- Diyorum ki insanların hayatları ile oyuncak gibi oynuyorsunuz. Teşekkür ederim hayatımı bağışladığınız İçin.
- Bu cesareti bulup nasıl böyle rahat konuşuyorsun bu odadan ölün çıkabilir.
- Başka bir şeye izin vermiyorsunuz ki zaten her türlü öleceğim için, bu cesarette ordan geliyor.
Elime kalem alıp imzaladım ve sözleşmeyi ona doğru uzattım.
- Bir şey yoksa ben kalkıyorum.
- Tabi, ama ondan önce bir şey söylemem gerek. ‘ hey maşallah analar neler doğuruyor, bu ünlüdür bize bakmaz’ mı demiştin?
Bu benim dün onu görünce söylediğim sözlerdi dilime hakim olmam gerekiyordu, bir anda ateş basmıştı ve yüzüm alev içinde kalmıştı ne diyecektim. Gözüm sözleşmeye takılınca onu onun silahı ile vuracaktım.
- Anlamadım. Mesai içerisinde iş hariç konular konuşmamamız yasaklandı da biraz önce. İşle alakalı değilse ben gidiyorum yapılacak işlerim var, izninizle.
Yüzünde şaşkın bir ifade oluştu sonrada tebessüm edip kafasını salladı odadan dışarı çıktım, yanaklarım hala alev içindeydi ben daha nasıl karşısına çıkardım o zaman otelin garajında da dediklerimi duymuştu. Dilime kilit mi vursaydım neyse bundan sonra Türkçe bile olsa mırıldanmazdım. Odama geçip çalıştım, öğle yemeğinde sekreterim ile yemek yemeye gittik şirket hakkında bilmediğim çok şey vardı birini yakın tutsam fena olmazdı, öğlen yemeğinde Tom ile konuştuk hepsi imzalamıştı fakat herkese farklı şekilde maddeler sunulmuştu ve Tom da ölüm maddesi içermiyordu benimkinde ise adım atsam ölüyordum bu nasıl bir şanssızlık. Şirkete geri döndüğümüzde sus pustuk herkesde olan aynı madde buydu. Maddeyi daha yeni anlamaya başlıyordum ‘ iyi ya da kötü şirketi savun’ çünkü haksızlık yapılıyordu karşı şirketin suçu yokken bile ona suç atmışlardı ve aynı şekilde devam edecekti. Mesai saati bittiğinde Tom diğerleri ile konuşup benim gelişim için bara gidelim dedi ayıp olmasın diye gidecektim. Beraber çıktık şirketten herkesin çok farklı bir yüzleri vardı sanki biraz önce içeride bir makinaydı ve mesaisi bitince insan olduğunu hatırlamıştı gibi çok değişikti. Fransızca’ yı bilip bilmediğimi sordular. Biliyorum fakat bazı sözcükleri unutuyorum dediğimde Tom araya girdi ve ‘ ben sana yardımcı olurum bilmediğin yerlerde’ dedi. Sonra bir bara gittik fakat ben alkol içmediğimi söylediğimde bana hayal kırıklığıymışım gibi baktılar sanki herkes alkol içmek zorundaymış gibi herkes adını ilk defa duyduğum şeyler saydı bende sadece meyve suyu istedim.
Herkes konuşuyordu kendi aralarında bende onları dinliyordum şirket hakkında bilgi edinmek istiyordum. Duyduklarım bazı şeyler beni şoka uğratsada kalıp sohbetlerine dahil oldum. Meyve suyunda değişik bir tat vardı yarısını içtikten sonra midem bulandı ve içemedim. Midem bulanmaya devam edince ayrıldım onlardan fakat başımda kötüydü ne dönüyordu nede ağrıyordu şirkete doğru giderken dengemi kaybettim ve az daha yola düşüyordum, birinin beni tutması ile dengemi sağladım. Akşam olmuştu, ışıklar yanmaya başlamıştı beni tutan kişiye bakktığımda dün akşamki adamdı yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
- Koruyucu meleğimmisin?
