4. bölüm · Kısaca Han..2

İnjury

Luna .

Yara

Minho bilincini kaybedeli birkaç saat olmuştu. Korkuyordum. Ya uyanır da bana 'bu halde olmam senin suçun' derde diye. O, bana kızmazdı, Değil mi? Hepsi benim suçumdu. Onun ne hissettiğini hiç düşünmedim. Aslında biraz düşününce onu hiç düşünmemiştim. Ne kadar bencilim. Yanına ağlamaktan başka hiçbir şey yapmıyordum. Em azından yardım edebilirdim. O bana her zaman yardım ederdi. Minho bayıldıktan sonra onu kendi yatağıma yatırmıştım. Minik bir gazlı bez alıp burnundan akan kanı korkak şekilde yavaşça sildim. Hiç tepki vermedi. Yaşıyordu değil mi? Elimi kalbinin üstüne koydum. Kalbi atıyordu. Yorgundu. Elimi göğüsünün üstünde çekip dinlenmesine izin verdim. Onu yoran bendim. Benim suçumdu. Burnunun kanaması, nefes alamaması, boynunun mosmor olması, hepsi benim suçumdu. Baş ucumda duran morluklar için olan kremi aldım. Elime kremden biraz alıp boynuna sürmeye başlıyordum ki elimle dokunduğum anda Minho korkarak derin bir nefes aldı. Kremli elimi sıkıca tuttu. Muhtemelen onu boğduğumu sanmıştı. Gözlerini açtığında ona yaşlı gözlerle bakıyordum.

"Ö-özür dilerim... S-sadece krem sürmek istemiştim..." Minho yatakta oturur hale geçip bana baktı. Canı acıyordu ve bu oldukça belliydi. Bana kızgın değildi ama tamamen de sakin değildi.

"S-sorun yok sadece boynum acıyor... d-dokunmasan daha iyi..." dedi sessizce.

Başımla onayladım. "S-sadece yardım etmek istemiştim." Minho kremli elimi tutmayı bıraktı ve bana yakınlaştı.

"Ö-özür dilerim Minho... sana bağırdığım ve senin duygularını hiçe saydığım için... sana kaba davrandım.."

Minho başını hayır anlamında salladı.

"Hatalı olan bendim. Bana güvenmemen benim suçum..."

"H-hayır sana bencil davrandım. Senin hiçbir suçun yoktu.."

"Belkide haklısın... senin suçundu.." dedi düşünür halde. Gözlerim tekrar doldu. Benim suçumdu.

"Krem sürmek istiyorsan şimdi sürebilirsin. Uyurken korkutuyor..." boynunu krem sürmem için arkaya doğru yatırdı. Yavaşça boynuna krem sürmeye başladım. Canı yanıyordu ama benden de uzaklaştırmıyordu. Boynuna daha da yakınlaşmak için yükümü vermeden kucağına oturdum. O da belimden hafifçe tuttu. Hala göz yaşlarım dökülüyordu ama daha sakindim. Bir elini kaldırdığında korkarak geri çekildim.

"Sakin ol... sadece göz yaşlarını silmek istedim. Ben sana aska vurmam..." başımı öne eğdim. O ise beni tekrar kucağına çekti. Gözlerim dudaklarına kaydığında hemen odağımı ellerime çevirdi. Hayır ona dokunmayı dahi hak etmiyordum. O ise yanağımı okşuyordu sanki bana meydan okumak istercesine.

"Üzgünsün biliyorum... suç senindi fakat bende seni böyle görmeye dayanamıyorum... evet canım acıyor ve korktum ama büyütülecek bir şey yok. İyiyim ben." Göz yaşlarımı sildi. Hayır şu an teselli edilmesi gereken oydu. Ben değildim. Sıkıca sarıldım ona. Başımı göğsüne bastırdım. Keşke bunların hiçbiri yaşanmamış olsaydı. Minho sırtımı okşarken yeniden ağlamaya başladım. Oku acı içinde görmeyi sevmiyordum. Boynuna acıtmamaya çalışarak boynunu okşadım. O ise elini elimin üstüne koydu.

