1. bölüm / 1
Küller Altında Kalan TahtSessizlik
Bölümler 1Şu an: Sessizlik
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kasabanın üstüne çöken sessizlik, ölümden önce gelmişti. Şafak söktüğünde, kimsenin kapısını zorlamadığı, kimsenin bir çığlık duymadığı bir evde bir ceset bulundu ve herkes aynı anda aynı şeyi hissetti: Bu bir cinayetten fazlasıydı. Adam suçluydu, bunu herkes biliyordu, cezasını çekmeden yaşamaya devam etmişti ve şimdi yaşamıyordu. Ortada ne bir iz vardı ne de bir yüz, sadece soğuk bir yokluk ve geride kalanların diline dolanan tek bir fısıltı. Kimse onu görmemişti ama oradaydı. O geceden sonra kasabada kimse yalnız yürümemeye başladı, çünkü artık adını anmaktan bile çekindikleri bir şey dolaşıyordu.Kasabalılar bu cinayetin son olmayacağının farkındaydı,bazıları umursamıyordu fakat çoğu kişi tehlikenin farkındaydı.Krallık cinayeti örtbas etmeye çalışırken ansızın bir cinayet daha işlenmişti.Bir önceki gibi,kimse hiçbir şey duymamıştı.Ölen adam cezasını çekmemiş bir suçluydu krallık tarafından affedilmişti,çevredeki insanlar isyan etmesine rağmen krallık umursamamıştı.Bu cinayetten sonra suçlular için yeni bir tehlike kilidi açılmıştı,insanlar evden çıkmaya korkarken kasabada büyük bir sessizlik oluşmuştu,suçluların aileleri krallığa isyan mektupları göndererek katilin bulunup idam edilmesini istediğini ve bu katilin "Valcor Krallığı" için büyük bir tehdit olduğunu belirtiyorlardı,sanki krallığın bundan haberi yokmuş gibi,akıl verilmesi krallık tarafından hoş görülmediği için bir süre sonra mektuplar kabul edilmemeye başlamıştı.Kimi kesim katilin idam edilmesini söylerken kimi kesim katilin gökten koruyucu bir melek olarak indiğini söyleyerek onu savunuyordu.Krallığın kulağına giden bilgiler göründüğü kadarıyla sınırlıydı.
Krallıkta ise sessizlik kasabadakinden farklıydı; burada sessizlik bir korkudan değil, bilinçli bir suskunluktan doğuyordu. Valcor’un taş duvarları, fısıltıları içine çekiyor ama dışarı tek bir kelime sızdırmıyordu. Muhafızlara verilen emir açıktı: Cinayetler konuşulmayacak, ölenlerin isimleri kayıtlarda “ani ölüm” olarak geçecekti. Suçlu geçmişleri ise kasıtlı olarak siliniyor, halkın hatırlamasına izin verilmiyordu. Krallık, katilin varlığını değil, halkın ona inanmasını tehlike olarak görüyordu.
Ama kasaba unutmadı. Çünkü üçüncü gecede, ay gökyüzünde tam bir bıçak gibi asılıyken, bir adam daha bulundu. Kapısı kilitliydi, pencereleri içeriden sürgülüydü. Yüzü yoktu. Sanki biri onu öldürmemiş, varlığını geri almıştı. Bu kez fısıltı tek bir kelimeye dönüştü. Kimse yüksek sesle söylemedi ama herkes biliyordu: o gelmişti.
Köylüler ona farklı isimler yakıştırdı. Kimi “Gölge” dedi, kimi “Sessiz Yargıç”. En çok tutulan isim ise geceleri dua ederken bile ağızlardan kaçmayanıydı. Çünkü o isim söylendiğinde, sanki biri arkadan dinliyormuş gibi bir his çöküyordu insanın içine.
Krallık bu üçüncü ölümden sonra harekete geçmek zorunda kaldı. Görünürde soruşturma başlatıldı, askerler kasabaya gönderildi, sokaklarda devriyeler dolaşmaya başladı. Ama askerlerin baktığı yerler yanlıştı. Onlar kan, iz, tanık arıyordu. Oysa kasaba artık şunu anlamıştı: Bu katil iz bırakmıyordu çünkü ceza vermiyordu, hükmü yerine getiriyordu.Krallık bu gerçeği bir türlü anlayamıyordu,yada katili gerçekten yakalamak istemiyorlardı.Kim bilir belkide kasıtlı olarak bir katil gönderilmişti,suçlulardan kurtulmanın kolay bir yolu olarak düşünmüşlerdi.Nasıl olsa halk onları koruyan bir katilin ölmesini istemezdi.
En rahatsız edici olan ise şuydu; ölenlerin hepsi bir zamanlar krallığın affettiği, koruduğu ya da görmezden geldiği suçlulardı. Sanki biri Valcor’un sakladığı günahları tek tek hatırlıyor, sonra sessizce siliyordu.
Ve sarayın en karanlık koridorlarında, yalnızca birkaç kişinin bildiği bir gerçek vardı: Bu cinayetler krallık için bir tehdit değildi. Tehdit, cinayetlerin nedenini bilen birinin hayatta olmasıydı.
Krallık için ölen suçlular önemli değildi,önemli olan bu suçluları ve suçlarını bilen kişiydi.Halk tarafından isyan çıkmaması için affedilen suçluları belli etmeden insanların arasına karıştırıyorlardı,fakat herşeye rağmen bir kişi bunları öğrenmiş ve şimdi intikam alıyordu
Bu düşünce kasabanın üstüne çöktüğünde, korku yön değiştirdi. Artık kimse geceleri kapısını kilitlemekle yetinmiyor, geçmişini de kilitlemeye çalışıyordu. İnsanlar yalnızca karanlıktan değil, hatırlanmaktan korkar olmuştu. Çünkü ortada dolaşan şey bir katilden çok, bir hafızaydı. Unutulmaması gerekenleri hatırlayan bir şey.
