Kırık Kasabası kitap kapağı

1. bölüm / 1

Kırık Kasabası

Kasaba'ya hoşglediniz

Vaveyla Yazarı: Jenniexly

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Kasaba'ya hoşglediniz
  1. 1 Kasaba'ya hoşglediniz1.765 kelime · Okuduğun bölüm

Merhaba, ben Hadi. Gazeteciyim. Mesleğe başladığım ilk günden beri sayısız gizemli olayı araştırdım, tozlu arşivlerin derinliklerinde kaybolmuş birçok söylentinin peşinden koştum. Tehlikeye de, bilinmezliğe de alışkındım. Fakat bu zamana kadar karşılaştığım hiçbir vaka, Kırık Kasabası’nda başıma gelecek olanlar kadar karanlık ve tekinsiz değildi.
Her şey, sıradan bir pazartesi sabahı evimin kapısının ısrarla çalmasıyla başladı. Kapıyı açtığımda karşımda, yüzünde yorgun bir ifade taşıyan bir postacı duruyordu. Elime, rengi sararmış, kenarları aşınmış eski görünümlü bir mektup uzattı. Kuru bir teşekkürle kapıyı kapatıp çalışma masama geçtim. Üzerinde gönderenin adı yerine sadece tek bir ibare yazılı olan mektubu dikkatlice açıp okumaya başladım:
“Merhabalar. Ben Kırık Kasabası'nın muhtarı Mustafa Efendi. Kasabamızda uzun zamandır hiçbir mantıkla açıklayamadığımız, doğaüstü olaylar yaşanıyor. Geceleri sokaklarımızda dolaşan bir varlık görüyoruz; fakat o gözden kaybolduğu anda, onun nasıl göründüğünü, neye benzediğini tamamen unutuyoruz. Ne yaparsak yapalım, hafızamızı ne kadar zorlarsak zorlayalım onu tarif edemiyoruz. Sanki zihnimizden sökülüp alınıyor. Çaresiziz. Lütfen kasabamıza gelip bu laneti aydınlatmamıza yardım edin.”
Mektubu bitirdiğimde odada derin bir sessizlik oldu. İlk refleksim, bunun bir meslektaşımın ya da bir dostumun kötü hazırlanmış bir şakası olduğunu düşünmek oldu. Kim gördüğü bir şeyi saniyeler sonra unutabilirdi ki? Ancak mektuptaki kelimelerin mürekkebinde, satır aralarındaki o çaresiz çığlıkta beni huzursuz eden, adeta kanımı donduran tuhaf bir gerçeklik hissi vardı. Belki de bir yerlerde, gerçekten yardıma ihtiyacı olan insanlar vardı.
Düşüncelerimi toparlamak için en iyisi sabahı bekleyip öyle karar vermekti. Mektubu masanın üzerine bıraktım ve yatağa uzandım. O gece gözüme uyku girmedi; karanlık tavanı seyrederken aklımda sürekli aynı soru yankılanıp durdu: Ya yazılanların hepsi gerçekse?
Ertesi sabah, güneş henüz tam olarak doğmadan arabama atladım. İçimdeki merak duygusu, mantığıma galip gelmişti. Kilometreler birbirini kovaladıkça yol tenhalaştı, etrafı yoğun bir sis tabakası kaplamaya başladı. En sonunda tabelasında solmuş harflerle "Kırık Kasabası" yazan o sapa sapağa saptım. Kasabanın girişine vardığımda arabayı kenara çekip indim. Atmosferde insanı huzursuz eden, ağır ve sessiz bir hava vardı.
Sessizliği bozan tek şey, az ileride yankılanan öfkeli bir sesti. Kasaba meydanının hemen girişinde, sert çehreli bir adam, karşısında süklüm püklüm duran birkaç adama avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Tuhaf olan ise, azar işiten köylülerin hiçbir şekilde baş kaldırmaması, adeta hipnotize olmuş gibi tepkisizce sadece onu dinlemesiydi. Adımlarımı hızlandırıp yanlarına yaklaştım. "Merhaba bayım," dedim sesimi duyurmaya çalışarak. "Neden bu adamlara bu kadar sert bağırıyorsunuz?"
O an tüyler ürpertici bir şey oldu. Az önce öfkeden kıpkırmızı kesilen adam, sesimi duyduğu an birdenbire sustu. Yüzündeki o korkunç kızgınlık ifadesi, sanki bir maskeymiş gibi anında silindi ve yerini yapay, küçük bir gülümsemeye bıraktı. Gözlerindeki tekinsiz parıltıyla bana baktı. "Hiç..." dedi sesi bir anda yumuşayarak. "Ben buranın muhtarıyım, sadece onlara ufak bir konuda kızdım, o kadar." Beni baştan aşağı süzdükten sonra gülümsemesi daha da büyüdü: "Siz... Yoksa Hadi Bey misiniz?"
