2. bölüm / 1
KIRIK KALPLERBÖLÜM 1:NEFRETTEN AŞKA
Bölümler 1Şu an: BÖLÜM 1:NEFRETTEN AŞKA
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dilan KAYA 20 yaşında, aşiret kurallarına bağlı bir genç kızdı. Okumak istiyordu fakat babası Baran Bey ve babaannesi Zilan Hanım kararlıydı. Onu okula göndermeyecek, kan davaları olan Rıfat Bey ve Nesrin Hanım’ın oğullarıyla evlendireceklerdi. Dilan kim olduğunu bilmiyordu fakat evleneceğini biliyordu. O okumak istiyordu, başka bir niyeti yoktu. Okuma-yazma öğrenmişti. Liseyi bitirememişti, annesi ölmüştüki daha 2 yıl bile geçmeden babası Baran Bey evlenmişti. Dilan dayanamayıp evden kaçmaya karar verdi. O gizli gizli çalışıp üniversite kazanmıştı, bölümüde mimarlıktı. . Evden gizlice kaçmayı başardı, okuluna gitti.
İlk günüydü sınıfını arıyordu. Kalabalık içerisinde telaşla yürüyordu ve bam! Doğan’a çarpmıştı, çarptığı an yere düşecektiki Doğan onu belinden kavradı. Doğan:
—Önüne baksana be Yabani!
—Çok pardon şey ben...
Doğan Dilan’ı bırakıp tam gidiyorduki Dilan onu durdurdu. Evet her ne kadar içinden ona saydırsada(Ne kadar kaba dağ ayısı. Mağaradan fırlamış resmen ne yaptıysam?!) ondan yardım isteyecekti. Dilan:
—Şey Mimari Proje | - Şube A nerede?
—Sen,yeni misin?
—Evet
—İyi gel.(Yürümeye başlar)
—Ne olduki?(Anlar)
—Aynı sınıftayız...
—Offf!
—Oflama bana!
—Sende bana bağırma!
—İyi ne halin varsa gör!(Yürümeye devam eder) Yabani!
—Ya dursana!Kime diyorum!?Eşkiya!
Dilan Doğan’ın peşinden gider. Sınıfını bulur. Hoca gelir ve Dilan’ı tam sınıfa girecekken durdurur.
—Canım sen yeni mısın?
—Evet...
—Ben buranın rehber hocasıyım. Adım Eylül TUNALI. Sınıfımıza hoşgeldin. Buraya kısaca Mimarlık A diyebilirsin.
—Tamamdır hocam. Bende Dilan KAYA. Böbrek yetmezliği var bende. Böbrek nakli için bana uygun bir böbrek bulunamadı.(Gözleri Dolar)
—Geçmiş olsun.(Üzülür ve Dilan’ın omzunu okşar) Hadi gel.
Sınıfa girerler herkes merakla Dilan’a bakar. Serhat Dilan’a ilk görüşte âşık olur. Fakat Dilan için tek sorun kimin yanına oturacağıdır. Sınıfı Dilan garipser çünkü tıpkı ilk-ortaokul gibidir sıralar. Sadece sıra boyları onlara göre uzun tasarlanmıştır. Ve sadece daha 2 dakika önce çarpıştığı,kapı kenarı en arkadan iki sıra önde oturan Doğan’ın yanı boştur. Eylül Hoca masasına oturur:
—Evet gençler yeni arkadaşımız Dilan aramıza katıldı. Dilan kendini tanıtır mısın bize?
—Eee ben Dilan KAYA,20 yaşındayım. Böbrek yetmezliğim var.
—Evet. Doğan’ın yanına otur.
Dilan ve Doğan bakışıp birbirlerine ters ters bakarlar. Dilan mecburen Doğan’ın yanına oturur. Miran ve Emre Doğan ile uğraşmaya başlarlar. Miran:
—Ooo,Doğan Beyy.
—Söyle Miro.
—Sana birini mi bulduk yoksa ha ne dersin Emo?
—Bak o ağzını topla Miro!
Orta sıradan yanyana oturan Azra ve Bahar Dilan’a seslendi. Azra:
—Ben Azra kız grubumuza yeni bir üye arıyoruz.
—Bende Bahar.(Göz kırpar)
—Memnun oldum.
Ders başlar. Doğan Dilan’a âşk ile nefret arasında bakıyordur. Zil çalar,Eylül Hoca:
—Gençler bekleyin bir!(Herkes ayağa kalkar/Doğan,Dilan,Azra,Bahar,Emre ve Miran hariç)Gençsiniz ama olgun davranmıyorusunuz! Şimdiye kadar öğrenmeniz gerekir hoca izin vermeden çıkamayacağınızı! Haftaya bugüne yanınızdakiyle bir tasarım yapıp getireceksiniz.
Dilan ve Doğan birbirlerine bakıp hayır anlamında kafasını sallar. Sonra Azra,Bahar ve Dilan bahçeye çıkar bir bank bulup otururlar. Miran,Emir ve Doğan’da kantine iner. Emir:
—Oğlum bak Dilan tam senlik kızmış haaa. Bak uyum kelimesi yerine sizi kull-...
—Bizden OLMAZ!(BASTIRIR)
—O kadar emin misin?~Miran~
—Evet Miro.~Doğan~
—İyi görücez.~Emir~
Emo bana bir su,bir tost bir dee-...~Miran~
—Tüm kantini alaydın bunlar az oldu camış.~Doğan~
—(Emre güler)Oğlum bu çok pis boğaz ya.~Emre~
—Fark ettim herhalde!~Doğan~
—Sus len!Bir de piskevit al.~Miran~
—(Güler)Ne?~Doğan~
—Oğlum açım aç!~Miran~
Miran Emre'ye 100 ₺ verir. Emre Miran'ın dediklerini alıp gelir ve tıkınırlar.
Kızlar tanışıp konuşmaya başlarlar. Bahar:
—Dilan sizin ev ortamı nasıl? Bir ara uygunsan toplanıp ders çalışmaya gelelim.
—Yaniii... Benim ev ortamı yok deminde dedimm.
—Bahar kız 2(iki) saniye önce anlattı ya neler yaşamış neler...~Azra~
—Kusura bakma Dilan. Azra haklı ben unuttum bir an için.~Bahar~
—Yok canım estağfurullah.~Dilan~
KAYA KONAĞI'NDADA işler karışıktı. Dilan evde yoktu ve Baran Bey çıldırmıştı. Zilan Hanım'da ALKA'lara söz vermişti. 1 ay sonra Dilan'ı isteyecekler ve düğün olacaktı. Dilan'ın telefonu kapalıydı,1 aya bulunmalıydı. Kan davasını Baran Bey başlatmıştı. Rıfat Bey'in iki oğlu vardı. Biri Doğan öteki ise Bora'ydı. Baran Bey silaha mermi takarken yanlışlıkla silah patlamıştı ve kurşun Bora'yı seçmişti. Bora hayatını kaybedince, Zilan Hanım Doğan ve Dilan'ı beşik kertmesi etti. Böylelikle kan davası kararından vazgeçildi.
Baran Bey, Dilan'ın otel rezervasyonlarını ve okul kaydını buldu. Öfkeliydi ve Zilan Hanım'ın oğlunu tutması lazımdı. Yaptıda,aradan 3 hafta geçti. Dilan hala tehlikeli bir oyunun içinde olduğunu biliyordu fakat 1 hafta sonra evleneceğini henüz bilmiyordu. Zaman gittikçe daraldı...
Doğan Yabani’sine alışmış,hatta ona baya bağlanmıştı. O olmadığında içi daralıyordu. Duygularını kendide anlamıyordu.
O gün ders boştu. Doğan ve Dilan sohbet etmeye başladı. Doğan:
—Eee alıştın mı Yabani
—Alıştım Eşkiya.(Tebessüm eder)
—Böbrek için b-...
—Hayır. (İç çeker)
Birden Dilan'ın başı dönmeye başlar. Elini başına koyar. Doğan anlamaz bu yüzden onu üzdüğünü düşünür. Dersin bitmesine 5 dakika kala Dilan fenaşır. Baş dönmesi şiddetlenir,böbreği ağrımaya,kalbi sıkışıp yavaş atmaya,nefes alamamaya başlar. Kızlar durumu fark edip Doğan'a seslenir.
