6. bölüm · KÜL

ZORUNLULUK

İntikamcı Yüzbaşı

6

KÜLAteşten Sonra

6.BölümZorunluluk

Aynı çatı, başka başka sessizlikler,Sözler düğümlenir, büyür uzaklıklar.Bir ev bazen en soğuk savaş olur,Yan yana duranlar, en uzak insanlar.

26.03.2024 Ay Bozkurt
Aslında kimsenin bilmediği şey benim neredeyse kimseye güvenemememdi ben bu zamana kadar hep yalnızdım ve yalnız olmaya devam edecektim. Ta ki o güne kadar.

Eve gireli neredeyse yarım saat olmuştu. Dağ kaçkını ise bahçedeki sandalyeye oturmuş elinde sigarasıyla bana bakıyordu. Evdeki toparlanacak eşyaların hepsini toparlamıştım kıyafetlerim,özel eşyalarım ve annemden kalan silahım her şey hazırdı. Mutfağa geçip eski evimde son kez kahve yapmaya karar verdim. Türk kahvesini çıkardıktan sonra aklıma gelen fikirle duraksadım ve sürgülü kapıyı aralayıp yavaş ve sakin bir tonda “Dağ Kaçkını.”diye seslendim. Dağ kaçkını elindeki sigarayı bitirmişti, ben seslenince bana doğru döndü ve “Efendim akıllı prenses.” Demesiyle birlikte yine yavaş yavaş bana gelmeye başlıyorlardı bu dağ kaçkını yüzünden 2 günde sinir hastası olmuştum resmen, ama sakin bir şekilde ve sevecen bir tonda “Kahve içer misin?” Diye sordum. Sanki çok değişik bir şey söylemişim gibi mal gibi yüzüme bakmaya başlamıştı. O’na takılmamama şaşırmış olmalıydı ama intikam soğuk yenen bir yemekti yoksa şimdiye ‘Akıllı Prenses’ lafını ona yedirmiştim ama zamanı değildi.

“Ee içiyor musun? İçmiyor musun?” diye sordum tekrardan. Şaşkınlığını üstünden atmış olacak ki “İçerim ama sade olsun.” “Tamam.” deyip içeri geri girdim. Kahve makinesine kahve ve su koyduktan sonra bir yemek kaşığı da karabiber koydum, az olmuştu o yüzden bir kaşık daha ekledim şimdi tam olmuştu. Kahveyi birde bol köpüklü yapıp tepsiye koyduktan sonra kendime de bol köpüklü sade bir kahve yapıp bahçeye çıktım. Yüzüme tatlı bir ifade yerleştirip tepsiyi dağ kaçkınına uzattım hâlâ şaşkın gözüküyordu. Kahveyi alıp “Teşekkür ederim akıllı prenses.” dediğinde zorda olsa gülümseyerek “Rica ederim habeş maymunu.” dedim. Ben neydim ya dahi falandım herhalde bu lakaplar tam Efelikti. Biz tam bir dahiyiz kendimizi tebrik edelim.Kesinlikle iç sesim haklıydı kendimi alkışlıyordum.