"Evet, ta kendisi," dedim, bu ani duygu değişimi karşısında şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak.
"Aa, hoş geldiniz Hadi Bey! Mektubumu alıp gelmenize çok sevindim," dedi elimi hararetle sıkarak. "Dediğim gibi, ben size o mektubu yollayan kişiyim; Muhtar Mustafa Efendi."
Muhtarın bu yapay misafirperverliği içimdeki şüphe tohumlarını iyice filizlendirmişti. Kasaba meydanına çöken sisle birlikte akşamın karanlığı da kendini hissettirmeye başlamıştı. Saatler süren yolculuğun yorgunluğu omuzlarına bindiğinde, muhtara döndüm: "İyi öyleyse... Şey, hava kararmaya başladı ve ben gerçekten çok yoruldum. Acaba önce kalacağım otele gidip dinlensek, araştırmaya yarın sabah başlasak olur mu?" diye sordum. Muhtar Mustafa, o tekinsiz gülümsemesiyle başını salladı: "Tabii ki, nasıl isterseniz Hadi Bey," dedi. Onun yanından ayrılarak, bana tarif ettiği otele doğru yürümeye başladım.
Sokaklar ıssızdı. Yolda ilerlerken, az ilerde iki büklüm yürüyen yaşlı bir teyze gördüm. Elinde üç büyük naylon poşet vardı ve her poşetin içinde beşer tane, taze fırından çıkmış ekmek duruyordu. Kadın, o kadar ekmeğin ağırlığıyla zar zor adım atıyor, adeta nefes nefese kalıyordu. İçimdeki yardım etme dürtüsüyle adımlarımı hızlandırmıştım ki, az önce adım atmakta zorlanan o kadın beni fark ettiği an dehşet içinde irkildi. Elindeki poşetlere sıkıca sarılarak aniden koşmaya başladı! Hem de öyle bir hızla koşuyordu ki, benden bile daha çevikti. Şaşkınlığımı üzerimden atıp peşinden koştum ve zorlukla da olsa onu yakalayıp durdurmayı başardım.
"Teyzecim, maşallah ne güzel koştun öyle!" dedim soluk soluğa. "Ama ben sana sadece poşetleri taşımak için yardım etmek istemiştim, neden benden kaçtın ki? Hazır durmuşken, bu kasaba hakkında bildiğin bir şey var mı?" Teyzenin yüzünde korku dolu bir çaresizlik belirdi. Sanki bana bakmıyor, arkamdaki gölgeleri izliyordu. Dişlerini sıkarak, "Sana anlatacak hiçbir şeyim yok benim!" diye fısıldadı. Yüzündeki o ani değişim içimi ürpertmişti. "Teyze, neden bir anda yüzün düştü böyle? Kimden kaçıyorsun?" diye üsteledim. Yaşlı kadın titreyen dudaklarıyla son bir kez fısıldadı: "Ondan... Ondan korkuyorum!"
Sözleri biter bitmez, yaşlı teyze yoğun sis tabakasının içinde bir anda adeta buharlaşıp ortadan kayboldu. Ne bir ayak sesi duyuldu ne de karanlık sokakta ondan bir iz kaldı. Olan bitene hiçbir anlam veremiyordum. Biraz sakinleşmek ve yaşadığım bu tuhaf olayı defterime yazmak için yol kenarındaki eski bir ahşap banka oturdum. Ceketimin iç cebinden emektar not defterimi çıkardım. Kapağını açar açmaz, sayfaların arasından gecenin karanlığını yaran tuhaf bir ışık sızmaya başladı. Sayfalar kendi kendine hızla çevrildi ve boş bir sayfada durdu. Işığın fışkırdığı o sayfada, mürekkebi henüz yeni kurumuş gibi parıldayan, gizemli bir el yazısıyla şu tek cümle belirdi: “Yolunu Kuzey Ormanı'na doğru tut...” O an bunun bir yardım çağrısı olduğunu sandım. Defterin beni koruduğunu düşündüm. Oysa yanılıyordum; o yazıyı yazan, beni adım adım kendi tuzağına çeken varlığın ta kendisiydi.