Bahar:
—Pişt,pişt,piştt!Doğann,baksana be!(Fısıldayarak)
Doğan dönüp arkasına bakar. Doğan:
—Ne var?
—Dilan,Dilan iyi gözükmüyor.
—Ne yapayım?
—Çantasından ilaçlarını al ve içir.
—Tamam.
Zil çalar ve Dilan ilaçlarını içmek için bahçeye çıkmak ister ama ayağa kalktığında dengesini koruyamaz. Doğan’da Dilan ile ayağa kalktığında Dilan bayılıp Doğan’ın kucağına düşer. Bahar ve Azra panik olur,Doğan Dilan’ı kucağına alır ve revire götürür. Nil ve Serhat durumu çok kıskanır. Nil Doğan’a âşık. Revir ambulans çağırır ve Dilan hastaneye kaldırılır. Böbrekleri sönmüştür,artık ömrü bitmiştir.
O sırada Dilan’ın kuzeni Melek’te kaza yapar. Arabanın freni tutmaz ve beyaz,büyük bir araca çarpar. Şans eseri Dilan ve Meleğin böbrekleri uyumludur. Melek vefat etti ve 5 saatlik böbrek nakli ameliyatı başladı.
1 saat geçti. Okul bitti ve sınıfça kalan 4 saat bekleniyordu. Kara haber KAYA’lara ulaşmıştı. Zilan Hanım haberi alınca çok üzülmüştü.
Haber Dilan’ın haberi değildi tabikide. Meleğin ölüm haberi tüm aşirete yayılmıştı.
Herneyse,bu korku dolu bekleyişlerle 2. Saatte doldu. Herkes Dilan’ın ölmesinden korkuyordu,doktor ameliyattan çıktı. Herkes meraklı gözlerle doktora bakıyordu. Doktor:
—Dilan Hanım’ın durumu hala kritik. Kanı çok az,daha fazla kana ihtiyacımız var.
—Kan mı?Grubu ne?(Gözü Dolar)~Bahar~
—AB Grup Negatif.~Doktor~
—Benimkisi,uyuyor..(Duraksayarak)~Doğan~
—Buyrun.
Herkes Doğan’a bakar,Doğan kan verir. Üzerinden 2 saat daha geçer.
Ameliyatta Dilan’ın kalbi durur. Bunu duyan Doğan yıkılır. Azra,Miran,Bahar ve Emre hüngür hüngür ağlamaya başlar. Sonra koşarak doktorlar ameliyathaneye girmeye başlar. Ve Dilan için herşeyi yaparlar.
Doğan artık ümidi kesti ve gitmek için ayağa kalktı. Son kez Dilan’a seslendi. Doğan:
—Görü-gör-...(İç çeker konuşamaz)Neyse....
Hayata karşı birkez daha yenilmişti. 1-0...
Ve tam Doğan gidecekken kalp atmaya başladı. Ameliyat yarım saate bitecekti. Doktorlardan biri müjdeyi vermek için çıktı. Herkes doktora bakıyordu,Doğan’da arkasına dönüp doktora baktı. Doktor:
—Dilan Hanım,yaşıyor.
—Ne?!(Hep birlikte)
Herkesin tepkisi aynıydı. Gözyaşlarının yerini mutluluk aldı. Herkes sırayla birbirine sarıldı. Miran’ın içinden birşey geçmişti,cesaretlenmişti. Bahar’a seslendi. Miran:
—Bahar iki dakika dışarı gelsene benimle.
—Birşey mi oldu?
—Gel sen.
Hastane girişinin oraya gittiler. Miran:
—Çay ister misin?
—Hayır sen ne diyeceksen de.
—Bahar,şey-...
Tam Miran konuşacakken Bahar’ın eski sevgilisi olan Taylan yanlarında belirdi. Bahar şok olmuştu onu görünce. Bahar:
—S-s-senin burada ne işin var?!Sen beni mi takip ediyorsun?!
—Duydum,üzüldüm,geldim. Geçmiş olsun.
—Defol git!
—Gitmem.
—Ben giderim!
Bahar sinirle içeri girdi. Miran’ında morali bozulup içeri geçti. Aradan yarım saat geçti ve ameliyat bitti. Dilan odaya alındı,hala uyuyordu. Yaklaşık 25(yirmi beş)dakikaya uyandı,gözlerini açtığında hastane tavanıyla bakışıyordu. Başucunda hemşire vardı,hemşire Dilan’ın uyandığını fark edince dışarıya çıktı. Hemşire:
—Dilan Hanım uyandı girebilirsiniz.
Doğan,Miran,Emre, Azra,Bahar,Serhat ve Nil içeri girdi. Doğan yavaşça Dilan’a sarıldı. Doğan:
—Geçmiş olsun Yabani.
—Teşekkürler Eşkiya.
—Keşke ö.lseydi.~Nil~
—Nil kessesini!~Doğan~
Dilan Nil’in bu konuşmasına kırılmıştı,doktor içeri girdi. Doktor:
—Dilan Hanım,5-6 güne taburcu edileceksiniz.
—3 Gün olmaz mı doktor?~Doğan~
—Acelesi yoksa-...~Doktor~
—Çok!(Bağırır)Çok,acelesi var. (Doktorun kulağına yaklaşıp fısıldar)Ben onsuz yapamam doktor. Üç güne çıkar.~Doğan~
—Peki. (Güler)Ama kendini fazla yormasın. Ha buarada Doğan Bey sizde dikkat edin kendinize şekerli şeyler yiyin için bir saat boyunca. Tabi fazla abartmayın.~Doktor~
—Niye,Doğan birşey mi oldu iyi misin?(Sesi kısık çıkar)~Dilan~
—Size kanını verdi o yüzden bayılmaması gerek.~Doktor~
Doktor odadan çıktı. Dilan şaşırmıştı. Tam konuşacakken Doğan “İtiraz istemiyorum.” Deyince konuşamadı.
2(İki)Gün Sonra
Şükürler olsun ki sonunda Zilan Hanım’larada haber gitmişti. Zilan Hanım ve Baran Bey aceleyle hemen hastaneye gittiler. Dilan gelecekleri sen emindi,hatta bekliyorduda fakat bu kadar geç gelmelerine şaşırmıştı. Ve evlenmesine sadece 5 gün kalmıştı.
Zilan Hanım:
—Seni bulunca baba-...
—Hatamın farkındayım özür dilerim ama sadece okumak istemiştim.~Dilan~
Zilan Hanım ve Baran Bey birbirlerine baktılar. Baran Bey:
—Affettik seni... Zaten yarın taburcu edilip 4 güne isteneceksin.
Dilan sonunda kabullenmek zorunda kaldı. Başka çaresi kalmamıştı. Zaman çok hızlı geçmişti. 3 gün dolmuştu, Dilan’ın o sabah son kez okula gidip arkadaşlarıyla vedalaşmasına izin vardı. Okuldan ayrılacağı için üzülüyordu,tek düşüncesi buydu. Hatta kendinden sınıfa hatıra kalması için gidip birkaç(Ender kişi )kişi için hediye almıştı. Sabah okula tam zamanında gitti. Sınıfa girdiğinde ilk Doğan’la bakışıp güldüler. Doğan “Gel,gel” anlamında işaret etti. Dilan tam giderken Nil bilerek Dilan’ın ameliyatlı bölgesine dirseğiyle çarptı. Dilan acıyla inleyip hafifçe kafasını eğdi ve ameliyatlı bölgesini tuttu. Doğan panikle yerinden fırladı ve yanına gitti. Doğan:
—Yabani,iyi misin?
—Canım acıyor.
—Yabani’lere birşey olmaz. Gel otur bir su iç.
Dilan’ı oturtup su içirdi. Bir süre sonra Eylül Hoca geldi,herkes ayağa kalktı(Dilan hariç). Eylül Hoca:
—Otur! Dilancım geçmiş olsun.