Dağ kaçkını kahvesini yavaşça ağzına götürürken ben de kahvemi yudumladım. Kahvesinden bir yudum alır almaz geri püskürttü. Elimdeki kahveyi bırakıp gülmeye başladım dağ kaçkını ise bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Gülmekten gözümden yaş gelmişti artık. Dağ kaçkını elindeki kahveyi masaya bırakıp beni izlemeye başlayınca gülmeyi bırakıp “Hayırdır tiyatro mu izliyorsun?”deyip ‘sen hayırdır’ bakışı attım. “Evet.” Dediğinde sakin bir şekilde “Haklısın tiyatromuzun maymunu da sen oluyorsun.” Deyip yüzüme sinsi bir gülümseme yerleştirdim. Efe fazla gecikmeden cevap verdi. “Peki tiyatroda senin rolün ne akıllı prenses.” Ben daha cevap veremeden Efe tekrar konuştu Ben daha cevap veremeden Efe tekrar konuştu “Bence senin rölün maymunun karısı olmak ne dersin?” deyip göz kırptı. Bana kendi karısı olma imasında bulunmuştu. “Şerefsiz pislik köpek.” Deyip sinirle ayağa kalktım. Elimdeki kahveyi üzerine döktüm. “Ohhh canıma değsin.” Deyip içeri geri girdim. İçeri geçerken son gördüğüm şey Efe’nin sandalyeden kalkışıydı. Bavulumu alıp kapının önüne koyduktan sonra bahçe kapısını kapatmak için geri döndüm. Kapıyı kapatmadan önce bahçeye baktığımda Efe yoktu. Ama aldırmadan kapıyı kapattım. Tam arkamı döndüğüm sırada Efe karşımda ve elinde bir bardakla dikiliyordu. Hiç aldırmadan yandan geçmeye çalıştığım sırada. Efe elini bahçe kapısına koyup çıkmamı engelledi. Bu sefer diğer taraftan çıkmak için hareketlendiğimde bu sefer üstüme geldi.
“Ne yapıyorsun lan sen.” Dediğimde “Kısasa kısas.” Deyip elindeki bardağın içindeki suyu kafamdan aşağı boşalttı. Şuurumu kaybettim ve “Dağ ayısı, habeş maymunu.” Diyerek kontrölsüzce vurmaya başladım. “Kısasa kısasmış köpek şerefsiz hemde en alası.” Diye diye vurmaya devam ettim. Efe ellerimi tutup beni direkt omzuna aldı sanki bir çuval misali. “İndir beni.” Diyerek bu seferde beline vurmaya başladım tabi bu sırada Efe bir eliyle ayaklarımı tutuyor ki vurmayayım diye. Kapının önüne geldiğimizde Dağ kaçkını tek eliyle bavulumu aldığında kapıyı kapatıp evden çıktık. “Eğer şimdi beni indirmezsen avazım çıktığı kadar bağırırım.” Diye bağırdığımda “Zamanın olursa bağırırsın.” Demesiyle birlikte etrafa anlamaz anlamaz bakmaya başladım. Tam bağıracağım sırada Dağ kaçkını arabanın kapısını açıp beni arabaya kilitledikten sonra kendisi ise bavulumu bagaja koymak için arabanın bagaj kısmına geçtiğinde arabanın içinde bağırmaya başladım. ‘’Aç lan kapıyı dağ ayısııııııı.’’ Diyerek kapıyı yumruklamaya başladım. Dağ kaçkını bavulu koyduktan sonra arabaya bindi. “Sen kimsin ya kimsinde beni zorla arabaya bindiriyorsun birde üzerime su döküyorsun şerefsiz köpek şimdi şu kapıyı aç ben gide-“sözüm yarıda kesilmişti çünkü Ayı herif eliyle ağzımı kapatıp “Biraz sus da ağzın rahatlasın be yavrum.”

Demesiyle birlikte bendeki tüm ipler koptu ve o sinirle ayı’nın elini ısırdım. Dağ kaçkını elini ağzımdan çekip sallamaya başladı. Parmağımı kaldırıp yüzüne doğrulttum ve bastıra bastıra “Bana.Sakın.Birdaha.Yavrum.Deme.”dediğimde hiçbirşey söylemeden arabayı sürmeye devam etti. Daha fazla ona bakmamak için cama döndüm ve sakinleşmek için derin derin nefesler almaya başladım. Bir süre sonra bir binanın önünde durduğumuzda ayı arabadan indiğinde bende beklemeden indim. Dağ kaçkını ise bagajdan bavulumu alıp “Hadi.” dedi. “Ben seninle gelmiyorum askeri lojmanda kalacağım.” Deyip elindeki bavuluma yeltendim ama elini geri çekti. “Son kez söylüyorum kendin mi geliyorsun yoksa ben mi götüreyim?”

