İntikam Ateşi

Vaveyla Yazarı: Zan Kizi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: İntikam Ateşi

3 AY SONRA
Yanımda sesler duyuyorum. Babam daha önce duymadığım bir hiddetle birine bağırıyordu. Bu bağırışlar o kadar çok başımı ağrıtıyor ki babama susmasını söylemek istiyorum ama sesim çıkmıyor ama imdadıma Tuana yetişiyor ve sakin olmasını söylüyor ama babamın hiddetinde bir gram eksilme olmayıp Tuana’ya karşı da hiddetli bir ses tonuyla “O benim tek çocuğum” diyor ve ağlama sesleri duyuyorum ama karanlık beni tekrar içine çekiyor ve sesler susuyor.

Bu sefer de beni uyandıran bağırışlar ama bu sefer ki sesler Naz ve Mert’e ait. Mert “Bu bizim suçumuz” derken Naz gayet rahat bir sesle “Saçmalama. Seninle nişanlanmak varken dışarıya kaçan kendisiydi.”

Naz’ı saçından tutup dışarıya atmak istiyorum ama ne gücüm ne de kuvvetim vardı.

“Sana dedim o gün birbirimizden uzak durmamız gerekiyordu”.

“Beni öperken Eslem’in E’si bile aklına gelmiyordu” Naz’ın öfkelenmesi hoşuma gitse de söyledikleri o kadar çok canımı yakıyordu ki ikisine de bağırıp çağırıp kovmak istiyordum ama karanlık tekrardan beni esir aldı.

Günler boyunca bir yandan ağlayanlar, bağıranlar ve tartışan insanları dinlerken karanlığın beni tamamen ele geçirmesini ve bu hayata veda etmek istiyordum ama bir şey beni hayata bağlıyordu ve şuan o bağı kesmek için her şeyi yapardım.

“O kadar güzelsin ki” dedi bunca zamandır nefret ettiğim adam.

“Ama güzel olduğun kadarda inatçısın” dedi ve gülerek “Galiba senden bu yüzden bu kadar çok hoşlanıyorum”

Aklıma bu kadar zamandır Berk’in bir türlü anlam veremediğim bakışlar aklıma geldi ve bütün bu bakışlar anlam kazandı kazanmasına ama içten içe emin olduğum tek şey hayatımdaki tek erkekler gibi beni param için sevdiğini biliyordum. Ama tek merak ettiğim şey bunca zamandır neden sustuğuydu.

Elini elimin üstüne koydu ve “O gün sana Naz ve Mert’i anlatsaydım belki de bunlar yaşanmayacaktı” dediği an içimde öyle bir öfke belirdi ki önce elimi tutan Berk’ ten elimi çekmek istiyordum ama kendi vücudumu bile hareket ettiremiyordum ama artık neden karanlığın beni neden yutmadığını biliyordum. Allah bana bu rezillerden intikam almam için ikinci bir şans vermişti ve ben bunu boşa harcamayacaktım. Bunun içinde en önce uyanmalıydım ama gözlerim sanki Japon yapıştırıcısıyla yapıştırılmış gibi açılmıyordu.

10(!)’uncu denememde gözlerimi açtım ama etraftaki beyaz ışık o kadar parlaktı ki gözlerim acıtıyordu ve gözlerimi açmak için harcadığım çabadan dolayı tekrardan karanlığa teslim oldum.

“Hani iyileşiyordu! Gözlerini açtığını söylediğinizden beri bir hafta geçti.” diye bağıran babamın sesine uyandım.

“Bakın, size daha öncede söyledim. Kızınız Temporal lobuna çok sert bir darbe aldığından hayatta kalması bile bir mucize. Beyin kendini onarsa bile biz bu darbenin Eslem Hanım’a ne gibi zararlar verdiğini bilmiyoruz” diye sakince açıklama yaptı doktor bey.