—Sağolun hocam.
Ders bitiminde Dilan Doğan’ın çıkmasına izin vermedi. Doğan:
—Emo,Miro hadi kantine!(Seslenme)
—Hop dur!~Dilan~
—Ne var Yabani Hanım?
—Otursana birşey konuşacağım.
—Emredersiniz!
—Bak onu çok pis ederim otur şuraya sonra tıkınırsın!
—He tamam.
—Kızlar gelin sizde!(Seslenme)
Kızlar oturmuş Dilan’a bakıyordu. Dilan:
—Kızlar,hani ben size kan davası için evleneceğim ve birdaha gelemeyeceğim demiştimya-...
—Eee~Azra~
—Bugün...Evleniyorum. Benden size anı kalsın diye size hediye aldım alın bakın...(uzatır)~Dilan~
—Ne?! Yanlış duydum ben değil mi? Yalan de hemen bak hemen!~Bahar~
—Malesef...~Dilan~
—Üfff Yabani’min şakaları işte.~Doğan~
—Yabani’min mi?~Miran~
—Nin dedim(Tersçe bakar Miran’a)...~Doğan~
Bir süre dönük kaldıktan sonra hediyelerine baktılar. Bahar’a sonbaharı anımsatan kahverengi bir toka,Azra’ya kırmızı ekose desenli bir toka,Miran ve Emre’ye telefon kabı,en özenli paketlenmiş pakete sahip olan Doğan’a ise bir tesbih almıştı.
Doğan Dilan’a sarıldıktan sonra zil çaldı.
Zaman o gün su gibi geçmişti,çıkış vakti gelmişti. Vedalaşma zamanıydı. Dilan herkesle sarıldı,fakat sıra Doğan’a gelince mesafeli davranarak el sıkıştı. Emre ve Miran’la bile sarılan Dilan,Doğan’a mesafe koymuştu! Doğan buna anlam veremedi,sadece şaşırmıştı. Dilan:
—Yanlış anlama evleniyorum(Bilerek Doğan’a inat bastırır)diye.
—Alacağın olsun Dilan KAYA.
—Senden ne alacağım be!?
—Görürsün.
Dilan anlam veremeden arkasına dönüp gitti. Gözyaşlarını durduramıyordu,kulaklıklarını taktı.
Yalancı Bahar/Aşkın Nur Yengi
Sınıfta Doğan,Emre,Miran,Azra ve Bahar kalmıştı. Birden Doğan’ın telefonu çaldı. Arayan babası Rıfat Bey’di. Açtı,Doğan:
—Alo,baba birşey mi oldu?
—Nerdesin sen?
—Okul.
—Çabuk gel akşam kız istemen var. Kan davalılarımızla bir ay önce bugüne anlaştık. Bekliyoruz.
—Ne,ne demek isteme var...
Doğan hızlıca çıkıp gitti. Herkes arkasından bakıyordu. Bahar:
—Bugünde herkesin istemesi var...(Sessizce)
—Oda evlenecek sanırım. Niye töre bunu söylüyo ya niye!~Azra~
—Belkide töre değil,bunu isteyenler töre diye yedirip evlendiriyolardır ha...~Bahar~
Ve dağıldılar.
Dilan eve döndüğünde elbisesi hazırdı. Kırmızı,simli,uzun,dar,kolsuz,kol desenleri aşağı sarkan bir tül,square-scalle(göğüs dekolteli)model bir elbiseydi. Makyajınıda sade yapmıştı. Pembe-şeftali tonlarında bir allık,kapatıcı,pudra,aydınlatıcı,rimel ve nude tonlarda bir ruj sürüp makyaj sabitleme suyu sıktı. Hazırdı. Son kez aynadaki kadına baktı. Topuklularınıda giydi ve “Nasıl olsa döner dünya...” diyerek yatağa oturdu ve beklemeye başladı.
KAYA’larda özenmişti bugüne. Heryer süslü püslüydü. Sofrada çeşit çeşit yemekle doluydu. Sarma,börek(5 çeşit),pasta,trileçe,çiğ köfte,kısır,çorba(6 çeşit),mezeler(5 çeşit),imam bayıldı,dolma... Tam 23 çeşit yemek vardı sofrada.
Herşey hazırdı,artık Dilan için hayat bitebilirdi. Çünkü evlenmek bu hayatta isteyeceği en son şeydi ama ailesi ve töre sağolsun... Liste tersten başlamak zorunda kaldı...
Konağın kapısında Zilan Hanım,Baran Bey ve Dilan’ın üvey annesi bekliyordu. Dilan’ın annesi öl.dükten tam bir hafta sonra konağa yeni gelin olarak gelmişti. Adı İpek idi. İki yıldır Dilan’ın üvey anneliğini yapıyordu.
Kapı çaldı. Nesrin Hanım,Rıfat Bey ve Doğan gelmişti. İpek Hanım çiçek ve çikolatayı alıp içeri götürdü. Zilan Hanım’da ALKA’ları ağırladı.
Rıfat Bey:
—Eee gelin kızımız nerede?
—İpek,git Dilan’ı getir.~Baran Bey~
İpek Hanım Dilan’ın odasına gitti. İpek Hanım:
—Dilan gel hadi seni bekliyorlar.
Dilan ayağa kalktı,ağır adımlarla hiç istemeyerek Doğan’a gidiyordu. Salona gitti ve gittiğinde şok oldu. Dilan:
—(Kendi kendine fısıldayarak)D-doğan mı?Ne oluyor has.siktir!
Doğan gelen topuklu sesleri durduğunda başını yavaşça kaldırarak Dilan’ı süzdü. Dilan’ın şaşkınlığını gizlemeye çalışan surat ifadesini gördüğünde onunda kaşları çatıldı. “D-dilan mı?” İkiside inanamıyordu. Nesrin Hanım gelinini çok beğenmesede artık başka şansı yoktu,gelini oydu. İstemsizce elini uzattı. Dilan’da mecburen elini öptü.
Buraları çok uzatıp sizi sıkmayacağım,Dilan kahveleri yaptı,kız istendi,yüzük takıldı. En son Doğan Dilan’ı alnından öptü. Dilan o an sanki yere düşüp bayılacakmış gibi hissediyordu. Sohbet faslında;
Zilan Hanım:
—Eee damat,beğendin mi gelini?
—He.(İstemiyormuşcasına)~Doğan~
—Tez vakitte alışacaklar birbirlerine inşaallah.~Rıfat Bey~
—İnşaallah.~Baran Bey~
—İpek kızım sen Doğan’la Dilan’ı Dilan’ın odasına götür onlar rahatça sohbet etsinler.~Zilan Hanım~
—Peki ana.~İpek Hanım~
İpek Hanım Dilan’ın odasına Dilan ile Doğan’ı götürdü. İpek Hanım:
—Anahtar nerede?
—Sanan-...
İpek Hanım’ın telefonu Dilan’ın makyaj masasında kalmıştı. Telefon birden çalınca Dilan telefonu alıp arayana baktı. Arayan “Aşkım”ti. —Doğan Dilan’ın yatağına oturur.—
Dilan şaşkınca telefona bakıyordu. Telefonu İpeğe çevirdi. Dilan:
—Babam aşağıdan niye seni arıyor?
—Ne biliyim ver açayım.(Panikle)
—Bu kim!?
—Dilan şştt bağırma lütfen...
—Anne cevap ver!
İpek Hanım kapıyı kapattı. Dilan telefonu açtı,karşısında yabancı bir erkek sesi vardı. Tekefonu hopörlere verdi. Yabancı ses:
—Alo aşkım,bak ben bıktım artık direkt konuya giriyorum 2,5(iki buçuk)yıldır birlikteyiz bana boşancam evlencez çocu-...
Dilan devamını dinlemeden sinirle telefonu yere çaldı. Doğan:
—İşte aslanın eşide aslandır!
Dilan:
—Ne bu? Ne zamandır birliktesiniz?!
—Evlenmeden 2,5(iki buçuk)ay önce...
—Birde utanmadan konuşuyor musun?!
—Sana ne demeli ha?!
