4. bölüm · Külgül

4. Bölüm

Kiraz 💤

Müdürün kapısından girdikleri gibi,kapı arkalarında ağır bir gürültüyle kapandı.
Elira istemsizce irkildi.Odanın içindeki sessizlik koridordakinden bile ağırdı.Felix hiç tereddüt etmeden yürüyüp masanın birkaç metre önünde durdu.Elleri arkasında birleşti.Başını hafifçe eğdi.

“İstenileni yaptım.”

sakin ama tok bir ses odanın içinde yankılandı.

“Hoş geldiniz.”

Ses yaşlıydı.Ama güçsüz değildi.
Tam tersine, her kelimesi sanki odanın taş duvarlarına işleniyordu.Elira gözlerini koltuğa dikti.Adam hâlâ dönmemişti.Bu durum nedense yüzünü görmesinden daha rahatsız ediciydi.

“Geldiğini görmek güzel, Elira.”

Elira kaşlarını çattı.

“…Ben sizi tanımıyorum.”

“Biliyorum.”

“Bir dakika.”

“Annemi mi tanıyorsunuz?”

Cevap gelmedi.

“Babamı mı?”

“Onlar öldü.”

Sessizlik uzadıkça Elira’nın nefesi hızlandı.

“Konuşsanıza!”

Bir anda sesi odanın içinde yankılandı.

“Beni buraya kaçırdınız, ismimi biliyorsunuz, ailem hakkında bir şey biliyor gibisiniz ama tek kelime açıklama yapmıyorsunuz.”

Koltuk bu kez yavaşça döndü.Elira ilk kez müdürü gördü.Yaşını tahmin etmek mümkün değildi.Bembeyaz saçları, uzunca sakalı omuzlarından aşağı dökülüyor, yüzündeki ince çizgiler yılların izini taşıyordu. Fakat gözleri…
Gözleri olağanüstü canlıydı.Derin yeşil renkleri, sanki insanın içine bakıyormuş hissi veriyordu.Adam birkaç saniye boyunca yalnızca Elira’yı izledi.Ne sert görünüyordu ne de yumuşak. Düşünceliydi.

“Öfkeni anlıyorum.”

Elira hemen karşılık verdi.

“Hayır, anlamıyorsunuz.”

“Anlıyorum kızım.”

“Anlamıyorsunuz!”

Elini havaya kaldırdı.

“Ben bu sabah işe gittim.”

Bir adım daha attı.

“Sonra çöp atmaya çıktım.”

Bir adım daha.

“Ve şimdi…”

Etrafını gösterdi.

“…iki ayın olduğu, büyü yapan insanların yaşadığı başka bir dünyadayım.”

Nefesi hızlanmıştı.

“Ben ailemi zaten yıllar önce kaybettim.”

Kısık bir sesle ekledi.

“Bunun normal karşılanmasını mı bekliyorsunuz?”

Oda yeniden sessizleşti.Müdür yavaşça ayağa kalktı.Uzun cübbesi yere kadar uzanıyordu.Pencereye doğru birkaç adım attı.Arkası yine onlara dönüktü.

“Dünya sandığın kadar küçük değildir, Elira.”

Sessizce konuşuyordu.

“Sen hayatın boyunca kendini sıradan biri sandın.”

Müdür başını hafifçe çevirdi.

“Ama hiçbir zaman sıradan olmadın.”

Elira’nın kaşları çatıldı.

“Neden?”

Müdürün sesi bu kez neredeyse fısıltıya dönüştü.

“Çünkü seni buraya getiren şey… bir tesadüf değildi. Seni buraya çağıran bizzat benim.”

Müdür, masasına doğru ağır adımlarla yürüdü. Parmaklarını ceviz ağacından yapılmış masanın üzerine koydu. Başını hafifçe eğmişti.Sanki yıllardır kaçındığı bir konuşmayı sonunda yapmak zorundaydı.Felix, ilk kez müdürün yüzündeki ifadeyi dikkatle inceledi. Normalde hiçbir şey hissettirmeyen adamın gözlerinde bugün alışılmadık bir ağırlık vardı.Müdür yavaşça konuştu.