Gülümsemesi daha da büyüdü ona bakarken midem daha fazla bulandı ve yolun kenarında duran ağaç gözüme çarptı kendimi ondan kurtarıp ağaca koştum ve kustum. Ne yemiştim ki lanet olası meyve suyunda alkol mü vardı? Ayağa kalktığımda beni bekliyordu.
- Alkol mü içtin sen?
- Ne oluyor ya bugün herkes Türkçe konuşuyor?
- İyi misin?
- Bak yine.
- Anlaşıldı, gel tutun bana seni evine götüreyim.
- Benim evim yok ki.
- Tamam, nerde kalıyorsun?
- Otelde.
- Hangi otel?
- A. Otel’de.
- Tamam hadi gel bırakayım.
- Yok ben arabamla giderim.
- Araba kullanamazsın.
Kafa sallayıp koluna girdim başım çok ağrıyordu ve dönüyordu ayrıyetten midemde felaketti lanet olsun neler oluyordu.
Arabasına bindirdi ve şoföre otel adını söyledi. Gidiyorduk fakat dışarı bakarken gözlerim buğulanıyordu.
- Niye ağlıyorsun?
- Ağlıyor muyum?
- Ağlıyorsun.
- Niye ağlıyorum.
- Bilmem.
- Göz yaşlarım sus, ağlama her şey geride kaldı.
Yan tarafımda bir kahkaha sesi duydum. Dönüp baktığımda kahka atarak gülüyordu.
- Niye gülüyorsun sen? Ayımı oynatıyoruz?
- Yok, bir şey.
Daha da güldü sanki açıkta bir yerimiz var, göz yaşlarım ise yine akıyordu sonra gözlerim kapandı ve uyudum.
- Hanım efendi, hanım efendi kalkın.
Seslenme çok yakından geliyordu omzumu dürtüyorlardı gözümü açtığımda arabadaydım. Sol tarafıma bakktığımda ise dün akşam ki adamdı kendimi topladım.
- Kusura bakmayın, ne oldu bana?
- Hatırlamıyor musun?
Hatırlamaya başladım lanet olası meyve suyu bir daha bara gitmeyecetim.
- Kusura bakmayın çok rahatsız ettiysem.
- Aslında ben epey eğlendim.
- Nasıl anlamadım.
- Boş verin.
- Bu arada saat kaç
-Gece yarısına geliyor.
- Ne? O kadar oldumu kaç saattir burdayız? Sizide işinizden alıkoymadım umarım.
- Hayır, ama bu iyiliğin karşılığını isterim.
- Tabi ne isterseniz?
Çok mu abartılı olmuştu umarım kötü anlamazdı.
- İlk maaşımda sizi yemeğe götüreceğim söz.
- Gerek yok ama yarın benimle akşam yemeğine çıkar mısınız?
Kabul etsem mi acaba? Kimdir nedir bilmiyorum ki. Ama bir şey yapıcak olsa bugün yapardı herhalde hem o kadar yardmcı oldu.
- Tamam olur.
- O zaman görüşürüz yarın.
- Görüşürüz.
Kapıyı açacağım vakit geri çekti ve eliyle dur işareti yaptı arabadan inip kapımı açtıı.
- Teşekkür ederim.
- Rica ederim.
Arabadan indim başım döndü ve koluma girdi nerden içmiştim meyve suyunu.
- Size yardım edeyim.
- Teşekkür ederim.
Benimle beraber otel girişine kadar geldi ne kadar nazik bey efendiydi. İsmin sorayım.
- İsminizi öğrenebilirmiyim?
Bir duraksadı sonra cevap verdi.
- Ben deniz Donatello Cosentino. Sizin isminizide bağışlar mısınız?
- Ben, Lara Karabağ.
- Tanıştığımıza memnun oldum.
Elimi nazikçe öptü ve arkasını dönüp gitti. Bu kadar nazik olmak da artık…
İçeri girdim başım ağrıyordu ama yinede iyi hissediyordum uyumak iyi gelmişti, bu Donatello bu kadar iyi neden davranıyordu bence bir amacı vardı farklı bir şey yarın yemekdeyken öğrenirdim artık. Lobiye baktığımda Patron orada oturuyordu bu sefer etrafında adam gözükmüyordu. O da dönüp bana baktı ve eliyle gel işareti yaptı, niye çağırıyordu ki yarın duruşma var mıydı? Hayır ondan sonraki gün vardı. Yanına vardığımda eliyle oturmamı işaret etti, oturduğumda konuşmuyordu. Bir iki dakika geçti yine konuşmadı kafasında bir şeyler oturtmaya çalışıyor gibiydi sonra gözlerimin içine baktı, sanki bir şeyler arıyormuş gibi ya da bana öyle geldi.