—Sen bizi hiç düşünmemişsin!
—Ne?! Lan ben sana kaç senemi verdim be! Sen varya sen nankörsün! Sen okulda erkeklerle kırıştırma diye seni ben okuldan aldırdım be! Senin böbreğinle kaç sene uğraştım ameliyat için kaç hastane gezdim ben fesat!
—Ne?! İftiracı yalancı! Sen senelerce babamı susturdun,kölen yaptın,aldattın! Şimdi sıra bende mi?! Benim erkekle ne işim olur?!
—Böbreğin için ben rezil kepaze oldum! Sen varya sen çirkinsin,fesatsın,nankörsün,hastasın!
—Ben hasta değilim! Ama şimdi anladım derdini,sen beni kıskanıyorsun!
—Neyini kıskancam be!?
—Sen kendini güzel sanıyorsun değil mi? Cık,değilsin.
—Sen varya senn,o anan senin okulda erkekleri ayartmana izin vermiş ama ben vermedim noldu ona mı kudurdun?! Senin anan bir oros-...
Dilan dayanamayıp İpeğe sert bir tokat attı.
~Azra evinde oturuyordu. Bir mesaj düştü.
+90 536...
—Selam Azra,ne yapıyorsun? Eğer müsaitsen Kitap Kafeye gelebilir misin?18.27
Azra...
—Sende kimsin?18.27
+90 536...
—Emre Emir,şu yakışıklı ve Azra'ya âşık olan(Gülen Yüz Emoji)18.28
Mesaj yazıldığı gibi geri silindi. Yerine;
—Emre Emir..18.29
Yazıldı. Azra...
—Gelirim tabiki Emre.18.31
Emre Emir...
—Çok teşekkürler senide biraz yoracağım ama değecek emin ol.18.33
Azra...
—Göreceğim.18.33
Azra gömlek ve pantolon giyip çıktı. Kafeye vardığında Emre elinde çiçek ile bekliyordu. Emre:
—Benimle çıkar mısın?
—N-ne?
—Duydun. Senden hoşlanmaya başladım.
—B-bunu düşüneceğim.~
Dilan’ın tokatıyla Zilan Hanım içeri girdi. Zilan Hanım:
—Sesleriniz aşağıya kadar geliyor! Ne oluyor ha?!
İpek Dilan’a hayır anlamında kafa salladı. Dilan:
—Birşey yok. Anahtarımı kaybetmişte...
—Tamam yenisini çıkartırız bukadar curcunaya gerek yok.
O günün ardından okul vakti geldi. İpek Hanım Dilan’ın şifonyerine yaslanmış uyanmasını bekliyordu. Alarm çaldığında Dilan alarmı kapatıp uyumaya devam edecekken İpek Hanım araya girdi. İpek Hanım:
—Kalkın hadi Dilan Hanım. Kocanız tam 4 (Doğan kornaya basar/Korna sesi gelir)5 kere kornaya bastı.
—(Uyku sersemliğiyle)Sebep?
—Okula bırakacakya seni.
—Ya siz beni almadınız mı okuldan ya?
—Yoo. Zaten bundan böyle biz karışmayacağız kocan karışcak.(Güler)
—Offff! Niye önceden demiyon?!
—Küs değil miyiz?
—Küsüz!
Dilan yüzünü yıkayıp hazırlanmaya başladı. İpek Hanım konağın kapısını açtı. Doğan arabasında bekliyordu. İpek Hanım:
—Doğancım Dilan 5-10 dakikaya gelir. (Seslenme)
—Hee tamam.
5-10 dakikaya Dilan çıktı. Doğan arabadan inip Dilan’ın kapısını açtı. Doğan:
—Gel hadi geç kaldık.
—Gerek yoktu.
—Olsun hadi geç.
Yol boyunca Doğan Dilan ile uğraşmayı ihmal etmedi. Derse (5-8 dk) geç kalmışlardı.
Sınıfa girdiklerinde herkes çok şaşırmıştı. Çünkü ne Dilan’ı nede Doğan’ı bekliyorlardı. İkiside parmaklarında parlayan yüzükleri ile yerlerine geçtiler. Ne yazıkki Serhat ve Nil fark etmemişti. Ders bitince Azra,Bahar ve Dilan sohbet etmeye başladı. Emre,Miran ve Doğan ise kantine indiler. Tost yerken sohbet ediyorlardı. Birden Sehat gelip sandalye çekti ve lafa karıştı. Serhat:
—Doğan kanka!
—Başlıyoruz gene bismillahirrahmanirrahim. Ne var kuduz köpek!?
—Aşk olsun. Neyse kankam mevzu var çok önemli hemde.
—Söyleyecen bugün!
—He. Senin Dilan’la aranda birşey var mı?
—Sebep? Ayrıca sanane lan?!
—Artistçe cevap=Doğan hayır dedi. Öyleyse onu bana acil ayarlasana.
—Ne diyorsun oğlum sen?!~Emre~
—Tamam Doğan sakin ol!(Doğan dudağını ısırır,gözünü yumup masaya yumruk atar elinin yanıyla)Aga seni kışkırtmak amacı sakin kal!~Miran~
—Yok. Dilan harbi taş.~Serhat~
—Lan yavşak ne diyorsun sen benim karım hakkında! ~Doğan ALKA~
Doğan Serhat’ın yakasına yapıştı. Serhat’a yumruk atıp duruyordu. Emre durdurmaya çalışırken herkes elleri ağızda Doğan Ağa’mızı izliyordu. ~Azra,Bahar ve Dilan sohbet ediyordu. Azra:
—Kızlar birşey desem kızar mısınızz?
—Gine ne oldu?~Bahar~
—Gine?~Dilan~
—Çok yaramazlık yapıyorda. ~Bahar~
—(Gülerler)Aşk olsunn. Neyse ben biriylee,sevgili oldum...~Azra~
—Nee? Kimlee?~Dilan~
—Emr-...~Azra~
—Deme,sıç.tın!(Sitem,endişe)~Bahar~
—Neyse o kadarda önemli değil. Siz asıl benim dağ ayısını bir duyunda şok olun!~Dilan~
—Harbi seninki kim?~Azra~
Miran nefes nefese sınıfa girdi. Koşup yorulduğu ve acil birşey olduğu çok belliydi. Miran ilk Bahar tarafından fark edildi. Miran:
—Yenge,yenge yetiş! Doğan seni çok kötü kıskandı Serhat’ın selası okunacak birazdan. (Panikle)
—N-ne!? Kızlar koşun yetişmemiz lazım! ~Dilan~
Hemen kantine indiler. -Dilan biraz yavaş indi ameliyatlı olduğu için- Dilan hemen Doğan’ı ittirmeye başladı. Ayırmaya çalışıyordu,Emre ve Miran pes etmek üzereydi fakat Dilan ayıracaktı. Kocası neticede zarar görmesini istemez!
En son aklına yarası geldi. “Aahh! Doğan ameliyatıma geldi!” Doğan panikle durdu. Doğan:
—Ne iyi misin?!
—Hayır gidelim lütfen..
—Tamam,tamam yavaş ol.
Dilan numarasıyla Doğan’ı bahçeye boş bir banka götürdü. Doğan tam ilgilenirken Dilan birden rolünü bırakıp bağırmaya başladı. Dilan:
—Sen ne yaptığını sanıyorsun ha Eşkiya!
Dilan’ın bu hareketi Doğan’ı korkutmuştu. İrkildi. Doğan:
—Tövbe bismillah!
—Hesap ver bana!
—Allah Allah!
—Doğan!(Bastırır)
—Bana bak Küçük Hanım! Onu niye kurtardın?!
—Sen niye dövdün!?
—Sanane!? Sorumu cevapla?!
—Sanane!
—Bana bak Yabani!
—Elinin körü!
—Sana laf attı,ne yapsaydım elim kolum bağlı dursa mıydım? Doğal olarak amın-...
Dilan eliyle Doğan’ın ağzını kapattı. Dilan:
—Niyetini biliyorum. Beni boşuna kıskanma!
—(Geri çekilir)Ne kıskancam be!?
