1. bölüm · Kor ve Kül
Giriş
Bir saklanış, bir kaçış.
Kaçmak, saklanmak tek çözüm.
Savaşmak çözüm değildi.
Güçsüzler savaşamazlardı.
Savaşırlarsa kaybederlerdi çünkü.
Kaybetmek ise ölümdü nihayetinde.
"O'na iyi bakacağına eminim Çiçeğim."
Kadının bal rengi gözleri abisinin kucağında uyuyan daha bir kaç günlük olan bebeğin üstünde donup kalmıştı.
Bir saattir bakışlarında dehşet varken o bebeğe, yani vârlığını yeni öğrendiği yeğenine bakarken yumuşamıştı.
O bebek masumdu. Bunu unutmamalıydı.
Suçlu olan abisi ve abisinin beraber olup bebeği yaptığı kadındı.
Bir meleğin suçu olur muydu ki?
Hayır olmazdı.
Bu bebek daha melekti. Suçsuzdu.
"Seni affetmeyeceğim abi"genç kadının dudaklarından dökülen kelimeler öfkeden değildi.
Kırgınlıktandı. Kandırılmaktandı.
Umursanmamaktandı. Hiç sayılmaktandı.
Genç adamın bal rengi gözleri kardeşinin güzel yüzünde çaresizce gezindi.
Kardeşi ne söylese haklıydı belkide.
Ona bir yeğeni olacağından bile bahsetmemişken şimdi bencilce davranarak kardeşinin oğlunu alarak kaçmasını, saklanmasını istiyordu. Düşünmemişti kardeşinin nasıl hissedeceğini. Ama eğer düşünürse hiç bir şey yapamazdı. Eğer düşünürse kardeşine bunu yapacak kadar kırıcı davranmazdı.
"Affetme, inan affetmemen sorun değil. Sadece yeğenine iyi bakmanı ve korumanı istiyorum, fazlasını istemiyorum" sesi titremişti adamın konuşurken.
Vicdanı o kadar sızlıyordu ki elinde olsa kardeşini kendi oğlunu da alıp kaçmasını istemek yerine gider tüm o adamları öldürürdü.
Ama elinde değildi, güçsüz bir adamdı.
Savaşırsa, kaybederdi. Bunu biliyordu.
"Daha ne isteyebilirsin ki?"diye sordu genç kadın bal gözlerini bebekten ayırıp abisinin yüzüne çevirerek. Bakışları abisine baktığı an tekrar sertleşmişti.
Abisi miydi bu adam?
Olmamalıydı.
Onun abisi hiçbir şey saklamazdı.
Onun abisi yalan söylemezdi.
Onun abisi bu kadar bencil olmazdı.
"Bana annesinin bile kim olduğunu bilmediğim oğlunu alıp, herşeyi ardımda bırakarak bu ülkeden kaçmamı..." bir an nefes alamaz gibi oldu genç kadın ama zar zor da olsa yutkunup devam etti,"...gitmemi
istiyorsun. Hiç mi düşünmüyorsun beni?"
dediğinde genç kadın gözünden bir yaş düştü ve yanağında süzülüp gitti.
Az önce duyduğu şeylerden sonra akıttığı kaçıncı yaştı bilmiyordu ama bir süre daha ağlayacağına emindi. Abisi cevap vermedi.
Cevap verecek gücü yoktu.
Ağlamaktan gözleri kızaran kardeşinin yüzüne bakmaktan ileri gidemedi.
Uzun süre göremeyecekti çiçeğini.
Onun özlemine katlanamazdı ki.
20 yıldır hiç ayrı düşmemişlerdi.
Sadece son zamanlarda daha az görüşebiliyorlardı 3 yıldır içinde olduğu örgüt yüzünden ama yine de şu andan itibaren başlayan ayrı düşüşleri kalbini yakıp küle çevirecek gibi hissettiriyordu.
Genç kadın derin bir nefes aldı ve düşen sessiz yaşları iki elinin tersiyle sildi.
Daha sonra abisinin kucağında uyuyan bebeği almak için iki kolunu açtı.
O bebek yeğeniydi ve ona alıştığında canı olacaktı.
"Bana ver onu"diye mırıldandı genç kadın. Abisi itiraz etmedi. Kardeşine yaklaşarak oğlunu kucağına bıraktı usulca.
Sanki o kucağından gidince bir an dizlerinin
bağı çözülecek ve yere devrilecekti.
Kısa ve azdı oğluyla beraber olduğu anlar.
Ama hissediyordu, oğlunu çok seviyordu.
Sevdiği için kendinden uzağa gönderiyordu.
Genç kadın yeğenini kolların arasına alıp göğüs hizasına getirdiği an sanki çok başka
bir hayata ilk adımını atmıştı.
O adımıyla yeğeninden gelen cennet kokusu belki yeni hayatı cennetteymiş gibi hissettirirdi diye düşünmek istedi ama olmadı, yapamadı. Çünkü bu imkansızdı.
Başka bir ülkede, abisinden, sevdiği adamdan ve geride bırakacağı okulundan uzakta olmak sadece cehhennemi olurdu sanıyordu. Fakat ismini Umut koyacağı yeğeni, onun asıl hayatı olacaktı.
Umut'un ise kirlenmemesi için tek umudu halası Nergis olacaktı çünkü onu koruyacak
olan kişi o'ydu.
Beraber kaçacak, beraber saklanacaklardı.
Beraber yaşayacak, beraber güleceklerdi.
Ve beraber güveneceklerdi onları geri getirecek olan umutlarına.
