Kış Çiçeği kitap kapağı

1. bölüm / 1

Kış Çiçeği

1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm
  1. 1 1. Bölüm2.460 kelime · Okuduğun bölüm

BÖLÜM ŞARKILARI;
- JENNİFER LOPEZ - ON THE FLOOR (ilk sahnelerde dinleyebilirsiniz.)
- REYHAN KARACA - SEVDİK SEVDALANDIK
-AYDİLGE - YANGIN VAR (Son kısımda dinlemenizi öneriyorum.)

Keyifli Okumalar…

•••
Aynada gördüğüm görüntü beni oldukça tatmin ediyordu.

Kıvrımlı, balık etli vücuduma boyundan bağlamalı, dizlerimin hemen üstünde biten krem rengi pullu bir elbise giymiştim. Esmer tenimin üzerinde parıldayan pullar dikkat çekiciydi. Kestane rengi, aralarında sarı ışıltılar olan saçlarımı geceden sardığım için dalga dalgaydı.

Odamdaki boy aynasından kendimi incelerken telefonumdan yükselen bildirim sesiyle makyaj masama yöneldim. Ekranda gördüğüm isim günümün geri kalanının eğlenceli geçeceğinin habercisiydi.

Pembe kaplı telefonumu kulağıma dayayıp “Sera?” dedim.

“Kapının önündeyim bebek. Hemen aşağıya in ve bu sensizlikten harap olmuş bedenime ilaç gibi gel.”

Sözlerine karşılık kıkırdamakla yetindim. Son kez bir şey unutup unutmadığımı kontrol etmek için gözlerimi hazırlanırken dağılmış odamda gezdirdim. Dış kapıya ulaştıktan sonra vestiyerden çok da uzun olmayan topuklularımı giydim. Havalar yeni yeni serinlemeye başladığı için üzerime siyah trençkotumu giydim.

Tam anlamıyla hazır olduktan sonra dış kapıyı kilitleyerek asansöre binip sıfırı tuşladım. Asansörden inip bina kapısını açtıktan sonra yüzüme vuran akşam güneşi ve hafif serinlik bünyemi olduğundan daha huzurlu hissettirdi.

Temiz havayı solurken gözlerim oturduğum binanın tam önüne park edilmiş kırmızı arabaya takıldı. İçerisinde oturup beni bekleyen Sera son ses açtığı müzikle oldukça eğleniyormuş gibi duruyordu.

Arabanın etrafında dolanıp ön yolcu koltuğuna oturmak için kapıyı araladım. Dışarıya taşan hareketli müziğin sesi bende kulaklarımı tıkama dürtüsü uyandırıyordu. Arabaya biner binmez yaptığım ilk şey müziğin sesini kısmaktı.

Sera kızgın kızgın bakmaya çalışarak, “Aksel!” diye cırladı. “Bugün benim en mutlu günlerimden biri.”

Beni yanlış anlamasından korkarak, “Hayatım, sadece başım çok ağrıyor. Ağrı kesici aldım. Bu enerjini gittiğimiz mekâna saklasan? Hem ben de kendime gelmiş olurum.” dedim.

Her zaman yaptığı gibi kendisini boşvererek karşısındakine ilgi vermeye odaklandı. “İyi misin canım? İstersen seni acile götürebilirim?”

“Önemli bir şey yok. Sadece çocuklar bugün normalden fazla hareketli ve sesliydi. Sen bunları boşver. Asıl konumuza dönelim.”

Kendisi de konumuzu hatırlayarak yerinde sevinçle çığlık atmaya başladı. Sesi kafamın içinde yankı yapsa da onun mutluluğunu baltalamak istemediğim için ben de ona katıldım.

…

Arkada kısık sesli sakin bir şarkı çalarken araba usulca ilerliyordu. Sera ilk beni alıp sonra Senem ve Nesli’yi alacağı için oraya doğru ilerliyorduk. Kızlar birlikte yaşadığı için ikisini alıp direkt kutlama için rezervasyon yaptırdığımız mekâna geçecektik.

Ara ara sohbet edip, ara ara sessizlikle geçen yolculukta on dakika sonra kızların evine ulaşmıştık. Kapıdan çıkıp hoplaya zıplaya arabaya gelip bindiklerinde Sera ve ben onların bu haline gülüyorduk.

