1. bölüm · Kırık Kelimeler
1. BÖLÜM ''KIRIK KELİMELER''
Uyarı: Cinsellik ve +18 öğeler içermektedir. Rahatsız olacak olanlar burada bırakabilir.
Açıkçası önsözleri pek okumam. Hele uzun olanları genelde hiç okumam. Yine de her yazar gibi benimde söyleyeceklerim var, o nedenle ikiyüzlü bu tavrımı mazur görün. Bu hikâye, yıllardır kafamda döndürdüğüm karakterlerin nihayet dile gelmesiyle kâğıda dökülmüştür. Nihayet yüzüme bakan ve benimle konuşan karakterleri size de tanıştıracak olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Şimdi sözü çok uzatmadan sizi yaralı bir incinin kalbiyle baş başa bırakıyor ve kenara çekiliyorum. Umarım siz de en az benim yazarken aldığım kadar keyif alırsınız okurken.
Bu hikâyeyi okurken gururunuzu bir kenara başlangıç tarihinizi buraya bırakmanızı öneririm.
Tiktoktan gelenleri görebilir miyiiim?
ㅤ♡ㅤ♡ㅤ♡
1. BÖLÜM ''KIRIK KELİMELER''
Deli mi yoksa dahi mi olduğu hala tartışılan Ernest Hemingway, yazmakta zorlandığı zamanlarda kullandığı bir yöntemden bahsetmiş. Diyor ki, "Tek yapman gereken bir tane doğru cümle yazmak. Bildiğin en doğru cümleyi yaz..." Bildiği tek doğru cümleyi yazar ve oradan devam edermiş.
İnci, boş sayfaya bildiği tek doğru cümleyi yazdı.
"Kendi kelimelerinle var olamazsan başkalarının kelimeleriyle yok olursun."
Bu cümle, annesinin sıklıkla tekrar ettiği; İnci'nin zihnine kazınan bir cümleydi. Ve bildiği tek doğru cümleydi.
Beyaz Word sayfasını doldurmaya devam ederken tuşların sesi İnci'nin zihninde yankılandı.
Haziran ayının başlarında, öğle vakti, güneşin altında oturmuş deli gibi yazmak; içini dökmek istiyordu.
Sonbaharın döktüğü yaprakların üzerine basarak avare adımlarla boyası sökülmüş, eski bir banka oturdu genç kız. Kalbinin üzerine çöken hüznü hissediyordu. Sebebini bildiği bu huzursuz duyguların verdiği rahatsızlıkla yerinde kıpırdandı.
İnci yazdıklarını sildi ve tek doğru kelimeye baktı bir süre. Bir şeyler eksikti.
Yazdı.
"Sonbaharın döktüğü kırılgan yaprakların arasında yürürken yaprakların sesi genç kızın kulaklarında yankılandı."
Sildi.
Yazdı.
Sildi.
Yazdı.
Ağdalı bir dille kurduğu cümleye baktı.
"Bir yere yetişecekmiş gibi telaşla esen rüzgârın soğuğu genç kızı sarıp sarmalarken, kızın elleri annesinin ördüğü atkıya gitti ve biraz daha sarındı kırmızı atkısına."
Gözlerini devirdi İnci.
Ve sildi.
Ne zaman yazmaya başlasa yazılacak tüm anlamlı cümleler çoktan yazılmış, söylenecek tüm güzel sözler çoktan söylenmiş ve anlatılmaya değer tüm hikayeler çoktan anlatılmış gibi hissediyordu.
Kalemine güvenmiyor değildi, defteri yırtılmış gibi hissediyordu.
Hışımla laptopunun kapağını kapadı ve bağdaş kurduğu bacaklarını açıp sırtını koltuğa yasladı.