Dediğinde “Gelmiyorum ver bavulumu.”dediğimde beni bir anda kucağına aldı. “İndirsene beni şerefsiz.” Diye bağırmaya başladım. Sesim apartmanda yankılanıyordu. “Lan kimse yok mu bu apartmanda.” Diye bağırmaya devam ettim tabi bu sırada dağ ayı’sına vurmayıda ihmal etmedim. Dağ ayısı “Boşa bağırma kimse seni duymaz.” Dedi. Vurmaya devam ederken “Bağıracağım biraz sonrada herkes çıkacak ve seni şikayet edeceğim görürsün sen.”“Kimse çıkmaz ve beni şikayet edemezsin.”“Nedenmiş o?”“Çünkü kimse yok.” Dediğinde dumura uğradım. Bir kapının önünde durduğumuzda ayı kapıyı açtığı gibi beni evin içerisine bıraktığında ayakkabılarımı çıkarıp üstüne fırlattım. “Şerefsiz köpek pislik adi.” Söve söve eve girdim. Salonun ortasına geldiğimde durdum ve geri döndüm adi pislik yani dağ kaçkını kapının önünde ayakkabıları yani postalları ayakkabılığa koyuyordu. Beni görünce ayağa kalkıp karşıma dikildiği gibi yüzüne yumruğu çarpmam bir oldu. Dağ ayısı hiç beklemediği için yüzü yana savruldu. “Bu beni kucağına aldığın içindi buda” Deyip tekrar elimi kaldırdım tam vuracağım sırada elimi tutup “İlk olarak seni kucağıma aldım çünkü gideceğim diye tutturdun ve bu yumruk bir kere olur ikinciye olmaz.” Dediğinde diğer elimi yumruk yapıp o tam tüm dikkati gözlerimdeyken elimi kaldırıp tam vuracağım sırada elimi tuttu ve “Bazen asker olduğumu unutuyorsun herhalde.” Dedi. Ellerimi elinden kurtarıp salona girdim. O ise bavulumu almış koridorda kaybolmuştu. Salona baktığımda ferah bir yapısı vardı. Salondan çıkıp koridora geçip bağırdım “Dağ ayısı” dediğimde “Geliyorum” diye seslendi. “Gelmene gerek yok benim kalcağım oda nerede?” “Koridorun sonundaki oda.” Dediğinde başka bir şey söylemeden odaya doğru ilerledim. Odaya girdiğimde buram buram deterjan kokusu beni karşıladı. Hiç rahatsız olmamıştım aksine hoşuma gitmişti. Bavulum ise kapının yanında duruyordu. Bavulu alıp yatağın üzerinde açtım ve içerisinden bir eşofman,tişört ve ince bir hırka çıkardım. Kapıyı kilitleyip üzerimi değiştirdim ve saçlarımı açıp mandal toka yardımıyla tutturdum. Bavulu kapatıp yatağın yanına koyduktan sonra odadan çıktım. Odanın tam karşısında yani koridorun bitiminde mutfak vardı. Kapının karşısında salon ve benim kalcağım odanın solunda banyo, sağında ise bir oda vardı. Salona girdiğimde dağ ayısı üzerini değiştirmiş koltukta oturuyordu. Beni görünce “Yemek yermisin?”diye sordu yemek yiyecektim ama onunla değil. “Hayır.”dedim. O an aklıma sigaramın bittiği geldi. Saate baktığımda daha 18.00 olduğunu gördüm. Odaya girip bavuldan ayakkabılarımı çıkardım ve kapıya yöneldim. Ayakkabıları elimde tutup kapının kulpunu büktüm ama açılmadı üzerine baktığımda anahtar da yoktu. Arkama baktığımda habeş maymunu salon kapısına yaslanmış bir elinde buz bana bakıyordu. Elimi uzatıp “Anahtar.” dediğimde “Nereye?””Sanane.””O zaman vermiyorum.” “Markete ver hadi.” “Bende geliyorum.” dediğinde derin bir nefes alıp onunla inatlaşmamak için “Gel allahın cezası gel.” dediğimde elindeki buzu mutfağa koyup cebindeki anahtarla kapıyı