Her şeyden habersiz, bu gizemi çözmek için Kuzey Ormanı’na gitmem gerektiğini düşündüm. Caddenin köşesinden yaklaşan eski bir taksiyi durdurdum. Şoför camı indirip sordu: "Nereye gidiyorsunuz beyefendi?" Kafamı içeri uzatıp kararlı bir sesle, "Kuzey Ormanı'na," dedim. Taksici adam bu sözü duyduğu an adeta donup kaldı, yüzündeki kan çekildi. Dikiz aynasından bana korkuyla bakarak, "Ne... Neden oraya gidiyorsunuz ki?" diye kekeledi. Şüphe çekmemek için, "Canım istedi," dedim. Adam bunu duyar duymaz korkudan gözleri fal taşı gibi açıldı ve var gücüyle gaza basıp siste gözden kayboldu.
Gecenin bir yarısı yapayalnız kalmıştım. Tam umudumu kaybetmeye başlamıştım ki; yoğun sisin içinden iki parlak far üzerime doğru hızla fırladı! Bir fren çığlığı karanlığı yırttı. Kırmızı bir araba zar zor frene basarak tam önümde durdu. Az kalsın bana çarpıyordu. Arabanın kapısı sertçe açıldı ve içinden genç bir kadın indi: "Neden önümden çekilmiyorsunuz? Az kalsın size çarpıyordum!" diye çıkıştı. Soluk soluğa sordum: "Nereye gidiyorsunuz hanımefendi bu saatte?" Kadın şüpheci gözlerle beni süzdü: "Kuzey Ormanı'na." Duyduğum şey karşısında şaşkınlıkla gözlerimi açtım: "Ben de!" Kadın hafifçe irkildi: "Aaa, ne tuhaf bir tesadüf... Peki orası gecenin bu saatinde tehlikelidir. Siz neden oraya gidiyorsunuz?" Gülümseyerek cevap verdim: "Eger beni de goturursen sebebini yolda soylerim." Kadın gözlerini kısarak sordu: "Sana nasıl guveneyim ki?" Hiç duraksamadan gözlerinin içine baktım: "Adım gibi..."
Kadın hafifçe gülümsedi, "Pfft, iyi, gel hadi..." diyerek sürücü koltuğuna geçti. Araba Kuzey Ormanı’nın sık ağaçlarla kaplı yollarına girdiğinde, ortamdaki o gergin sessizliği dağıtmak için yolda o berbat sesimle yüksek sesle şarkı söylemeye başladım. Belli ki kadın sesimin kötülüğünden bıkmıştı; ya kafasını dağıtacak bir konu bulmaya çalışıyordu ya da sadece en nazik yoldan susmamı istiyordu. Dikiz aynasından bana ters bir bakış atıp, "Şarkı söylemek dışında, Kuzey Ormanı'na neden gittiğini anlatacaktın hani?" diyerek konuyu açtı. Şarkıyı kestim. Farların aydınlattığı sisli yolda ilerlerken, defterim cebimde yeniden hafifçe ısınmaya başladı. Kadın arabayı eski, terk edilmiş bir ahşap kulübenin önünde durdurdu. "Geldik," dedi fısıldayarak. "Kasabadakiler buraya asla adım atmaz."
Arabadan indik. Kulübenin çürümüş tahta kapısını yavaşça iterek içeri girdik. İçerisi ağır bir küf ve pas kokusuyla doluydu. Tam ortada, yerde kalın demir zincirlerle bir direğe bağlanmış, saçı sakalı birbirine karışmış yaşlı bir adam yatıyordu. Bu adam, gerçek Muhtar Mustafa Efendi'ydi. Biz daha zincirleri çözemeden, kulübenin köşesindeki gölgeler canlı bir organizma gibi dalgalandı. Siyah bir dumanın içinden, o tekinsiz sahte muhtar belirdi. Gözlerinin olması gereken yerde simsiyah iki boşluk duruyordu.
"Buraya gelmemeliydiniz," dedi varlık, sesi duvarlarda yankılanarak. "Bu kasaba benim beslenme alanım. Onlar unuttukça, ben hafızalarındaki o boşluktan besleniyorum." Varlık üzerimize doğru hamle yaptığında, insanların onu neden unuttuğunu anladım. Onunla göz göze geldiğiniz an zihniniz uyuşuyordu. Yanımdaki kadın acıyla başını tuttu, dizlerinin üzerine çöktü. Benim de hafızam ellerimin arasından kayıp giden su gibi akıyordu. Kasabanın adını, hatta kendi adımı bile yavaş yavaş unutuyordum. Yok oluyordum.
