4. bölüm · Kızıl şeytan
3. Bölüm
-Günümüz-
2 yıl sonra
Bakışlarımı masadaki insanlarda dolaştırdım.
Babamın yüksek ısrarı üzerine yine onun ortakları ile olan toplantısındaydım.
Bu toplantıya Vurallar da dahildi.
O hariç.
Sıkıldığımı belli eden bakışlarla babama döndüm. Babam da ona baktığımı anlamış olacak ki bana baktı.
Hafif bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.
Ardından tekrar önüne döndü. İç çektim ve tam karşımda oturan Kemal ve Karan Vural'a baktım.
İkizinin aksine her toplantıya katılıyordu.
Karan'ın gözleri bana döndü.
Buruk şekilde gülümsedi.
Ben ise ona nefretle bakıyordum.
Çünkü o da bir Vural'dı.
Vurallar ise artık benim ezeli düşmanımdı.
Nefret dolu bakışlarımı Karan'dan çektim.
Derin bir nefes verdim ve masadaki konuşmayı anlamaya çalıştım.
Babamdan sonraki şirket sahibi ben olacaktım.
Olmak istediğim kadın hiçbir zaman olamamıştım.
Ya önümü kesmişlerdi ya da benim yerime karar vermişlerdi.
Gözlerim Kemal Vural'a döndü.
O zaten bana baktığı için bakışlarını çekmedi.
Aksine, çekinmeden bakmaya devam etti.
Ben de arkama yaslandım ve ellerimi önümde birleştirip ona bakmaya devam ettim.
Tek kaşını kaldırdı.
Boran beni terk etmese evleneceğimizi biliyordu.
Hatta beni terk etmesinden gurur duyuyordu.
Çünkü Boran'ın daha iyilerine layık olduğunu düşünüyordu.
Ama en iyisi bendim.
Belki de Boran'ın gitmesinde onun bir parmağı vardı.
Eğer öyleyse, kaybettiği şeyi duyunca kahrolacaktı.
Ona inatla bakmaya devam edince dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Ben ise dümdüz bir ifadeyle bakmaya devam ediyordum.
Babam aramızdaki sessizliği böldü.
"Kemal."
Kemal Vural babama döndü.
"Kızımla bakışmayı bırak da anlaşmaya odaklan."
Ben de bakışlarımı Kemal'den çektim.
Masadaki yüzleri tek tek inceledim.
Masada büyük bir anlaşmanın konuşmaları dönüyordu.
Bizim şirketimiz gayrimenkul inşaat şirketiydi.
Vuralların ise güvenlik.
Bundan dolayı şirketimiz Vurallarla iş birliği anlaşması sunmuştu.
Vurallar ise kabul etmişti. Ben ise bu konudan fazlasıyla rahatsızdım.
Masada dönen konuşmayı anlamayınca elimi masaya vurdum ve ayağa kalktım.
"Size iyi toplantılar, benden bu kadar."
Sandalyemi hızla geri itip kapıya yürüdüm.
Babamın arkadan bana sesleniyordu.
"Vera, buraya gel."
Umursamadan kapıyı açtım ve dışarı çıktım.
Adımlarım kendi odama gitti.
Fakat Ela beni durdurdu.
"Vera Hanım, bugün üç tane görüşmeniz, bir tane toplantınız var."
İç çektim.
"Hepsini ertele, Ela. Benimle görüşmek isteyenleri de reddet. Mazeret bildirmene gerek yok. Hesap sorarlarsa karşıma çıkıp sorsunlar."
Başını salladı.
"Vera Hanım, bir de odanıza çiçek yolladılar. Ben size sormadan içeri almak istemedim fakat ısrarcı oldular."
"Tamam, Ela. Teşekkür ederim."
Başını salladı ve geri çekildi.
Ben de odama yürüdüm.
Modelliği bıraktığımdan beri babamın yüksek ısrarları üzerine şirkette çalışmaya başlamıştım.
Ne kadar reddetsem de o vazgeçmemiş, ısrar etmişti.
Ben de en sonunda kıramamış, yönetici olarak işe başlamıştım.
Üniversitede mimarlık bölümünü bitirdiğimden şirkette proje yöneticilerindendim.
Babam ise şirketin sahibiydi.
Mimarlığı ben istememiştim, babam benim yerime karar vermişti.