açtı. Tam ayakkabımı giyeceğim sırada aklıma gelenle duraksadım. Eve geri girip odadan cüzdanımı ve tabancamı aldım. Habeş ise ayakkabısını giymiş kapıda beni bekliyordu. Ayakkabılarımı giyip onu beklemeden merdivenlerden inmeye başladım. Apartmandan çıktıktan sonra telefondan bulunduğum konuma en yakın markete baktığımda 300 metre ileride gözüküyordu. Yanımdaki fazlalığa aldırmadan yürümeye başladım. Telefonu cebime koyup yürümeye devam ettim. Gereksiz de peşimden geliyordu. Markete girdiğimizde cebimdeki telefon çalmaya başladı. Telefona baktığımda karargahtan arıyorlardı telefonu açıp “Efendim.” dediğimde asker cevap verdi. “Komutanım biri geldi sizi soruyor ne yapayım?”“Kim soruyor?” dediğimde askerin karşısındaki kişiyle konuştuğunu duydum anladığım kadarıyla kadındı. “Komutanım Esma Akyürek.” dediğinde hafızamda bu isme dair hatırladığım tek şey göreve gitmeden önce kurtardığım kadındı. “Telefonu Esma’ya verebilir misin?” “Tabi komutanım.” deyip telefonu Esma’ya verdi.“Merhaba Abla.” diye bir ses duyuldu telefonun öbür ucundan. Bu sırada Dağ ayısı neredeyse dibime girmişti ondan uzaklaşıp elimdeki market arabasıyla rafların arasında gezinmeye başladım. “Bir sorun mu var?” dediğimde “Hayır Abla yaa sorun yok sadece seni görmek istedim.” “Benimi görmek istedin?” “Evet Abla daha öncede geldim ama yokmuşsun ama şükür seni buldum sonunda.” “Ne yapacaktın benimle?” “Sadece teşekkür etmek için beraber bir şeyler yapalım diyecektim tabi müsaitsen.” “Bugün değilde sen numaranı ver ben sana haber veririm olur mu?” “Olur abla.”“Tamam sen numaranı yaz oradaki askere ver gerisini ben hallederim.” “Tamam abla görüşürüz.” “Görüşürüz.” deyip telefonu kapattım. Bir anda arkamdan “Kimdi o?” diyerek yanıma yanıma sokulan dağ ayısının sesi duyuldu. “Sanane.” diyerek market arabasına sebzelerden koymaya başladım. “Onları almana gerek yok çünkü evde hepsinden var ayrıca banane falan değil kimdi seni arayan?” dediğinde aklıma gelen fikirle dağ ayısına dönüp “Sevgilimdi oldumu aldın mı cevabını?” “Sevgilinin adı Esma mı?” “Sanane kardeşim kimdi diye sordun cevabını verdim allahım yaa.”Önüme dönüp sepete sebzelerden koymaya devam ettim, yanıma gelip aldığım malzemeleri geri yerine koyarak “Eğer soruma cevap vermezsen yanlış anlaşılmalar olacak.” dediğinde sepetten aldığı malzemeleri ona inatla geri alıp sepete koydum “Ne yanlış anlaşılması olacakmış pardon.” Dediğimde hala sepetteki malzemeleri geri yerine koyuyordu. “Bırakır mısın artık şunları.”deyip sepeti geri çektim ve “Söylemezsen devam ederim.” Dedi. Ona inat olsun diye sustum ve sepete malzemeleri koymaya devam etim. Sonunda dayanamayıp “Yeter” diye bağırcağım sırada bağıracağımı anlayıp ağzımı kapattı. Bu yaptığı hareket bardağı taşıran son damlaydı. Elimi yumruk yaptığım gibi karnına geçirmem bir oldu. İki eliyle karnını tutarak bir iki adım geriledi. Ben ise yüzümdeki sırıtma ile sepetimi alarak atıştırmalık reyonuna yöneldim elimdeki sepete biraz atıştırmalık koyup kasaya doğru ilerledim. Kasaya geldiğimde önümde