—Öyle olsun. (Göz kırpar tam gidecekken)Ha buarada çıkışta beni bekleme.
—Sebep?
—Biz kızlarla gid-...
—Olmaz işimiz var.
—Banane senin işi-...
—İşimiz dedim.
—Ya lafımı bölüp durma. Ayrıca ne işi?(Banka geri döner)
—Ev bakacaz daha.
—Boşuna o hayallere kapılma. Ben seninle aynı evde kalmam,aynı odada durmam,aynı yatakta yatmam. Tamam mı? Boşuna düşünme bunları.
—Sen niye hep böyle diyorsun? Ne o,çok mu istiyorsun sana âşık olmamı? (Alaycı bir şekilde sırıtır)
—Ne isticem be?
—Ama gözlerin öyle demiyor?
—Git kendine başka liman bul bende yer yok âşka.
—Hı?
—Ne diyorum ben ya off?!
Dilan’da ne dediğini bilmiyordu. Sinirli ve şaşkınca sınıfa gitti.
Sıkıcı bir ders daha bitti ve çıkış vakti geldi. Doğan:
—Yürü karıcım evimize gidelim ben yoruldum yatalım hemen.
Evet,Doğan Serhat’ı kıskandırmak için Dilan’ı rezil etmişti. Dilan:
—Ne diyorsun ya insanlar yanlış anlayacak kendine gel.
—Ne anlıyorlarsa anlasınlar. Ben güzel karımla uyuyacağım.
Dilan utanmıştı. Dilan:
—Doğan kes sesini seni uyuturum!
Doğan Dilan’ın elini tuttu,Serhat’a sert bir bakış attı ve Dilan’ı peşinden sürüklemeye başladı.
İlk ev 2+2 idi. Bir salon,bir oturma odası,bir yatak odası,bir kiler,bir çocuk odası,birde mutfağa sahipti. Manzarası çok güzel ve güvenlikli bir sitenin A BLOK kat 9’uydu.
Doğan:
—Nasıl Hayatım?
—Güzel...
—İstersen başka yerlerede bakabiliriz.
—Yok burası güzel hayatım,sence?
—Manzara süper zaten. Tamam burası oldu.
Ev sahibi Yusuf Bey:
—Öyleyse tapu işlemlerini hemen halledelim.
—Tamam Yusuf Bey.
Evi 950.000(Dokuz yüz elli bin) liraya satın aldılar. Akşama kadar tapu vesayre işlerini hallettiler. Akşamda Doğan Dilan'ı konağa götürdü. Arabada,Doğan:
—Yabani,yarın hafta sonu...
—Eee?
—Mobilya falan mı baksak?
—Bakarız.
—Açımda,bende geleyim mi?
—Geel,ne soruyorsun?
—Belki istemezsin...
Konağa girdiler. Dilan odasında ağlayan bir ses duydu. Odaya doğru ilerledikçe sesin sahibi tanıdıklaşıyordu. Dilan odaya girdiğinde İpek Hanım'ı yatağa oturmuş ağlar vaziyette bulunca şaşırdı. Doğan'da kapının yanında şaşkınca anne-kıza bakmaya başladı. Dilan:
—Ne oldu?
—Gü-güzel kızım benim... Ö-özür dile-rim...
—Kızın değilim ben senin! Ha dünki konuysa... Söylemicem,çünkü ben senin kadar aşağılık değilim.
—O değil...
İpek Hanım duraksayarak ve zorlanarak konuşuyordu. İpek Hanım:
—Dilan ben h-ha-ham-hamileyim...
—N-ne?...
Dilan şok olmuştu. Titriyordu,başı dönmeye başlayınca Doğan'ın yanına doğru ilerledi. Doğan'a tam tutunduğunda bayıldı. Doğan:
—Dilan,Dilan kalk! Ah be kızım!
Doğan Dilan'ı kucaklayıp hastaneye götürdü. Dilan'a serum takıldı.
Dilan hafifçe gözlerini araladı. Başucunda Doğan telefonuna bakarak bekliyordu. Sesi kısıktı. Dilan:
—O,nerede?
—İpek mi?
—Evet.
—Kapıda.
—Çağır.
—İyi değilsin. Boşver sonra konuşursun.
—Dediğimi yap.
—Emrin olur.
—Evet,olur.
—Tamam,ama sakin olacaksın. Söz mü?
—Söz.
—Tamam.
Doğan kapıyı açıp İpek Hanımı çağırdı. İpek Hanım içeriye girdi. Dilan:
—Sana sadece iki seçenek sunacağım. Ya o çocuğu aldırırsın,yada hayatımızdan defolup gidersin... Seçim senin.
İpek Hanım şaşırmıştı. Dilan’ın kimseyi öldürmeyeceğini düşünürdü,fakat Dilan şuan ona sadece o bebeği aldır diyordu. İpek Hanım:
—N-ne? Sen kimseyi öldürm-...
—Ben zaten bunu kimse ölmesin diye yap diyorum sana.
İpek Hanım gözleri dolu bir şekilde çıktı. Sefalet içinde yaşamayı seçmişti,eski zamanlardaki gibi.
~Azra evde oturuyordu. Birden zil çaldı ve karşısında elindeki gül ile bekleyen çapkın Emre duruyordu. Çapkın diyorum çünkü genel olarak her gördüğü güzel kıza asılıyordu. Zaten Naz adında gerizekalı bir sevgilisi vardı. Gerizekalı çünkü 16 kere aldatıldı. Hala affediyor Emre’yi Allah’ım bana yardım et. Neyse işte Azra’da çok akıllı değil oda gitti bu pisliğe kek yaptı film milm izlediler. Sonra Emre gitti. Ha yavşak gece mevcut iki sevgilisinede iyi geceler yazmayı ihmal etmedi. Saat 02:34’te birde!~
Ertesi gün Doğan erkenden konağa gitti. Konakta kimse yoktu Dilan,Asya Abla ve iki korumadan başka. İpek Hanım seçimini yapmıştı. Zilan Hanım ve diğerleri gece ALKA’larla yemekteydi. Sabahta çeyiz bakmaya çıkmışlardı.
Dilan’da Asya Abla’yla yardımlaşarak kahvaltı hazırlıyordu. Doğan konağa girmek istedi fakat koruma izin vermedi. Nihat Abi(Koruma 1):
—Alamam.
—Allah Allah?
—Sen kimsin kardeş?
—Doğan Alka. Aha içerideki Yabani’nin kocasıyım.
—Tamam alamam.
—Sebep?
—Zilan Hanım’ım konakta değildir çünkü.
—Kardeş bak insan gibi konuşuyorum çekil silahımı patlatmak istemiyorum boşa mermi gidiyor!
—Sen hayırdır bilader!?
Sesler yükselmişti. Yükselen sesleri mutfaktan çıkan Dilan’da duyup kapıya doğru gitmişti. Dilan:
—Abii,bir sorun mu var?
—Sorunun kendisi zaten senin abin!~Doğan~
—Aa Doğan hoşgeldin gel.~Dilan~
Doğan içeri geçerken Nihat Abi’ye ters bir bakış attı ve geçip Dilan’a sarıldı. Dilan bunu beklemiyordu,fakat karşılık verdi. Doğan:
—Nasıl oldun iyi misin? Çok merak ettim seni.
—İyiyimde niye?
—Karımsın sonuçta.
Sofraya geçip oturdular. Sofrada Doğan’ın kahvaltıda yemeyi en sevdiği börek vardı. (Lor peynirli kalem börek)Kahvaltıdan sonra Dilan üzerini değiştirmeye gidecekken Doğan durdurdu. Doğan:
—Kızz,dur bir.
Dilan tam arkasına dönüp gidecekken kolundan tutup kendine çekti. Dilan:
—Ne var?
—Düzgün şeyler giyin.
—Niye ben kötü mü giyiniyorum?
—(Derince nefes alır verir)Tık.
—Eee?
—E seni elalemin gözünden dilinden sakınmaktan yoruldum.
—Sakınma.
—O öyle kolay olmuyor işte. Bilirsin buralarda bir kadın bir erkeğin helalidir. Sadece bir!