Tam da bu günlerde, kasabada eski bir söylenti yeniden canlandı. Yıkılmış bir krallığın adı fısıltılara karıştı "Ardelia Krallığı". Harabeleri yıllar önce küle dönmüş, adı haritalardan silinmiş bir krallık. Ve o krallıktan sağ kurtulan tek kişi: en küçük prenses olan siyah kömür gibi saçları,ve onun tam tersi olan ay gibi beyaz cildiyle kusursuz bir prensesti.Krallığı yıkıldıktan sonra Valcor Krallığı tarafından ortanca prens olan "Kael" ile evlendirilmişti.Evliliği hakkında çok birşey bilinmesede dışardan mutlu görünüyordu.
Bir gece, kimsenin kimin başlattığını bilmediği bir söz dolaşmaya başladı. Katilin son kurbanının o prenses olduğu söylendi,Ardelia Krallığının son varisi olan "Elowen".
Krallık bu söylentiyi ne yalanladı ne doğruladı. Sessizlik, bu kez kasıtlıydı. Çünkü prensesin adı anıldıkça, Valcor’un geçmişte yaptığı anlaşmalar, verdiği gizli sözler ve affettiği suçlar da hatırlanıyordu. Prensesin ölümü, doğru olsun ya da olmasın, halkın dikkatini yanlış yere çekmek için kusursuz bir sis perdesiydi.
Ama kasabada bazı yaşlılar vardı. Yıkılan krallığın adını hâlâ doğru telaffuz eden, o prensesin çocukken nasıl biri olduğunu hatırlayan birkaç kişi. Onlar söylentiyi duyduklarında korkmadı. Aksine sustular. Çünkü eğer prenses gerçekten ölmüş olsaydı, bu kadar aceleyle yayılmasına gerek olmazdı. Ve eğer ölmediyse, onunla ilgili gerçeği bilenler çoktan seçilmişti.
Gerçek, söylentinin tam ortasında duruyordu ama kimse ona doğrudan bakamıyordu. Katil denilen şey bir kişi miydi, yoksa bir zincirin son halkası mıydı, kimse emin değildi. Bildikleri tek şey şuydu: Bu hikâye suçlularla başlamamıştı ve suçlularla bitmeyecekti.
Ve Valcor Krallığı, kendi yarattığı sessizliğin içinde, hangi fısıltının daha tehlikeli olduğunu artık ayırt edemiyordu. Çünkü bazen birinin öldüğü söylentisi, gerçekten ölmesinden çok daha işe yarardı.
Ardelia Krallığı’nın yıkılışı hiçbir zaman tek bir geceye sığmamıştı. Resmî tarihler öyle yazsa da, halk bunun yavaş bir boğulma olduğunu biliyordu. Sınırlar daraltılmış, ordular dağıtılmış, saray taş taş sökülmüştü. En son düşen şey ise krallığın adı olmuştu. Ardelia haritalardan silindiğinde geriye yalnızca bir miras kalmıştı: en küçük prenses Elowen.
Ardelia’nın küllerinden kalan tek şey, bir anlaşmanın bedeli olarak Valcor Krallığı’na verilmişti. Elowen, Valcor’un ortanca çocuğu Kael ile evlendirilmişti. Bu evlilik bir barış simgesi değil, bir susturma yöntemiydi. Ardelia’nın devam etmemesi için yapılmış son hamleydi.
İnsanlar bağlantıyı hemen kurdu. Yıkılmış bir krallık, affedilmiş suçlular, görünmeyen bir yargı. Ve şimdi, bir anda ortaya atılan bir söylenti: Elowen ölmüştü. Katil onu da bulmuştu. Bu söylenti özellikle kasabada hızla yayıldı, çünkü herkes hikâyenin bir noktada kraliyet kanına dayanması gerektiğine inanıyordu. Suçluların ardından bir prensesin ölümü, anlatıyı tamamlıyordu.
Ama krallığın tepkisi garipti. Ne yas ilan edildi ne de söylenti bastırıldı. Kael’in adı bile anılmadı. Sarayda Elowen’in odası mühürlenmedi, eşyaları kaldırılmadı. Sanki gerçekten ölmüş biri için yapılması gereken hiçbir şey yapılmamıştı. Bu da söylentiyi daha güçlü hâle getirdi.
Gerçekte ise Elowen’in ölümü, Valcor için kullanışlı bir perdeydi. Çünkü Elowen yaşadığı sürece, Ardelia tamamen ölmüş sayılmazdı. Onun hayatta olması, geçmişte affedilen suçların, yapılan gizli anlaşmaların ve verilen sözlerin hâlâ bir tanığı olduğu anlamına geliyordu. Ve Valcor’un asıl korkusu, katilin kim olduğu değil, Elowen’in ne bildiğiydi.
Kasabada bazıları fark etti. Cinayetler başladığından beri Elowen’in adı ilk kez bu kadar rahat ağızlara dolanıyordu. Sanki biri özellikle onun öldüğüne inanılmasını istiyordu. Çünkü ölü bir prenses konuşamazdı. Ölü bir prenses, kimseyi suçlayamazdı.
Katil denilen şey ise hâlâ ortadaydı ama görünür değildi. O, söylentilerin yön değiştirmesini izliyordu. İnsanların suçluları unutup bir prensesin ölümüne odaklanmasını. Adaletin hedefinin bulanmasını. Çünkü gerçek adalet acele etmezdi. Gerçek adalet, önce herkesin yanlış şeye inanmasını beklerdi.
Bölüm etkileşimi