- Avukat Lara, söyler misiniz, Türkiye’ den kalkıp buraya niye geldiniz? Şimdi diyeceksiniz ki teklif geldi, araştırmadınız değil mi kabul ederken, burda sizin ne karşılayacağını, avukat olacaksınız birde.
Duyduklarım karşında şaşırmıştım ne demek istiyordu bu adam? Gözlerini gözlerimden hiç ayırmıyordu.
- Ne demek istiyorsunuz?
- Ne demek istediğim açıkça belli ve bizim şirketimizi araştırsaydınız ya da biraz kendiniz hakkında araştırma yapsaydınız gelmezdiniz.
- Araştırma yapmadığımı kim söyledi, ve aniden nerden çıktı bu saatte?
- Daha demin otelin önünde konuştuğunuz adam kimdi tanıyor musunuz? Ya da onunla işbirliği içindemisinizde şirketimizde çalışıyorsunuz?
- Bu suçlamalarda ne böyle?
- Dün onun ceketi ile otelle girdiniz, bugün ise o adamı otelin dibine kadar soktunuz. Onunla beraber mi çalışıyorsunuz, yoksa… Yoksa onunla birlikte misiniz?
- Bu saçmalıklarda ne oluyor böyle. O adam, o adam…
Başım çok fena dönmeye başladı gözlerim kapanıyordu, son gördüklerim ise Patronun sorgulayıcı gözleri idi.
Gözümü açtığımda yine aynı yerdeydim artık bu rüyadan sıkılmaya başlamıştım, fakat her şeyi hatırlıyordum bu sefer rüya gibi değildi ama bu nasıl olurdu? Kollarım acımıştı bu sefer aklımı kullanarak hareket edecektim. Bu rüya benimdi ve ne istersem onu yapacaktım. Yataktan kalktım kollarımı sıkmışlardı ve çok acıyordu, ayaklarımda da kkelepçe vardı kaçmayayım diye herhalde iyi de ne saçma bir rüyaydı diğerlerinden biraz daha farklıydı saate baktığımda 18.05’ti sanırsam hemşire gelirdi o zaman ona bir kaç bir şey sorabilirdim. Oturdum ve rüyada olduğumun bilincinde olarak ellerimi hareket ettirmeye çalıştım fakat kapı açıldı, ve elinde kocaman iğne ile hemşire girdi. Yatakta sessizce oturuyordum bana yaklaştı.
- Niye bu kadar sessizsin bugün.
Cevap vermedim.
- Lara kendinde misin?
- Ben nerdeyim, ve niye burdayım.
Şaşkın ifade ile yüzüme bakıyordu, elindeki iğneyide düşürmüştü hemen eğilip aldı ve odadan çıktı. Ne söylemiştimde bu kadar şaşırmıştı ve odadan çıkmıştı. Yine bekliyordum bir rüyaya göre uzun sürüyor gibiydi fakat genelde de öyle olmaz mıydı bize uzun gelip aslında bir kaç saniye sürüyordu. Kapıdan içeri aynı hemşire ile biri daha geldi.
- Doktor bey söylediğim gibi Lara daha demin nerede olduğunu sordu. Fakat diğer günlere göre biraz daha bilinçli gözüküyor.
- Lara iyi misin?
- İyiyimde siz kimsiniz ve ben neredeyim?
- Lara kim olduğunu biliyor musun?
Bu nasıl soruydu diye düşündüm.
- Tabikide biliyorum da bu soruyu niye soruyorsunuz.
- Kim olduğunu söyler misin?
- Siz önce beni neden burda tuttuğunuz söyleyin.
- Akıllıca cevaplar veriyor. Tamam öncelikle sen söyle sonra bizde söyleyeceğiz.
