4. bölüm · KudZir 🖤

Bölüm 4

smyys ★

Gecenin o yoğun geriliminden sonra Kudret, yatağında sabaha kadar dönüp durmuştu. Vezir'in Cenk'in bileğini kavrayışı, o gözlerindeki korumacı öfke ve arabanın içindeki o fısıltılı vedası zihninde dönüyordu. Kendine kızıyordu. O güne kadar etrafındaki hiçbir erkek onda tek bir saniyelik bir etki bile bırakamamışken, babasının yeni işe aldığı sağkolu tüm dengesini sarsmıştı.

Ertesi gün öğlen saatlerinde Kudret, dün geceki zayıflığını örtbas etmek, o sarsılmaz ve mesafeli 'patron kızı' maskesini yeniden kuşanmak için holdinge gitmeye karar verdi. Üzerine beyaz şık bir blazer ceket ve bir pantolon giydi. Saçlarını açık bıraktı.

Holding binasına girdiğinde çalışanların ona selam verişini başıyla onaylayarak doğrudan babasının katına çıktı. Amacı Vezir'i görmek değil, dün geceki olayı babasına anlatıp anlatmadığını kontrol etmekti. Ya da kendi öyle sanıyordu.

Babasının kapısının önüne geldiğinde sekreteri yoktu. Kudret tam kapıyı açacaktı ki, içeriden gelen sert sesleri duyup duraksadı.

"Sana ona göz kulak ol dedim Vezir, Cenk'in bileğini kır demedim!" diyen babası Zülfikar Bey'in gür sesiydi. "Hakan sabah beni aradı. Oğlu hastanelik olmuş neredeyse. İş ortaklığımız tehlikede!"

Kudret nefesini tutup kapıya biraz daha yaklaştı.

Vezir'in sesi duyuldu sonra. Her zamanki gibi sarsılmaz,sakin ama bir o kadar da dikti. "Zülfikar Bey, benim görevim sizin ve ailenizin güvenliğini, saygınlığını korumak. Cenk Bey, Kudret Hanım'ın rızası dışında ona dokunmaya kalkıştı. Sınırı aştı. Ben sadece sınırı hatırlattım. Yine olsa, yine yaparım."

"Sen benim sağkolumsun, benim emirlerimi uygulayacaksın!"

"Ben sizin emirlerinizi uyguluyorum efendim. Kudret Hanım'ı korumamı siz istediniz. Eğer benim koruma yöntemlerim sizin için fazla sertse, holdingin kapısı orada. Hemen atabilirsiniz beni."

Kudret, Vezir'in dediğiyle donakaldı. Vezir, onun için işini kaybetmeyi göze alıyordu. Hem de babasına karşı dimdik durarak. İçindeki o tuhaf sahiplenilme duygusu ve suçluluk hissiyle daha fazla bekleyemedi. Kapıyı hızla açarak içeri girdi.

"Hiçbir yere gidemez," dedi Kudret, sesi odada yankılanırken.

Zülfikar Bey ve Vezir aynı anda kapıya döndü. Vezir'in gözlerinde Kudret'i gördüğü an bir şaşkınlık belirdi ama hemen kendini toparladı. Jilet gibi takım elbisesinin içinde, sanki az önce rest çeken o değilmiş gibi asil duruyordu.

"Kudret? Senin ne işin var burada?" dedi Zülfikar, şaşkınlıkla.

Kudret babasının masasına doğru yürüdü, gözlerini bir an bile Vezir'den ayırmıyordu. "Duyduklarım doğru mu baba? Vezir'i dün gece beni koruduğu için mi suçluyorsun? Cenk'in bana nasıl yaklaştığını bilseydin, Vezir'e kızmak yerine teşekkür ederdin."

Zülfikar iç çekti, koltuğuna oturdu. "Kızım, iş dünyası böyle yürümez. Diplomasi denen bir şey var."

