5. bölüm · Kış Kirazı
"Tını"
Ege ile buluşmamın üzerinden sadece 2 saat geçmişti ve ben şuan Lara'nın yanında elimdeki melisa çayını yudumluyordum. Onun yanındayken bir şeyler yiyip içmenin tadı daha farklı geliyordu. Herkesin hayatında güneş tanesi insanlar olmalıydı ki, benim şansıma Lara vardı. Evet birbirimizi yediğimiz dönemlerde oluyordu ama hiçbirinin esamesi yoktu. Şimdi ise kafamız karışmış, beyin fırtınası yapıyorduk. Öğrendiğim şey beni baya bir şok etmişti çünkü Zeynebin sivil polis olduğunu yeni öğreniyordum. O kadar bir araya gelmemize rağmen hiçbir şey çaktırmamış olması büyük bir mucizeydi. Her şeyi fark eden ben bunu nasıl fark etmemiştim anlamıyordum. Gerçi çok iyi saklamış olması büyük bir etkendi, niye sakladı o da başka bir soruydu tabii. İç sesim yine kendi kendine beyin fırtınasına devam ediyorken ben elimdeki fincanı önümdeki orta sehpaya bırakıp Lara'ya dönmüştüm. "Resmen sivil polismiş Lara.. Nasıl gizledi bunu ulan?"
"Ya kızım ondan her şey beklenir de, ben hâlâ Mirza ne alaka onu merak ediyorum. Sence aralarında bir şey var mıydı?" Dudaklarımı bilmem dercesine kıvırmış, arkama yaslanmıştım. "Sanmıyorum.. Bana baktığını falan söylediğimde bir bozuldu aslında ama.. Bence konu işiyle ilgili. Gerçekten sivil polis ise işi yüzünden onunla ilgileniyor olabilir." Mirza beyin tam olarak neyle uğraştığını da bilmiyorduk ama illegal olduğu kesindi. Fark etmeden ısırdığım tırnağımı ağzımdan çektiğimde Lara elindekini yudumlayıp bacak bacak üstüne attı. Bu demek oluyordu ki birazdan beni sinir edecek şeyler söyleyecekti. "Efnan Mirza cidden bakıp durdu mu o gece?" Yan bir bakış atıp bana sırıttığında 'yine başladı' dercesine derin bir nefes almıştım. "Yalandı tabii ki. Hem ben ona bakmadım ki, o baktıysa da bilemem yani.." sona doğru sesim kısılınca boğazımı temizleyip çayıma uzanmıştım. Şuan üzerimde hissettiğim o bakışlar ne demek istiyordu hissediyor gibiydim. Bende tam olarak neyin içinde olduğumu tam olarak bilmiyordum ki.. "Lara çayını iç hayatım maazallah soğur sonra tadın kaçar falan." Ona bakıp sessizce kıkırdadım elbette beni dinleyip direkt çayına sarılmıştı. O an aklıma gelen şeylerle tekrardan araladım dudaklarımı. "Sen acaba Alaz'ın bir ağzını mı yoklasan? Detaylara hâkimdir o şimdi.. Belki bir şey öğrenirsin?" Masum kedi bakışlarımla ona baktığımda biraz düşünüp cevap vermişti. "Yani.. Onun sol kolu illaki biliyordur. Biliyordur da, bana ne kadar neyi anlatır bilmiyorum. Evet aramızda normal bir arkadaşlığın olmadığı kesin ama henüz bana o kadar güvendiğinden emin değilim."
Gözlerimi kısarak baktığımda cevabını vermiştim. "Birde bana palavra atıyorsun.. Çok ayıp tanımasam inanacağım." Gülerek bana naz yapar gibi parmağında bir tutam saçını çevirirken devam etti. "Yaaaa ne var azıcık beyaz yalan söylediysem? Sanki gözüme bakınca anlamıyorsun.." Gülme sırası bu sefer de bendeydi. "Tamam tamam beyaz yalanını sevsinler senin." Paketten aldığım bir dal sigarayı dudaklarımın ucunda tutuşturup içmeye başladığımda bir parmaklarımda ki dal'a, birde içtiğim çay'a bakmıştım. "Bazen kendi zevklerimle çeliştiğimi düşünüyorum biri toplarken biri bozuyor.. Zaten başıma ne geldiyse bu dengesizliğimden geldi." Aynı anda güldüğümüzde o çayından son yudumunu da alarak arkasına yaslanmıştı. "Kader olaraktan Efo.. Biraz var. Şey.. "biraz" opsiyonel olabilir." Sigaramın külünü attırırken uzanıp yanağına makas atmıştım. "Ben böyle daha iyiyim kabul et. Hem şakayı bırakalım da.. Sen kesin ağzını yoklayabilirsin değil mi? Biz bunları hafife alamayız alırsak istenmeyen bir kaosun ortasında kalabiliriz. Ucu bize dokunursa özellikle."