—Emin ol senden daha iyi biliyorum.
—Allah Allah?
—Evet.
Dilan gidip üzerini değiştirdi ve mobilyacıya gittiler. Ne tesadüfki(Allah Allah?)Nil’de çarşıda dolaşırken o mağazanın önünden geçiyordu ve Dilan ile Doğan’ı mobilya seçerken gördü. El eleydiler,şaşkınca içeri girdi. (Çok kıskanmıştı)Dilan’a hesap sormaya başladı.(Yerse) Nil:
—Pardon! Dilancım sizin aranızda nasıl bir bağ oluyor ha? Hem sen en son evleniyordun!
—Nilcim bak bakalım bizim aramızda nasıl bir bağ var.
Dilan yüzüğünü gösterince otamatik olarak Doğan’da gösterdi. Nil’in beti benzi atmıştı. Nil:
—Ne?!
—Bak biz evleniyoruz. Düğüne senide bekleriz.(Öpücük atar)
—Dudakların kopsun!
—Tövbe de kız!
Nil şaşkınca mağazadan çıktı. Doğan görevliden özür diledi ve mobilya bakmaya devam ettiler. Bütün mobilyalar seçildi,ev temizlendi,yerleştirildi. Bütün bunları bir günde yapmak zordu. Fakat düğünede tek bir güncük kalmıştı!
Dilan’da büyük bir gelin heyecanı vardı. Tüm gece uyuyamadı. Herşey hazırdı,içi kıpır kıpırdı. Sanki geri dönmek ister gibi. Allah’tan yaşayacağı adam iyi biriydi,ya mağara adamı olsaydı? Kaba saba iğrenç bir adam olmadığına şükür ediyordu. Tüm bunları düşünürken saat aklına geldi. Saat 02.37 olmuştu. Birazda ya âşık olursam diye düşündü ve uyudu. Sabah erkenden 09.17’de uyandı. Elini yüzünü yıkayıp tam kahvaltıya inecekken merdivenlerde durdu. Aklına bir eksik gelmişti,İpek Hanım. İpek Hanım yoktu. Hemen odasına dönüp telefona sarıldı. “İpek Anne” numarasını aradı,açan cılız bir ses idi. Dilan:
—Alo.
—A-alo..
—İpek sen misin?
—Evet Dilan ne oldu?
—Bugün benim düğünüm var. Duydun mu düğünüm var! Hangi cehennemdeysen çabuk çık konağa gel!
—Pek-...
Dilan telefonu İpek Hanım’ın yüzüne kapattı ve hızlıca merdivenlerden inip kahvaltı sofrasına oturdu. Baran Bey:
—Günaydın kızım.
—Günaydın babacım.
Kızım şey İpek annen yokta seninle hiç konuştu mu?
—Aa evet az önce konuştuk. Geliyor.
—Tamam geliyorsa güzel.
—Dilan bak sen normalde böyle sakin davranmazdın sakın bir delilik etme! Az ye birde gelinlik sorunu çıkmasın.
—Peki.
Dilan 5-6 lokma yedi ve hazırlanmaya geçti. İpek Hanım’da gelmişti,dikkat çekmeden Dilan’ın odasına gitti. Kötü gözüküyordu fakat kendini hızla toparlaması lazımdı. Çünkü Dilan o gün herşeyin kusursuz olmasını istiyordu. Dilan:
—(Alaycı bir tonda)Mmhh,ne oldu yoksa sevgilin sana bakmadı mı?
—Annecim bak-...
—Benim annem öldü İpek SAYAR. Sana çok yazık...
İpek Hanım kapıya yönelmiştiki Dilan’ın sesiyle durdu. Dilan:
—Nereye kaçıyorsun? Hop dur! Kaçman gerektiğinde kaçmadında şimdimi aklın başına geldi? Bak bende bu evden gidiyorum,sende başka adamlardan peydahladığın yeni çocuğunla otur. Ama gerçek er yada geç ortaya çıkar bunu bil. Sana başka sözüm yok. Şimdi hasta rolünü bırak ve hazırlanmama yardım et. Gözün gelin görsün.
İpek kendini toparladı ve Dilan’ı hazırlamaya başladı. “Halter yaka gelinlik, vücudunu bir sarmaşık gibi saran üç boyutlu çiçek aplikeleriyle bezeliydi. Şeffaf tülün üzerindeki narin yaprak işlemeleri, her hareketinde sanki üzerinde canlı bir bahçe taşıyormuş izlenimi veriyordu.”(Dilan’ın Gelinliğinin kısa betimlemesi. Görsel Vaveyla’da vardır.)Dilan bu şekilde bir gelinlik giydi,saçı topuz yapıldı ve makyajı yapıldı. Peri kızı gibi olmuştu.
~Doğan’da kalkıp kahvaltısını yapmıştı. Gidip damat traşını oldu,konağa dönüp takımını giydi,saçını yana tarayıp jöleledi,parfümünü sıkıp tesbihini aldı ve çıktı.~
KAYA KONAĞI’nda herşey tamamdı. İpek Hanım tutuncu bir elbise giymişti,Zilan Hanım tam hanımağalar gibi giyinmişti. Baran Bey’de takımını çekmiş bekliyordu. Dilan sessizce odasında ağlarken birden davul sesleriyle irkildi. Cama baktığında Doğan ve bir davulcu ellerindeki davula vuruyor,türkü tarzı şeyler söyleniyordu.
Dilan geri yatağına oturdu.
Baran Bey kırmızı kemer takmak için odaya girdi,kırmızı kemer takıldı. Sonra Dilan’ı görmek için Doğan odaya girdi. Dilan çok güzel görünüyordu. Doğan Dilan’ı alnından öptü,bunu bilerek odada gizlice yapmıştı. Sonra kol-kola çıktılar. Alkışlar koptu,Dilan ve Doğan nikah masasına oturdular. Nikah memuruda gelmişti,konuşmaya başladı. Memur:
—Evet öncelikle şehrimizin bu iki köklü ailesinin bu özel günü için büyük bir alkış alalım.(Alkışlarlar)Evet Gelin Hanım adınız soyadınız?
—Dilan KAYA.
—Anne ve baba adı?
—Baran KAYA,(İpek Hanım'a bakıp duraksar ve zorlanarak)İpek KAYA...
—Damat Bey,adınız soyadınız?
—Doğan ALKA.
—Anne ve baba adı?
—Nesrin ALKA Rıfat ALKA.
—Dilan Hanım,hiçbir baskı altında kalmadan,kendi hür iradenizle Doğan ALKA’yı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?
—(Gözleri dolar)E-ev-evet...
O an Dilan kendini çok kötü hissetmişti. Sanki onun hayatından vazgeçişini herkes kutlarmışcasına alkışlıyordu. Nikah Memuru’na içinden küfretmeye başladı. “Ya sen niye geldin ha piç? Kaza maza yapsaydın keşke! İnşaallah konaktan çıkarken o iki basamaklık merdivende ayağın kayarda hem topuklun hemde ayağın kırılır! Verdin beni ellere!” Nikah Memuru:
—Peki siz Doğan Bey,Dilan KAYA’yı kendi hür iradenizle eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?
—Evet.
Tekrar alkışlar kopmuştu. İmzalar atıldı,herkes halay çekiyordu. Doğan ve Dilan sadece kalabalığa bakıyordu. O kadar çok ses vardıki Dilan Doğan'ın ona seslendiğini bile fark etmemişti. Doğan eline dokununca fark etmişti. Doğan kulağına yaklaştı. Doğan:
—Gel bizde girelim halaya!
—Ne?!
—Gel halaya girelim!
—Odaya mı gidelim?!
—Halay halay!
—Anlamadım!
Dilan Doğan'a dönünce burun buruna geldiler,fakat çok uzun uzun bakışmadılar. Dilan hemen geri çekildi. Doğan:
—Halay çekelim diyorum!
—Halay mı?
—Hee! Hadi kalk!
—Kalsın kocacığım!
—Kalk kız!
—Başım patlayacak birazdan yeter çok gürültü var!