“Yani….” dedi babam ama sanki hayatında ilk defa söyleyecek kelime bulamadı ve bu beni şaşırttı
.
“Eslem bundan sonra ki hayatına engelli olarak mı devam edecek?” diye sordu Tuana. Muhtemelen babamın soramadığı soruyu soruyordu.
“Böyle söyleme.” diye bağırdı ama sesindeki acı beni daha da şaşırttı. Babam benim için üzülmüş müydü?
“Böyle bir ihtimal de var”
“O kadar parayı ben boşuna mı verdim buraya? Kızımı tedavi edeceksiniz yoksa”

Babamın, benim için endişeli olması hoşuma gitse de ağrıyan başımı daha da çok ağrıttığı için acıyan boğazıma rağmen “Ba” dedim ama sesim bir fısıltıdan ibaret olduğu için kimse duymadı ve bu yüzden babam bağırmaya devam edince kendimi zorlayarak “Ba” sözcüğünü çıkardım.

Tuana beni duymuş gibi i “Susun” dedi ve bana döndü. Ama bip bip sesi baş ağrımı katlanılmaz bir hale getirdi ve zaten ışık gözlerimi acıttığından gözlerimi açamıyordum ve bu yüzden sesin nereden geldiğini anlamıyordum ve acıyan boğazımla “Se” dediğim an babam “Kızım” dedi ve elimi tutmaya çalıştı ama bu canımı yakınca otomatik olarak ağzımdan “Ah!” nidası çıktı.

Doktor benim ne kadar bunaldığımı anlamış gibi odadan babamı ve Tuana’yı çıkartmaya çalışıyordu ki babamın “Kızım o benim” diye bağırışlarını duydum.

Oda sessizleşince baş ağrım azıcık azaldı ve doktorun neredeyse duyulmayacak kadar sakin bir sesle” Benim adım Bozkurt Aslan ve senin doktorunum ve şimdi seni muayene edeceğim ama senden önce gözlerini açmanı rica ediyorum”
Gözlerim o kadar çok acıyordu ve odadaki ışık işleri daha da mahvediyordu.

“I…..ı…..”
“Seni anlıyorum ama durumun halinde bilgi edinebilmem için gözlerini azıcık da olsa açman lazım”

İyileşmek istiyordum. Beni bu hale getirenlerden intikam almak istiyordum ve bu yüzden gözlerimin acısına rağmen gözlerimi açarken acıdan inliyordum.

“Çok güzel” dedi ve “Ve şimdi senden parmaklarını sıkmanı istiyorum”

Çok ağır olan vücudumu hareket ettirmek o kadar zordu ki inlemelerim artmıştı.

Doktor’un “Çok güzel. Şimdi seni bırakalım da dinlen” demesiyle gözlerim tekrar kapanmış ve kendini uykuya teslim etmişti vücudum.

Boğazımın acısıyla uyandım ve otomatik olarak “Su” diye fısıldamamla beraber konuşabildiğimi ve daha net görebildiğimi fark edince mutlu oldum. İyileşiyordum. Konuştuğumu gören başkası oldu mu diye etrafıma baktığımda yanımdaki sandalyede uyuyan Tuana’yı görünce o konuşamayan halime geri döndüm ve Tuana uyanıncaya kadar ıhladım. Benim seslerime uyanan Tuana endişeyle karışık sevgi dolu bir ifadeyle “Ne oldu canım?” diye sorunca şimdiye kadar ona olan davranışlarımdan utandım.

Bilerek konuşamıyormuş gibi davranarak “S…S…S… Su” dedim ve Tuana uyku mahmuru bir halde “Önce doktora sormamız lazım” dedi ve o halde koştura koştura dışarıya çıktı. Biraz sonra hemşireyle beraber içeriye girdiler ve hemşire bana bakarak “Merhaba Eslem Hanım bu gece sizinle ben ilgileneceğim ismim Zeynep” dedi.

