2. bölüm · Kırık maske 🎭

Bölüm 2

Esila Güzelyurt

Buluşma yerine gitmeden önce markete uğrayıp birkaç içecek ve atıştırmalık aldım. Buluşma yerine çok az bir yol kalmıştı. Geldiğimde herkes oradaydı. Arabayı park ettim, valizimi bagajda bıraktım ve kızlarla selamlaşmaya başladım.
Tam o sırada Yağız geldi. Arabayı park edip yanımıza yürüdü.“Hepinize selam, baylar bayanlar. Sanırsam hepinizle tanışamadık,” dedi gülümseyerek.
Herkes sırayla sarılıyordu. Sıra Selin’e gelmişti. Selin’le sarıldıklarında, kızın bakışlarından belli oluyordu — Selin’in çocuğa içi gitmişti.Yağız da ona göz kırptı.İçimden “Gerçekten iğrençler…” dedim.
Ve sıra bana gelmişti.“Selam, sen Lidya olmalısın.”“Evet, sen de Yağız olmalısın.”“Memnun oldum, Yağız.” dedim.“Ben de.”
Yağız’ın gözleri üzerimdeydi. Bakışları gözlerimden vücuduma süzülüyordu. Göz göze geldiğimizde gözleri parıldadı.Bir adım geri çekildim.“Neyse, tanımadığım kişilerle çok samimi olmam, kral,” dedim ters bir ifadeyle.
O ise sadece gülümsedi.“Peki, seninle tanışmak güzeldi, Lidya,” dedi.
Herkes arabalarına dağılmaya başlamıştı. Kızlar bir arabaya, erkekler diğerine binecekti ama arabalar dolu olunca Emir, “Lidya, istersen sen bizle gel, bagajda yer kalmaz zaten,” dedi.
Kafamı iki yana salladım. “Yok, siz gidin, ben diğer arabaya geçerim,” dedim.Ama diğer arabanın direksiyonunda Yağız vardı.
İçimden “harika…” diye geçirdim. Kapıyı açıp arka koltuğa oturdum, telefonumu elime aldım ve kulaklığımı taktım. Sessizce müzik dinliyordum ama Yağız’ın aynadan bana baktığını hissediyordum.
“Ne oldu, tanımadığın kişilerle samimi olmazdın hani?” dedi alaycı bir ses tonuyla.“Olmam da, mecburen aynı arabadayız diye konuşmak zorunda değiliz,” dedim gözlerimi pencereden ayırmadan.
O güldü. “Demek öyle… Seninle zor anlaşacağız galiba.”“Zor değil, sadece deneme,” dedim kısa bir şekilde.
Arabadaki herkesin kahkahaları arasında o sessizce gaza bastı.Ama ben hissettim — o yolun sonunda bir şey olacaktı.Ve bu tatil, sandığım kadar basit geçmeyecekti.
Arabada kısa bir yolculuğun ardından tatil evine vardık. Evin önüne geldiğimizde herkesin yüzü heyecan ve merakla doluydu. Bahçe kapısından içeri adım attığımızda hemen havuzun kenarı gözüme çarptı; su güneş ışığında parlıyor, etraf ise şezlonglarla ve renkli şemsiyelerle doluydu.
Herkes valizlerini taşıdıktan sonra ben, Selin ve Arya, havuza gitmeye karar verdik. Kızlar bikinilerini giyerken, Yağız ve birkaç erkek de şezlonglara oturmuş sohbet ediyordu.
Selin suya atlamadan önce bana fısıldadı: “Dikkat et, Yağız hep bakıyor.”Ben de göz ucuyla baktım, evet, Yağız hâlâ bizi izliyordu. İçimden “Of, gerçekten iğrençler,” dedim ama bir yandan da gülmemi engelleyemedim.
Suya atladığımızda serinlik hemen vücudumu sardı. Arya suyun içinde neşeyle çığlık attı, Selin de kahkahalarla suya dalıyordu. Ben ise hafifçe uzaklaşmış, kendi alanımda yüzüyordum.O sırada bir anda Yağız suyun kenarına geldi ve “Gel de bana katıl, su çok güzel,” dedi.
