2. bölüm / 3
kum saati💚
Bölümler 3Şu an: 💚
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Murathan telefonu ikinci kez çaldığında açtı. Sesi yorgun ama hemen toparlanmıştı.
"yıldız?" dedi, ismi ağzından dökülürken sesi titredi. "Neredesin sen? Seni bırakıp geldim ben oradan, korkuttun beni."
Yıldız telefonu kulağına sıkıca bastırdı, odasının penceresinden dışarıdaki karanlık ormana baktı. "Buradayım Murathan, evdeyim," dedi fısıltıyla. "Abim aradı, çok sinirliydi. Babamın önünde yalan söylemek zorunda kaldım."
Murathan'ın nefesi telefondan duyuldu, sanki bir derin nefes çekmiş gibi. "Yine mi?" dedi, sesi acı bir gülümsemeyle karışık. "Bir gün de rahatça buluşamayacak mıyız biz? yıldız, seni öylece bırakıp gitmekten nefret ediyorum ama gitmezsem bizi yakarlar."
"Biliyorum," dedi Yıldız, gözlerinden bir damla yaş süzülürken. "Ama her seferinde böyle ayrılmak canımı yakıyor."
Murathan sessiz kaldı bir süre. Sadece rüzgarın sesi geliyordu hattın diğer ucundan. "Seni çok seviyorum,"
Murathan'ın sesi telefonda aniden kesildi. Yıldız bir şey söyleyecekken telefon kapandı. "Murathan? Murathan, cevap ver!" diye bağırdı Yıldız ama karşı taraftan sadece sessizlik geldi.
Ertesi gün köy meydanındaki kahvehanenin önünden geçerken, Selim'in kolunu tuttuğu bir grup adamın kendi aralarında fısıldaştığını duydu. Selim'in yüzü kaskatıydı, gözleri öfkeyle yanıyordu.
"Oğlanın ne yaptığını duydun mu?" dedi Selim, sesini kısmaya çalışarak ama Yıldız'ın her kelimesini duyması imkansız değildi. "Kocari'lerin oğlu, bizim düşmanımız... Yarın evleniyormuş. Bir kızla nişanlanmışlar, düğün hazırlığı varmış."
Yıldız'ın dünyası o an durdu. Sanki göğsüne dev bir taş oturmuştu. Murathan? Başkasıyla mı?
Hemen telefonuna sarıldı, Murathan'ı defalarca aradı. Sonunda açtı. Sesi soğuktu, sanki başka birinin sesini duyuyordu Yıldız.
"yıldız, bitti," dedi Murathan
Yıldız'ın elindeki telefon yavaşça yere düştü. Odasının içindeki o boğucu sessizlik, Murathan'ın son cümlesiyle birlikte bin kat daha ağırlaştı. "Bitti" demişti. Tek bir kelime, koca bir dünyayı yerle bir etmişti.
Yıldız, pencerenin kenarına çöktü. Dışarıda Karadeniz'in bitmek bilmeyen uğultusu vardı; tıpkı kendi içindeki o durmak bilmeyen fırtına gibi. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarından aşağı sıcak sıcak akarken, o geceyi, o son buluşmalarını düşündü. Murathan'ın ellerini tuttuğu anları, ona fısıldadığı "Seni seviyorum" sözlerini... Hepsi şimdi zehirli birer ok gibi kalbine saplanıyordu.
"Nasıl yaparsın?" diye fısıldadı boşluğa doğru. Sesi kendi kulağına bile yabancı geliyordu. "Nasıl başkasının elini tutarsın Murathan?"
Yatağının üzerine kapandı, yastığına gömüldü. Boğazındaki o düğüm, nefes almasını imkansız hale getiriyordu.
Yıldız'ın hıçkırıkları odanın sessiz duvarlarına çarptıkça daha da derinleşti. Göğsü, sanki birisi ciğerlerini sıkıyormuşçasına daralıyor, her nefes alışında canı daha çok yanıyordu. Yastığa gömülen yüzü, gözyaşlarıyla sırılsıklam olmuştu; saçları ıslaklıktan yüzüne yapışmıştı.
"Neden?" diye inledi, sesi boğazında düğümlenerek kısıldı. "Neden her şey böyle oldu?"
Vücudu titremekten bitap düşene kadar ağladı. Ellerini göğsüne bastırdı, sanki kalbindeki o büyük boşluğu elleriyle kapatabilirmiş gibi. Oysa hiçbir şey o boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Murathan'ın sesi, onun için dünyanın en güvenli limanıydı; şimdi ise o liman tamamen yok olmuştu.
Göz kapakları şişmiş, yüzü kızarmıştı. Odadaki tek ses, Yıldız'ın kesik kesik gelen hıçkırıkları ve dışarıdaki rüzgarın uğultusuydu.
Bölüm etkileşimi