Senem iki koltuğun arasındaki boşluktan kafasını çıkarıp bir eliyle de Sera’nın saçlarını karıştırırken, “Aman da aman sen büyüdün de terfi mi aldın aman.” diye çocuk sever gibi seviyordu.

Aslında aramızda çok yaş farkı yoktu. Nesli en büyüğümüzdü. Ondan sonra bizden bir yaş büyük olan Senem geliyordu.

Sera çalıştığı şirkette insan kaynakları uzmanı olarak görev alıyordu. Dün katıldığı toplantıda terfi haberini aldıktan sonra sevinçten önce gözyaşlarına boğulmuş, daha sonra kutlama yapmamız gerektiğini söyleyerek arkadaşının önerdiği bir mekâna rezervasyon yaptırmıştı.

Mekânın ismini daha önce duymadığımı söylesemde Sera arkadaşının önerisine çok güveniyordu. Ben de kendi adıma bir ilki gerçekleştirerek gittiğim bir yeri ilk defa araştırmamıştım. Sanırım artık kontrol manyaklığımı aşmam gerekiyordu.

Sera özenle şekillendirilmiş sarı saçlarına dokunulmasından hoşlanmamış olmalı ki Senem’e ters ters bakarak, “Yapmasana.” dedi.

“Ne bu suratsızlık? Eğlenmeye gidiyorsun sarı çiyan.”

“Sen gelene kadar gayet neşeliydim.”

Bu ufak atışmanın büyüyüp büyük bir kavgaya dönüşmemesi için arabanın teybine uzanarak müziğin sesini açtım. Onlar da daha fazla atışmamaya karar vermiş olmalılar ki son zamanlarda popüler olan müziği söylemeye başladılar.

…

Mekânın kapısında sarışın korumanın önündeki listeden adımızı bulmasını bekliyorduk. Bu sırada ben etrafa tuhaf bakışlar atıyordum çünkü gece kulübü diye geldiğimiz yerin sokak arasında, tenha bir yerde olmasını beklemiyordum. Duvarın köşesinde gruplar halinde bir araya gelip ellerinde tuttukları biralarla yüksek sesle konuşmaya çalışan sarhoşlar vardı.

Hala onlara bakış atmaya devam ederken aralarından birisiyle göz göze gelince tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Gözlerimi aceleyle o taraftan kaçırırken kızların sırayla içeri girmeye başladığını fark ederek ben de peşlerine takıldım.

Dar bir koridorda sırayla ilerlerken içeriden yoğun bir müzik sesi geliyordu. Geniş alana vardığımızda ceketlerimizi teslim etmemiz için bir görevli bekliyordu. Trençkotumu görevliye verirken çantamı yanıma aldım.

Biraz daha ilerledikten sonra beklediğimiz alana varmıştık. Tavanı basık, içerisinin çok da geniş olmadığı bir mekandaydık. Kırmızı ışıklarla çevrelenmiş mekanın içi insanın ruhunu karartmak için birebirdi.

Arkadaşımın en mutlu günü olduğu için daha fazla bunları kafaya takmamaya karar verdim. Hızla köşelere dizilmiş yuvarlaklar koltuklara yöneldik. Ben kendimi koltuğa atarken kızlar çantalarını bırakıp insanların arasına karışmışlardı.

Çok beklemeden ben de yanlarına vardığımda Nesli kulağıma eğilerek, “Sera’nın bu mekâna gelmeyi nasıl kabul ettiğini merak ediyorum.” dedi. Bu durumu ben de merak ediyordum çünkü Sera’da en az benim kadar kontrolcüydü. Planları dışında olan herhangi bir şeyi asla kabul etmezdi.

“Belki de bir günlük her şeyi akışına bırakmaya karar vermiştir. Bırakalım da iyice eğlensin.”

Başını onaylarcasına sallayıp belini kıvırarak kalçalarıyla beni itekledi. “Hadi kızım! Göster kendini.” Onun söylediklerine kahkaha atarak ben de dans etmeye başladım. Sera çok yakınımızda olmasa da görüş açımızdaydı ve eğlendiği bu mesafeden bile belli oluyordu. Elinde tuttuğu alkol bardağıyla kendinden geçmiş gibiydi.