Doğan bunu duyunca hemen Dilan'ın elinden tutup peşinden sürüklemeye başladı. Dilan'da mecburen gidiyordu.
Odaya girince Dilan elini çekti. Dilan:
—Ne oldu niye getirdin beni buraya?
—Kafa dinle diye.
—Peki,sen niye beni halaya çağırdın?
—Moralin bozuk gözüküyordu. Düzelsin istedim. Hata mı ettim?
—Yok sağol. Ama gerek yoktu...
—Peki öyle olsun.
Yaklaşık 2,5 (iki buçuk) saat sürmüştü düğün. Ardından vedalaşıp evlere dağıldılar.
Doğan üzerini değiştirip salona geçti. Dilan’da üzerini değiştirip makyajını çıkarttı ve salona Doğan’ın yanına gitti. Birşey sormak istediğini anlamıştı Doğan. Doğan:
—Söyle ne istiyorsan.
—Şimdiii...
—Geliyor bakalım bismillah.
—(Hafifçe güler)Ben nerede yatacağım?
Doğan’ın dudağının kenarı kıvrıldı ve boynunu gösterdi. Dilan:
—Bak Doğan saçma sapan konuşma!
—Konuşmadım.(Omuz silker)
—Ya tamam ben nerede yatacağım?
—Oda içeride yatak içeride gir içine yat zıbar ben ne yapayım!?
—Öküzsün!
—Güzel iltifatın için sağol karıcım.
—Gece yanıma gelemezsin yerde yatarsın haberin olsun.
—Yav ben nasıl yerde yatayım?
—Yat bir şekilde banane?
—Yok olmaz.
—O niye?
—Belim ağrır benim.
—Allah Allah?
—Beraber yatarız işte ne olacak?
—Hayır.
—Niye?
—Olmaz.
—Bana bak beton yerde falan yatamam ben.
—Beton derken?
—Dümdüzsünya onu diyorum.
—Ne yapayım Doğan yamuk mu durayım?
Ertesi Gün
Sabah Doğan erkenden kalkıp kahvaltı hazırlamıştı. Daha sonra Dilan’ı uyandırmak için odaya gitti. Uyurken bile çok güzeldi,bir süre onu izledi. Yaklaşık on dakika sonra Dilan’ı uyandırmak için seslenmeye başladı. Doğan:
—Dilan,Dilan,Yabani! Kız kalk artık,okula gitcez hadi kalk geç kalmaya-... Dilan!?
Doğan Dilan’ın yanağına elini koyduğunda Dilan’ın ateşinin çok yüksek olduğunu farketti. Panikle Dilan’ı kucakladı ve arabaya götürdü. Şoför arabaya yaslanmış bekliyordu,Doğan:
—Yavuz kapıyı aç!
Doğan Dilan’ı arabaya bindirdi ve hastaneye gittiler. Doktor serum taktı ve odaya aldı. Doktor:
—Soğuk algınlığı.
—Aman bu kadar ilgilenmeseydiniz,bir tarafınız falan ağrır mazallah oturun siz ben muayene edeyim!
—Beyefendi önemli birşey yok.
—Allah Allah!
—Çok biliyorsanız gelin siz muaneye edi-...
—Sus! Terbiyesiz.
—İlaç yazıyorum alırsınız,geçmiş olsun.
—He sağol.
Doktor çıktı,bir süre sonra Dilan uyandı. Doğan:
—İyi misin çürük?
—Bana lakap takmayı bırak! Hem çürük ne ya saçma sapan?
—Çabuk hastalanıyorsunda içimi parçalıyorsun ya hani.
—Sen bana üzülüyor musun?
—Tabiki.
Bunun üzerine Dilan hafifçe güldü,gözlerini kapayarak. Açtığında Doğan’la dipdibeydi. Konuşsa dudakları birbirine değecekti,buyüzden Dilan utanmıştı. Dilan’ın utancına ve şaşkınlığına sırıtıp geri çekildi Doğan. Sonra telefonu çaldı,arayan “Eylül TUNALI” idi,açtı. Doğan:
—Alo hocam buyrun.
—Doğan neden gelmedin arkadaşların saçma sapan şeyler dedi yok Dilan’la evlenmişsin yok-...
—Doğrudur.
—Ne? Nasıl,benim neden haberim yok?!
—Kargaşada çok haber veremedik.
—Peki neden gelmediniz? Yataktan çıkmadığınızda doğru mudur?
—Yok, tövbe tövbe! Kim dedi onu ya? Amına koyacam o itin!
—Doğan ilk sözlün 0!
—He he sağol. Dilan hasta gelmiyoruz,rapor derseniz aldım.
—Geçmiş olsun.
Doğan telefonu hocanın yüzüne kapattı. Eylül Hoca derin bir iç çekip dersine geçti. Doğan’da eczaneye gidip ilaçları aldı ve eve geçtiler. Dilan’ı yatırıp(öhöm)güzel bir kahvaltı sofrası hazırlamaya geçti. Özenle bir kahvaltı hazırlayıp Dilan’ın yanına gitti. Doğan:
—Dilan,Dilan,Yabani kalk hadi!
—Hıı...
—Kalk bak bana farklı yöntemler denetme.
—(Uyku sersemliğiyle)Denesenee...
Doğan Dilan’ın bunu demesiyle Dilan’ın dudaklarına yaklaştı,Doğan’ın nefesini hisseden Dilan hemen başını çevirdi.(al kapak size çok isterdiniz olmasını demi)Dilan:
—Üffff iyi kalkıyorum!
—Oflama.
—Oflamadım üfledim.
—Ne fark eder?
—Çok fark eder-...
Bunu konuşurken mutfağa girmişlerdi bile. Dilan bu güzel sofrayı görünce çok şaşırmıştı,hemen kahvaltıya geçtiler. Hızlıca kahvaltı yapan Doğan’a bakıyordu. Dilan:
—Yavaş ol boğulcan.
—Yok birşey olmaz.
—Ne bu yangından mal kaçırır gibi?
—Otele yetişecem. Ama istersen seni kaçırabilirim.(Göz Kırpar)
—Ne oteli be?
—Sen bilmiyorsun benim oteli?
—Tık,bilmiyorum.
—He tamam şimdi çalışma saatlerim 13.00-17.00 arası. Koskoca otel derdi falan bitmiyor o yüzden bu kadar çok çalışıyorum. Neyse aman! Konuşturma beni işim var diyorum geç kaldım!
Doğan sofradan kalkıp içeri gitti. Dilan’ada sadece arkasından şaşkınca bakmak kaldı.
***Yazacak birşey bulamadım
Doğan Dilan’a ilaçlarını içirip çıktı.
~Sınıf o gün sessiz ve sıkıcıydı. Bahar Azra’yı Emre’yi sevmeme konusunda uyarıyordu. Fakat Azra çoktan kaptırmıştı gönlünü. Bahar’ın sevdiği yoktu,Bahar’ı seven vardı. Biri Miran ötekisi ise Taylan’dı. Taylan Bahar’ın eski sevgilisi idi. Bahar’ı siteden bir kızla aldatmıştı,Bahar’da bunu duyunca 5. Yılın sonunda ayrılmıştı. Aldatıldığı kız aynı sınıfta olduğu Beren’di. Beren olduğunu bilseydi zaten Beren’e güveni tam olmazdı. Bahar Azra’yı uyarsada bizim mal gine dinlemedi ve Emre’yle dışarı çıktı. Bahar’da sınıfta oturuyordu,tek kalmıştı. Derken birden kapıda Taylan belirdi. Taylan:
—Bahar bir gelir misin konuşmamız gerek.
Bahar ile Taylan birlikte bahçeye çıkıp bir banka oturdu. Taylan:
—Bahar bak ben çok piş-...
—Yine ve yine aynı konular,yeter artık.
—Evet bak aptallık ettim ama-...
—Peki beni kaç yıl aldattın?! Yetti artık yetti! Hep aynı şeyler! Seviyordunda neden aldattın ha!?(Ayağa kalkar bunları sayarken)
—Bahar şuraya otur bağırmadan beni dinle.
—Haa ben mi anlamazım? Güle güle canım!