"Merak etme sen o iş bende hallederim. Böyle giderse avucumun içine bile girer beyefendinin haberi yok.." Gözlerimi kısıp tip tip ona baktığımda gülmemek için alt dudağımı ısırmıştım. "Aman sen onun avucuna düşme de. Hem sizin bu adamla aranızda tam olarak ne var bakayım?"
"Bilmiyorum ki.. Cilveme kapılıyor bence." Kendi dediğine gülmeye başladığında dayanamayıp bende ona katılmıştım. "Güzel hatunsun vesselam. Yine de dikkatli ol Mirza için küçük bir bedel ödüyor olmasın. Sen kolay lokma olamazsın çünk-" çalmaya başlayan telefonum susmama sebep olmuştu. "Bir dakika güzelim." Telefonu açıp kulağıma koymuş, konuşmaya başladığımda elimdeki sigaranın son demlerini de atarak cevap vermiştim. "Efendim Ege?"
"Zeynep'in görüştüğü bir kaç kişiyle görüştüm. Bardan çıktıktan sonra kaldığı otele hiç uğramamış ve sanırım şuan Mirza ile ilgili bir şeyler araştırıyor. Yani henüz ne için bunu yapıyor bilmiyorum ama öğreneceğim." Söylediği şeylerle kaşlarımı çatıp cevap verdim. "Bana onun nerede kaldığını öğrenebilir misin? Eğer annesiyle de beraber değilse büyük ihtimalle kendine ait bir evi var ve bu evi kimse bilmiyor. Ayrıca dikkat çekmemek için orayı kullanıyor çünkü şuan sağlam bir mayfa adamını araştırıyor.." derin bir nefesle sonunu da tükettiğim sigaramı küllükte söndürüp oturduğum yerde doğrulmuştum. Bir anda aklıma gelen şeyle yeniden kaşlarımı çatarak konuşmama devam ettim. "Ege bu kadar kısa sürede böyle önemli bilgileri nereden buluyorsun sen? Bak yine meslek sırrı deme oraya gelir seni boğarım. Hayır daha çok gencim birde hapis falan yatamam ben!" Karşı taraftan duyduğum o küçük iç çekişin bana bunu söylemeyeceğini müjdeliyordu ve dediğim gibi de olmuştu. "Merak etme meslek sırrı demeyeceğim ama unutma ki, benim işim bu ve işime de oldukça ilgiliyim ayrıca kollarım uzundur haber almam uzun sürmez." Sövmemek için kendimi zor tutuyordum çünkü Zeynep konusu ne kadar şüpheliyse Ege'nin böylesine önemli bilgileri kolay kolay öğrenmesi de şüpheliydi. "Pekâlâ, elbet bir gün kaynağını da öğrenirim Ege bey. Neyse.. Şimdi diğer aşamaya geçiyoruz. Bir evi var mı? Varsa da nerede bunu öğrenmeni istiyorum."
"Tamam o iş bende."
"Anlaştık o hâlde." Telefonu kapattığımda sıkıntıyla Lara'ya döndüm. "Bu sarı oğlan da kafamı karıştırıyor. Yıllardır tanıdığımız insanın ne iş yaptığını biz bile bilmiyorsak bu çocuk kısa sürede nasıl öğreniyor? Ayrıca hayır yani neden bu işi araştırdıkça daha şüpheli şeyler öğreniyoruz?" Lara da benim gibi ciddileşerek cevap vermişti. "Ya evet kısa sürede öğrenmesi çok şüpheli ama biliyorsun kızım bu işlerin içinde olunca yapamayacağın şey olmuyor, boşver bunu. Ne diyor? Neler öğrenmiş?"