Kafamı çevirip diğer kızlara baktığımda onların da durumunun Sera’dan aşağı kalır yanı yoktu. Bu yüzden çok fazla bir şeyler içmemeye karar verdim. Aramızda bilincinin yerinde olması gereken birisi vardı.

İlerleyen saatlerde ayakta durmaktan dermanım kalmadığı için yerimize dönmek üzere o tarafa doğru yürümeye başladım. Yüzüme yapışan saçlarımı tek elimle çekmeye çalışırken bir yandan da soluklarımı düzene sokmaya çalışıyordum.

Yerimize varmama son birkaç adım kalmışken mekânda kesilen müzik sesi ve ardından gelen bağırış sesleriyle olduğum yerde donup kaldım. Kapıda içeriye peş peşe giren polis ekiplerinden yükselen telsiz sesleri beynimin içerisinde yankılanıyordu.

Sivil ekiplerin üzerine giydiği yelekte kocaman Asayiş yazıyordu.

“Kimse olduğu yerden kımıldamasın!” diye duyduğum güçlü bir erkek sesiyle kendime geldim.

Olduğumuz mekâna Asayiş baskın yapmıştı! Bu ancak bizim başımıza gelirdi diye düşünürken usulca yanıma yaklaşan kızlar çok korkmuşa benziyordu.

Gelip hafiften arkamda durdular. Sera omzumun üzerinden kafasını uzatmış anlamadığım bir şeyler mırıldanırken benim kulaklarım çınlıyordu. Mekanda kimlik kontrolü yapan polisler etraftayken biz öylece kaderimize razı gelmiş, dikiliyorduk.

O kadar kalabalıklardı ki insan suçlu olmasa da suçluymuş gibi hissediyordu. Gözlerim telaşla mekânı tararken giriş kapısında dikilmiş ellerini arkasında birleştirip etrafa ters bakışlar atan adamı buldu. Üzerindeki yeleğin önü heybetinden dolayı kapanmamış olmalıydı ki sadece kollarını geçirmişti. Merdivenin üzerinde durduğu için mi yoksa boyundan dolayı mı bana böyle heybetli gelmişti bilmiyordum.

Ben onu puslu gören gözlerimden dolayı uzun uzun süzerken onun radarına da ben girmiştim. Gözlerini dikip dümdüz yüzüme bakarken bir anda bağırdı. “Samet!” Samet dediği her kimse kalabalıktan sıyrılarak koşar adımlarla onun yanına gitti.

Kafasıyla bizi işaret ederek bir şeyler söyledi ama mekân onu duyamayacak kadar sesliydi. Ben onlara odaklanmışken belimde hissettiğim acıyla birlikte hızla arkamı döndüm.

Sera, “Kızım sen beni dinlemiyor musun?” diye yakınıyordu. Ters ters ona bakıp, “Sence konumuz seni dinleyip dinlememem mi? Dinleyince neler olduğunu kanlı canlı yaşıyoruz farkındaysan!” diye çemkirdim.

“Ben nereden bileyim gideceğimiz mekanı asayiş ekiplerinin basıp basmayacağını?”

Senem arkadan sohbetimize daha doğrusu birbirimize çemkirmemize atlayarak dahil oldu. “En azından araştırıp gelebilirdik değil mi? Arkandan atlı kovalıyor gibi bizi bu mekâna getirdin. Bunun sorumlusu da sensin. Bizim yerimize de sen yatacaksın.” Sera gözlerini fal taşı gibi açarak, “Ne?” diye fısıldadı. “Ama ben daha çok gencim.” hızla bana dönerek, “Aksel, sen bizim yerimize yatsan olur mu?” diye masumca konuşmaya çalıştı.

O kadar sarhoşlardı ki ne konuştuklarını bilmiyorlardı. Tam cevap vermek için ağzımı açıp gözümü yumacaktım ki arkamdan duyduğum boğaz temizleme sesiyle önüme döndüm.

Samet denilen adam gülmemek için kendini sıkıyormuş gibi yüzü kızarmıştı.

“Hanımlar. Birbirinize çemkirmelereniz bittiyse kimlik rica ediyorum.”

Ben sevimli sevimli gülümseyip masanın üzerindeki çantamı almak için o tarafa yönelirken Sera sarhoşluğun getirdiği alıklıkla konuşmak gibi bir hata yaptı.