Tam bilincimi kaybedecekken, göğsümdeki o kor sıcaklıkla kendime geldim. Defteri çıkarıp varlığa doğru tuttum. Sayfalar delicesine dönmeye başladı. Defterden fırlayan göz alıcı beyaz ışık, varlığın gölgeden bedenini canlı canlı delip geçiyordu. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça, varlığın illüzyonu parçalandı. "Siz sadece karanlıktan beslenen birer gölgesiniz!" diye bağırdım tüm gücümle. "And gerçekler asla unutulmaz!" Defterden yayılan son ışık patlaması yaratığı tamamen yuttu. Kulula büyük bir gürültüyle sarsıldı, çan sesleriyle birlikte gölge varlık yok oldu. Gerçek muhtarın zincirleri paslanıp yere düştü. Lanet kırılmıştı. Yanımdaki kadına elimi uzattım, onu ayağa kaldırdım. İkimiz de başarmıştık.
Kasabaya döndüğümüzde her şey değişmişti. İnsanların yüzündeki o köklü korku tamamen kaybolmuştu; ilk kez birbirleriyle gerçekten konuşuyor, gülümsüyorlardı. Omuzlarındaki o görünmez yük kalkmış gibiydi. Gerçek Mustafa Efendi görevine döndü ve olanları anlatmaya çalıştı ama kimse yaşananların tamamını hatırlamıyordu. Sanki yaratık yok olurken insanların hafızasındaki izlerini de beraberinde götürmüştü.
Ben ise sessizce otel odama döndüm. Masanın üzerine yorgunlukla not defterimi bıraktım ve ilk sayfasını açtı. Kasabaya geldiğim ilk gün yazdığım o cümle hâlâ oradaydı: "Belki de bu zamana kadar araştırdığım en garip olay bu olacak." Sayfaya bakarak acı acı gülümsedim: "Kesinlikle öyleymiş..."
Tam o sırada odanın kapısı çalındı. "Gir," dedim. İçeri giren Esme’ydi ve yüzünde günler sonra ilk kez gerçek bir gülümseme vardı. Yarışma boyunca ismini bile sormaya fırsat bulamadığım bu cesur kadının adını ancak her şey bittiğinde öğrenebilmiştim. "Yarın gidiyor musun?" diye asked sessizliği bölerek. "Evet," dedim, "ya sen?" Başını salladı: "Ben de." Aramızda derin bir sessizlik oldu. Sonra elini uzattı: "İyi ki o gün yolda sana çarpmamışım." Gülümseyerek elini sıktım: "Ben de iyi ki önünden çekilmemişim." İkimiz de hafifçe güldük.
Ertesi sabah valizimi arabanın bagajına yerleştirdim. Kasabadan ayrılmadan önce son kez etrafıma baktım. Bu birkaç gün bana aylar gibi gelmişti. Arabama bindim; tam motoru çalıştıracakken Esme yanıma gelip cama tıklattı. "Dikkatli git," dedi. "Sen de," dedim. Birbirimize son kez gülümsedik. Arabayı çalıştırıp Kırık Kasabası'ndan ayrıldım.
Saatler sonra şehirdeki evime ulaştım. İlk iş bilgisayarımı açtım. Yazacağım o büyük haberi düşünüyordum ama vazgeçtim. Kimse bana inanmayacaktı. İnananlar ise belki de aynı tehlikenin içine düşecekti. Bu yüzden yalnızca not defterimi çekmeceye koydum ve kilitledim. Bazı gerçekler, yazılmamalıydı.
Aradan aylar geçti. Bir akşam çalışma masamı düzenlerken çekmecedeki defteri yeniden elime aldım. Hiç açılmamış gibi duran sayfaları karıştırmaya başladım. Tam kapatacakken son sayfada daha önce hiç görmediğim bir cümle fark ettim. El yazısı... Benim el yazımdı. Ama bunu ben yazmamıştım. Yavaşça okudum: "Bir gün seni tekrar bulacağım, Hadi."
Bir anda odamın ışıkları büyük bir patlamayla söndü. Karanlığa gömülen odada, pencerenin dışından o tanıdık, tekinsiz çan sesi duyuldu: Dong... Başımı yavaşça pencereye çevirdim. Sokağın karşısındaki lambanın altında simsiyah bir siluet duruyordu. Gözlerimi bir anlığına ondan ayırdım, nefes almaya çalıştım. Tekrar baktığımda... Orada kimse yoktu. Defterimi yavaşça kapattım. Belki her şey gerçekten bitmişti. Belki de... Asıl hikâye şimdi başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18