yaşlı bir teyze vardı sepetteki malzemeleri kasaya koyup sıramı beklemeye başladım. Bu sırada yanımda olmasından haz etmediğim o gereksiz tam arkama geçti ve kasaya bir şeyler bıraktı. Yaşlı teyzenin ürünlerini geçirilken yaşlı teyze bize dönüp kısa bir bakış attı. Birşeyler söyleyeceğini sezdiğim için “Söyle teyzeciğim.” dedim yaşlı teyze aldıklarını poşete koyarken bir bana bir lüzumsuza baktı ve sonrasında “Kızım siz evlimisiniz?” diye sordu sorduğu soru karşısında bir anlık şok geçirsemde “Hayır teyzeciğim.” dedim gülümsemeye çalışarak arkamdakinin güldüğünü hissedebiliyordum. “Tamam kızım iyi günler.” deyip kapıya doğru ilerledi. Elindeki poşetleri sor taşıdığını görünce “Teyze!” diye seslendim tam kapının orada durup “Efendim kızım.” dediğinde “Bir dakika beklersen sana yardım edeyim olur mu?” “Olur kızım hemde çok güzel olur.” dediğinde kafa sallayıp kasiyere döndüm. “2 tane poşet.” dediğimde “Tabi.” deyip poşetleri uzattı. Poşetleri alıp malzemeleri içine koymaya başladım. Hepsini koyduktan sonra cebimden kartı çıkardım tam ödeyeceğim sırada karşımdaki şahsiyet “Bunları da geç kardeşim.” dediğinde “Neden seninkinde geçecekmiş pardon.” dediğimde “Çünkü ben ödeyeceğim.” “Hayır. Ben kendiminkini ödeyeceğim sen kendininkini.” “Hayır.” diyen o oldu bu sefer. Bu esnada kasiyer “Geçeyim mi?” dediğinde “Hayır.” “Evet.” aynı anda konuşmuştuk birbirimizin tam tersine konuştuğumuz için kasiyer bir bana bir karşımdakine baka kaldı. O esnada ayı “Geç sen kardeşim.” dediğinde karşılık olarak “Hayır.” dedim. Bu sefer konuşan kişi yaşlı teyze oldu “Kızım sizin işiniz uzun sürecek gibi ben gideyim.” “Hayır teyze hemen geliyorum.” deyip kasiyere geri döndüm. “Kardeşim karttan ödeyeceğim,temassızı var birde lark blue.” Efe tam ağzını açacağı sırada “Sakın konuşma centilmenliğini bir sonraki sefere sakla kadıncağız bekliyor iki saattir bizim kavgamız yüzünden bekliyor.” dediğimde kasiyer sigarayı uzattı ve kartı okuttum. Poşetleri alıp çıkışa ilerledim yaşlı teyzenin elindeki poşetleride alıp teyzenin çıkmasını bekledim. Teyze çıkınca bende peşinden ilerledim benim peşimden ise Efe. Efe yanıma gelip elimdeki poşetleri almak için yeltendi ama geri çektim “Versene kızım şu poşetleri.” dediğinde aldırmadan yürümeye devam ettim bu sefer elimden direkt poşetleri aldığında “Versene şu poşetleri.” dediğimde “Aynı yere gidiyoruz zaten.” dediğinde bir şey demeden yürümeye devam ettim. Teyze önümüzden ilerliyordu. Bir an durdu ve bana döndü “Kızım sen yanıma gel bakayım.” dediğinde yanına doğru ilerledim Efe arkamızda kalmıştı. Teyze bana doğru biraz daha sokulup koluma girdi “Senin adın neydi kızım?” “Ay teyze.” “Maşallah kızım yüzün gibi adında güzelmiş.” “Sağol teyze.” “Kızım ayıp olmazsa bir şey soracağım?” “Sor teyze.” “Kızım arkamızdaki delikanlı senin neyin oluyor?”“Görev arkadaşım teyze.”“Hmmm kızım ne güzel ne güzel,sen askersin değil mi?”“Evet ama teyze sen nereden biliyorsun?”“Şey kızım bugün eve girerken sizi gördüm üstünüzdeki üniformadan asker olduğunuzu anladım.”