“Sen kimsin de bizden kimlik istiyorsun hadsiz!”

Şaşkınlıkla ona bakarken Samet Bey’in de donup kaldığını fark ettim.

“Hanımefendi, ben polis-”

“Sus bir de cevap veriyor!”

Sera kendinden geçmişçesine karşısındaki adama bağırırken çaresizlikle ellerimi üst baldırıma vurdum.

…

Sonumuz elbette ki karakolda bitmişti. Çünkü Sera hanım bir türlü susmayıp karşısındaki adama konuşma fırsatı vermediği gibi, bir de benim elimdeki çantayı alıp polis memuruna vurmuştu. Kızlarla onu çekmeye çalışırken olan karmaşayı diğer polis memurları da fark ederek gelmiş, bizi ekip arabasına bindirip karakola göndermişlerdi.

Şu an demir parmaklıklar arasında tıkılı kalmıştık. Duvarlardan ve beton zeminden yükselen soğukluk tüylerimi diken diken ediyordu. Bulunduğumuz ortamdan yükselen toz ve dezenfektan kokusu alerjimi coştursa da yapabileceğim bir şey yoktu. Bundan sonrasında yapacağımız tek şey sessizlikle avukatımın gelmesini beklemekti. Fakat Sera susmuyor, onun susmadığı gibi Senem’de susmuyordu. Artık son demlerime gelmiştim ve birazdan patlayacaktım. Nesliyse o kadar sarhoştu ki oturmamız ve yatmamız için konulan tahta banklarda uzanmış battaniyeye sarılarak uyuyordu.

“Sen ki gittiği her yeri araştıran kız nasıl oluyor da mekânı araştırmadan bizi oraya götürebiliyorsun?”

“Ya kızım anlamıyor musun? Bir saattir anlatıyorum sana.”

“Anlamıyorum arkadaşım. Biz senin yüzünden gecenin bu saatinde burada sürünüyoruz.”

Daha fazla dayanamayıp ellerimi dizlerime koyarak ve destek alarak ayaklandım. Kavga ediyorlardı ama yan yana oturmaktan vazgeçmiyorlardı.

Sera, “Biraz olsun hayatı akışına bırakmak istedim ama görüyorum ki bırakmamam gerekiyormuş,” diye üzgünce mırıldanınca onun bu haline dayanamayıp yanına oturdum. Narin vücuduna kollarımı dolayıp göğsüme doğru çektim. O da bu fırsatı kaçırmayıp bulduğu yere iyice yerleşti.

Birkaç dakika geçmeden nezarethanenin kapısı açılırken, kimin geldiğini görmek için aceleyle ayağa kalktım. Görüş açıma ilk olarak görevli polis memuru girerken, arkadan giren kişi avukatım ve aynı zamanda yakın arkadaşım olan Cenk’ti.

Ellerim iki yanda demirleri tutarken aradaki boşluktan kafamı çıkardım.

Masum masum gözlerimi kırpıştırarak, “Yaşayabilecek miyim, Avukat Bey?” dedim.

Bıkkınca burnundan nefesini verirken, “Hadi eğlenmeye gidiyorsunuz. Yiyip içiyorsunuz. Üstüne bir de gittiğiniz mekânı polisler basıyor.” Ellerini çaresizlikle iki yana açarken, “Onu da geçtim. Kızım siz niye devletin memuruna çantayla saldırıyorsunuz?”

Hiddetle bana çıkışırken ben çaresizlikle ona bakıyordum.

Hemen kendimi savunmaya geçerek, “Ben vurmadım ki.” dedim.

Kafasını iki yana sallayıp, “Kim vurdu?” dedi.

Aklımda hinlikler dolanırken Sera’ya olan zaafını kullanmaya karar verdim. “Sera vurdu,” diyerek kafamı demir parmaklıkların arasından geri çekip bankta oturup suçlu suçlu yeri izleyen Sera’ya baktım.

Cenk’e geri döndüğümde çatık kaşlarının gevşemiş olduğunu ve ufak bir tebessümle Sera’ya bakarken gördüm.

İmalı imalı ona baktığımı fark ettiğinde boğazını temizleyerek, “Onun yapması, yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Sonuca gelecek olursak Samet Bey’i zor ikna ettim. Özür dilenmesini istiyor.” duraksayarak ekledi. “Haklı olarak.”