Ben ise üniversiteyi bitirdikten sonra mimar olmayı istememiş, bir ajansa başvurmuştum.
Sırf babama inat olsun diye modelliğe başvurmuştum.
Kabul edilmiştim de.
İki yıl modellik yapıp bırakmıştım, ardından da şirkette proje yöneticilerinden biri olmuştum.
Odamın kapısına geldim.
Kapıyı açtım ve içeri girdim. Bakışlarımı masamda dolaştırdım.
Elli tane siyah gül vardı.
Gülleri görünce kalbim beynime sinyaller yollamaya başlamıştı.
Nefesim düzensizleşti.
Aklımda tek bir isim vardı.
Boran Vural.
Geri mi dönmüştü?
Düşüncelerimle sanki kalbimde bir yerlerde solan çiçeğin sulandığını hissettim.
Nefesimin kesildiğini hissediyordum.
Sırtımı kapıya yasladım ve elimi boynuma götürdüm.
Derin nefesler almaya başladım.
Gözlerimi kapattım, içimden ona kadar saydım.
Gözlerimi açtığımda çiçekler hâlâ orada duruyordu.
2 yıl sonra elli tane siyah gül.
Boran Vural iki yıldır ortada yoktu.
Benden ayrılıp kayıplara karışmıştı.
Nereye gittiğini kimse bilmiyordu.
Şirketin vârisi olmasına rağmen gitmişti.
Babası yakında emekli olacaktı ama o yoktu.
Gelmezse şirketin yeni sahibi Karan olacaktı.
Derin bir nefes alıp hareket etmeye çalıştım fakat nafileydi.
Yerimden kıpırdayamıyordum.
Ya yine hayal görüyordum ya da gerçekten çiçekler oradaydı.
Yere çöktüm, başımı ellerimin arasına alıp hıçkırdım.
İki yıl boyunca Boran'ın halüsinasyonlarını görmüştüm.
Psikiyatrist destekleri ile gerçek olmadıklarını anlamıştım.
Uzun zamandır da halüsinasyon görmüyordum.
Ama yıllar sonra o çiçekler...
Geri dönse de her şeyin eskisi gibi olması imkânsızdı.
Onun için gençliğimi harcamıştım, her şeyimi ona adamıştım.
O ise beni paramparça etmişti.
Şimdi ise geriye kalan tek şey yara bandı ile birleştirilmiş, zorla ayakta duran kırık camlar.
Gözümden bir damla yaş düştü.
Odada tek olduğum için fazla sorun etmedim.
Derin bir nefes aldım.
En sonunda yerden kalkmaya karar verip masama doğru yürüdüm.
Buketi elime aldım.
Halüsinasyon değildi.
Gerçek bir buketti ve çiçeklerin arasında bir zarf vardı.
Elim titreyerek zarfa uzandı.
Zarfı açtığımda tek bir kelime ile karşılaştım.
"Gülümse."
Sadece gülümse yazıyordu.
İki yıl sonra masanın üstünde elli adet gül ve bir not kâğıdı.
Not kâğıdının içinde ise gülümse yazısı.
Aklımı kaybetme noktasındaydım.
Nefesim kesiliyor, kalbim zirvede atıyordu.
Kalbim, bu çiçeği gönderenin Boran olma ihtimali ile fazla hızlı atıyordu.
Elli tane siyah gülün anlamını sadece Boran bilebilirdi.
Onunla aramızda bir şifre gibiydi.
Ama başkalarının bilme ihtimalini de göz ardı edemezdim.
Her zaman her ihtimali tarayan bir kadın olmuştum.
Ama bu çiçeği Boran'ın göndermiş olması için dualar ediyordum.
Ben hâlâ şok içinde nota bakarken biri kapıyı tıklattı.
Gözlerim şok içinde kapıya kaydı.
Gel komutu verecek durumda değildim.
Kapının kolu, gel dememi beklemeden aşağı indi.
Kapı hafifçe aralandı.
Gözlerimi kapattım.
Beynim vücuduma sinyaller gönderiyordu.
Tüm vücudum titriyordu.
Derin nefesler alıp vermeye başladım.
Ya kapının arkasındaki kişi Boran ise?
İşte o zaman ne yapacağımı bilmiyordum.
İlk defa bu kadar çaresizdim.
Gelme diye bağırmak istiyordum.
Fakat dudaklarım buna engel oluyordu.
