1. bölüm / 1
KÖŞE(1)Tetikçi
Bölümler 1Şu an: (1)Tetikçi
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Hatırla Terzi. İpller açılırsa sırlar bulunur. Çünkü neye güvenıyorsan sakladıklarını orada korursun.
♟️
Dışarıdaki fırtına zayıf yurdun duvarlarını bir süredir yumrukluyordu. Öyle şiddetli bir tufan dışarıda kopuyordu ki, saklanan her şeyi yerinden söküp çıkartıyordu! Bir hasar bırakmayacağı muhtemeldi, ancak sık sık duvara şiddetle çarpan açık pencerem için aynı şey söylenmezdi. Öte yandan buz gibi bir esinti süzülüyordu içeriye. Karanlık, ürkütücü... Soğuk, uyuşan parmak uçlarımı ziyadesiyle zorluyordu. Lakin
yine de bu hurda dikiş makinesine asılmaktan vazgeçmiyordum! Ne zamandır takur tukur sesleri odada yükselıyordu. Üşüyen ayak parmaklarımı kıvırdım. Biri şu lanet pencereyi kapatsa ya da yerinden söküp alsa hiçbir sorun kalmayacaktı. Ve bu kahrolası elbiseye şeytan eli değmiş gibiydi. Oysa çok az bir işi kalmıştı elbisenin, neden hâlâ bitmiyordu ve bana zulüm etmeye devam ediyordu ki?
Yanılıyorsun, Tall, iki dikişte bir aksayan bu makineyi unutuyorsun her halde. Başımı iki yana salladım. Yine de bitmesi gerekirdi bu kadar uzaması tamamen şansızlıktı. Gözlerim eflatun kumaşta asılı kalmışken, gıcırdayan pencere kulaklarıma iğne gibi batıyordu, üstelik yetmezmiş gibi koridordan da kaba ayak sesleri geliyordu. Tıpkı sürü halindeki askerlerin adımları gibi! Bir aşağı iniyor sonra tekrar sürü halinde yukarı çıkıyorlardı. Büyük bir şamata çıkıyordu.
Olaylar hiç eksilmezdi bu yurtta. Ve benim olduğum kat tam yol üstüydü gelen herkes ilk kapımın önünden geçerdi. Paslı makineden çıkan sesler dişlerimi rahatsız edecek kadar kötüydü.
Pes ederek, sert bir hava yanaklarımın içine aldım ve ellerimi dikiş makinesinden çektim.
Bir süre kımıldamadan elbisenin kumaşlarına ekşi ekşi baktım. Sonra tel gözlüklerimi yukarı kaldırıp daha iyi görmeyi diledim. Sonuç aynıydı.
Ucuz kumaşların birleştiği zavallı bir elbise, bir de renkli renkli ipleri. Ah tam bir rezalet!
Bu kadar çulsuz bir elbise Fransa'da meydana geldiğinde halkın ifadesi çok da merak ettiğim şekilde olmayacaktı. Her şeyin ötesinde, kim alırdı ki? Boş uğraştı, yalnızca zamanı harcıyordum. Bir ayağı kırık taburede kımıldayınca düşecek olmaktan yine son anda sıyrılmıştım. Ellerimi güçlü masaya yaslayıp,
homurdanarak ayaklandım. Ve kalktığım gibi de tabure, ahşap döşemeli zemine yıkılmıştı âdeta. Yüce Tanrım.
Başımı çevirip pencereye baktım ve ofladım. Soluk perde rüzgar sebebiyle en ucra köşeye itilmişti. Kırık pencerenin şöleni başlamıştı yine. 'Tak Tak' Sesleri çıkarmaya devam ediyordu.
Ve hayır, onu kapatmak için inatlaşmayacaktım. Bu sadece beni öfkelendirecekti. Kotumun askılıklarını yukarı çekince, uzun süredir yıkanmamaktan yağlanan saçlarıma da dokunmuştum. Her bir teli kocaman bir halat kadar ağırlık yapıyordu başımda.
Hiçbir yerde huzursuz olmak için bu kadar uğursuzluk bulunmazdı.