"Zeynep otelde kalmıyormuş büyük ihtimalle annesinin yanında da değildir o. Böyle konulara nasıl bir bakış açısı var en iyi sen bilirsin."
"Evet şuan bana da çok şüpheli geldi ama biz yine de bu konuya çok yüklenmeyelim kokusu çıkar yakında." Başımı hafifçe onaylarcasına sallayıp elimi ensemde gezdirdiğim o sırada yerime oturup çayımın son yudumunu da bitirmiştim. "Haklısın. Biraz zaman geçsin iyice oturur her şey yerine. Ben şimdi butiğe gideceğim açılıştan sonra sipariş ettiğim şeyler vardı onları teslim aldım yerleştirmem lazım. Ege beni aradığında sana haber veririm mutlaka. Bu arada sende Alaz'ı konuşturmaya çalış bir şeyler öğrenirsen haber verirsin."
"Tamam bir şekilde hallederim ben o konuyu sen merak etme." Lara ile vedalaşıp yanından ayrıldıktan sonra arabama yerleşip butiğe doğru yol aldım. Şuan kafamda bir sürü sekme vardı. Yanılma payım da olabilirdi elbette ama sezgilerime güveniyordum, bu içi boş bir şüphe değildi. Ayrıca Zeynep bana garip davrandığında bile böylesine şüphe duymamıştım. Ege'nin bu bilgileri onun çevresinden öğrendiğini söylese de emin olamıyordum. Nereden baksan öğrenmesi oldukça zor olan şeyleri sanki hazırda bekliyormuş gibi önüme sunmuştu. Bunda Mirza'nın parmağı olabilir miydi? Sonuçta Ege de onun adamıydı ve ben çaktırmasam bile hâlâ ona çalıştığını fark edebiliyordum. Kafamdaki soruları tek tek tartıp düşünürken butiğe vardığımın farkında bile değildim. Şimdilik kafamdaki her soruyu rafa kaldıracaktım çünkü şuan bunu düşünmemin bir faydası yoktu.
Arabadan inip butiğe doğru ilerlerken bagajdan aldığım birkaç kutuyu beraberinde götürüyordum.
ೋ❀❀ೋ═══ • - • ═══ೋ❀❀ೋ
𝐌𝐢𝐫𝐳𝐚 𝐃𝐞𝐦𝐢𝐫.
Elimdeki kadehi düşünceli bir şekilde döndürürken Ege'nin bana anlattığı şeyleri dinliyordum. Fakat bunları zaten biliyordum bana yeni şeyler lazımdı. Mesela Efnan niye bu konuyu araştırıp detaya inmek istiyordu? Bilmeliydim. Arkamı dönüp kadehimi diklemiş, ayağa kalkıp yavaş adımlarla Ege'ye yaklaşmıştım. Kadehi masaya bırakıp konuşmaya başladım. "Hâlâ ne için araştırdığını söylemedi mi?"
"Sordum ama söylemedi.."
"O zaman yemi biraz daha büyüteceğiz."
Ben masama yaklaşıp yerime geri oturduğumda ona doğru dönmüştüm. Şimdi ise bir şeyler söylemek istiyor ancak çekindiği için söyleyemiyor gibiydi. "Bir şey mi diyeceksin?" Derin bir nefes alıp kısa bir süre bekledi ardından elini ensesinde gezdirerek cevap verdi. "Efnan bu bilgileri kısa sürede nereden öğrendiğimi sorup duruyor haklı olarak. Yani kolay kolay öğrenemez ama bu konuda şüpheleri artarsa bizi ayakta uyutur gibi geliyor." Sessizce sırıtıp soru soran gözlerle ona baktım. "Ayakta uyutmak? Tam olarak kimi?" Çekmeceden aldığım sigara paketinden bir dal sigara çıkarıp dudaklarımın arasına koydum ve çakmakla tutuşturdum. "Ben hiçbir zaman kolay lokma olmadım Ege. Ve unutma ki, benim kurduğum bir oyunda biri birini uyutacaksa o kişi mutlaka ben olurum. Öyle ki, muhtemelen sana tam olarak doğru bilgi vermediğimi bile anlamamışsındır." Bana bakan şaşkın ifadesine kahkaha patlatmış, sigaramdan derin bir iç çekmiştim. "Neyse. Sen benim söylediklerimi kendin öğrenmiş gibi söylemeye devam edeceksin. Ama dediğin gibi bu bilgileri hemen öğreniyor olman onu daha çok şüphelendrebilir.. Bu yüzden sende birkaç gün, gerekirse bir ay hiç bir bilgi akışında bulunmayacaksın. Ve sen onu oyalarken bende bu sırada Zeynep komiserle ilgileneceğim." Sigaramı içmeye devam ederken düşünceli bir şekilde devam ettim. Ancak zihnimdeki düşünceleri yanlışlıkla sesli