“Sana anlatacaklarım…sadece bu okulun değil, benim de en büyük hatamla ilgili.”

Müdür gözlerini kaldırdı.

“Önce kendimi tanıtmam gerekiyor.”

Bir adım öne çıktı.

“Benim adım Alaric.”

Elira sessizce dinliyordu.

“Bu akademinin baş müdürüyüm.”

“Ama bugün burada seni ilgilendiren unvanım bu değil.”

Odanın içindeki bütün ışık küreleri neredeyse aynı anda yavaşladı. Müdürün sesi ilk kez titredi.

“Ben…annenin babasıyım.”

Elira’nın yüzündeki bütün ifade silindi.
Sanki duyduğu cümleyi anlamamıştı.

“…Ne?”

Müdür gözlerini kaçırmadı.

“Ben senin dedenim.”

Hiç kimse konuşmadı.Elira’nın yüzü bomboştu.Birkaç saniye boyunca yalnızca müdüre baktı. Bu bilgi Felix için de yeniydi. Gözleri kısa bir an için kocaman açıldığı fakat dikkatle dinlemeye devam etti.
Elira’nın gözleri müdürün yüzünde kaldı.Ne bir adım attı.Ne de tek kelime söyledi.Sanki az önce duyduğu cümle, beynine ulaşmış ama anlam kazanamamıştı.Dudakları hafifçe aralandı.

“…Dedem…”

Kelimeyi ilk kez söylüyormuş gibiydi.
Hayatı boyunca hiç kullanmadığı bir sözcük.Sessizlik uzadı Felix istemsizce Elira’ya baktı.Bağırmasını bekliyordu.
Kapıyı çarpıp çıkmasını…Ama hiçbirini yapmadı.Elira yalnızca derin bir nefes aldı.Sonra gözlerini yere indirdi Parmakları birbirine kenetlenmişti.
Titrediklerini kendisi bile yeni fark ediyordu.Başını tekrar kaldırdığında yüzündeki öfke gitmişti.Yerini, anlaşılması zor bir sakinlik almıştı.
Sesi ilk çıktığında neredeyse fısıltı kadar sakindi.

“…Peki.”

Müdür dikkatle ona baktı.

“Öyleyse birkaç sorum olacak.Ben doğduğumdan beri benim deden olduğunuzu biliyordunuz.”

“Evet.”

“Benim yaşadığımı da biliyordunuz.”

“Evet.”

“Beni nerede büyüttüklerini de...”

“Evet.”

Elira başını hafifçe salladı.Sanki parçaları tek tek yerine oturtuyordu.
Kısa bir sessizlik oldu.

“Şimdi bana şunu anlatın,Neden?”

Tek kelimelik soru odanın içinde yankılanmadı bile.Çünkü sesi neredeyse hiç yükselmemişti.

“Neden beni yanınıza almadınız?Neden insanların arasında büyümeme izin verdiniz?Neden bugüne kadar benim varlığımdan haberdar olmadığımı düşündünüz?”

Odadaki sessizlik ağırlaştıkça ağırlaştı.
Felix’in bakışları önce müdüre, sonra Elira’ya kaydı.Normalde müdür hiçbir sorunun cevabını düşünmek zorunda kalmazdı.Ama bu kez…
Sanki söyleyeceği her kelime, yıllardır ördüğü duvarlardan birini yıkacaktı.
Müdür derin bir nefes aldı.

“Bu soruların…”

Cümlesini tamamlayamadı.
Gözlerini kısa süreliğine kapattı.
Elira’nın ifadesi değişmedi.

“Peki.”

Başını hafifçe salladı.

“Anlıyorum.”

Müdür yeniden konuşmaya çalıştı.

“Elira, mesele sandığın kadar—”

“Hayır.”

Elira onu ilk kez sözünün ortasında kesti.Sesini yükseltmedi.
Aksine, her zamankinden daha sakindi.

“Sorularımın cevabını bilmiyorsunuz.”

“Biliyorum.”

“Elira başını iki yana salladı.