“Anladım teyze.” dediğimde bizim binanın önüne gelmiştik. “Burası kızım.” deyip binaya girdi bizde peşinden girdik kapısının önüne gelince Efe ekindeki poşetlerden teyzeninkileri kapının önüne bıraktı ve geriye çekildi. Aklıma gelen detayla “Bu arada teyze senin adın neydi kusura bakma biraz geç oldu ama.”“ Ne kusuru kızım olur öyle şeyler. Nejla benim adım kızım.”“Memnun oldum Nejla teyze ver elini öpeyim.”dediğimde “Ne eli kızım asıl öpülecek el sizin eliniz.”“Estağfurullah teyzem.”“Ne estağfurullahı kızım siz canınızı dişinize takıp vatanı koruyorsunuz biz elinizi öpmüşüz çok mu?”“Olsun teyzem olmaz öyle şey ver elini öpeyim.”“Hayatta vermem size el öpmek değil ep öptürmek yakışır ha illa öpeceğim diyorsan gel sarılalım.”“Sarılalım o zaman.” dediğimde yavaşça kollarını açtı ve beni kolları arasına aldı 25 yıldır hissedemediğim anne sıcaklığını Nejla teyzenin kollarında hissetmiştim. Gözlerimin yandığını hissettim. Geri çekildiğimde Nejla teyze bir anne şefkati ile bakıyordu bana. Bu sefer Efeye döndü “Sende gel delikanlı.” dediğinde Efe elindeki poşetleri yere bırakıp Nejla teyzenin kolları arasına girdi. Efe ile de ayrıldıktan sonra “İyi akşamlar Nejla teyze.” “Sizede İyi akşamlar kızım sıkılınca gel beraber oturalım laflarız hem.”“Gelirim Nejla teyze tekrardan iyi akşamlar.”deyip poşetleri elime alıp merdivene yöneldim arkamdan Efe ile Nejla teyzenin konuşma sesleri geliyordu kapının önüne geldiğimde arkamdan Efe de geldi.Kapıyı açtığında ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim poşetleri mutfağa koyup kendi poşetlerimi alıp içindeki malzemeleri dolabın boş yerlerine yerleştirdim. Sigaramı cebime koyup arkamı döndüğümde Efenin kapının kenarına yaslanmış beni izlediğini gördüm. Yavaşça kapının boş tarafından geçip balkona çıktım. Küçük bir balkondu ama manzarası çok güzeldi tüm sokağı görüyordu.Balkonda küçük bir balkon takımı vardı. Koltuklardan birine oturup sigaramı çıkardım.Yanımda çakmak olmadığını anlayıp tam kalkacakken Efe elinde çakmakla karşımdaki koltuğa oturdu. Çakmağı yakınca sigarayı ağzıma koydum ve öne doğru yaklaştım,sigaramı yakınca geriye doğru çekildim. Derin bir nefes alıp sigarayı elime aldım Efe de sigarasını yakmış bana bakıyordu. Ayaklarımı karnıma çekip sokağı izlemeye başladım rüzgardan sallanan ağaçlar, miyavlayan kediler, sürekli yanan sokak lambaları. “Neden Nejla teyzeye sarıldıktan sonra gözlerin doldu?” dediğinde şaşırmıştım çünkü hiç beklemediğim bir soruydu. “Annem aklıma geldi.” dedim tüm şeffaflığıyla. “Başın sağolsun.” dediğinde yüzümde büyük bir tebessüm oluştu Efe nin gözlerinin içine bakarak “Vatan sağolsun.” dedim. O an Efe nin gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir şey gördüm ama anlamlandıramadım yada o an anlamlandırmak istemedim. Sigaramı içerken kafamı dizime yasladım ve sokağı izlemeye devam ettim. Bugün tek fark ettiğim şey ilk defa birine karşı bir şeyi itiraz etmemiştim gözlerimin dolduğunu itiraz edebilirdim ama etmemiştim tüm şeffaflığıyla ilk defa kendimi Efeye açmıştım.