Sahi nasıl başlanırdı yazmaya? Nasıl devam ettirilirdi eğreti duran cümleler? Karışık cümleler yığını nasıl hikâyeye, hikâye nasıl kitaba dönüşürdü? Ellerini yüzüne kapadı ve derin bir nefes aldı. Bir gün gerçekten yazabilecek miydi acaba? Öyle kararsızdı ki... Neye nasıl başlayacağını, zihnindeki karmaşayı boş sayfalara nasıl dökeceğini bilmiyordu. Nereden başlayacağını bilmiyordu. Yazmak onun için ruhunu özgürleştirmek gibi bir şeydi. Lakin İnci, özgür olmayı bilmiyordu. 'Özgür olmak bile fazla özgür.' diye geçirdi içinden. Kendi ruhuna taktığı prangalardan kurtulamıyor gibiydi şimdi. O prangalar ruhunu sıkıyor, daraltıyordu.
Esasında önceden daha rahattı boş sayfaları doldururken. Oysa şimdi... Boş sayfalara karşı dahi başını sonunu düşünmeden yazamıyordu. Artık kendine karşı bile dürüst olamıyordu.
Ruhu, karanlık bir dehlizde kaybolmuş, penceresiz kalın tuğla duvarların arasından sızacak aralık bulamayan ışık huzmesinin eksikliğinden çıkış yolunu bulamıyor gibiydi.
Derin düşüncelerinde boğulmaya başladığını hissettiği esnada yanından, yakıcı güneşin ışığını kesen bir gölge geçti. Yeni biçilmiş yeşil çimenlerde ağır birkaç adım atan Batuhan İnci'nin karşısındaki koltuğa oturdu.
"Babam sigara içtiği görse kıyamet kopar biliyorsun değil mi?" diye sordu abisi Batuhan. Aslında bu bir soru da sayılmazdı, zira cevabını ikisi de biliyordu. Yerine iyice yerleşirken geriye yaslanıp cebinden çıkardığı paketten bir sigara aldı. Dudaklarına götürüp sigarasını yaktı.
İnci, laptopunun kapağını indirirken abisine ters bir bakış attı.
"Gidip yetiştirsene bunu da." İnci'nin imalı bakışları umursanmadı. Batuhan savruk bir şekilde omuz silkti ve aheste aheste sigarasından bir nefes alıp üfledi. İnci kollarını göğsünde birleştirip huzursuzca oturduğu koltukta kıpırdandı. Gözlerini Batuhan'dan çekmeden sigarasını söndürdü.
Batuhan'ı bir kaşık suda boğası vardı hatta bahçedeki havuzda boğma fikri fazlasıyla cazip geliyordu aslında, sadece daha fazla huzursuzluk çıkarmak istemediğinden bunu erteliyordu.
Batuhan, babaları Cihan Bey'e biricik kızının eve gece yarısından sonra alkollü geldiğini söylemişti. Söyledikleri doğruydu ama söylemesine hiç gerek yoktu İnci'ye göre. Sonuç olarak abisi ve en yakın arkadaşlarından Defne sevgili olduğu için, bulunduğu alkollü ortamlarda genelde abisi Batuhan'da olurdu. Yine de koruyucu abi damarı tutmuş ve sabah kahvaltıda İnci'nin akşamdan kalma olduğu üzerine abartılı şakalar yaparak ortamı epey germişti. Buradaki mesele İnci'nin biricik aşkı Sarp'tı, İnci onunla olduğu için Batuhan onu ispiyonlamıştı. Kız kardeşinin o çocukla muhatap olmasından haz etmiyor ve bunu gizlemeye gerek görmüyordu.
"İki yüzlüsün Batu." Dedi İnci cam sehpadaki paketten bir sigara daha çıkarıp yakarken. "Babam düşmanının kızıyla sevgili olduğunu bilse bu sabah koptuğunu sandığın bu kıyamet var ya.." dumanı Batuhan'ın yüzüne doğru üflerken devam etti. "... minik bir ateş parçası olarak kalır."
"İkisinin aynı durum olmadığını ayırt edebilecek kadar olgun ve zekisin İnci."