Başımla hemşireye anladığımı göstermek amacıyla başımı sallamak istedim ama kafam o kadar ağırdı ki azıcık oynatmaya çalıştığımda başımın acısından yüzüm buruştu
“Su içebilirsiniz ama 1 bardaktan fazla olmasın."

Su içmeme izin verilmesiyle istemsizce yanımda duran plastik bardaktaki suya uzanmak istedim ama kollarımda en az kafam kadar ağır olduğundan kollarımı kaldıramayınca korku dolu gözlerle hemşireye baktım.

“3,5 aydır yattığınız için vücudunuz güç kaybı yaşamış olabilir yarın doktor bey gelince size daha detaylı bilgi verir”

“Ben sana su içiririm canım” diyen Tuana’nın, bana acıyan gözlerle bakması gururumu öyle bir kırmıştı ki keşke ölseydim de bu günleri yaşamasaydım diye düşündüm.

Hemşire “Bir şey olursa beni” dedi ve yatağımın başında duran düğmeyi göstererek “Bastığınız an gelirim”

Tuana, hemşireye teşekkür ettikten sonra kumandadan yatağımı dikleştirdi ve ben hızlı içmek istesem de bana suyu yavaş yavaş içirdi. Bana su içirdikten sonra yatağı tekrar eski boyutuna getirdi ama o kadar çok utanıyordum ki sabaha kadar Tuana’nın gözlerine bakamadım ve uyuyor numarası yaptım.

Ama içim utanç ve öfkeden sürekli bir şeyler yapmamız lazım diyerek beni uyanık tutuyordu. Bu haldeyken kimden nasıl intikam alabilirdim ki?
Benim toparlanmam için en az 3-4 aylık zaman lazımdı ve bu sürede Naz ve Mert onları yakaladığımı bildiklerinden ortalıktan kaybolma tehlikeleri vardı. Bu da ben burada acı çekerken onların mutlu olmaları fikrine dahi dayanamıyordum.

Onları savunmasız yakalamalıydım ama her şeyi hatırlarken bu nasıl olacaktı ki? Ya hatırlamasaydın dedi içimdeki ses. Zaten kafama darbe almıştım. Hem filmler ve dizilerde görüyordum kafasına darbe alan herkes hafızasını kaybediyordu. Bu da bana hem zaman kazandırırdı hem de onları savunmasız bırakırdım ama nereden itibaren anılarımı hatırlayamayacaktım ki? Amerika’dan geldiğimden beri sürekli nişan konusu konuşuluyordu ve ben, beni aldatan adamın yüzüğünü parmağıma takmak istemiyordum.

Amerika’dan ilk döndüğümde babam evlenmeden önce bütün işi öğrenmemi istemişti ama ben evlilikle ve şirkete duyduğum öfkeden dolayı çalışmayı reddetmiştim. Babamın yüzünde bir anlığına beliren hayal kırıklığından sonra bir daha iş konusunu açmamıştı ama ne kadar salakmışım? Gerçekten de bu dünya hakkında hiçbir şey bilmiyordum, bu da beni o iki yarım akıllının elinde oyuncağa çevrilmeme sebep olmuştu.

Bu hatayı bir kez daha tekrarlamak istemediğimden aklıma gelen en iyi çözüm hem nişandan kurtulmak hem de şirkette çalışabilmek için en mantıklı çözüm Amerika dönüşümünden itibaren anılarımı hatırlamadığımı söylemekti.
Sabaha kadar en uygun planı yaptıktan sonra doktoru beklemeye başlarken planımı uygulamaya koydum. Her ne kadar Tuana’ya minnettar olsam da öfkem diğer duygularımı adeta yok etmişti.

Oda yavaş yavaş insanlarla dolmaya başlamıştı. İlk önce babam ve Berk gelmiş ve babam bana sarıldığı an bu duygudan memnun olsam da canım acıdığından inledim ve babam hemen geri çekilip “Özür dilerim” dedi.

