KIRMIZI TÜY kitap kapağı

2. bölüm / 2

KIRMIZI TÜY

1.BÖLÜM-SOLMUŞ MENEKŞE

Vaveyla Yazarı: Samet Kılıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1.BÖLÜM-SOLMUŞ MENEKŞE

Sessiz bir günün ardından yatağımdan kalktım ve hemen hazırlanmaya başladım. Babamın şirketinde getir götürcülük yapmaya başladım. İşe girdiğimden beri uyku düzenimle ben bir arada olamaz olduk. Onun için disiplin ve düzen önemli olduğundan ben de onun kurallarına uymak zorundaydım.

Hayatımın en güzel anlarını, bir yerlere gelebilmek için çalışarak geçirdim. Okul, iş, e-ticaret gibi şeylere de başvurdum hayatım için. Aynanın karşısına geçip saçlarımı at kuyruğu yaparken, babamın kapıdan çıkış sesini duyduğumda içimden kendi kendime "Biraz daha kendi kendime konuşursam, ilk şizofren ben olurum, sonra işe geç kalırım," dedim. Hemen hazırlandım ve garaja indim. Babamın bana sadece bir yere gidip gelmem için zorla aldığı "woswos" aracım vardı.

Şirkete vardığımda herkesin tuhaf ve acınası bakışları beni sinir etse de, onlar benden daha acınasıydı. Onlar toplu taşıma ile geliyordu. Bunu asla küçümsemem; sonuçta babam ve ailem, bu noktalara kolay gelmediler. Ben kimseye üstten bakmam, ama onlar bunu zorluyordu. Şirketin girişine aracımı bıraktım ve kıpkırmızı kombinimle içeriye girmek için, çok seksi ve emin adımlarla ilerliyordum. Dönen kapıya geldiğimde çantamı ve telefonumu bıraktım, x-ray cihazından geçtim, çantamı aldım ve asansöre doğru ilerledim. Asansör önü çok kalabalıktı.

Merdivene doğru ilerledim. Merdivenden çıkarken yukarıdan aşağıya doğru koşan takım elbiseli bir adamın bana çarpıp kaçmasıydı. Arkamı dönüp "Hey, insan, bir pardon der!" diye bağırdım. Sinirle önüme dönüp ellerimi yumruk yaparak yukarıya doğru çıktım. Odamın kapısını açtım ve koltuğumun geri dönmüş olduğunu fark ettim. "Kim var orada? Arkanı döner misin?" dememe kalmadan döndü. Babam, "Bu saatte kadar nerdesin sen?" dedi. Sinirli bir şekilde, "Yeter, yakamdan düş, sal beni!" dedim. "Baba!" diye bağırdım.

Babam sinirli şekilde koltuktan kalkıp, "Keşke sen ölseydin," dediğinde beynime şimşek çakmış gibi oldum. "Derhal odadan çık," diye bağırdım. Baba, lütfen tekrar tekrar bunu söyleme! demek isterdim ama "Baba, çık odadan!" dedim. Babam gözleriyle bana nefret dolu bakışlarla süzdü ve "Az kaldı, bekle sen, kurtuluyoruz senden. Lia," dediğinde, ellerimi birleştirip sinirli bakışlarımı fark etti. Odayı terk edip kapıyı sert kapattı ve yere yığılmam bir oldu. Tsunami vurmuş da bütün evim başıma yıkılmış gibi hissettim. Enkazın altından nasıl kurtulurum bilmiyorum ama elbette bir yolu vardır. Bu sinir beni intihara sürüklüyordu, ama kendimi hemen güçsüz kadın rolüne giremezdim.

Odadan tüm eşyalarımı alıp çıktım. Nereye gideceğimi hiç bilmiyordum ama başımın çaresine bakabilirdim. Asansöre doğru ilerlemeye başladım. Asansöre geldiğimde hemen içeri girdim ve eksi ikinci kata bastım. Kimse asansöre binmesin diye de, hemen kapı hızlıca kapanması için "İçeri doğru kapı kapanma" düğmesine bastım. Kimse yoktu ama ben her şeyi "nolur nolmaz" bırakmak istemiyordum. Otoparka geldiğimde arabaya doğru ilerlemeye başladım. Ama sanki arkamdan biri beni takip ediyormuş gibi hissettim. Halbuki psikolojim bozuk olduğu için böyle düşünüyordum.

Arabaya bindim ve anahtarı taktım. Çalıştırmaya başladım ama araba gitmekte zorlanıyordu. Kaputunu açtım ve arabada bir sorun olup olmadığını kontrol etmek istedim. Tekerlekler gözüme çarptı. Tekerlekler patlamıştı! Tekerleklere doğru eğilince, boydan boya lastiği parçaladıklarını gördüm ve bütün duygularım darmadağın oldu. "Babamın bana aldığı ilk hediye" olduğundan çok değerliydi, tabii babam beni sevmeseler de ben ona değer veriyordum.