düşündüğümü fark etmek biraz gecikmişti. "Onunla uğraşmak hoşuma gitmeye bile başladı. Ancak anlayamıyorum.. Bana çok yabancı.. Ve neden ki?" Sessizce kıkırdayıp gitmeye hazırlanmıştı. "Güzel kadınlar daima ilgi çeker patron." Söylediği şeylerle boğazımı temizleyip kaşlarımı çatarak oturuşumu düzelttim. "Biri duyarsa seni yakarım Ege." Koltuktaki ceketini üzerine atıp iznimi alarak cevap verdi bu sırada eliyle ağzına görünmez bir fermuar çekmişti. "Neyi duyarsa? Ne olmuş ki?" Elimle kapıyı işaret edip arkama yaslandım. "Aslanım benim hadi dikkatli ol." Başıyla onay verip dışarı çıktığında kendi düşüncelerime geri dönerek önümdeki dosyalara yöneldim. Sahi sırf güzel olduğu için mi ilgi alanıma giriyordu? Yoksa aptal gibi hislerimi kontrol edemediğim için mi böyleydi? Yine sessizce düşünmeye başlamıştım ama artık beynimi susturup önüme bakmam gerekiyordu. Evet, Efnan Yücel sandığım kadar saf olmayabilirdi ama ben sağlam adım atmadan ilerlemezdim.
ೋ❀❀ೋ═══ • - • ═══ೋ❀❀ೋ
𝐄𝐟𝐧𝐚𝐧 𝐘𝐮̈𝐜𝐞𝐥.
Butiğe gelen teslimatları açıp yerlerine yerleştirmek beni baya bir yormuştu. Bu yüzden karşı kafeden aldığım bir bardak kahveyle kendime kısa bir mola vermiştim. Müşterilerim çok oluyordu ama yine de halimden gayet memnundum çünkü zaten buranın böyle ilgi görmesi, olması gereken bir şeydi.
Yalnızca çok geçmeden yanımda çalışanlarım olmalıydı çünkü derslerle işimi güzel bir denge de yürütmem lazımdı bu yüzden bu önemliydi. Kahvemi yudumlayıp önümdeki kağıda çizim yaptığım sırada sağ şakağıma çok sancılı bir ağrı girmişti. Odaklanmaya çalıştıkça orayı zorluyormuş gibi hissediyordum. Parmaklarımla uyguladığım o masaj iyi gelmek yerine saplanan bıçağı içinde çeviriyormuş hissi yaratıyordu. Biliyordum ağrı kesici fayda etmeyecekti ve ben yine tüm günümü çöp etmiş olacaktım. Bir anda kararan gözlerim de işi yokuşa sürüyorken nefesimi dizginlemeye çalışarak telefonu açmaya çalıştım. Telefonu açmaya çalışma girişimim de suya düşünce kendimi toparlayarak ayağa kalkmış, yavaş adımlarla çevremdeki nesnelerden destek alarak lavaboya gitmiştim. Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalışıyordum ama sancı geçmek yerine daha da şiddetli bir hale geliyordu. Aynadaki yansımama baktığım an her şey değişmişti. Yine zihnimin derinliklerinde gizlenen o anılar bedenimi ele geçiriyordu. İstemsizce ağlamaya başlayarak geri adımladığım sırada ellerimle kulaklarımı kapatmak zorunda kaldım. Çünkü yine aynısı oluyordu. Yine kafamın içindeki sesleri kulaklarımda duyuyordum. "YETER!! SUS ARTIK!" Ağlamam şiddetlendikçe bedenimin kontrolünü de kaybetmeye başlamıştım. Ellerimle saç tellerimi çekiştiriyor, kendimden bağımsız diz çöktüğüm yeri yumrukluyordum. Geçmişteki sancılar güncel yaşantıma da peyda oluyordu. Yaşadığım o iğrenç zorlukla bugünümü zehir ederek etkisini sürdürüyordu. Yeniden toparlanmaya çalışıp lavaboya yaklaştığımda aynadaki yansımama bakmaya çalıştım. Beynim beni öyle büyük yanıltıyordu ki.. Şimdiki halimi teğet geçerek o zamanları yeniden görmemi sağlıyordu. Tıpkı o gece olduğu gibi. Saçlarım kısacık ve darmadağın. Yüzüm tanınmayacak hâlde.. ellerim ise öylesine güçsüz ki.. Sanki biri beni o karanlıktan tutup çekmediği sürece kurtulmama imkân yok gibiydi. Derin bir çığlık atarak aynaya var gücümle vurduğumda o güçsüz sandığım ellerime ihanet etmiştim. Tuzla buz olan ayna her yere dağılmış, üstelik elimi de kan revan içinde bırakmıştı. Kapıya doğru sendelediğim sırada kulağıma giren o tiz çınlama ise hatırladığım son şey olmuştu.