Her ne kadar dün geceye göre daha iyi olsam da hala daha konuşurken boğazım acıdığından yavaş bir şekilde “Önemli değil baba.” dediğim an eskisi gibi konuşmadığımı fark eden babam şaşkın bir halde Tuana’ya baktı.

Tuana ise “Doktorun dediklerini unutma” diye babamı uyardı.

“Evet” dedi ve kararlı bir ifadeyle “En iyi tedavilerini göreceksin kızım”

“Bana ne oldu?” dedim sanki hiçbir şey hatırlamıyormuş gibi babama ve Berk’e baktım.

Şimdiye kadar hiç konuşmayan Berk yanıma yaklaşıp “Nasıl yani hiçbir şey hatırlamıyor musun?” diye sordu sesine de yansıyan panikle.

Berk’in yatağımın başında yaptığı o itirafı yok sayıp yıllardır ona nasıl davranıyorsam aynı şekilde küçümseyici bir sesle “Kulakların duymuyor mu? Eğer başıma gelenleri hatırlasam size sorar mıydım? dedim yavaş bir şekilde.

“Çabuk hemşireye, doktora, başhekime, herkese haber ver!” diye adeta kükredi babam.

Ben ise babamın bu endişeli hallerinden keyif alsam da endişeli bir ifadeye bürünüp “Bana ne oldu?” diye sordum.

“Korkma” dedi Tuana yüzündeki panik dolu bir ifadeye rağmen sesini sakin tutmaya çalışarak “Doktor şimdi gelecek”

Ben daha da endişeli bir ruh haline bürünerek “Bana ne oldu?” diye tekrardan sordum ama kelimeler dilimde dolandığı için pek anlaşılır çıkmıyordu.

Bana bakan endişeli bakışları içeriye giren doktor ve hemşireler bölmüştü. Babam yüzündeki endişe yerini kızgınlığına bırakmıştı ve doktora dönüp “Hani kızım iyileşiyordu!” diye adeta kükremişti.

“Efendim sakin olun” diye araya girmeye çalıştı ama bu sefer babamın öfkesinden nasibini o da aldı. “Sen bu işe karışma”

Berk’in azarlanmasına o kadar mutlu oldum ki. Berk’in azarlanması için kafamın bir iki kez daha kıyılmasına razı olabilirdim.

Doktor Bey sabrını koruyarak “Kızınız çok şükür gözlerini açtı en önemlisi de bu. Kızınızı ben muayene ettikten sonra da sırasıyla fizyoterapistimiz ve konuşma terapistimiz de muayene edip Eslem Hanım’ı en kısa sürede ayağa kaldırmaya çalışacağız. Berk Bey’in bana ilettiği konuya da gelecek olursak da muayene ve emar sonuçlarına göre nasıl bir yol çizeceğimizi anlayacağız” dedi.

Babam çok ikna olmasa da doktorun anlattıkları çenesini kapamasına yetmişti.

“Merhaba Eslem Hanım ben Bozkurt Aslan sizin doktorunuzum. Beyninizin arka kısmına aldığınız darbeden dolayı yaklaşık 3,5 aydır hastanemizde sizi misafir ediyoruz.”

“Vücudum ve konuşmam uzun süredir yattığım için mi böyle?” dedim konuşurken iki üç kere dilim dolanmıştı ve çok yavaş hareket eden kollarımda canımı çok sıkıyordu.

“Uzun süre yatmak vücudunuzu hareket etmenizi etkilemiş olabilir ama konuşmanızda beliren dil dolanmaları beyninize aldığınız darbeden olabilir.”

Beynime darbeyi nerede aldığımı bilsem de insanların hafızamı kaybetmesine ikna etmem için “Kazayı tam olarak nerede yaptım?” diye sordum.