İnci bakışlarıyla abisine meydan okuyordu.
"Babam şirketteki sıkıntılar yüzünden gerginken beni ispiyonlaman çok büyük pişkinlik. Şirketteki problemlerin sebebi sensin ve bence babamın bunu bilmeye hakkı var."
Batuhan gülümsedi ve sonuna geldiği sigarasını söndürdü.
"Boş tehditler savurma, git ve söyle." İnci'nin dostunu satmayacağına emindi, öte yandan Defne İnci'nin dostu olmasaydı İnci biricik abisini bozuk para gibi harcardı, Batuhan da bunu gayet iyi biliyordu.
Batuhan sırtını koltuğa yasladı ve konuşmaya devam etti. "O çocukla arandaki samimiyet hoşuma gitmiyor. Yine bu şekilde sabahlarsanız dışarda yine babama söylerim."
İnci'nin gözleri öfkeyle parladı.
"Ortalığı karıştırmaktan zevk alan fesat bir yenge gibisin!"
Sesi bahçede yankılandı ve kısa bir sessizlik oldu.
Batuhan sıkıntıyla nefes verdi ve ayağa kalktı. "Senin bu metaforların beni bitiriyor." İnci'nin gözlerinin içine baktı ve tüm ciddiyetiyle konuşmaya devam etti. "Ben uyarımı yaptım İnci tanem, kudursan da köpürsen de mesafeni koruyacaksın. Olmayacak hayaller peşinde koşma, aptal bir kız çocuğuna benziyorsun."
Araları genel olarak iyi değildi ama bu olay bir şeyleri daha da kötüleştirmişti. Batuhan, İnci'nin Sarp ile birlikte bir partide olduğunu da laf arasında söylemişti tabi. İş dünyasında Sarp'ın babası pek sevilmezdi, ahlaklı bir iş insanı denemezdi kimse onun için. Sarp da armut misali babasının dibine düşmüştü. Sadece İnci, onu henüz farklı görüyordu. Arkadaşlıktan öte hisler besliyor ve karşılığı olduğuna da inanıyordu. Özellikle son birkaç haftadır Sarp onunla farklı ilgileniyordu. Bu bil yanılsamaydı, henüz haberi yoktu.
Kalkıp abisini boğazlasa, içinin soğumayacağını biliyordu ama yine de içinde böyle bir istek vardı İnci'nin.
"Babam ihaleleri senin yüzünden kaybettiğini öğrendiğinde de böyle boş boş konuşacak mısın? Çok merak ediyorum."
"Haddin olmayan şeyler hakkında yorum yapmaman gerektiğini ben mi öğreteceğim sana? Yirmi iki yaşına kadar öğrenemedin mi bunu?" Batuhan fazlasıyla öfkelenmiş ve bunu yansıtmıştı.
İnci omuz silkip sigarasından son bir nefes daha çekti ve yine dumanı abisinin yüzüne doğru üfledi, Batuhan'ın bundan rahatsız olduğunu biliyordu.
"Bu gün yarın patlarsın, ben uyarayım da sonra uyarmadı deme." Sigarasını küllüğe bastırıp söndürürken hala Batuhan'ın mavi gözlerine bakıyordu, bir an bile bakışlarını kaçırmadı. Ayağa kalkıp laptopunu aldı ve abisinin yanından geçip evin kapısına doğru birkaç adım attıktan sonra duraksayıp omzunun üzerinden Batuhan'a baktı. "Ayrıca haddim olmayan şeyler konusunda bana bir şey öğretebilecek son insan bile değilsin Batuhan. Sınırlarını aşma, bir kez daha babama beni şikâyet edersen senin dilini koparırım."
İnci bahçedeki ürkütücü biblo cücelerin yanından geçerek hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladı. Bahçe cücesi biblolar babaları Cihan Bey'in garip zevklerinden biriydi, adam bahçe cücesi koleksiyonu yapıyordu. İnci ise onları fazla ürkütücü buluyordu, özellikle gece karanlığında bahçeye çıktığında...