"Çok dokunma olur mu? Hala acıyor." Dedi minik bir gülümseme ile. Bende yavaşça elimi boynundan indirdim. Birkaç saniye bakıştıktan sonra ayağa kalktım.

"Sana yemek hazırlayayayım acıkmışsındır." Başı ile onayladı.

Mutfağa inip Ramen yapmaya başladım. Tam tencereye ramen için sıcak su koyucakken omzumda bir el hissedince irkildim. Minho değildi. Abimdi.

"Ne var?" Dedim soğuk bir tonda. Ona hala kızgındım. Minho'ya vurma hakkı yoktu.

"Kendine yemek mi yapıyorsun?" Diye sordu umursamaz bir şekilde.

"Hayır. Minho için yapıyorum." Dediğimde tek kaşını havaya kaldırdı.

"Cidden mi? Gerçekten onun önüne yemek koymayı ona layık mı görüyorsun. Sen feci şekilde bağlanmışsın. Dikkatli ol da yere çakılıp düşme." Dediğinde dişlerimi sıktım. Hayır abime bağırmak istemiyordum ama beni zorluyordu.

"Birincisi ona değil Minho. İkincisi evet senin gibi şiddete başvurmaktansa yardım etmeye çalışıyorum ve üçüncüsü merak etme senin çakıldığın gibi çakılmam." Dediğimde daha da sinirlendi. Eski sevgilisi onu kullanmıştı ve o bunu fark etmemişti. Bunu ona hatırlattığımda beni tezgah ile kendisi arasında sıkıştırdı.

"Bir daha bana sakın böyle şeyler deme. Ateşle oynuyorsun. Ve ateşin ne kadar canını acıttığını unutma." Dedi sinirle. Sıcak suyu bir köşeye koyup ona döndüm.

"Sen neden hep kendini güçlü göstermek için böyle çabalıyorsun? Anla işte bazen o kadar da güçlü değilsin. Özellikle şiddet uyguladığında gördüğüm en zayıf insan oluyorsun." Dedim ellerimi göğüsümde birleştirirken.

"Öyle mi dersin? İstersen sana zayıflığın ne olduğunu gösterebilirim." Dedi sırıtarak. Bu sefer cidden kontrolden çıkıyordu.

"Peki ta babama ne diyeceksin? Sana iki laf ettim diye ergen çocuk gibi beni dövdüğünü mü?" Dedim karşılık olarak sırıtarak. O ise bir tık işleri ciddiye almış ve sıcak su dolu olan kettle ı ellerime yapıştırmıştı. Ben ise ellerimi çekmeye çalışırken kettle'ı yere düşürdüm ve böylece ayaklarım da yanmış olmuştu. O ise önlem almış ve gerilemişti. Bunu beklemiyordum.

"Gerçekten kardeşini bu kadar mı seviyorsun?" O ise arkasına bakmadan salona ilerledi. Mutfağın musluğundan soğuk su açıp ellerimi yıkadım. Biraz da olsa acısı geçmişti yanıkların ama hala çok acıyordu. Ayaklarımın üstüne basamıyordum. Kendimi mutfağın tezgahına kaldırdım ve oraya oturdum. Musluğu kapattım ve ellerime baktım. Abim sinirlenince dalga geçilicek biri değildi.

Ben ellerime odaklanmışken Minho kapıya yaslanmış bana bakıyordu.

"Han?" Dedi endişelenmiş bir şekilde. "İyi misin?"

"Neden her yaralandığımda yanımda oluyorsun da sen dayak yiyince ben senin yanında olamıyorum?" Dedim ağlak bir sesle. Koşar adımlarla yanıma gelmiş ve belimden beni tutmuştu.