- Neden ilk ben.
- Tamam,, o zaman. Duyacakların kötü olabilir. Sen Ruh ve sinir hastalıkları merkezindesin bir sene önce yatırdık ve kendi kafanda bir şeyler kurup sanki o dünyaya aitmişsin gibi davranıyordun.
- Bu ne saçmalık böyle.
Bayılldıktan sonra beni burayamı yatırdı acaba yoksa bir denek olarak mı kullanıyordu beni. Çünkü onun şirketinin paravan arkasında böyle bir şey olduğunu duymuştum, ceza olarak insanları denek olarak kullanıyordu o gün barda söylemişlerdi. İyide o günden sonra bir sene geçtiyse o bir seneye dair hiç bir şey hatırlamıyordum zihnimi zorladığında başıma ağrı saplandı gibi oldu, şu an beni ne amaçla denek olarak kullanıyordu. Benliğimi unutturacak bir denekmiydim yoksa.
- Söyle bakalım Lara sen kimsin?
- Siz kimsiniz ve beni niye bağladınız o adam mı söyledi yoksa beni denek olarak mi kullanıyorsunuz? O gün o adamın yanında neden bayıldım ki? Bir senedir beni uyutuyor musunuz?
- Hayır, yine aynı çabuk şu iğneyi yap.
- Hayır bana iğne yapmayın , o iğnede mi ilaç veriyorsunuz benliğimi unutayım diye yoksa.
Yanıma yaklaştıkça çırpındım iğne yapmamalılardı o adamı bulup neden bunu yaptığını sormak istiyordum. Doktor denilen adam beni sıkıca tuttu ve iğneyi hissettim. Son sözlerim…
- Bu sefer onu bulacağım.
Olmuştu.
- Lara hadi kalk, Lara gözlerini aç.
Gözlerimi açtığımda beyaz ışık gözümü aldı, seslenen kişinin sesi yabancı gelmiyordu. Etrafıma bakınmaya başladım.
- Gözünü açtı.
Soluma döndüğümde o vardı, kolumda da serum vardı. Bulmuştum onu kontrol etmeye gelmişti herhalde.
- Nasıl hissediyorsun?
- Niye soruyorsun? Yoksa benliğimi unuttummu diye kontrol mu ediyorsun?
- Ne?
- Söylesene neden denek olarak kullandın, o gün otelde bayıldıktan sonra.
Sesim güçsüz çıkıyordu ve yorgun hissediyordum.
- Ne diyorsun Lara? Ne deneği?
- Beni kullandın.
- Sanırım rüya gördün hemde kötü bir rüya.
Ne, rüyamı o kadar gerçekçi miydi? Yoksa cidden dedikleri gibi bu bir hayal ürünüm müydü? Test etmek istiyordum fakat nasıl?
- Patron siz gerçek misiniz?
- Ne?
- Hayatta gerçekten var mısınız?
Gülmeye başladı, neden gülüyordu ki şurda çok önemli bir soru soruyordum.
- Neden gülüyorsunuz hayat memat meselesi. Lütfen cevap verin.
- Anlaşıldı ağrı kesici pek fazla işe yaramamış. Soruna gelicek olursakta evet gerçeğim. Kalbim atıyorsa yaşıyorumdur değil mi?
Bana yaklaştı ve elimi alıp kalbinin üstüne koydu, atıyordu onun kalbi atıyordu, güldüm. Allah’ım sadece bir rüyaymış. Bir an kendimi denek sandım cidden, gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
- Niye ağlıyorsun?Kalbimin atması bu kadar mı duygusal verici? Yoksa bana dokunduğun İçin mutluluktan göz yaşımı döküyorsun.
- Aynen ondan.
Elimi çektim ve oturur pozisyonu aldım, kolumdan serumu çıkardım.
- Ne yapıyorsun.
- İyiyim.
Sessizlik oluştu odama getirmişti de neden bırakıp gitmediki.
- Ne içtin sen?
- Anlamadım.
- Ne içtiysen midene zarar vermiş ve kanında değişik bir madde bulundu.
- Ne? İyide ben bir şey içmedimki.
- İyi düşün.