Batuhan bir süre kardeşinin arkasından baktı, İnci bazen sınırlarını çok zorluyordu. Bu deli dolu halleri, fevri hareketleri ve ani çıkışları bazen gerçekten çok yıpratıyordu insanı. Öte yandan İnci küçükken böyle değildi, annesini kaybetmeden önce böyle değildi. Annesiyle geçirdikleri trafik kazası için kendini suçluyor ve kendine olan öfkesini kusuyordu her yere. Öfkesi öyle büyüktü ki... İçine sığmıyor, dinmiyordu. Taşıyordu. Suçluydu da, en azından Batuhan'da içten içe İnci'yi suçluyordu. Suçlamak istemiyordu ama suçluyordu. Bir yandan da o hurda arabanın içinden sağ çıktığı için minnet duyuyor ama kardeşine olan sevgisi öfkesinin gölgesinde kalıyordu çoğu zaman. Bazı şeyler dönüşü olmayan yollara gireli çok olmuştu işte.
İnci'nin ayrı bir evi olsa da belli aralıklarla ailesinin evine gelir ve burada kalırdı, ayrı eve çıkması için kabul ettiği kurallardan biriydi bu. Normalde babasının evine gelmeden önceki gece alkollü bir partiye gitmez, gitse de içmezdi. Davet eden Sarp olunca işler değişiyordu tabi.
İnci üst kattaki odasına çıkıp çantasını topladı, akşam için planı vardı. Bu kez doğum günü için gelmişti babasının evine ama hiç mutlu ayrılmıyordu. Babasının ona aldığı pahalı parfüme göz ucuyla baktı. Bir kere İnci, vanilyalı kokuları severdi ayrıca yıllardır imza parfümünü değiştirmediğini de sağır sultan bile biliyordu. Babası bilmiyordu. İnci'yi sinir eden şey de buydu. Sarp konusunda aslan kesilen babası Cihan Bey biricik kızı İnci'yle aslında genel olarak pek ilgilenmiyordu. Bu ikiyüzlü tavır İnci'yi daha da öfkelendiriyordu. Parfümü masanın üzerinde bırakmaya karar verdi.
Odasından çıkıp alt kata indi. Kız kardeşi İpek ve babasının eşi Pınar Hanım koltukta oturmuş komedi filmi izliyorlardı. Annesinin vefatından sonra babası ve Pınar Hanım evlenince evdeki tüm mobilyalar değişmişti. Salonda eskisi gibi renkli değildi artık, krem rengi koltuklar ve açık renk mobilyalarla döşenmişti. Evde değişmeyen tek oda İnci'nin odasıydı. Babası ona genç odası almayı teklif etse de o prenses temalı pembe odasını değiştirmemişti. Bu eve geldiğinde ve o odada kaldığında hala eskiden olduğu gibi annesinin onu masal okuyarak uyuttuğunu hayal eder öyle uykuya dalardı.
Pınar Hanım ve İpek'in üzerinde anne-kız pijama takımı kombini yapmışlardı ve limonata içiyorlardı.
Bu görüntü İnci'yi içten içe rahatsız etti. Annesinin ölümünün üzerinden neredeyse on yıl geçmiş olmasına rağmen hala bu kadını kabul edememişti. Pınar Hanım kötü biri değildi, İpek'in ihtiyacı olan anneliği de yapıyordu. Öz kızı olmamasına rağmen öz kızı gibi seviyordu onu ama yine de İnci bir türlü kabullenememişti onu. Pınar Hanım da bir yerden sonra İnci'nin onu sevmediğini ve sevmeyeceğini kabullenmiş, bu doğrultuda hareket etmişti. Birbirleriyle minimum etkileşimde bulunuyorlardı.
"Abla, gidiyor musun?" diye sordu İpek filmi durdurduktan sonra üzgün bir şekilde.