Odada bulunan herkes tekrardan şaşkın ifadelerle bana bakıyordu ve Doktor Bozkurt Bey “Kaza derken neyi kast ediyorsunuz?” diye sordu.

“Amerika’dan dönerken telefonda babamla kavgam ediyordum ve bir anda önümüze bir araç çıktı ve gerisini hatırlamıyorum” dedikten sonra adını her anışımda içimde beliren öfkeye rağmen endişeli bir sevgiliye bürünerek “Mert nerede? Ona ne oldu?”

“Mert iyi” dedi Berk ama yüzünde ne zaman Mert’i ansam beliren o acı dolu ifadeyle bana bakıyordu.

Babama dönüp “Onun iyi olduğunu kendi gözlerimle görmem lazım. Onu görmeme engel olma baba”

Babam ne diyeceğini şaşırmış bir halde bana bakıyordu ve belli ki babamın bir patavatsızlık yapmasından korkan Tuana araya girip “Onu görmene hiçbirimiz engel olmayacağız tatlım ama önce Doktor Bey’in dediklerini yapalım” dedi.

Onları gördüğüm an boğmak istiyordum ama bunu yapmak için ne gücüm ne de kuvvetim vardı.

Akşama doğru nihayet Mert Bey(!) yanıma teşrif etmişlerdi. Mert tedirgin bir halde yanıma yaklaşırken ben endişeli sevgili rolümü sürdürüp “Sevgilim nasılsın? Sen de benim gibi başına darbe aldın mı?” diye sorunca Mert’in yüzündeki tedirginlik yerini şaşkınlığa bırakmıştı.
Mert “Ne kazası?” diye sorunca Tuana araya girip “Amerika’dan dönüşte yaptınız kaza.” derken kaş gözleriyle mimikler yapıyordu.
“Evet, iyiyim iyi” dedi ve rahatlamış bir halde yanıma gelip ellerimi tuttu. “Sen bunları düşünme hayatım. İyileşmene odaklan”
Ellerini ellerimden itmek istiyordum ama gücüm yetmediğinden saf aşık rollerine devam edip “Ben seni nasıl düşünmem sen benim biricik aşkımsın?” dedim.
Yüzünde bir anlık gördüğüm vicdan azabıyla gerçekleri itiraf etmesini bekledim ama o yüzündeki ifadeden kurtulup “Sen de benim biricik aşkımsın” dedi.
O an yüzüne tokadı yüzüne yapıştırıp gerçekleri yüzüne vurmak istiyordum ama yapmamalıydım en azından benden daha beter bir hale düştüklerini görünceye kadar.
Sinirle boş bulunup “Naz nerede?” diye sordum ama o zamanlar onun Amerika’dan dönmesine daha 1 sene olduğunu hatırlayarak “Hala daha Amerika’da mı?” diye ekledim.
Mert’te yalanıma ayak uydurup “Kaza yaptığımızı öğrenir öğrenmez döndü” dedi ve ellerimi hızlıca bırakıp “Ben onu arayım da gelsin de seni uyanıkken görüp rahatlasın”
Mert’in ardından Tuana da çıkınca odada yalnız kaldığım an gözümden istemsizce gözyaşlarım akmaya başladı.
Beni aldatan sevgilimin bana dokunmasına izin vermek, ona güzel sözler söylemek o kadar canımı yakıyordu ki.

“Eslem”

Berk’in sesini duyunca kendimi toparlamaya çalıştım ama Berk’in bu odaya girmesiyle fark ettim ki beni sevdiğini söyleyen bütün erkekler benim arkamdan oyun oynayıp bana yalan söylüyorlardı.
Hıçkırıklarım arasında “Neden?” diye sordum ama Berk cevap vermedi. Muhtemelen sorumu anlamamıştı ama o an sağlıklı düşünemediğimden daha da kötü ağlamaya başladım.
Hemşireler sakinleşmem için bana iğne yaparken dilimdeki sözcük hala daha “Neden”’ di.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18