"Ellerin çok acıyor mu?" Sorumu geçiştirmişti. İstesem de cevap vermezdi. Bende başımla onayladım.

"Ayaklarım da yanıyor..." dediğimde yerde duran kettle'a bakıyordu.

"Odana gidelim olur mu? Yemeği sonra yeriz." Dedi ve beni kucağına aldı. Bende sadece ona ellerimin arkası ile tutundum. Odaya gelip beni yatağıma koydu ve yanıma oturdu.

"Göster bakalım yapabileceğimiz bir şey varmı." Dediğinde ellerimi ona uzattım. İçleri kıp kırmızıydı. Minho ilaç dolabından yanık kremi alıp ellerime sürdü. Elleri çoraplarıma gidiyordu ki ayaklarımı geri çektim.

"Gerçekten gerek yok. Ben hallederim, Minho."

"Hayır. Görmek istiyorum Han. Bırak yardım edeyim." Tam kabul edecekmiş gibi olduğumda gözlerim mor boynuna kaydı. Hayır ben kendim halledebilirdim.

"Gerek yok. Ben hallederim." Minho daha fazla dayanamayıp eli ile bacağımı kavrayıp çorabımı çıkarttı ve yanık kremini ben daha ses çıkaramadan sürdü. Bunu diğerine uygularken daha fazla itiraz etmedim. Sadece uzandım ve onu izledim.

"Bu kadar basit işte. Bitti." Diyin yanımda uzandı. Elli ike başımı okşayıp gülümsedi.

"Dinlenelim olur mu? Bu günlük bu kadar stress ve hüzün yeter." Dediğinde hızla başım ile onayladım. Gözlerim kapanırken ona sıkıca sarıldım. Ellerim her temasta yanıyordu ama aldırmamaya çalıştım. En sonunda anlamış olucak ki ellerimi alıp belinden uzaklaştırdı ve yatağa bıraktı. Ondan sonrası ise simsiyahtı...

•Bölüm sonu..•Yara

Minho bilincini kaybedeli birkaç saat olmuştu. Korkuyordum. Ya uyanır da bana 'bu halde olmam senin suçun' derde diye. O, bana kızmazdı, Değil mi? Hepsi benim suçumdu. Onun ne hissettiğini hiç düşünmedim. Aslında biraz düşününce onu hiç düşünmemiştim. Ne kadar bencilim. Yanına ağlamaktan başka hiçbir şey yapmıyordum. Em azından yardım edebilirdim. O bana her zaman yardım ederdi. Minho bayıldıktan sonra onu kendi yatağıma yatırmıştım. Minik bir gazlı bez alıp burnundan akan kanı korkak şekilde yavaşça sildim. Hiç tepki vermedi. Yaşıyordu değil mi? Elimi kalbinin üstüne koydum. Kalbi atıyordu. Yorgundu. Elimi göğüsünün üstünde çekip dinlenmesine izin verdim. Onu yoran bendim. Benim suçumdu. Burnunun kanaması, nefes alamaması, boynunun mosmor olması, hepsi benim suçumdu. Baş ucumda duran morluklar için olan kremi aldım. Elime kremden biraz alıp boynuna sürmeye başlıyordum ki elimle dokunduğum anda Minho korkarak derin bir nefes aldı. Kremli elimi sıkıca tuttu. Muhtemelen onu boğduğumu sanmıştı. Gözlerini açtığında ona yaşlı gözlerle bakıyordum.

"Ö-özür dilerim... S-sadece krem sürmek istemiştim..." Minho yatakta oturur hale geçip bana baktı. Canı acıyordu ve bu oldukça belliydi. Bana kızgın değildi ama tamamen de sakin değildi.

"S-sorun yok sadece boynum acıyor... d-dokunmasan daha iyi..." dedi sessizce.

Başımla onayladım. "S-sadece yardım etmek istemiştim." Minho kremli elimi tutmayı bıraktı ve bana yakınlaştı.