"Evet İpek böceğim, trafiğe kalmak istemiyorum. Çıkmam lazım artık."
İpek ayağa kalkıp ablasına yaklaştı ve ablasına sarılıp yanaklarına büyük, sulu öpücükler kondurdu.
"Karne hediyen yatağının üzerinde prenses, şimdiden tebrik edeyim." İnci, kardeşinin uzun sarı saçlarını okşadıktan sonra evden çıktı. Kardeşine pamuklu bir pijama takımı almıştı, İpek'in cicili bicili pijamaları çok sevdiğini herkes biliyordu.
Babasıyla vedalaşmaya gerek görmemişti, hala çok kızgındı babasına. Babası, onu kırmızı BMW'si, okul masrafları, ev kirası hatta tüm hayatıyla tehdit etmişti. "O tekinsiz insanlarla tekinsiz ortamlarda vakit harcamak istiyorsan kendi başının çaresine bak." Diye de eklemişti. Bu tehditlere cevap verecekti elbet ama bu gün değil. Bu gece gidip arkadaşlarıyla, Kubilay ile ortak doğum gününü kutlayacaktı, sonra da babasına unuttuğu şeyleri hatırlatacaktı. Mesela İnci'yi tehdit edemeyeceğini hatırlatacaktı.
Kırmızı BMW 218 arabasına baktı, bu arabayı bu kadar çok sevmese kesinlikle evin bahçe duvarına çarpar, babasının kıymetli cücelerini çiğner ve arabayı hurdaya çıkarıp şovunu yapardı. Ama neyse ki kızıl bebeğini çok seviyordu.
ㅤ♡ㅤ♡ㅤ♡
En yakın arkadaşı Cansu ile yaşadığı müstakil iki katlı eve girdiğinde saat neredeyse beş olmuştu, geç kalmamak için hızlı hareket etmesi gerekiyordu. Cansu çoktan organizasyona yardım etmek için Kubilay'ın evine gitmişti. İnci hızlıca duş aldıktan sonra odasına girip saçlarını kuruttu ve maşayla dalgalandırdı yeni boyattığı sarı saçlarını. Kot eteğini ve kırmızı v yaka dökümlü, askılı bluzunu giydi. Altın sarısı küpelerini ve bilekliğini taktıktan sonra saçlarını dağınık bir atkuyruğu yaptı. Vanilyalı parfümünü de sıktıktan sonra parfüm şişesini çantasına attı ve hafif bir makyaj yaptı. Kırmızı rujunu sürüp siyah çantasını aldığında hazırdı. Hafif makyajını kırmızı ruj ile patlatmayı seviyordu.
Odasında şarkı dinlerken keyifli keyifli hazırlanırken adım adım yaklaşan hayal kırıklığının ayak seslerini henüz duymuyordu. Sinsice ona yaklaşan, nefesini ensesine veren hayal kırıklığından bir haberdi.
Batuhan, İnci evden çıktıktan sonra Sarp'ı aramış ve ona uğrayacağını söylemişti. Elleriyle tuğlaları dizip özenle oluşturduğu muhtemel ilişkisinin temeline dinamit döşendiğinden habersiz pop şarkıları eşliğinde dans ederek arkadaşının doğum günü için odasında hazırlandı İnci. Batuhan ise o saatlerde Sarp'ın evine ulaşmıştı.
Sarp üzerindeki kırışık beyaz gömleği çıkarıp yatağının üzerine fırlattı. Dolabında tek bir ütülü gömlek bile yok muydu gerçekten? Askıları aralayıp bir süre daha gömlek aradı. Nihayet buldu. Beyaz gömleğini tercih ederdi ama ütülü olan tek gömleği siyah olandı. O yüzden üzerine siyah gömleğini giydi. Hala nemli olan siyah saçlarını eliyle düzeltip parfümünü sıktı, kemerini de taktığında hazırdı. Neredeyse hazırdı. Son olarak İnci'ye doğum günü hediyesi olarak sipariş ettiği kolyeyi almaya gidecekti. İnci için güzel, kalpli bir kolye seçmişti.