Dışarı çıkmak için topuklarım üzerinde döndüm. Doğuradan kapıya gitmek yerine sol taraftaki küçük bambu ağacından yapılma aynaya doğru çekildim. Vücudumun yarısını gösteriyordu ancak. Orada Kendi aksimi görmek ise tam bir sinir bozucu olmalıydı. Sürekli aynı noktaya uzun uzun bakmaktan gözlerimin çevresi yaşarmıştı. Suratımın aldığı moralsizlik son derecede çirkin durmama yetiyordu! Bunun için aynana bakmama bile gerek yoktu. Uzanıp gözlüğümü çıkardım. Bu koca çerçevelerle bir kurbağa benziyordum üstelik her iki çerçevesinde de cam yoktu. Yeniden gözlerime takınca bal göz bebeklerimin etrafını alan kızarıklık daha netti. Yine de beni en rahatsız eden şey burnumun etrafında karınca sürüsü gibi çoğalan çillerdi! Ah bir de zar zor örmeyi başaramadığım uzun kıvırcık saçlarımdı. Yağlanınca da rengi parlak bir kestaneye dönüyordu.
Elim tekrardan gözlüklerime uzandı ancak onlar daha iyi görmemi sağladığı için çıkartmaktan vazgeçtim.
Hadi ama!
'Sen gerçekten çıldırmış olmalısın Tall, o gözlüğün camları bile yok!' diye çıkışan hadsiz iç sesime burun kıvırdım. Psikolojik olarak kördüm ben bir kere!
Aynanın karşısında kaşlarımı eğip büktükten sonra sıkılarak etrafıma bakındım. Uğraşacak bir şey yoktu. Büyük çam masanın üstünde ve altı kumaş kırıntılarıyla doluydu. Sağa sola fırlatılan bir kaç eski kıyafet, bir de sabah toplamadığım yatak. Yorganı yeri süpürüyordu. Yerdeki toz ise iğrenç bir nefesle öksürmemi sağlıyordu. Son iki ay ciğerlerimi alıştırabilmişti bu havaya.
Küçük bir gürgan komodin ile hemen yanına koyduğum dev bir gardırop. Odama girenlerin bu kadar büyük bir dolaba sığdırcak çok kıyafetimin olduğuna kolaylıkla inanabilirdi. Lakin içinde sadece kumaşlar, bir kaç kırık iğne dışında bir şey yoktu. Zaten ufak tefek bir odaydı, içinde banyo ve tuvaletin olması da beklenilmezdi, zira bir kapısı bile yoktu. Mudur buraya taşınmadan evvel böyle bir yapının müdürlüğünü yaptığı için kendinden fazlasıyla utandığına eminim.
Bu yetimhanenin içindeki hiçbir odanın kapısı yoktu, bir aşçısı, bir temizlikçisi yoktu. Kalmaya gelenler ya sokaktaki kaçıklardı, ya da gerçekten peş kuruşsuz çulsuzlardı. Çünkü iyi olan tek yanı yağmurdan ve soğuktan koruyor olmasıydı.
Ne yazık ki dışarı çıkıp biraz yiyecek bulmam gerekiyordu artık, yoksa sabaha kadar o soğuk yatakta işkence içinde kalacaktım. Yürüyüp komidinin ucundaki siyah kapüşonluyu aldım. Dışarıda bu kadar tehlikeli bir fırtına varken ince bir tişörtle dışarı çıkmak aptallıklıktı. Hoş bu kapüşonlu da inceydi. Üzerime hızla geçirip, yatağın üstündeki avuç boyutundaki küçük madalyonu da alıp cebime sıkıştırdıktan sonra odadan çıkmıştım.
Uzun dar bir koridora açılıyordu kapım. Bakımsızlık kordiorda da devam ediyordu, her defasında olduğu gibi bakmaktan kendimi alamamıştım. Tavanları saran örümcekler buradan gitmeyi düşünmüyor gibilerdi, her gün biraz daha yerleşiyorlardı. Yapış yapış mavi zeminin fayans aralıklarındaki kir fazlasıyla miğde bulandırıcıydı. Pekâlâ buna biraz daha dayanabilirim. Bir çok oda bulunuyordu yurtta. Loches'te kibirli soyluların üstünlük taslamasına gelemeyen bazı fakirler de kalıyordu burada. Önümüzde bu kadar çetin bir kış varken, soylular bu keyfi kaçırmak istemezdi dolayısıyla onları şehrin bir çok yerinde görebilirdin. Ve Loches, öyle bir yerdi ki, çulsuzlara tahammülü yoktu. Pekâlâ burada karın doyurmak da elbette zor işti.
Sırada kendi karnını doyuracaksın Tall. Üçüncü kapının önünden geçmek üzereyken o sırada yan odadan fırlayarak duvara çarpan şeyle korkuyla sendeledim.
