2. bölüm / 4
KÜL VE KALKAN1. BÖLÜM
Bölümler 4Şu an: 1. BÖLÜM
- 1 KARAKTER TANITIM95 kelime
- 2 1. BÖLÜM587 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. BÖLÜM535 kelime
- 4 3. BÖLÜM1.240 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KIRMIZI ZIRH
Devasa boy aynasının karşısına geçtiğimde, dökümlü kumaşıyla bedenimi saran kan kırmızısı elbisemin içinde bir an duraksadım. Kırmızı; iddialı, tehlikeli ve hepsinden öte meydan okuyan bir renkti. Saçlarımı omuzlarımdan geriye atıp aynadaki yansımamın en derinine baktım. Kusursuz çekilmiş sürmelerimi, dudaklarımdaki iddialı kırmızılığı ve çenemin o asla eğilmeyen dik açısını... Dışarıdaki insanlara sorduğunuzda bu odada duran kadın; kibirli, burun havada, insanları tek bir sözüyle yerin dibine sokmaktan çekinmeyen acımasız Meyra Karataş'tı.
İnsanlar bu halime kibir diyordu. Oysa bu benim, hayatta kalabilmek için kuşandığım tek kalkanımdı.
Ellemeye korktuğum soğuk cam yüzeyine parmak uçlarımı dokundurdum. Zihnim bir an olsun rahat durmuyor, beni hep o karanlık, sevgisiz çocukluk koridorlarına sürüklüyordu. Annem Süreyya Karataş'ın bakışları geldi gözlerimin önüne... Bir kez olsun ısıtmayan, bana bakarken sanki odadaki yabancı bir şeye bakarmış gibi duran o buz gibi gözler.
"Neden?" diye sordum kendime zihnimin en ücra köşesinde. Bir anne kendi etinden, kemiğinden olan çocuğuna neden böyle bakar ki? Bende yanlış olan neydi? Neyi yanlış yaptım, hangi hatayı işledim de onun sevgisine layık olamadım?
Bu soruların cevabını hiçbir zaman alamamıştım. Yıllar geçtikçe annemin o sevgisizliği içimde büyümüş, cevapsız kaldıkça beni sertleştirmişti. Madem beni kimse sevmeye değer görmüyordu, ben de kimseden sevgi ya da merhamet dilenmeyecektim. Lafını sakınmayan, herkese yukarıdan bakan ve lafı gediğine oturtan o kız, aslında içeride kanayan o küçük kız çocuğunu korumak için vardım.
Kapının 2 kez vurulmasıyla zihnimdeki o fırtına bıçak gibi kesildi. Anında çenemi biraz daha yukarı kaldırdım, gözlerimdeki o kırılgan bakışı silip yerine o alışıldık zırhlı maskemi taktım.
"Gir" dedim kendimden emin bir sesle.
Açılan kapıdan içeri giren kişi, bu hayatta tutunduğum tek dal olan babam Necip Karataş'tı. Beni o kırmızı elbisenin içinde görünce gururla gülümsedi, ama gözlerindeki o ağır, karanlık bulutu gizleyememişti."Meyra'm..." dedi babam, o tok ve babacan sesiyle yanıma yaklaşırken. Omuzuma güven veren elini koydu. "Işıl ışıl parlıyorsun kızım. Tam bir Karataş gibi... Başın dik, duruşun sert."
Aynadaki yansımasından babama baktım ve hiç dokunmadan bodoslama sordum: "Söze iltifatla başladığına göre kafanı kurcalayan bir şeyler var baba. Yüzündeki bu karanlık ne? Masada yine işler mi karıştı?"
Babam derin bir nefes aldı. Benim bu kıvrak zekama ve sakıncasız dürüstlüğümde alışkındı. Yanıma biraz daha yaklaşıp ellerimi kendi güçlü ellerinin arasına aldı.
"Düşmanlarımız..." dedi, sesi aniden bir ton kalınlaşarak. "Cihangir... masadaki dengeleri sarsmak, beni o masadan indirmek için fırsat kolluyorlar. Büyük bir fırtına yaklaşıyor Meyra."
Sonra gözlerimin tam içine baktı. O gözlerde ilk defa bir babanın kızına duyduğu güvenden fazlasını, bir liderin veliahtına baktığı o inancı gördüm.
"Sen benim sadece gözümden sakındığım tek evladım değilsin Meyra. Sen bu ailenin, bu masanın tek gerçek veliahtısın. O kimseden korkmayan dilin, kimseye boyun eğmeyen kibirli duruşun ve keskin zekanla Karataş imparatorluğunu ayakta tutacak olan tek şey senin bu gözü karalığın."
Babamın ellerini daha sıkı tuttum. Göğsüm kabarırken içimdeki o kibir kalkanı daha da sağlamlaştı. Bana annemin vermediği sevgiyi, dünyaları vererek kapatmaya çalışan bu adama borçluyum.
"Merak etme baba," dedim. Sesim odanın duvarlarında çelik gibi çınlarken. "Karataş adını da, senin emeğini de kimseye ezdirmem. O Cihangir mi yoksa o gizli veliaht mı her kimse, karşıma çıktıkları gün bu kibirli duvarıma çarpıp darmadağın olurlar." Babamın yüzüne rahatlamış bir tebessüm yayıldı. "Haydi, arabalar aşağıda bekliyor. Bu gece herkese bu masanın asıl sahibinin kim olduğunu gösterme zamanı."
Odadan çıktığımda koridorun sonunda annemle göze geldik. Üzerimdeki kırmızı elbiseye bakıp dudaklarını büktü, tek bir kelime etmeden arkasını dönüp gitti. Göğsüme yine o tanıdık sızı oturdu ama başımı bir milim bile eğmedim.
Siyah lüks konvoyumuzun ortasındaki araca bindiğimizde, İstanbul'un gece ışıkları camdan akıp gidiyordu. Bir fırtınaya doğru gittiğimizi biliyordum ama o fırtınanın ortasında hayatımı altüst edecek olan o gölgenin beni beklediğinden habersizdim...
Bölüm etkileşimi