Sarp pek ilişki insanı değildi daha önce birkaç ilişkisi olmuştu ama yürümemişti. İnci istisnai bir durumdu. Sarp onu gerçekten seviyordu. Çocukken aynı sitede oturuyorlardı, Sarp'ın annesi ve babası ayrıldığında o siteden de taşınmışlardı. Batuhan, Emir ve İnci ile geçirdikleri güzel zamanları o sitede bırakmıştı, sonra üniversitede tekrar karşılaşmışlardı. Bağları tamamen kopmamıştı tabi, sosyal medyadan birbirlerini takip ediyorlardı ama aralarındaki şey okulda karşılaşmalarından sonra gelişmişti. Tekrar karşılaştıkları günden itibaren İnci'nin ona olan ilgisinin farklı bir ilgi olduğunun farkındaydı. Bir sevgili istemiyordu hayatında ama İnci... O farklıydı, özeldi. Kendi hislerinin sesini bastıramamış ve İnci'nin ilgisini sevdiğini itiraf etmişti kendine.
Nihayetinde Sarp'ın ona karşı pek de inkâr edemediği bir ilgisi vardı, yine de hala bu ilişkiye bir isim koyma konusunda emin değildi.
Kemerini düzelttiği sırada kapı çaldı, gelen Batuhan'dı. Batuhan, yarım saat önce arayıp Sarp'la konuşmak istediğini söylemişti ama konunun ne olduğunu söylememişti. Sarp ise doğum günü partisi ile alakalı bir mesele olduğunu düşünmüştü.
Yatak odasından çıktı ve koridorda ilerleyip kapıyı açtı. Beyoğlu'ndaki eski, ama içi restore edilmiş apartman dairelerinden birinde oturuyordu. Bu canlı semtte yaşamayı çok seviyordu. Evi de en az Beyoğlu kadar renkli ve hareketliydi. Renkli dekoratif eşyalarla donatılmış, yüksek tavanlı bol ışık alan, geniş odalı hoş bir evdi.
"Çok vaktim yok," dedi Sarp, Batuhan içeri girerken. "Bir saate çıkmam lazım."
Saat neredeyse beşe geliyordu ve en geç yedide hediyeyi alması gerekiyordu.
"Ben de çok uzun konuşmayacağım zaten."
Sarp, meselenin doğum gününün ötesinde, sıkıntılı bir mesele olduğunu o an anladı. Batuhan salondaki tekli mavi koltuğa oturdu, Sarp'ta ikili kırmızı kanepeye geçti.
"Hayırdır, bir sıkıntı mı var?"
Batuhan biraz düşünceli görünüyordu, derin bir nefes aldı. Buraya gelmeden önce çok düşünmüştü, en doğrusunun bu olduğuna emin olacak kadar çok.
"İnci ile tatile gidecekmişsiniz bu yaz." Dedi.
"Evet. Buna mı takıldın?" Dönem sonu gelmişti, İnci ailesi ile tatile çıkmadan önce ufak bir tatil planlamışlardı ama bu geniş arkadaş grubunun birlikte olacağı bir tatildi. Baş başa olmayacaklardı.
Batuhan ona soğuk bakışlarıyla bakarken Sarp, karşısındaki kişinin yakın bir arkadaşı değil de bir yabancı olduğunu düşündü.
"Kız kardeşimin geçen gece burada kalmasına takıldım Sarp."
Sarp oturduğu koltukta geriye doğru yaslandı.
"Aklından ne geçiyor bilmiyorum Batu ama her ne düşünüyorsan öyle değil."
Sadece film izlemiş ve birkaç bira içmişlerdi. İnci'nin koltukta sızacağını düşünememişti ama kız koltukta uyuya kaldığında onu uyandırmak istememişti de. Sonuçta arkadaşıydı ve onun evinde kalabilirdi. O an Batuhan'ın fazla korumacı olduğunu düşündü, gereğinden fazla.