Aman Allahım! O da neydi öyle! Heyecanla atan kalbime dokundum ve sonra sert bir sesle duvarı boylayıp yere düşen ayakabıya baktım. Aynı saniyede yan odadan korkunç bir kadın sesi yükseldi. Lakin ben kırmızı topuğu kırılmış ayakabıya bakakalmıştım! Gözlerim yerinden çıkacakmış gibi büyümüştü, önce kapıya sonra tekrar ayakabıya baktım. Ba
Ekşi bir suratla koridoru bitirince önümde gri basamaklar vardı.
Her ne kadar bakımsız bir yurt olsa da bir emek verildiği kesindi. Merdivenlerden seke seke aşağı kadar inerken geniş salonda hayali bir sessizlik dolanıyordu. Sıra halinde dizili yemekhane masaları bomboştu anlaşılan onlar benden önce dışarıya çıkmışlardı.
Yurttan çıkıp devasa avluda omzumun gerisinden şato buyukluğundeki kara yurdun çatısına baktım. Bir kaç karga hep çatïsında dururdu gôzetleyici gibi. Lakin gökyüzündeki siyah pus biraz şaşılacak şeydi. Rüzgâr saçlarımı sertçe itip boynuma yuvarlarken ortalıklarda havalanan çöpler vardı.
Avlunun duvar dibindeki Yığın hâlinde olan çöpler ise kokmaya başlamıştı. Leş, cenaze gibi kokuyorlardı!
Ellerimi kotumun cebine koyup saçma bir şarkı mırıldanarak avlunun çift kanatlı kapısından dışarı suzuldum.
Kanımda folasan bir duygu vardı ve tenimi sızlatan bir his. Neydi bu Terzi. Ensemdeki ürperti her zerreme yayıldı. Kaldırimda yürümeye başlamıştım lakin peşim sıra bir karanlım geriden yürüyor giviydi. Zemine sağlam basan görünmez ayak sesleri... Ne kadar iyi bjd gôzlemci.
Furaksadım ve arkama bir bakış attım. Yoksa,.. hayır Terzi, önüne dön tek ihtiyacımız olan yiğexek bulmak. Önüne dönüp yurufum ben geldikçe o hayali varkikta peşimden adım adım geldi. Hissediyordum. Tam orada, arkamdaydı.
Neredeysr soğuktan buz tutacaktı ellerim, yine de vücudunda folaşan ılık bir şeyler vardı. Garip, çok garip.
Karşıma çıkan bir Çöp koynetirinden bir kazete bulup yanındaki banka oturdum. Kirli sayfaları eş gecip temiz yerlerine odaklandım.he.m karanlık hem de aksak okumamdan kaynaklı zor seçtim kelimeleri. Köpek cinsyeti. Odaklanamadım çünkü beni izleyen biri vardı. Tetikçi.. belki de bir yanılgı, asla yanılgı olamazdı. Kimsenin olmadığı bir sokakta ise sanırım bana yaklaşmaktan korkmayacaktı. Ne de olsa uzun bir duredue hep peşimde! Oyun oynamaktan sıkılmış olsa gerek, işimi bitirmek için daha iyi bir fırsat eline geçemezdi.
Amacı beni öldürmek. Buna izin veriyordum.
Dün saatlerinde öldürülen köpeğin acılı görüntüsüne içli içli baktım. Bu tür cinayet gazeteleri İki köşe ötedeki evin sahibi alıyördu. Bay Fransız cinayetle ilgili gazeteleri hep merakla okur akşaminda ise bu çöp dışında hiçbir çöpe atmaması için evindeki hizmetçileri uyarırdı.
Farklı bir huy edinmişti sanırım. Bu çöp koytrenine olan bağlılıği da şaşılmayacak türden değildi.
Tam önümdeki sokak lambasının ışığında vuran çelimsiz bir gölge gördüm. O kadar dikkatliydi ki, belki de sezgileri bu kadar kuvvetli olmayan biri asla fark edemezdi onu hatta gölgesini bile gôremezdi. İşinde iyi olduğu kesindi.
Oysa teyzemin bana çok sık hatırlattığı bir söz vardı. “Hissetmegi bırak Tall, boş bir çuval olduğunu düşün. Başarısız hedefsiz. Yalnızca yaşıyorsun.”
'Bu sskilxe olursan dünya ssni yaşatır Tall.”