Yanında dikilen görevli polise bir baş hareketi yaparak kapıyı açmasını istedi. Görevli elinde tuttuğu birden fazla anahtarla bizim bulunduğumuz nezarethanenin kapısını açtı. Ortamın kasvetinden hemen sıyrılmak istediğim için vakit kaybetmeden dışarı çıktım. Benim arkamdan Senem çıkarken, Sera Neslihan’ı uyandırmaya çalışıyordu.

“Nesli, hadi kalk.”

Neslihan hızla kafasını kaldırarak, “Hı?” dedi ve sanki salyaları akmış gibi ağzının kenarlarını silerek, “Geldik mi?” diye şaşkınca mırıldandı. Onları boşvererek polisin arkasından dışarı çıkan Senem’i takip ettim.

Yukarı çıkan merdivenleri takip edip ana çıkışın bulunduğu kata ulaştığımda Senem’i göremedim. Kafamı sağa doğru çevirip baktığımda koridoru dönmekte olduğunu gördüm. Hızlı adımlarla ona yetişmeye çalışırken onun çoktan gözden kaybolduğunu fark ettim. Yine de yetişmek için adımlarımı hızlandırdığım sırada, köşeyi dönmemle birlikte birisine çarptım.

Hızla geriye savrulurken çarpmanın etkisiyle kalçamın üzerine düştüm. Elbise iyice sıyrılırken üzerimde uzun trençkotum olduğu için dua ettim.

Kalça kemiğimde hissettiğim acıyla ağzımdan kaçan inlemeye engel olamadım. Tam karşımdaki kişiye çıkışmak için kafamı kaldıracaktım ki onun çoktan hizama eğildiğini fark ettim.

Gözleri endişeyle üzerimde gezinirken hasar tespiti yapıyor gibiydi. Elinde tuttuğu siyah kupasındaki kahve vücudunu saran beyaz tişörte dökülmüşken o umursamadan bana bakıyordu. Benim yüzümden yanmış olabileceği gerçeğiyle korkarken telaşla konuşmaya başladım.

“Yandınız mı?”

“Bir şeyiniz var mı?”

Aynı anda konuştuğumuzda ikimiz de sessizleşerek birbirimize baktık. Artık birisinin konuşması gerektiğini düşünerek, “Ben iyiyim.” dedim. Üzerini işaret ederek, “Üzerinize kahve dökülmüş. Yanmadınız ya?” diye kısık sesle mırıldandım.

Aydınlanma yaşamış gibi irkilerek boşta olan sağ elini bana doğru uzattı. “İzninizle. Yardım edeyim.” biraz durakladıktan sonra elimi avucunun arasına bıraktım.

Usulca yerden kalkarken ellerinin ne kadar soğuk olduğunu düşünüyordum. Dışarısı soğuk olsa da karakolun içi sıcaktı. Neden bu denli soğuk olduklarını anlık olarak merak ettim. Sonra hemen düşüncelerimin ne kadar saçma olduğunu fark ettim.

Elimi avucundan ayırıp kalçamı nazik hareketlerle temizlerken bir yandan da konuşuyordum. “Kimin hatalı olduğunu bilmiyorum ama yine de kusura bakmayın. Hızlı yürüyordum ve arkadaşıma ulaşmayı o kadar kafama koymuşum ki sizi fark edemedim.” İşim bittiğinde yerimde dikleşerek gözlerimi kemikli yüzüne çevirdim.

O da aynı şekilde yüzüme bakıyorken yanımızdan geçen birisine el hareketi yaparak yanına çağırdı.

Benim yaşlarımda, eli yüzü temiz olan bir polis memuru hızla yanımızda biterek, “Buyurun komiserim.” dedi. Onun söyledikleriyle olduğum yerde taş kesildim. Ne yani? Komisere çarpıp üzerine sıcak kahve dökülmesini mi sağlamıştım?

“Necat şu kupayı al aslanım. Benim masama bırak.”

Necat kafasını saygıyla eğip kupayı da alarak sola dönüp görüş açımızdan çıktı. Komiser olan ve az önce yanmasını sağladığım beyefendi bana döndüğünde benim alık alık suratına baktığımı gördü.