“Biliyor olsaydınız anlatırdınız.Geldiğim andan beri herkes aynı şeyi yapıyor.Bana bir şeyler söylüyor…Ama hiçbir şeyi açıklamıyorsunuz.”

Felix hafifçe kıpırdandı.
Elira gözlerini müdürden ayırmadan konuşmaya devam etti.

“Önce başka bir dünyaya getirildim.Şimdi de dedem olduğunuzu söylüyorsunuz.”

Dudaklarının kenarında belli belirsiz acı bir tebessüm oluştu.

“Farkında mısınız bilmiyorum ama bunların hiçbiri kanıt değil.”

Müdür sessizce dinliyordu.

“Sizce inanmalımıyım?…bunların hiçbiri gerçek değil.”

Felix kaşlarını çattı.

“Elira.”

“Belki ben hâlâ o çöplüğün yanındayım.Belki bayıldım.Belki komadayım.Belki de bütün bunlar bir halüsinasyon.”

Kısa bir duraksamanın ardından ekledi:

“Ya da siz…çok iyi hazırlanmış bir oyunun içindesiniz.”

Müdürün gözleri hafifçe kısıldı ve konuşmak için ağzını açtı.

Elira bu kez elini kaldırarak onu durdurdu.

“…oyun bitti.Eğer gerçekten dedemseniz…”

Kısa bir duraksama oldu.

“…bunu kanıtlayacak kadar zamanınız vardı.On sekiz yıl.”

Başını hafifçe eğdi.

“Ben artık eve gitmek istiyorum.”

Felix,müdüre baktı.Müdür ise yerinden kıpırdamadı.Yüzünde ne öfke vardı ne de şaşkınlık.Yalnızca derin bir pişmanlık.Elira kapıya doğru bir adım attığı sırada müdürün sesi duyuldu.

“Bir dakika.”

Elira durmadı.

“Artık anlatacak hiçbir şeyiniz kalmadı.”

“Hayır.”

Müdür yavaşça masasının arkasından çıktı.

“Tam tersine.”

Ağır adımlarla Elira’nın karşısına geldi.
Aralarında yalnızca bir adım kalmıştı.
Elira geri çekilmedi.Müdür yavaşça ellerini uzattı.

“Son bir kez bana güvenmeni istemeyeceğim.”

Elira kaşlarını çattı.

“Yalnızca gözlerini kapatmanı istiyorum.”

“…Neden?”

“Cevapları ben vermeyeceğim.”

Müdürün sesi alışılmadık kadar sakindi.

“Geçmiş verecek.”

Elira birkaç saniye boyunca adamın gözlerine baktı.Bir tuzak göremedi.
Bir tehdit de Yalnızca derin bir yorgunluk.Felix tek kelime etmeden onları izliyordu.
Müdür iki elini yavaşça Elira’ya uzattı.

“İzin verir misin?”

Elira tereddüt etti.Sonunda avuçlarını uzattı.Müdür ellerini nazikçe tuttu.
Avuçları beklediğinden sıcaktı.

“Nefes al.”

Elira istemsizce dediğini yaptı.

“Şimdi…”

Müdür gözlerini kapattı.

“…sen de kapat.”

Elira gözlerini kapattığı anda avuçlarının içinden yayılan sıcaklık bütün bedenini sardı.Önce sessizlik oldu.
Ardından…
Bir kalp atışı.Tok.Yavaş.Derinden gelen bir kalp sesi.Kulaklarının içi uğuldamaya başladı.Ayaklarının altındaki zemin kayboldu.Sanki bütün dünya çözülüyor, taş duvarlar kum taneleri gibi dökülüyordu.

Elira gözlerini açtığında artık müdürün odasında değildi.Keskin bitki kokuları burnuna doldu.Eski taş duvarlı, geniş bir oda…Pencereler ardına kadar açıktı.
İçeride onlarca mum yanıyordu.Beyaz cübbeler giymiş insanlar telaş içinde koşuşturuyordu.Odanın ortasında büyük bir yatak vardı.Yatağın üzerinde genç bir kadın sancı içinde nefes almaya çalışıyordu.Elira istemsizce bir adım attı.