ೋ❀❀ೋ═══ • - • ═══ೋ❀❀ೋ
Yanaklarımda hissettiğim o ufak sızlamalar gözlerimi aralamama sebep oluyorken nerede olduğumu anlamaya çalışarak kulaklarıma ilişen sese dikkat kesilmiştim. "Efnan?? Efnan iyi misin?" Bakışlarımı beni uyandırmaya çalışan Ege'ye çevirdiğimde doğrulmaya çalıştım. Burada ne zamandır yatıyordum ve ne olmuştu zihnim durmuş gibi hatırlamamı geciktirmişti. Bana yardım edip kaldırırken ellerimi kontrol ederek içeriye doğru yürümeye yardımcı oldu. "Ne oldu sana? Neden yaptın bunu? Hemen gidelim hastaneye elin hiç iyi bir durumda değil." Kuruyan boğazımı temizleyip konuşmaya çalışırken başımla hızlıca reddedip çalışma masama doğru ilerledim. Hastaneye gidersem iyi olmak yerine daha da kötü hissedebilirdim. Neden bu halde olduğumu çok iyi biliyordum bu yüzden şuan orası bana iyi gelmeyecekti. "Ne olur Ege.. Gidemem. Bir şey yok iyiyim ben, elime pansuman yaparız olur biter. Kimseye söyleme sakın tamam mı? Eğer annemle Lara duyarsa hastane için baskı yaparlar. İnan bana şimdi hiç sırası değil.." Mecbur kalarak beni ikna etme girişiminden vazgeçince bir bardak su verip acil durumlar için yaptırdığım ilk yardım dolabından gerekli olanları bularak yanıma geldi. Ben yorgun bedenimi sandalyenin arkasına yaslamışken o elimi temizleyip pansuman yapmaya başlamıştı. Biliyordum şuan neden bu hâlde olduğumu sormamak için kendini zor tutuyordu. Bedenim sanki deli gibi çalışmışım gibi yorgundu bu yüzden başımı çevirip yüzüne bakacak halim yoktu. İçimde öylesine buruktu ki kendimi tutamayarak sessizce ağlamaya başlamıştım. Sanki lavaboda kıyameti koparacak sesle ağlayan ben değilmişim gibi çıtım çıkmıyordu. Ege birine bu hâlde görünmemin hoş bir fikir olmadığını bildiğinden kapıları kilitleyip yanıma geri dönmüştü. O sessizce elimi sarıyorken ben ağlamamın içinden sessizce konuşuyordum. "O kadar yoruldum ki hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya çalışmaktan.." hıçkırarak sessizleştiğimde boştaki elimin tersiyle gözlerimi siliyordum. "Olmuyor Ege anlıyor musun? Beynim bir türlü susmuyor. Bir plak gibi yalnızca belli anılar kayıtlıymış gibi.. Her seferinde gözümün önünde canlanıyor, tekrar tekrar yaşıyorum sanki." Ege'nin ilk defa çaresiz kaldığını iliklerime kadar hissetmiştim. Çünkü o da farkına varmıştı. Ne yaşadığımı bilmiyordu ama görmüştü. Geçmişimin ne kadar zehirli olduğunu o da gözlerimde görmüştü..
