4. bölüm · KÖR NOKTA +1& [MAFYA]

MEYDAN OKUMA

Бэрэн !

İçimde yabancı olmayan, ama görüşmleyeli uzun olmuş bir his yükseldi. Öfke miydi acaba?

Yada yarım kalmış bir şey?

Sonra, derinlerden gelen bir kahkaha duydum... Zevkli ve sahibini bile korkutacak kadar tehlikeli.

Kahkahanın sahibini hemen tanıdım,

Geçmişten kalan, karanlık ve susturulmuş bir parçanın kahkahası.

Dudaklarım iki yana kıvrıldı ve ayağa kalktım "Adrian Marozov demek..." Uzattığı elini tuttum ve devam ettim.

"Cesaretli abinin korkak kardeşi." Sesim her kelimemde ayrı bir alaycı çıkıyordu.

"Korkak annenin cesaretli kızı." Diyerek kendince düzeltti cümlemi.

Üstüme biraz eğildi "Ama Arsen, kelimelerden çok eylemler gösterir cesareti." dedi.
Gözleri, eski bir dostu tekrar görmüş gibi parlıyordu. Ama gördüğü kişi kesinlikle bir dost değildi.

Kısık sesli bir kahkaha attım "Bu hayat dersi için teşekkür ederim sevgili yazar Morozov."

"Ne demek." dedi gülümseyerek. Sandalyenin üzerine bıraktığı ceketini aldı ve cebinden biraz Euro çıkardı.
Euroları masaya bırakıp bana döndü "Bu seferki viskiler benden olsun."

Tepkimi beklemeden delicesine dans eden sarhoş insanlara çarpa çarpa dışarı çıktı.
Elimi hızla çantama attım. Ne kadar olduğunu bilmediğim paraları barmene fırlattım.
Arkamı dönüp kapıdan çıktım. Yağmur damlaları saçlarımı ıslatırken araba anahtarıyla arabayı açtım. Koltuğa oturup arabayı çalıştırdım.

Eve gitmek istemiyordum. Arabayı rastgele bir ara sokağa sürdüm. Uygun bir yerde durup camı açtım.
Torpidoda duran sigarayı çıkarıp çakmakla yaktım. Sigara, istemsizce dudaklarıma gitti.
Dumanı derince ciğerlerime çekip camdan dışarı üfledim.

Bir anlığına annem gözlerimin önünde belirdi. Bana "Kızım." diyişi beynimde bir süre yankılandı.
Evet, Viktor'u öldürmüş olabilirim ama onu öldürmem annemi geri getirmemişti.
Bir damla gözyaşı çıkıp kirpiklerimi ıslattı. Boşta olan elim hızlıca gözlerime gitti. Parmaklarımla kirpiklerimi ıslatan gözyaşını sildim.

Ağlamamalıydım ve bundan sonra da ağlamayacaktım. Çünkü bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Önümde hiç son bulamayacak bir savaş vardı. Binlerce kan dökülse bile annemin canının bedelini ağır ödeyeceklerdi.

❦⟡⋆⟡❦ ⛓⟠⛓

Dışarıdan gelen yüksek sesli gök gürültüsü yüzünden gözlerimi açtım. Arabada uyuya mı kalmıştım ben?
Telefonuma uzandığımda Daria'dan beş cevapsız arama vardı. Daria'yı arayıp açmasını bekledim.
"Neredesin ya sen? Kaç defadır arıyorum açmıyorsun!" dedi Daria telefonun diğer tarafından.
"Buradayım sevgilim. Arabada uyuya kalmışım." dedim yumuşak bir sesle.
"Arabada mı? Neden?" dedi şaşkın bir sesle.
"Sonra anlatırım sana. Şimdi atacağım konuma gel." dedim kafamı arkaya atarak.

Gözlerimi birkaç kez ovuşturup ellerimle direksiyonu tuttum. Derin bir nefes alıp gaza bastım. Daria'ya çoktan konumu atmıştım bile.
Birkaç dakika sonra konuma varmıştım. Kapıyı açıp arabadan indim. Olduğum yere çöküp arabaya yaslandım.
Olduğum uçurumdan neredeyse tüm Madrid görünüyordu. Madrid'in dar sokakları yerini karanlığa bırakmıştı. Bir süre daha şehri izledikten sonra Daria yanıma gelmişti bile.