“Hayır, teşekkür ederim, kral,” dedim alaycı bir tonla.Ama içimde istemsiz bir heyecan belirmişti. Onun gözleri hâlâ parlıyordu, gülüşü ise… işte tam o anda, fark ettim ki bu tatil gerçekten sandığımdan daha karmaşık ve ilginç olacaktı.
Suya girdikten kısa bir süre sonra, Arya ve Selin birbirine su fırlatmaya başladı. Ben de istemsizce kahkaha atıp kaçarken, Yağız suya atladı ve suyun ortasında belirdi.
“Hey! Su savaşı mı başlatıyoruz yoksa?” dedi gülerek, su damlaları saçından yüzüne düşerken.
Emir ve Aras da peşlerinden suya atladı, Berk ve Baran şezlonglardan kahkahalarla izliyordu. Elera ve Defne de suyun kenarından birbirlerine su fırlatıyor, zaman zaman birbirlerine çarpışıyorlardı.
Selin ayağa kalkıp havuza atlayacaktı ama ayağı kaymıştı. Tam düşecek derken Yağız hızla belinden kavrayıp tuttu.
Teşekkür ederim…” dedi Selin, hafifçe utanarak ama gülümseyerek.
Yağız da gülümsedi. “Önemli değil, dikkat etmen yeterli,” dedi. Gözleri hâlâ parlıyordu ve o an bana doğru baktığını fark ettim. İçimden istemsizce hafif bir heyecan hissettim.
O sırada Arya ve Emir suyun ortasında birbirlerine su fırlatıyor, kahkahalarla eğleniyorlardı. Elera ve Defne de suyun kenarında birbirlerine su sıçratıyor, birbirlerini kovalıyorlardı. Berk ve Baran ise kenardan şaka yaparak ortamın eğlencesini artırıyordu.
Havuz kenarı tam bir kaos halindeydi; su sıçramaları, kahkahalar ve güneşin sıcaklığı arasında içimde garip bir karışım hissettim: hem eğlence hem de merak… Bu tatilin düşündüğümden çok daha heyecanlı ve karmaşık olacağını hissettim.
Güneş yavaş yavaş batarken, havuz kenarındaki eğlence yerini hafif bir sakinliğe bırakıyordu. Herkes biraz toparlanmış, duşlarını almış ve akşam için hazırlanıyordu. Ben de odamda valizimi toparlarken, etraftan kahkahalar ve suyun hafif çarpışma sesleri hâlâ geliyordu.
Kızlar makyaj yapıyor, saçlarını düzeltiyor, uygun kıyafetlerini seçiyorlardı. Arya, Emir’le uyumlu bir şekilde gülümseyip birbirlerinin şakalarına katılırken, Elera ve Defne de giydikleri elbiselerle birbirlerine bakıp onay veriyordu. Berk ve Baran ise odadan çıkıp parti hazırlıklarını kontrol ediyor, ortamı hafifçe gürültülü ama eğlenceli hâle getiriyordu. Yağız da bana bakıp hafifçe gülümsüyordu; göz göze geldiğimizde yine o tuhaf heyecanı hissettim.
Parti başlamadan önce herkes bahçede toplandı. Bahçe ışıklarla süslenmiş, havuz kenarına renkli şamdanlar yerleştirilmişti. Hafif bir müzik sesi arka planda çalıyor, herkesin morali oldukça yüksekti.
Arya ve Emir hemen dans alanına doğru yöneldi, elleri birbirine kenetlenmişti. Elera ve Defne ise kenarda sohbet edip kahkaha atıyor, aralarındaki bağ iyice hissediliyordu. Berk bir yandan barın önünde esprili hareketler yapıyor, Baran da gruba küçük şakalar yaparak herkesi güldürüyordu. Selin, Yağız’la birlikte bahçede hafifçe gerilmiş ama eğlenceli bir sohbet ediyordu.