"İnci'nin takıldığın diğer kızlar gibi olmadığının farkındasın değil mi?"
Batuhan direkt olarak konuya girdiğinde Sarp'ın kaşları çatıldı.
"O ne demek şimdi Batu?"
"Bak burada kötü adam olmaya çalışmıyorum ama..."
Sarp oturduğu koltukta huzursuzca kıpırdandı ve sehpaya uzandı, paketinden bir sigara çıkarıp yaktı. Belli ki bu konuşma epey tatsız bir konuşma olacaktı.
"Kardeşimden uzak durmanı istiyorum Sarp."
Öylece söyleyiverdi. Sarp bir süre duraksadı, sigarasından derin bir nefes aldı. Bunu beklemiyordu.
"Bunu yakın arkadaşın olarak değil bir abi olarak istiyorum."
Sarp ona bakmıyordu.
"Beni kardeşine yakıştırmıyorsun yani?" diye sordu.
"Öyle değil," Batuhan duraksadı ve boğazını temizledi. Bunları konuşmak onun için de kolay değildi ama devam etti. "İnci'nin üzülmesini istemiyorum. Bu adını bile koyamadığın şeyi bitir. Yakıştırmıyor değilim..."
"Siktir et Batu, ben anladım seni."
Sarp daha önce böyle hissetmişti. Annesi ve babası ayrıldığında, annesi ve babası bir çocukları olduğunu unutmuş gibi davrandığında... Defalarca böyle kırgın hissetmişti. Bu tanıdık ve boktan bir histi.
"Seni, sana güvenmeyecek kadar tanıyorum. İnci'nin kalbini bir gün kıracaksın, bunu biliyorum. Belki bugün değil ama bir gün. Bir köşede oturup o günün gelmesini bekleyemem. Sen İnci'ye umut verirken onun yakın arkadaşı Tuğçe ile yatan bir adamsın Sarp, ilişkinizi desteklememi beklemiyorsun herhalde."
Evet, Batuhan bunu biliyordu. Cansu'dan öğrenmişti, öğrendiğinden beri de içi içini yiyordu. İnci elbet bunu öğrenecekti, işte o zaman hiç iyi şeyler olmayacaktı. Tuğçe, Kubilay'ın kardeşiydi ve çocukluktan beri İnci ile arkadaşlardı. Bu olay büyük bir kıyametin kopması için yeterliydi.
Siz, siz olun asla yediğiniz tüm bokları bilen bir adamın kardeşiyle sevgili olmayın.
Batuhan pek de haksız sayılmazdı. Sarp güvenilir biri olarak bilinmezdi çevresinde ama yine de İnci onun için gerçekten farklıydı. Sadece bunu söylemek çok korkutucuydu, o yüzden bunu İnci'ye karşı hiç dillendirmemişti. Yine de bazen, bir şeyler hissetmek bazı şeylerin çözümü ya da garantisi değildi. Güzel birkaç ay geçirmişlerdi ama henüz var olmayan ilişkilerinin hep güzel gideceğine söz veremezdi tabi.
"Ne dememi istiyorsun?" diye sordu Batuhan'a dönüp.
"Açıkçası İnci'yi sevdiğini, onu üzmeyeceğini söylemeni isterdim ama bunu yapmayacağını biliyorum." Sarp'a doğru eğildi. "O yüzden işler iyice ciddileşmeden kız kardeşimden uzak durmanı istiyorum." Cevap alamadığında konuşmaya devam etti. "Bir gün, belki bir gün kırmadan seveceğin biri olur hayatında. Ama o güne kadar, bir kadını kırmadan sevmeyi öğrendiğin o güne kadar, İnci'nin kalbini defalarca kırmanı izleyemem. Onun ışığını söndürmeni izleyemem Sarp."