"Benim gururum ve rahatsızlığım, senin diplomasinden daha önemli, dedi Kudret net bir sesle. Sonra yavaşça Vezir'e döndü. Adamın o yeşil gözleriyle karşılaştı. "Ayrıca Vezir hiçbir yere gitmiyor. Madem benim güvenliğimden o sorumlu, o zaman işini yapmaya devam edecek."

Vezir, Kudret'in bu korumacı hamlesi karşısında hafifçe başını eğdi. Dudaklarının kenarında o gülümseme yine belirdi. "Nasıl isterseniz, Kudret Hanım."

Zülfikar ikisinin arasındaki bu garip ama güçlü enerjiyi fark etmemişti. Elini havaya salladı. "İyi, tamam. Vezir, çıkabilirsin. İşinin başına dön. Kudret, sen de kal, biraz konuşalım."

Vezir odadan çıkarken Kudret'in yanından geçti. Tam yanından geçerken, sadece Kudret'in duyabileceği bir fısıltıyla, "Teşekkürler," dedi. Kudret'in teni o sesle yeniden ürperdi.

Babasının odasından yaklaşık bir saat sonra çıkan Kudret, asansöre doğru yürürken holdingin yangın merdiveni koridorunda bir ses duydu. Merakına yenik düşerek kapıyı hafifçe araladı.

Vezir oradaydı. Ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Duvara yaslanmış, elindeki bandajı bileğine sarmaya çalışıyordu. Dün gece Cenk'i engellediği sırada incitmiş olmalıydı ama bunu babasının yanında hiç belli etmemişti. Tek eliyle bandajı sarmakta zorlanıyordu.

Kudret kapıyı tamamen açıp yanına doğru adımladı. Topuklu ayakkabısının sesi dar koridorda yankılandı.

Vezir başını kaldırıp ona baktı. Yakalandığını anladığı an hemen bandajı saklamaya çalıştı. "Kudret Hanım? Bir şeye mi ihtiyacınız vardı?"

Kudret cevap vermedi. Adımlarını hızlandırıp Vezir'in tam önünde durdu. Aralarındaki mesafe kapalı alanda iyice daralmıştı. Elini uzattı ve Vezir'in bandajlı elini hafifçe kavradı. Vezir, kadının parmaklarının sıcaklığını hissettiği an gözlerini kıstı, derin bir nefes aldı.

"Bırak, ben yapayım," dedi Kudret, yumuşak bir ses tonuyla.

"Gerek yok, ben hallederim, diye mırıldandı Vezir, elini çekmeye çalışarak.

"Sana bırak dedim, Vezir," gözlerinin içine bakarak. O inatçı tonu geri gelmişti ama bu sefer içinde sıcak bir şefkat barındırıyordu.

Vezir karşı koyamadı. Kudret, bandajın ucunu tuttu, adamın elinin etrafından dikkatlice dolamaya başladı. O kadar yakındılar ki, Kudret onun göğsünün inip kalkışını görebiliyordu. Vezir ise tamamen Kudret'in yüzüne odaklanmıştı.

Kudret bandajı tamamen sardığında, "Benim yüzümden oldu," diye fısıldadı, başını kaldırmadan. "Dün gece... ve bugün babamın karşısında durduğun için."

Vezir diğer elini yavaşça kaldırdı. Kudret'in çenesine çok hafif dokunarak onun yüzünü, kendi göz hizasına kaldırdı.

"Sizin yüzünüzden olan hiçbir şey benim için yük değildir, Kudret," dedi. İlk defa isminin sonuna 'Hanım' eklememişti. Sesi adeta bir yemin gibiydi. "Sizi korumak benim görevim ötesinde bir şey."

Kudret, adamın parmaklarını çenesindeki sıcaklığıyla nefesini tamamen tüketti. Gözleri Vezir'in dudaklarına kaydı. Aralarındaki o ilk kıvılcım, geri dönüşü olmayan bir yangının ilk habercisiydi...