"Ö-özür dilerim Minho... sana bağırdığım ve senin duygularını hiçe saydığım için... sana kaba davrandım.."

Minho başını hayır anlamında salladı.

"Hatalı olan bendim. Bana güvenmemen benim suçum..."

"H-hayır sana bencil davrandım. Senin hiçbir suçun yoktu.."

"Belkide haklısın... senin suçundu.." dedi düşünür halde. Gözlerim tekrar doldu. Benim suçumdu.

"Krem sürmek istiyorsan şimdi sürebilirsin. Uyurken korkutuyor..." boynunu krem sürmem için arkaya doğru yatırdı. Yavaşça boynuna krem sürmeye başladım. Canı yanıyordu ama benden de uzaklaştırmıyordu. Boynuna daha da yakınlaşmak için yükümü vermeden kucağına oturdum. O da belimden hafifçe tuttu. Hala göz yaşlarım dökülüyordu ama daha sakindim. Bir elini kaldırdığında korkarak geri çekildim.

"Sakin ol... sadece göz yaşlarını silmek istedim. Ben sana aska vurmam..." başımı öne eğdim. O ise beni tekrar kucağına çekti. Gözlerim dudaklarına kaydığında hemen odağımı ellerime çevirdi. Hayır ona dokunmayı dahi hak etmiyordum. O ise yanağımı okşuyordu sanki bana meydan okumak istercesine.

"Üzgünsün biliyorum... suç senindi fakat bende seni böyle görmeye dayanamıyorum... evet canım acıyor ve korktum ama büyütülecek bir şey yok. İyiyim ben." Göz yaşlarımı sildi. Hayır şu an teselli edilmesi gereken oydu. Ben değildim. Sıkıca sarıldım ona. Başımı göğsüne bastırdım. Keşke bunların hiçbiri yaşanmamış olsaydı. Minho sırtımı okşarken yeniden ağlamaya başladım. Oku acı içinde görmeyi sevmiyordum. Boynuna acıtmamaya çalışarak boynunu okşadım. O ise elini elimin üstüne koydu.

"Çok dokunma olur mu? Hala acıyor." Dedi minik bir gülümseme ile. Bende yavaşça elimi boynundan indirdim. Birkaç saniye bakıştıktan sonra ayağa kalktım.

"Sana yemek hazırlayayayım acıkmışsındır." Başı ile onayladı.

Mutfağa inip Ramen yapmaya başladım. Tam tencereye ramen için sıcak su koyucakken omzumda bir el hissedince irkildim. Minho değildi. Abimdi.

"Ne var?" Dedim soğuk bir tonda. Ona hala kızgındım. Minho'ya vurma hakkı yoktu.

"Kendine yemek mi yapıyorsun?" Diye sordu umursamaz bir şekilde.

"Hayır. Minho için yapıyorum." Dediğimde tek kaşını havaya kaldırdı.

"Cidden mi? Gerçekten onun önüne yemek koymayı ona layık mı görüyorsun. Sen feci şekilde bağlanmışsın. Dikkatli ol da yere çakılıp düşme." Dediğinde dişlerimi sıktım. Hayır abime bağırmak istemiyordum ama beni zorluyordu.

"Birincisi ona değil Minho. İkincisi evet senin gibi şiddete başvurmaktansa yardım etmeye çalışıyorum ve üçüncüsü merak etme senin çakıldığın gibi çakılmam." Dediğimde daha da sinirlendi. Eski sevgilisi onu kullanmıştı ve o bunu fark etmemişti. Bunu ona hatırlattığımda beni tezgah ile kendisi arasında sıkıştırdı.

"Bir daha bana sakın böyle şeyler deme. Ateşle oynuyorsun. Ve ateşin ne kadar canını acıttığını unutma." Dedi sinirle. Sıcak suyu bir köşeye koyup ona döndüm.