Sarp küllüğe uzanıp sigarasını söndürdü. Yani Batuhan diyordu ki sen bir pisliksin ve pisliğini kız kardeşime de bulaştırmanı istemiyorum. O yüzden siktir git.
"İnci böyle de üzülmeyecek mi?" Sarp'ın yüzündeki alaylı gülümseme Batuhan'ın sinirini bozuyordu. Batuhan sıkıntılı bir nefes aldı. Karşısındaki adamın hiçbir şeyi ciddiye almayan sinir bozucu tavrı Batuhan'ın vicdanını bir nebze de olsa rahatlatıyordu.
"Üzülecek..." sonra sırtını dikleştirip koltuğa yaslandı ve Sarp'ın alaylı tavrından güç alarak kendinden emin bir şekilde devam etti konuşmaya. "... onu aldattığında üzüleceği kadar değil. Ya da onunla yaşadığın, paylaştığın tüm özel şeylere rağmen bir noktada bu sevgililik oyunundan sıkılıp onu bir hiçmiş gibi terk ettiğinde üzüleceği kadar değil."
Bir abi için bunları söylemek zordu ama Sarp'ın yakın arkadaşı olarak bunları söylemek doğruydu. En iyi ihtimalle olası senaryolar bunlardı, daha kötüleri bile olabilirdi.
"Eminsin yani onu her halükârda üzeceğimden."
"Sen değil misin?"
Sarp düşündü. Değilim diyemezdi, belki de bu yüzden gerçekten bitirmeliydi aralarındaki şeyi. Bu gün onunla ilgileniyor olması yarın da onunla ilgileneceği anlamına gelmiyordu. Ya da bugün onu seviyor olması dahi onu üzmeyeceğinin garantisi değildi. Kaldı ki sevgi, Sarp'ın hislerinin yanında fazlasıyla büyük kalan bir kelimeydi.
Sarp ayağa kalktı.
"Haklısın, güvenilir biri değilim. Bir abinin, kız kardeşi ile sevgili olmasını isteyeceği biri hiç değilim."
Batuhan ona baktı. Sarp'ı kırmak istemiyordu, kırdığına da pek ihtimal vermiyordu açıkçası. Bu duygusuz piçin ağlattığı kızları biliyordu, bir kısmını da tanıyordu. Tüm o korkunç terk edişlerin üzerine Sarp'ın bir kalbi olduğundan bile şüpheliydi.
"Dediklerini düşüneceğim, şimdi çıkmam lazım Batu."
Batuhan kalkıp kapıya yöneldi. Bir şeyin biri için en iyisi olması o şeyin doğru olduğu anlamına gelmiyordu bazen. Yaptığı yanlıştı ama kardeşi için en iyisi buydu.
"Akşam görüşürüz." Dedi Batuhan, arkadaşının evinden çıkarken. Sarp ise hafifçe başını sallayıp onayladı ve arkadaşının ardından kapıyı kapadı.
Gerçekten uzak mı duracaktı şimdi İnci'den?
Batuhan'a karşılık veremeyişine bir küfür savurdu. Neden İnci'yi sevdiğini söylememişti? Neden Batuhan'a ilişkilerine karışmamasını söylememişti? Neden bu kadar zordu birini sevmek, onu sevdiğini söyleyebilmek... Neden bu kadar zordu hislerinin arkasında kapı gibi sağlam durabilmek? Belki de Batuhan haklıydı, belki de işler daha da ciddi bir yerlere gitmeden önünü kesmeliydi bir şeylerin.
Evden çıkmadan önce arka arkaya içtiği sigaralar küllüğü doldururken içinden çıkamadığı düşüncelerle boğuştu bir süre. Paketteki son sigarayı içtikten sonra düşünmekten bunalarak kendini evden dışarı attı.
ㅤ♡ㅤ♡ㅤ♡
♥︎İlk bölümü nasıl buldunuz?
♥︎Bölümü beğendiniz mi?
♥︎Sizce ilerleyen bölümlerde neler olacak?