- İş çıkışı bir bara gittik ama orda sadece meyve suyu içtim ki fazla içmedim onu da.
- Bara gidip meyve suyumu içtin?
Güldü ne yapabilirim herkes alkol kullanmak zorunda diye yasa varda ben mi bilmiyorum anlamadım ki.
- Herkes alkol içmek zorunda değil.
- Hiç alkol kullanmadın mı?
- Hayır kullanmak zorunda değilim diye düşünüyorum.
- Ama kullanmışsın işte.
- Nasıl? Anlamadım.
- Hangi bara gittin?
- Şirketin yakınlarındaydı.
- Yalnız bir barda meyve suyu varsa içinde alkolde vardır ki gittiğin bar bütün içkileri karıştırıp meyve suyu diye satıyor.
- Ne? Tadından anlamalıydım değişik gelmişti.
- Ama kanında farklı bir madde daha vardı?
- Ne gibi?
- Uyuşturucu gibi.
- Nasıl? Ama bu imkansız.
- Bardan çıktıktan sonra ne yaptın?
- Kendimde değildim sonra o adam geldi Donatello muydu her neyse de şu an ben bunu niye açıklıyorum ki size?
- Çünkü çalışanlarımın öyle kötü bir alışkanlık olmasını istemem.
- Ama başkalarının kullanmasını istersiniz değilmi? Her neyse bana yardım etti otele getirdi fakat ben arabasında uyumuşum 2,3 saat sonra uyandım. Tabi o ben uyurken verdiyse ayrı bir konu.
- Lara hanım, Lara hanım o adamın kim olduğunu bilmiyorsunuz değil mi? Tanımıyorsunuz bile ama bir şekilde size bir yakınlık kurdu öyle mi?
- Evet, çok kibardı, çok nazikti.
- Ne o gözleriniz bir anda hayal kırıklığına uğramış gibi baktı.
- Yok öyle bir şey. Hem siz neden gitmiyorsunuz? İşe gitmek için uyumamız gerek.
- Sorulacak bir sürü sorum var konuşulacak çok şey neyse bugün akşam lobide beklerim sizi.
- Bu akşam olmaz.
- Nedenmiş?
- Yemeğe davetliyimde.
- Kimin ile olduğunu sorabilir miyim?
- Sordunuz zaten de Donatello bey ile.
- Size uyuşturucu veren adam ile yemeğe mi gideceksiniz.
- Bir bildiğim var diyelim. Unutmayın ben bir avukatım ve bana yapılan yanlışı iade etmek isterim bir şekilde.
Kafasını salladı ve odadan çıktı. Çok garip bir insandı saat neredeyse 03.00’e gelmişti ve benim başımda beklemişti.
Belkide hain miyim değil miyim diye öğrenmek istiyordu ve o yüzden başımda bekledi. Gözlerimi kapadım ve uyudum.
Kapı çalıyordu gözümü zar zor açtım ve doğrulamak İçin dinledim ve evet kapıya delicesine vuruyorlardı. Yataktan kaktım ve kapıya doğru gittim sürekli vuruyorlardı sanki kırmak istiyorlardı, kim böyle yapıyordu.
- Kim o.
- Lara benim aç şu kapıyı!
Bu patronun sesiydi ve sesi sinirli geliyordu. İyi de bu saatte ne olmuş olabilir ki. Kapıyı açtım yanında bir kaç adamla bekliyordu, hepsinin yüzüne baktım patronun gözlerinde hayal kırıklığı vardı.
- Ne oldu bu saatte?
Adamlar bana doğru gelmeye başladı.
- Ne oluyor? Patron adamlarına söylesene ne yapıyorlar?
- Onu sen söyleyeceksin Lara.
- Ne demek istiyorsunuz?
Adamlar üzerime geliyordu içeri doğru gitmeye başladım ne yapacaklardı, ne oluyordu? Adamların ikisi tuttu beni biri silahını çıkardı.
- Ne yapıyorsunuz, öldürecek misiniz beni?
- Hayır ama küçük bir armağanımız olacak.
- O da ne demek? Patron bir şey söylesene ne yapıyorsunuz? Daniel adamların ne yapıyor?
Eli ile işaret verdi ve…