“Lidya, gel de bizimle dans et,” dedi Yağız, gözlerinde hafif bir meydan okuma ve gülümseme vardı.“Hayır, dans eden kalabalığa karışmam,” dedim alaycı bir tonla ama içimden bir şeylerin kıpırdadığını hissettim.
Müziğin ritmi yükselmiş, herkes dans pistinde hareketlenmişti. Arya ve Emir neşeyle birbirine eşlik ederken, birden Emir bana doğru geldi.
“Lidya, gel de bir şarkı için dans edelim,” dedi hafif gülümseyerek.İçimden biraz şaşırmıştım ama “Peki…” diyerek kabul ettim. Emir’in elini tutup piste çıktım.
Dans ederken, kalabalığın arasında Yağız’ın bakışlarını hissettim. Gözleri üzerimizdeydi, alnını hafifçe çatmıştı ama aynı zamanda bir şey söylemek ister gibi bakıyordu. İçimden “Ah, belli ki kıskanıyor…” dedim ve gülümsememi zor tuttum.
Emir dans ederken her adımında rahat ve kendine güvenliydi. Ben ise biraz çekingen olsam da onunla uyum sağlamaya çalışıyordum. Arya ve diğerleri bizi izleyip kahkaha atıyor, bazıları hafif şakalar yaparak ortamı daha eğlenceli hâle getiriyordu.
Yağız, ellerini cebine sokmuş bir şekilde kenarda duruyor, ara ara bakışlarını benden ayırmıyordu. Bazen yanımdan geçerken hafifçe koluma çarptı, dikkatimi çekti ama ben aldırış etmedim.
Dans devam ederken Emir bana yakınlaşıp fısıldadı:“Sen de oldukça iyi dans ediyorsun.”“Teşekkür ederim,” dedim utana utana ama gülümseyerek.
O sırada Yağız bir adım öne çıktı ve hafif bir alaycılıkla, “Sen de eğleniyor gibi görünüyorsun…” dedi, sesi ciddi ama gözlerinde hâlâ hafif bir şaka vardı.
İçimden gülümsedim, ama aynı zamanda kalbim tuhaf bir şekilde hızlandı. Bu tatil sadece eğlence olmayacaktı; arkadaşlıklar, kıskançlıklar ve belki de kalbimizi çarpacak sürprizler birbirine karışacaktı.
Dans bittiğinde herkes alkışladı. Ben ve Emir gülerek kenara çektik, Yağız ise gözlerini üzerimizden ayırmadan, hafifçe öfkeyle ama gizli bir gülümsemeyle geri çekildi.
O an fark ettim ki, bu tatil boyunca işler hiç sıkıcı olmayacaktı…
Emir ile dansımız bittiğinde, ben hafifçe nefes alıp bir köşeye geçtim ve içecek aldım. Tam arkamı dönerken, arkamda Yağız’ın durduğunu fark ettim. Ellerini belimden sarmış, kendine çekmişti.
“Lidyacım, iki dakika benle gelir misin, güzelim?” diye fısıldadı.
İçimden patlayarak düşündüm: “Ulan köpek! O ellerini çek, belanı benden bulursun!” ama sesimi çıkarmadım, sadece gözlerimi devirip onu ittim.
O ise hafif gülümseyerek, “Tamam, güzelim… ama iki dakika benle gelir misin?” dedi, hâlâ elimi bırakmadan.
Tam ağzımdan sözler dökülürken, Yağız bir anda belimi elleriyle kavrayıp beni kendine doğru çekti.“Güzelim…” dedi sesi kısık, alayla karışık bir tonda. “Sen beni Emir’le mi kıskandırmaya çalışıyorsun?”
Kaşlarımı çattım, gözlerimin içine bakıyordu.“Ulan, eğer kıskandıracak olsaydım,” dedim sert bir sesle, “Selin ve senden çok daha iyi bir rol oynardım. Gerçi sizinki rol değil, değil mi? Gerçek aşk falan…”
Bir an sessizlik oldu. Sonra derin bir nefes aldım, sesim titreyerek devam ettim:“Hem ayrıca Yağız, benim… sevdiğim biri var. Lütfen mesafeni koru.”
