5. bölüm · KÜÇÜK PRENS

5. BÖLÜM

✨️ STAY ✨️

Her geçen gün Küçük Prens’in gezegeni,
oradan ayrılışı ve yaptığı yolculuk üstüne yeni
yeni şeyler öğreniyordum. Onun
düşüncelerinden yavaşça sıyrılıp ortaya
çıkıyordu bu bilgiler. Üçüncü gün, baobabların
başına gelenleri öğrenişim de böyle oldu.
Burada koyuna teşekkür etmeyi bir borç
bilirim. Çünkü Küçük Prens büyük bir kuşkuya
kapılmış gibi sormuştu bana:
“Koyunların küçük bitkilerle beslendiği
doğru, değil mi?”
“Evet.”
“Çok sevindim buna.”
Koyunların küçük bitkilerle beslenmelerinin
neden önemli olduğunu anlayamamıştım.
Küçük Prens hemen ekledi:
“Demek baobabları da yerler.”
Küçük Prens’e baobabların küçük bitkiler değil, tersine tapınaklar gibi kocaman
olduklarını, hatta yanına bir fil sürüsü de katsa
bu sürünün bir tek baobab ağacını bile yiyip
bitiremeyeceğini belirttim.
Fil sürüsü sözü Küçük Prens’i
güldürmüştü.
“Biz de üst üste bindiririz onları n’apalım,”
dedi.
Ama bilgece taşı gediğine koymaktan da
geri kalmadı:
“Baobablar o boya gelmeden önce küçük
değil midirler?”
“Orası böyle ama koyunlar küçük
baobabları neden yesin istiyorsun?” Apaçık bir gerçeği belirtmeyi gereksiz
bulurcasına, “Amma da yaptın!” dedi. Bu
sorunu kendi başıma çözümlemek için büyük çaba göstermem gerekti.
Sonunda Küçük Prens’in gezegeninde de
öteki gezegenlerde olduğu gibi iyi bitkilerin yanı
sıra kötülerin bulunduğunu öğrendim. İyilerin iyi
tohumları, kötülerin kötü tohumları vardı. Ama
tohumları kolayca göremezsiniz. İçlerinden biri
uyanma hevesine kapılana kadar toprağın
derinliklerinde öylece uyurlar. Günü gelince
küçük tohum gerinir ve güneşe doğru ürkek,
sevimli bir filiz sürer. Bir gül fidanının ya da bir
turpun filizi söz konusuysa istediği gibi gelişip
serpilmesine karışmasak da olur. Ama kötü bir
bitkiyse görür görmez kökünden söküp
atmalıyız onu.
Küçük Prens’in yurdu olan gezegende
korkunç tohumlar da varmış: Baobab
tohumları. Bu tohumlar gezegenin yüzeyine dal
budak salmış. Boabab öyle bir bitkidir ki erken
davranmazsanız bir daha kolay kolay baş
edemezsiniz. Gezegeni baştan başa sarar. Kökleriyle toprağını delik deşik eder. Hele bir
de gezegen küçük, baobablar başa çıkılır gibi
değilse parçalayıverirler gezegeni.
Küçük Prens, “Bu bir düzen meselesidir,”
demişti sonradan. “Sabahları kendinize
çekidüzen verdikten sonra gezegeninize de
aynı şekilde bir çekidüzen vermeniz gerekir. Hiç aksatmadan her gün bütün baobabları
söküp atmalısınız; küçükken gül fidanlarından
ayırt edilemeyen bu bitkilerin büyüyerek fark
edildikleri anı bıkmadan izlemelisiniz. Oldukça
sıkıcı bir iştir bu. Ama çok kolaydır.”
Günün birinde, “Güzel bir resim çizsen
bari,” dedi. “Çiz de sizin oradaki çocukların
kafalarında bunlar iyice yer etsin. Yolculuğa
çıktıklarında çok işlerine yarar. Kimi zaman
bugünün işini yarına bırakmak sakıncalı
değildir. Ama boabablar söz konusu olunca
felaket eninde sonunda gelir çatar. Bir gezegen
bilirim, tembel bir adam otururdu orada. Böyle
iki, üç küçük bitkiyi görmezden gelmiş...”
Küçük Prens’in tanımlamasına uygun
olarak gezegenin şu öndeki resmini yaptım.
Öğüt verir gibi konuşmaktan hoşlanmam. Ama
boabab tehlikesi öyle az biliniyor, bir
gezegende yolunu yitiren kimselerin
karşılaştıkları güçlükler öyle büyük oluyor ki dayanamayıp bir kerecik bu kuralımı
bozacağım. “Çocuklar,” diyeceğim,
“baobablara dikkat!”
Benim gibi öteden beri bir şey bilmeden
tehlikeye sürtünerek geçen dostlarımı uyarmak
için bunca çalıştım, yaptım resmi. Bu yolla
vermek istediğim öğüt zahmete değerdi
doğrusu.
Belki de soracaksınız bana, “Neden bu
kitapta baobab resimleri gibi büyük, etkileyici
başka resimler yok?” diye.
Karşılık vermek hiç de güç değil. Çok
uğraştım ama ötekiler başarılı olmadı.
Baobabları çizerken bir sorumluluk duygusuyla
doluydum; kendimi aşmıştım. Büyük, etkileyici baobablar.