Dediğim gibi de olmuştu dünya benim vaflığımdan bir haberdiz hatta ve hatta insanların gözünde de bu çöp kutusu gibiydim eminim. Lakin birileri için o kadar da görünmez olamamışım, besbelli bu tetikçi benden kurtulmaya gelmişti!
Aramızda yalnızca bir kaç adım kalmıştı artık nefesinin sesini bile işitebiliyirdum.. ve onu fark ettiğimi de biliyordu, neden hala boş boş durduğumu harekete geçmediğimi merak ediyor olmalı. Lakin bu görevine mani olmadı.
Yaklaştı çok yaklaştı.
Ve sonra bir ses tırmandı sokağa.
Polis sirenleri tam zamanında sokağa giriş yapmıştı. Başımı çevirince girişteki üç polis arabasını gördüm. Ve hızlıca yalpalayarak uzaklaşan adımlar. O kadar telaş yapmıştı ki tetikçi, kaldırıma takılıp tökezlmişti sanırım. Tehi evlere, önümdeki kaldıdıma bakmak dışında dönüp ona bakmadım. Baksam belki görürdüm neye benzediğini.
'Tam bir ahmak, daha hızlı olsa çoktan öldürmüştü.” diye geçirdim içimden.
Kader kaçılmaz olanıydı, ondan kaçmak ve direnmek ise aptalların işiydi. Asla kaçmıyor, savaşmıyordum. Sadece bekleyiş içindeydim. Kader denen varlığın bana ne yapacağını durduğum yerde seyrediyordum. Yine saçma bir akşam, boş bir bekleyiş.
Burada tetikçiyle zaman harcaman yerine Sam Dechh'in dükkanından yiyecek bir seyler araklayabilirdim.
Ayağa kalkıp gazetyi elimde buruşturarak çöpe fırlattım. Gözüm az önce Tetikçinin bulunduğu noktaya kaydı, yeller esiyordu. Çoktan gitmişti.
Elbet yine gelecekti, bunu da biliyorum. İçindeki vahşi hissi soluyordum. cesedimin peşindeydi bebelki onu kime götüreceği ise bilinmezlikti.
**
Coves için sakin bir gün geçiyordu. Fırtınalö o akşamın üzerinden bir asır geçmişcesine fırtınanın hasar verdiği evler onarılmış, o gecede yaralanan bir çok kişi ölümü atlamıştı. Tek bir kişi için hayat ölümün başındaydı.
Katre Priicev. Sekiz aydır komadaydı, uyanma ihtimali gün geçtikçe soliyordu! Belki de... Belkidd iyi bir doktora görünce çoktan uyanmıştı. Bu ucuz hastane de iyi olması beklenilmezdi. Solgun vücudu yatakaga hmahkun kaldıkça çürüp gidiyordu. Üzerindeki hastane ünlüğü geçen haftaya göre biraz daha bollaşmıştı üzerinde. Teni hastalıklı gibi sararmış, benim aksinme saprası saçları düğüm düğüm olmuştu.
Derin bir nefes almak istedim ama hastanenin bu berbat ilaç kokusu engel oldu. Zayıftı, her gün biraz daha zayıflıyor, eriyip tükeniyordu.
Yalnızca izliyorsun Tall, o seni büyüttü ve senin için bu hâlde.
Kollarındaki belli belirsiz yanık izleri hala tazeydi, bacaklarında da vardı, tıpkı şah damarındaki kızgın demir izi gibi. Durumu artık sadece ona bağlıydı, uyanmak isterse uyanırmış! Doktor Bay Rush hep aynı şeyi söylüyor. Ona bağlı ona bağlı!.
Ne kadar çirkin bir avutma şekliydi ama.
Sandalyeden ayaklanmafan önce çehresine son bir kez daha baktım. Ve o an bana geçmişte anlattığı sözleti anımsadım. “bir gün beni sen öldüreceksin ufaklık. bunu sen yalacaksın. Ama, ama biliyorum sen o kadar da kötü değilsin. Beni seviyorsun, öyle değil mi Tall? Bana söyle lütfen. Sana iyi davrandığımı düşünüyorsun değil mi”
Acı acı yutkundum.
Ben birilerini sevemezdim, zihnim sadece ihtimaller üzerinden geçerdi. “Kim Zarar verdi? Kim bu hale getirdi?” Ama bunu ona söylememiştim hiç, bu hoş olmazdı öyle değil mi? Evet evet, kesinlikle hoş olmazdı.