“…Bu…”

Kimse ona bakmıyordu.Kimse varlığını fark etmiyordu.Bir anda anladı.
Onlar burada değildi.Sadece izliyorlardı.Geçmişi…Müdürün geçmişini.Yatağın başında oturan adamı görünce nefesi kesildi.Saçları siyahtı. Yüzünde neredeyse hiç kırışıklık yoktu.
Ama aynı adamdı.Müdür.Bir şifacı heyecanla bağırdı.

“Geliyor!”

Odadaki herkes hareketlendi.Kadının çığlığı bütün odayı doldurdu.Ve birkaç saniye sonra…İncecik bir ağlama sesi yükseldi.Bir bebek…Genç müdürün gözleri doldu.Şifacı gülümseyerek bebeği battaniyeye sardı.

“Bir kız.”

Adam titreyen elleriyle bebeği kucağına aldı.Tam o anda…Hiç beklenmedik bir şey oldu.Yeni doğan bebeğin bedeninden yüzlerce beyaz ışık tanesi yükselmeye başladı.Kar taneleri gibi…
Ama çok daha parlak.
Işıklar odanın tavanına doğru yükseliyor, dokundukları çiçekleri anında canlandırıyordu.Solmuş yapraklar yeniden yeşerdi.Masanın üzerindeki kurumuş dallar tomurcuklandı.Havadaki ağır koku bir anda yerini bahar kokusuna bıraktı. Şifacılardan biri hayretle fısıldadı.

“Öz yaratım…”

Genç müdür bebeğe bakarken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

“Kızım…”

Tam o sırada…Yatağın üzerindeki kadın acıyla haykırdı.Odadaki herkes ona döndü.Şifacılar yeniden etrafını sardılar.
Genç müdür bebeği istemeden de olsa yardımcılarından birine verdi.

“Ne oluyor?”

Kimse cevap vermedi.
Kadının nefesi düzensizleşmişti.Bir şifacı panikle bağırdı.

Odadaki hava bir anda ağırlaştı.Duvarlara işlenmiş semboller kırmızı renkte parlamaya başladı.
Yatağın çevresinde görünmeyen bir girdap oluştu.Kadının bedeninden yükselen altın renkli büyü, doğan bebeğin etrafında dönmeye başladı.
Sonra…Bir anda yön değiştirdi. Şifacılardan biri dehşet içinde bağırdı.

“Hayır!”

“Aktarım tersine dönüyor!”

Genç müdür ne olduğunu anlayamıyordu.

“Ne demek bu?”

Kimse cevap veremedi.Kadın son kez nefes aldı.Genç müdür elini tuttu.

“Kızım…”

Kadının bakışları yavaşça bebeğine kaydı.Dudakları belli belirsiz kıpırdadı.

“Onu…”

Cümlesini tamamlayamadı.Eli yavaşça boşluğa düştü.Odadaki bütün sesler kesildi.Genç müdür donup kalmıştı. Şifacılardan biri bebeği tekrar kucağına verdi.
“Başınız sağ olsun…”

Genç müdür titreyen elleriyle torununa baktı.Bebeğin etrafındaki beyaz ışıklar artık yok olmuştu.Yerlerini koyu siyah parçacıklara bırakmışlardı.Odanın köşesindeki çiçekler bir anda soldu.
Mumların alevleri karardı.Genç müdürün yüzü bembeyaz kesildi.

“…Hayır.”

Şifacı kısık sesle konuştu. gözlerini bebeğin üzerine dikti.

“…Yıkım.”

Bir anda her şey beyaza büründü.
Mumlar…Oda…Şifacılar…Hepsi ışığın içinde eriyip kayboldu.Elira keskin bir nefes alarak gözlerini açtı.Tekrar müdürün odasındaydı.Elleri hâlâ müdürün ellerinin arasındaydı.Müdür yavaşça ellerini geri çekti.Hiç konuşmadı.Konuşmasına gerek de kalmamıştı.Elira’nın gözlerinden sessizce yaşlar süzülüyordu.Artık tek bir şeyden emindi.Az önce gördüğü anı…Hiç kimse uyduramazdı.