Kaşlarını yukarı kaldırarak, “Merak etmeyin yanmadım. Kahve ılıktı.” ellerini pantolonunun ceplerine sokarak, “Ayrıca tek hatalı siz değilsiniz. Ben de telefona bakıyordum sizi görmedim.” diye açıkladı kendini.

Elimle üzerini işaret edip, “Benim yüzümden tişörtünüz mahvoldu. Size bir tişört hediye etmemin bir sakıncası olmaz diye düşünüyorum.” dedim.

Hızla karşı çıkarak, “Buna gerek yok.” dedi.

“Kendimi kötü hissederim. Lütfen izin verin.”

Gözleri uzun uzun yüzümü izlerken dalmış gibiydi. Kafasını iki yana sallayıp, “O halde alın. İçiniz rahat edecekse tabii,” diyerek elini ensesine koyup orayı ovuşturdu.

İçim bir tık rahatlarken diyecek bir şey kalmamıştı. O da çevresine bakarak gelip geçenleri izliyordu. Bu durumu fırsat bilerek onu süzmeye başladım. Uzun bacaklarını saran siyah kot pantolonunun üzerine beyaz tişört giymişti. İçerideki birçok kişinin aksine kısa kollu giyiniyordu ve oldukça dikkat çekiciydi.

Vücudunun formda olduğu, ıslanıp vücuduna yapışmasından ve açıkta kalan kollarından belli oluyordu. Jöleyle şekillendirdiği dalgalı saçlarından birkaç tutam alnına dökülüyordu. Sanki özellikle yapmış gibiydi. Plansızca saçlarının arasından dökülmüş gibi gözükmüyordu. Yanağını çevreleyen sakalları kısaydı. Rahatsız edici bir görünüm sunmuyordu.

Ben uzun uzun onu incelerken onun da bakışlarının bana döndüğünü fark ettim. Yüzüm utançla yanarken kaçacak delik aradım ama buna gerek kalmadan polise saldıran suçlu arkadaşım imdadıma yetişti.

“Aksel!”

Hızla ona dönerken arkasından gelen diğer arkadaşlarımı gördüm. Yüzlerinde gördüğüm endişeyle kaç dakikadır burda olduğumu sorguladım.

Senem, “Kızım nerdesin sen, kaç dakikadır seni arıyoruz?” diye yakındı.

Kaşlarımı çatarak, “Ben seni bu köşeyi dönerken gördüm. Arkandan geldim ama,” Komiser Bey’e dönerek devam ettim. “Beyefendiyle çarpıştım ve üzerine kahve döküldü.”

Ne diyeceklerini bilemez şekilde bana bakarlarken Cenk araya girerek, “Kardeşim iyi misin?” dedi.

Bana söylediğini sanarak hızla atlarken benimle aynı anda yanımdaki adam konuştu.

“İyiyim Cenk.”

“İyiyim kardeşim.”

Gözlerim ikisi arasında gezerken daha önce tanışıp tanışmadıklarını çözmeye çalışıyordum. Cenk’in yüzünde gördüğüm samimi gülümsemeyle bu düşüncem doğrulandı.

Daha sonra Senem ve Sare koluma girerek beni yürütmeye çalıştılar.

Sare tüyleri diken diken olmuş gibi ürperip kolunu göstererek, “Ürperiyorum. Şuradan çıkalım bir daha karakolun kapısının önünden geçmeyeceğim. Zaten o kadar utanıyorum ki. Resmen adama çantayla vurmuşum.” dedi.

Senem ona gözlerini devirerek, “Utan zaten. Adam suçsuzken resmen dövdün adamı.” diye konuştu.

Ben onların atışmalarını takmayıp kafamı çevirerek arkama bakmaya çalıştım. Cenk, Nesli’yi kolunun altına alıp ayakta tutmaya çalışırken bir yandan da onunla tokalaşıyordu.

Kafasını geri çektiğinde elleri hala birleşikken bana bakarak seslendi. “Pusat ben. Pusat Karasu.” Kafamı hızla aşağıya eğerek memnun olduğumu belirttim.

Yüzündeki ufak bir tebessümle gidişimi izleyen Pusat’ı arkada bırakarak kızların çekiştirmesine uydum ve önüme dönüp karakoldan çıktım.

•••

Keyfiniz nasıllar???

Umarım bölümü beğenmişsinizdirrr

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18