Zaten ilgiyi çok severdi Katre Priicev. Bu onu üzerdi. Yataktaki bedenine sırtımı çevirip açık kapının aralığından dışarı çıktım. Koridorda ellerindeki belgelerle bu tarafa doğru gelmekte olan Bay Rush'eyi görmezden geldim. Yuvarlak yüzü ve bıyıklarıyla bile eğlenmeyecek kadar yorgundum.
Arkamdan seslendiyse de durmadım. Bana iyi bir bilgi vermediği sürece abartılı sözlerini uzatmasını dinleyemezdim. Sondu bu. Artık gelmeyecektim bu hastaneye, hem neden geleyim ki? O ölü gibiydi, her hafta sonu daha beter bir halde goruyordum. Üzüldûn mı yoksa Terzi? Böyle bir durumda bu hissedilmeli sadece.
Hastaneden kısa sürede çıkıp arkama bakmadan kirli kaldırımda yüeümeye başladım.. insanlar çok olmazdı, nadir. Arabalar da geçmezdi zaten. Yollar durulmuştu hava da kararmaya başlamıştı. İçimxe uzun uzadıya bir duygu aradım. Lakin bulanildiğim eski bir pişmanlık dışında hiçbir şey yoktu.
Teyzen için pişmansın değil mi? Diye soran iç sesime kayıtsız kaldım. Ona bir kere bile onu sevdiğimi söylememiştim, hissettirmemiştim bile!
Kapuşonlunun başlığını kafama geçirdim. Bol pantolonumun ipleri bacaklarıma çarpıyordu. Kaldırım çok sessizdi, kim peşimde bakmadım. Sezgilerimi kapattım. Şarkı mırıldanarak sokak lambalarını ufaktan geçtim.
Zihnimin içinde teyzemin son sözleri hep çığlık çığlığa dönüyordu. 'bir kere bile ona iyi hissettirmedin Tall. Bir kere olsun!
Durdum ve nefeslendim, son günlerde nefeslerim hep yarıda kısılıyor garip bir şekilde kasılmalar artıyordu. 'Etrafinda kendin dışında yok edeceğin kimse kalmadı. Sıradaki kurban sensin!
Sıradaki kurban sensin katil de sen.
Sonra tam o sırada bir hışırtı peşimden geldi. Gülümsedim. Tetikçi yarım bıraktığı işi halletmeye gelmişti anlaşılan. Pek kurnaz değildi, ya da ben fazla düşünüyordum.
Kaldırımdan inip yolda, sokak lambaların altında yürümeye başladım. Hava soğuk değil yumuşaktı. Yine de güvenmeyerek sıkı sıkı giyinmiştim. Üçüncü sokak lambasının altında furaksadım, duraksamak zorunda kaldım. Çünkü onun adım sesleri hacim kazanmıştı. “Mwrhaba.” diye mıeıldandım aslında sesim fazla yüksek çıkmıştı.
Bir cevap bekledim.Avuçlarımın arasında terlemeye başlayan bir madalyon vardı, özgür bıraktım ve yere doğru kayıp düştü. Arkam hala ona dönükken aramızda bir kaç adım ve sonra o da sona erdi. Benimle konuşmafan önce bir kolu boynuma dolandı ve bedenimi geriye kolaylıkla çekti. “Merhaba Tatlım.” Oldukça kalın bir sesi vardı, bu sesi bir yerden çıkartmaya çalıştım. Ancak hem yabancı bir dil konuşuyordu hem de... Bir erkekti. Boynuma kaba eli nefes almamı zorlaştırıyordu lakin yeterince güçlü olduğu söylenilmezdi. “Kim gônderdi?” Cümlemin devamında elinde tuttuğu silahı düşünmexen şakağıma vurmasıyla ağzımdan boğuk bir inilti kaçtı.
Tanrım bu korkunç bir acı.
Şakağımdaki inanılmaz acıyla görüşüm sarsıldı. “Seni adı heri-” Boynuma doğru ılık bir sıvı kaydı. Gözlerimin önünde sokaktaki ışıklar yanıp sönüyordu, aslında bilincimin ışıkları teker teker kapanıyordu. Bacaklarım büküldü ve göz kapaklatım aşağı yuvarlandı.
Bedenimi bıraktı ve zemine sertçe kapaklandım. Yalnızca son sözünü kavrayamasım.
“Je vous cherche depuis longtemps, mademoiselle."
Bölüm etkileşimi