Yağız, bir adım bile geri çekilmedi. Aksine, gülümsemesi daha da belirginleşti.“Benim de var, güzelim,” dedi fısıltıyla, kulağıma eğilerek.
Ne olduğunu anlamamıştım ki, ki- dememe kalmadan dudaklarını benimkilerde hissettim.Zaman bir anda durmuş gibiydi. Kalbim sanki göğsümden çıkacakmış gibi atıyor, nefesim kesiliyordu. Ne itebildim, ne de geri çekilebildim.
O an sadece kalbimin sesini duydum…Ve Yağız’ın elleri hâlâ belimdeydi.
Tabii — istediğini uygulayıp o bölümü düzelttim. “Seni varya öldürürüm” diyenin Selin değil Lidya olduğu hâliyle sahne şöyle oldu:Beni kucağına aldı, kucağında odaya doğru taşıyordu. Selin arkamızdan gizlice bakıyordu; yüzünde hem korku hem de öfke vardı.“Seni varya öldürürüm, beni indir!” diye ben bağırdım.Yağız ise “Hayır,” diye karşılık verip yola devam etti; sesi soğuk ama kararlıydı.
Bu sefer kolunu ısırmıştım; dengesini kaybedip yere düşmüştük. Ben de onun üstüne doğru yuvarlandım — gerçekten utanç vericiydi. Kurtulmak için çırpınıyor, “Yardım et!” diye bağırırken elleri aniden ağzımı kapattı.“Küçük güzelim, sana aşığım maalesef,” diye fısıldadı.Ben boğuk bir sesle, “Ben değilim!” diye karşılık verdim.
Öfkeyle onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. “Yağız, seni öldürürüm!” diye bağırdım. Oysa o, beni üstüne bindirip bir an için kendine çekip sonra geri bıraktı; boynuma hafif, uzun bir öpücük kondurdu. Tam kurtulduğumu sandığım anda, başımda bir ağrı patladı ve bütün dünya karardı — bayıldım.
Tam ağzımdan bir laf çıkacakken, bir anda Yağız belimi kavrayıp beni kendine doğru çekti. Korku ve şaşkınlıkla dolup taşmıştım; etraf bulanıklaşmaya başladı. “Güzelim…” diye mırıldandı, sesi karışık bir tonda, ama niyeti bana zarar vermek gibi gelmiyordu. O an içinde bulunduğum karmaşa, kalbimin hızlanması ve sıcağın etkisi beni zayıf düşürdü — ayaklarımın bağı çözüldü ve bilincim kaymaya başladı.
Selin arkamızdan koşup geldi; yüzünde panik vardı ama aynı anda kontrolü kaybetmiyordu. “İndir onu!” diye haykırdı Selin, ama sesi korkudan titriyordu. Ben ise kendimi daha da kötü hissettim; başım döndü ve dünya karardı.
Yağız, refleksle beni tutup kucağına aldı — düşmemem için yaptığı bir hareketti. Hızlıca odaya doğru götürdü; benim gözlerim kapandıktan sonra etrafta koşuşturan sesler, su şişeleri, Selin’in telaşlı emirleri yankılandı. Arya, Emir ve birkaç kişi bir köşede soğuk kompres hazırladı, Berk su getirdi. Kimse polisi aramadı; çünkü ortalıkta bir suçdan çok, ani bir kriz vardı — muhtemelen sıcak çarpması, yorgunluk ya da panikle birleşen bir bayılmaydı.
Odaya yerleştiklerinde Yağız nazikçe beni bir kanepeye yatırdı, başımın altına yastık koydu. Selin gözleri dolu dolu bana baktı, Arya endişeli bir şekilde duruyordu. Emir hızlıca soğuk su ve bir havlu getirdi. Hep birlikte beni sakinleştirmeye çalıştılar; Yağız birkaç adım geride durup, yüzünde pişmanlık ve panik karışımı bir ifade vardı. O an herkesin tek amacı vardı: benim iyi olmam.