"Sen neden hep kendini güçlü göstermek için böyle çabalıyorsun? Anla işte bazen o kadar da güçlü değilsin. Özellikle şiddet uyguladığında gördüğüm en zayıf insan oluyorsun." Dedim ellerimi göğüsümde birleştirirken.

"Öyle mi dersin? İstersen sana zayıflığın ne olduğunu gösterebilirim." Dedi sırıtarak. Bu sefer cidden kontrolden çıkıyordu.

"Peki ta babama ne diyeceksin? Sana iki laf ettim diye ergen çocuk gibi beni dövdüğünü mü?" Dedim karşılık olarak sırıtarak. O ise bir tık işleri ciddiye almış ve sıcak su dolu olan kettle ı ellerime yapıştırmıştı. Ben ise ellerimi çekmeye çalışırken kettle'ı yere düşürdüm ve böylece ayaklarım da yanmış olmuştu. O ise önlem almış ve gerilemişti. Bunu beklemiyordum.

"Gerçekten kardeşini bu kadar mı seviyorsun?" O ise arkasına bakmadan salona ilerledi. Mutfağın musluğundan soğuk su açıp ellerimi yıkadım. Biraz da olsa acısı geçmişti yanıkların ama hala çok acıyordu. Ayaklarımın üstüne basamıyordum. Kendimi mutfağın tezgahına kaldırdım ve oraya oturdum. Musluğu kapattım ve ellerime baktım. Abim sinirlenince dalga geçilicek biri değildi.

Ben ellerime odaklanmışken Minho kapıya yaslanmış bana bakıyordu.

"Han?" Dedi endişelenmiş bir şekilde. "İyi misin?"

"Neden her yaralandığımda yanımda oluyorsun da sen dayak yiyince ben senin yanında olamıyorum?" Dedim ağlak bir sesle. Koşar adımlarla yanıma gelmiş ve belimden beni tutmuştu.

"Ellerin çok acıyor mu?" Sorumu geçiştirmişti. İstesem de cevap vermezdi. Bende başımla onayladım.

"Ayaklarım da yanıyor..." dediğimde yerde duran kettle'a bakıyordu.

"Odana gidelim olur mu? Yemeği sonra yeriz." Dedi ve beni kucağına aldı. Bende sadece ona ellerimin arkası ile tutundum. Odaya gelip beni yatağıma koydu ve yanıma oturdu.

"Göster bakalım yapabileceğimiz bir şey varmı." Dediğinde ellerimi ona uzattım. İçleri kıp kırmızıydı. Minho ilaç dolabından yanık kremi alıp ellerime sürdü. Elleri çoraplarıma gidiyordu ki ayaklarımı geri çektim.

"Gerçekten gerek yok. Ben hallederim, Minho."

"Hayır. Görmek istiyorum Han. Bırak yardım edeyim." Tam kabul edecekmiş gibi olduğumda gözlerim mor boynuna kaydı. Hayır ben kendim halledebilirdim.

"Gerek yok. Ben hallederim." Minho daha fazla dayanamayıp eli ile bacağımı kavrayıp çorabımı çıkarttı ve yanık kremini ben daha ses çıkaramadan sürdü. Bunu diğerine uygularken daha fazla itiraz etmedim. Sadece uzandım ve onu izledim.

"Bu kadar basit işte. Bitti." Diyin yanımda uzandı. Elli ike başımı okşayıp gülümsedi.

"Dinlenelim olur mu? Bu günlük bu kadar stress ve hüzün yeter." Dediğinde hızla başım ile onayladım. Gözlerim kapanırken ona sıkıca sarıldım. Ellerim her temasta yanıyordu ama aldırmamaya çalıştım. En sonunda anlamış olucak ki ellerimi alıp belinden uzaklaştırdı ve yatağa bıraktı. Ondan sonrası ise simsiyahtı...

•Bölüm sonu..•