Arabada lastikleri gördükçe içimdeki kırıklık büyümüştü. Babamın bana aldığı tek şey, bana verdiği tek şeydi. Ama şimdi, bana verdiği tek şeyi de parçalamışlardı. Belki de onun meselesinin bittiğini düşünüyordum. Ama derin bir nefes alıp, ayrılmak zorunda kaldım. Ne kadar acıtsa da, bu anıyı aşmak zorundaydım.

Lastiğin tamir edilmesi gerekiyordu, ama bu sadece dışsal bir şeydi. İçimdeki fırtına, bu arabayı tamir etmekten çok daha derindi. Gözlerimi bir an duraksadım. Ne yapacağımı yapacağım. Bazen hayat, kırık dökük bir araba gibi olur; her şey bir anda yıkılır, ama bazen en derin acılar bile insanı güçlendirir.

O an, sanki bir şey değişti. İleriye doğru kırıldığımı, biraz daha güçlü hissettiğimi hissettim. Belki de bu, artık kabullenmem gereken bir yolculuktu. Bir adım atmak, bazen her şeyin başlangıcıdır...

Tekerleklerin patladığından dolayı dünya bir anda çevremde dönmeyi bıraktı. O an, zamanın ve mekanın bileşenlerinin kaybolduğunu hissediyordum. Sanki o lastikler, sadece arabanın değil, içimdeki her şeyin sonunu simgeliyordu. O kadar keskin bir acıydı ki, ne kendime ne de arabama bir şey yapabilmek mümkün değildi. Bir şeyler yıkılıyordu ama ne olduğunu anlayamıyordum.

Babamın bana gösterdiği o ilk hediye… O, bana bir şekilde sevgi gösterisi, bir bağ kurma çabasıydı. Ama şimdi, bu patlamayla birlikte her şeyin bir yıkım haline geldiğini fark ettim. O arabayla birlikte, babamın bana verdiği sevgi de patladı. Ne kadar bağlanmıştım ama şimdi o değerler paramparçaydı. Araba, benim için sadece bir arabadan çok fazlasıydı. İçimde bir şeyler koparken, onun parçalanmış lastiklerine bakarken akan gözyaşlarım. Kendimi güçlü bir kişiliğe büründüm ve gözyaşlarımı elimle sildim. "Babam bana bugüne kadar değer vermedi. Şimdi de ben, onun vermediği sevgi için üzülemem."

O an, babamın bana söylediği o acı cümle geldi aklıma: “Keşke sen ölseydin.” O söz, bir kurşun gibi beynime saplandı. O kadar derindi ki, kalbimde bir yarık açtı, o yarıktan içeride karanlık sızmaya başladı. Şimdi babamla aramda sadece bu karanlık vardı. Bir zamanların sevgisini gösterdiği o hediye, şimdi ona olan bağlılığımın, sevgimin, hatta umutlarımın kaybolduğu bir hatırlatıcı haline gelmişti.

Bir çocuk, ailesinin gözlerinde bu kadar nefret etmek zorunda mıydı? Bu sorunun cevabı bulunamıyordu. Gözlerimdeki o boşluk, içimdeki hiçlik her geçen gün kemiriyordu. Bir zamanlar hep birlikte güldüğümüz, güven içinde olduğum o gözler… Şimdi, o gözlerden yayılan sadece soğuk bir nefret vardı. Ve ben, bir anda bir hata gibi hissettim. Bir yük, gereksizlik. O cümle, kalbimde derin bir yara açtı ve o yara, bir daha hiçbir zaman iyileşmeyecek şekilde kalacaktı.

Arabamın başında dururken, ne yapacağımı bilemedim. Hiçbir şey anlamlı değildi. Bu patlak lastikler bana, her şeyin bir anda yok olabileceğini, en değerli olanların bile kırılabileceğini hatırlatıyordu. Araba, bir zamanlar sadece metal bir yığın gibi görünse de, şimdi içindeki tüm değerlerin bir simgesine dönüşmüştü. Tekerleklerin patlaması, bana hem kaybı, hem de babamla olan ilişkimi ne kadar kırılgan olduğumu gösteriyordu.

Her adımımda, her nefesimde, o cümle beynimde çınlıyordu. “Keşke sen ölseydin.” Bu söz, her geçen saniye biraz daha derinleşiyor, içimi karartıyordu. Ne zaman normal hissedeceğim, eski ben olabilecek miyim, hiçbir şekilde bilemez oldum. Zamanla iyileşir miydim? Yoksa bu yara, bir ömür boyunca içeride mi kalacaktı? Bunları düşünüp durmadan, derin düşüncelere daldım.