Bir süre sonra kendime geldim; başımda ağır bir ağrı, dudaklarımda kuruluk vardı. İlk önce etraftaki yüzleri seçmeye çalıştım — Selin, Arya, Emir, Elera, Defne… Hepsi yanı başımdaydı. Yağız biraz uzakta duruyordu; yüzünde endişe vardı ama öfke yoktu. Selin hemen yanıma gelip elimi tuttu; sesi titriyordu: “İyi misin? Çok korktuk.” Ben, olanları toparlamaya çalışarak, başımı hafifçe salladım.
“Ne oldu?” diye mırıldandım. Selin kısa bir özet verdi: havuz, su savaşı, sende meydana gelen baş dönmesi ve düşmen… Yağız seni düşmekten kurtardı, sonra seni odaya taşıdı, diye ekledi, ama cümlesinin sonunda Selin gözlerini Yağız’a dikti; o da utanıyordu.
Ben yavaşça oturdum; hafifçe sersemlemiştim ama bilincim yerindeydi. Yağız yanıma yaklaştı, güvenli bir mesafede durup alçak bir sesle konuştu: “Lidya, çok özür dilerim. Seni korkutmak istemedim; sadece düşmene izin veremezdim.” Sesi samimiydi, pişmandı.
Kendimi toparlayıp sakin bir şekilde söyledim: “Tamam. Ama sınırlarımın farkında ol. İnsanlara dokunmadan önce izin almalısın.” Gözlerime bakıp aynı zamanda ciddiyetle “Anladım,” dedi Yağız. “Haklısın. Özür dilerim. Bir daha böyle yapmayacağım.” Bu sözleri duymak rahatlatıcıydı; kasvet yerine bir sorumluluk hissi gelmişti.
O akşam arkadaşlarım hep yanımda oldu. Kimse polise gitmedi; çünkü ortada bir suç değil, bir sağlık olayı ve bir sınır ihlali — kasıtlı sayılmayacak, ama yine de düzeltilmesi gereken bir davranış — vardı. Grup olarak hep birlikte konuşmaya karar verdik: Yağız davranışından dolayı özür dileyecek ve sınırlar konusunda dikkat edecekti; ben de hissettiklerimi açıkça söyleyip, sınırlarımı netleştirecektim. Herkes bu anlaşmaya saygı gösterdi.
Gece ilerlerken Yağız gelip yanımda durdu, gözleri içtenlikle doluydu. “Gerçekten üzgünüm,” dedi tekrar. “Sana zarar vermek istemedim, sadece kontrolümü kaybettim.” Ben derin bir nefes alıp, “Tamam. Ama lütfen bundan sonra önce sor,” dedim. O da başını salladı. O an aramızda bir kırılma vardı ama aynı zamanda iletişim kapısı açılmıştı.
Ertesi sabah, arkadaş grubumuz küçük bir toplantı yaptı. Hepimiz açıkça konuştuk — ne kırıcıydı, ne tehlikeliydi, ama sınırların ihlal edildiğini ve bundan sonra daha dikkatli olunması gerektiğini kabul ettik. Yağız samimiyetle özür diledi; ben de duygularımı anlattım. Sonunda ortak karar: tatil devam edecek ama kimsenin rızası ve sınırları her şeyin önünde olacaktı.
Günler ilerledikçe gerilim yavaşça azaldı. Yağız davranışında dikkatliydi; beni rahatsız edebilecek hiçbir şeye girişmedi, ama aynı zamanda aramızda daha dürüst, açık bir iletişim başladı. Ben de hislerimi dondurup yaşamaya çalışmadım: kendime zaman verdim, arkadaşlarıma güvendiğim için minnettardım.
Bu olay, herkes için bir ders oldu — bazen bir harekete suç damgası vurmak kolaydır, ama doğru olan nedir diye bakmak gerekir. Biz, birbirimize güveni yeniden inşa etmek için konuşmayı seçtik. Yağız suçlanmadı; hatasını kabul etti ve sınırlarına saygı göstermeyi taahhüt etti. Ben ise kendi sınırlarımı korumaya devam ettim.