Daria'yı gördüğüm gibi ayağa kalkıp yanına gittim. Belinden kavrayıp kendime çektim ve dudaklarımı onun dudakları ile birleştirdim.
Geri çekildeğimde Daria yüzümü inceledi. "Neden buraya geldik?"
Omuz silkip Daria'nın elini tuttum. "Sana birşey anlatacağım." Diyip Daria'yı benim oturduğum yere götürdüm.
"Bugün barda birini gördüm." dedim Daria'nın elini bırakmadan.
"Kim?" diye sordu Daria kaşlarını kaldırarak.
"Adrian Morozov."
"Ne?" dedi yüksek sesle. "Şu Viktor'un kardeşi olan Adrian mı?"
Başımı aşağı yukarı salladım. Daria yavaşça şehre döndü. Sonra bir anda kafasını çevirip bana baktı.
Ellerini yavaşça boynumda gezdirdi. "Siktir et Adrian'ı, Morozov'ları. Ben sevgilimi özledim." diyip yüzünü benim yüzüme yaklaştırdı.

❦⟡⋆⟡❦ ⛓⟠⛓

Son bir kez aynadan baktım ve saçımı düzelttim. Çantamı alıp aşağıya indim, kapıyı açınca koruma beni karşıladı.

Arabaya doğru ilerledim kapıyı açıp koltuğa keyifle oturdum. Birkaç saniye sonra koruma şoför koltuğuna geçmişti bile.
"Nereye gideceksiniz efendim?" dedi ellerini direksiyona yerleştirirken.

Arkama yaslanıp cevapladım. "Morozov Daminion'a gideceğiz." Sesim kararlı ve net çıkıyordu. Cevabımdan sonra korumanın surat ifadesi değişmişti.
Şaşkınlıkla bana döndü "Ama efendim..."

"Ne diyorsam onu yap." Sakinliğimi her zaman korumuştum. Ve şimdi de sesim her zamanki gibi sakin çıkıyordu.
Koruma, yüzünden anladığım gibi direnmek istemiyordu. Önüne dönüp arabayı çalıştırdı. Kafamı pencereye çevirip yolu izledim.

Birkaç saat sonra araba durdu. Koruma inip kapıyı açtı. İnmeden önce çantama koyduğum iskambil kağıtlarını kontrol ettim.
Arabadan inip sırtımı dikleştirdim. Uzun adımlarla şirketin içine girdim. Büyük salona göz gezdirip danışmanın yanına ilerledim.

"Adrian Morozov'un odası nerede." dedim danışmana bakarak. Danışman kadın kafasını kaldırıp bana baktı "Maalesef efendim, Adrian Bey bugün misafir kabul etmiyor."

İç çekip konuştum "Özel bir misafir olduğumu söyle." Gelmem sürpriz olacaktı. Kadın, kafasını sallayıp telefonda birkaç numara tuşladı.
O konuşurken ben de bekledim. Konuşma bitince konuştu "Geçebilirsiniz. Oda üst katta."

Kafamı sallayıp merdivenlere yöneldim. Asansör bekleyemeyecektim. Merdivenleri teker teker çıktıktan sonra Adrian'ın odasını aramaya başladım. Uzun uğraşdan sonra sonunda odayı bulmuştum.

Diğer kapılardan biraz daha büyük olan kapıyı çalmadan açtım. Gözlerimle odayı taradığımda Adrian'ın koltuğunda oturuyordu.
Kapıyı açtığımda bana önce şaşkınlıkla baktı ardından yüzünde sinsi bir sırıtış belirdi.

"Her zamanki Valeska işte." dedi koltuğunda biraz daha geriye yaslanarak. "Kaba, sürpriz ve... Çekici." Alayla bana baktı.
Kapıyı kapatıp içeri girdim. Büyük ve köyü tonlarla dekore edilmiş odadaki deri koltuğa oturup bacak bacak üstüne attım.

Gözlerini kısıp bana baktı "Hayırdır? Beni de öldürmeye mi geldin?" Odayı incelerken derin bir iç çekip kısa bir kahkaha attım "Henüz ölmek için fazla gençsin, Add."

Kafamı çevirip ona baktım. Baştan aşağı Adrian'ı süzdükten sonra devam ettim "Ama keyfim ne zaman isterse işte o zaman yaş farketmez."

Adrian, burnundan güldü. Dirseklerini masaya koyup ellerini çenesinin altında birleştirdi "Bu özgüvenin kaynağı nedir Arsen?"

Sesli bir nefes alıp bir sonraki oyununa hazırlandım. Elimi çantama atıp içindeki iskambil kağıtlarını aldım.
Ayağa kalkıp Adrian'a yaklaştım. Adrian gözlerini elimdeki iskambil kağıtlarından ayırmıyordu.

"Şunu unutma ki Morozov; bir özgüvene doğuştan sahip olursun. Doğuştan sahip olduğun özgüveni de kendin büyütürsün." dedim iskambil kağıtlarını ikimize de eşit dağıtırken.

İşimin bittiği desteyi kenara koyarken konuştum "Ee meydan okuma başlasın."