Arabayı tamir etmek için orada dururken, aslında neyi tamir ediyordum? Ne düzelttiğimi kendime soruyordum. Bu lastiklerin tamiri, arabayı eski haline getirebilir miydi? Yoksa ben, tamir edilemeyecek kadar derin bir yaraya mı sahip oldum? Kendim bu kadar kaybolmuşken, bir an için sadece bir hatırlatıcı gibi kalmak zorunda mıydım?

Tekerleklerin patlaması sadece bir başlangıçtı. Bir kırılmanın, bir insanın başlangıcıydı. Ama en acısı, bu sıkıntıların her geçen gün biraz daha büyüyecek olmasıydı. Zihnimde yankılanan her cümle, düşüncelerim, babamın benim hakkımda söylediği o kelimeler her geçen gün biraz daha beni boğuyordu. "Keşke sen ölseydin." Bu söz bana ne kadar zarar verebilir ki? Babamın gözlerinden bana akan öfke, sanki her şeyimi yıkıyor, ama keskin bir şekilde.

İçimdeki kırılmalar beni derinden etkiledi, ama yılmadım. Elimi cebime atarak telefondan tamirciyi aradım. Tamirci kırk beş dakika sonra geldi. Tamirci yanıma geldi, arabaya baktı, "Dört tekerleği de gitmiş," dedi. Bunu söylerken gözlerini arabamdan bir an olsun ayırmadı. Daha sonra tamirciye yöneldim ve "Yapabilir miyiz?" dedim. O, "Evet, zaman alır," dedi. "Zaman alır ama hiçbir şey geri getirilemez," diye tirad attım. Ne kadar saçma konuştuğumun farkındayım. Tamirci bana bakarak, "Çekici çağırsak iyi olur," dedi. Ve ben de gaza gelerek tamirciye bağırdım ve ağzımdan çıkan kelimeler kalbimde bir iz bıraktı: "Arabam belki de sürekli tamir edilir, ama ben, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, iyileşebilecek miydim?"

Arabayı o karanlık yerde tamir etmeye karar verdik. Ne başka bir yolum, ne de başka bir seçeneğim vardı. Ama her geçen saniye içeride bir parça daha eksiliyordum. Şimdi sadece bir arabayı değil, babamla olan ilişkimi tamir etmeye çalışıyordum. Ama bunu nasıl başardım? Ve başaramazsam, ne yapardım?

Yavaşça yola çalışmaya başladım. Araba, gittiği yolu, kilometresini ağır ağır geçiyordu. Ama içimdeki fırtına bir türlü durulmuyordu. Bir yanda patlak lastiklerim, diğer yanda o lanet olası cümle. "Keşke sen ölseydin." Bir baba evladına bunu nasıl söyler? Bunu kabul edebilir miydim? Ben bir hata mı yapıyorum gerçekten? Bir yük müydüm?

Beni izleyen bakışlar, beni takip eden karanlık, bana her şeyin bitişiyle geldi. Ama belki de bu bitiş, en acı başlangıçtı.

Ve belki, bu yolculuk, hep devam edecekti. Geriye dönmek, bir adım bile atmak bile imkansızdı. Araba hızla yol alırken, yolun kenarındaki her şey, benimle birlikte kayıp gitmiş gibi görünüyordu. Patlak lastikler ve o acı cümle zihnimde yankılanırken, derin bir nefes alıp gözlerimi yola odaklamaya çalıştım. Ama kalbimdeki acı, her geçen saniye daha da büyüyordu. O an, her şeyin sona erdiği noktadaymışım gibi hissettim. Sanki, geçmişin bütün kırılgan anılarına takılıp kalmışım gibi.
"Keşke sen ölseydin," bu söz beni her geçen an daha da boğuyordu. O cümle, bir kurşun gibi beynime saplanmıştı. Babamın o sözleri, hayatımın en karanlık anına dönüştü. Ne zaman normal hissedeceğimi, bu karanlık tünelden ne zaman çıkacağımı bilmiyordum. Ama bir şey vardı, içimde... Bir şey, bana bu fırtınanın son bulacağına dair bir umut veriyordu.
Her ne kadar her şeyin sonuna geldiğimi hissetsem de, bir yerlerde bir ışık parlıyor gibiydi. Bu ışık, belki de içimdeki gücü, yeniden ayağa kalkma isteğimi simgeliyordu. Evet, babamla olan ilişkim tamir edilemez gibi görünüyordu. Ama bu araba gibi, belki de bir gün ben de iyileşebilirim. Her şeyin kaybolduğunu düşündüğüm o anda, hayat bana bir şans daha sunuyordu. Bunu yakalamam gerektiğini hissediyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18