Bu konuşmada aynı bitmişti.~
ERTESİ GÜN
Doğan Dilan'a kremlerini sürüyordu,Dilan'a yakın durduğu için kalp atışları hızlıydı Dilan'ın. Doğan:
—Çok acıyor mu?
—Yok.
—Zaten Yabani'lerin canı çok acımaz.
—Allah Allah? Kim diyor?
—Doğan ALKA.
Buarada sürdükleri enfeksiyon kremiydi,yara enfeksiyon olmuştu. Doğan kremi sürdükten sonra birini aradı. Dilan:
—Kimi aradın?
Doğan şoförünü aramıştı. Sağ kolu gibiydi. Doğan:
—Alo.
—Alo Doğan Beyim.
—Ha Yavuz bizim evin adresini atacam kapıda bekle yengene göz kulak ol, ama birşey olur, biri gelir seni yakarım!
—Tamamdır Beyim.
Dilan:
—Yaa,benim başıma bekçi dikemezs-...
Doğan Dilan'ı yanağından öptü ve:
—Koydum bile.
Doğan ilaçları çekmeceye koydu,çantasını aldı ve:
—Görüşürüz Yabani! Doğan kaçar.
—Görüşürüz.
Doğan gittikten sonra Dilan mutfağa girdi. Dilan çok güzel yemek yapardı. Sarma,çorba,köfte,salata ve çikolatalı pasta yapmıştı. Saat 17.00 olmuştu. Dilan'ın telefonu çalmaya başladı. Arayan numara "EŞKİYAM(KALP)" ti. Dilan telefonu açtı. Doğan:
—Alo.
—Alo.
—Geliyorum ben ekmek istiyor musun?(Güler)
—Komik mi?
—Değil mi?
—İyi bir tane al.
Doğan gelince Yavuz gitmişti. Akşam yemeğinden sonra Doğan salonda bilgisayarını kurmuş çalışıyordu. Dilan duşa girdi. 30 dakika sonra çıktı. Bornozu üzerinde saçını kuruluyordu. Doğan uyumak için odaya girdi. Doğan:
—Sıhhatler olsun Yabani.
—Sağol.
Doğan yatağa girip uyudu. Tesbihi elindeydi. Dilan'da üzerini giyip Doğan'ın yanına yattı.
Sabah Dilan erkenden kalkmış kahvaltı hazırlıyordu. Doğan’da uyanmış kapıya yaslı bir pozisyonda Dilan’a bakıyordu. Dilan arkasına dönünce gördüğü siluetle irkildi. Dilan:
—Ay! Üf be Doğan ne yapıyorsun orada?!
—Noldu kız korktun mu?
—Manyak mısın sen?Ruh hastası...
—Hah bak ilk kez doğru birşey dedin,aferin sana Yabani. Ben ruh hastasıyım bundan sonra ona göre davran.
—Git tedavi ol o zaman,uğraşamam seninle Eşkiya.
Kahvaltıdan sonra hazırlanıp okula gittiler. Sınıfta herkes kavgalı duruyordu.(Neden yok)Dilan ve Doğan yerlerine geçtiler. Miran arkasına döndü ve Dilan ile konuşmaya başladı. Miran:
—Yenge,hoşgeldin sana işim düştü.
—Noldu kötü birşey mi?
—Yok ya,Bahar duymasın ama ben onu seviyorum.
—Tamam,ben ne yapabilirim?
—Ona açılıcamda nasıl çıkma teklifi etsem?
—Tamam. Direk karşısına geç ve söyle. Hediyeye falan gerek yok,Bahar zaten gösteriş sevm-...
Tam o esnada sınıfa 1.86 Taylan 1.88 gül çelengiyle sınıfa girdi. Dilan şok içinde Bahar’a seslendi. Dilan:
—Bahar şuna bak! Senin deyiminle şerefsiz Taylan hala yaylanabilmiş durumda değil.
—Ne?
Bahar şaşkınlıkla Taylan’ın yanına gitti. Miran bozulmuştu. Bahar:
—Sen mal mısın?!
—Yo. Malatyalıyım,unuttun mu 2,5(iki buçuk)yılda...
—Bana bak! Bu aldığın boyundan büyük çiçeği git beni kimle aldattıysan ona ver!
—İyi bende sınıftaki tüm kızlara dağıtayım bari onlar mutlu olsun.
Bahar derin bir iç çekip yerine oturdu ve Taylan gülcülüğe başladı. Sıra Dilan’a geldiğinde Doğan’ın kıskançlık damarı tuttu. Sinirle gülü aldı ve:
—Bana bak lan hırbo! Bir daha karıma birşey uzatırsan sana bak böyle yediririm!
Doğan gülü elinde ezdi ve Taylan’ın ağzına soktu. Bahar’da içinden ”Ohh! Kudur geber it! Böyle hakkından gelirler!” diye saymaya devam ediyordu. Doğan:
—Afiyet bal diken olsun yarasın!
Emre ve Miran gülüyordu. Fakat Doğan’ın attığı bakıştan sonra sustular. Boş ders bittiğinde Doğan hala sinirliydi. Dilan:
—Doğan,beni duyuyor musun?
—Ne var?!
—Ne kadar kabasın!
—Ne yapayım gül mü uzatayım?;
—Sanki ben istedim neyin tribi bu öküz!?
Miran araya girdi. Miran:
—Tamam kavga etmeyin.
Doğan o gün Dilan’ın kalbini kırmıştı. Dilan o gün üzgündü,Nil’de bunu fırsat bilip yanına gitti. Nil:
—Noldu?(Alaycı bir tonla)Doğan’a karılık yapamadın mı?
Dilan hiç bozuntuya vermedi.Dilan:
—Sana ne oldu asıl?
—Ben biliyordum senin onu tamamlayamayacağını. Senden ona karı olmayacak vazgeç ondan!
—Yok. Biz tamamlarız birbirimizi. Yazık beynine!
Dilan daha fazla uğraşmamak için uzaklaştı oradan. Çıkışta Doğan’a küstü. Arabada bile yüzüne bakmıyordu Doğan’ın. Doğan içinde bulunduğu durumu anlayabilmiş değildi. Sordu,Doğan:
—Niye küsüz?
Dilan ona ters bir bakış attı. Eve vardıklarında Dilan kendini hızla duşa attı. Çünkü birtek orada ağlayabiliyordu,kimsenin karşısında ağlayamazdı. 25 dakika ağladıktan sonra(sinir krizine benzer)duştan çıktı. Doğan her zamanki gibi evde değildi,kapıdada Yavuz vardı. Hızla üzerine birşeyler geçirip mutfağa değil salona geçti. Genelde yemek yapmaya giderdi. Bu sefer kendini kitaplara verdi.
Doğan’da oteldeki işlerle uğraşıyordu. Aklı hala Dilan’daydı. Dilan zeki,iyi ve güzel bir kızdı,Doğan’da onun zekâsına hayrandı. Dilan’la barışıp onu mutlu etmek istiyordu. Aklına Bahar geldi,aradı.
~Bahar’da evde derin düşüncelere dalmıştı. Taylan affedilmeyi hak ediyor muydu? Telefonu çaldı, “Enişte D”arıyordu. Açtı,Bahar:
—Alo.
—Alo,merhaba Bahar. Şey sana birşey sorabilir miyim?
—Tabi.
—Biz sabah Dilan’la kavg-...
—(Bıkkınca)Laleleri sever. Pahalı şeyler hoşuna gitmez.
—Daha olayı demedim nasıl anladın?
—Erkekler hep böyle...
—Peki sağol.
—Bol şanslar.
~Emre Naz ile buluşmaya gitti. Naz’a evlenme teklifi edecekti.(Karaktersiz işte)İlk tanıştıkları cafe’de buluştular, Emre direk konuya girdi.(Şerefsiz bak ben bile sövüyorum siz düşünün nasıl biri olduğunu)Emre:
—Naz benimle evlenir misin?
—Evet!~
(Not:~İtalyanca yazıyla ~bu sembol varsa yan olaydır unutmadan yazayım)
Doğan akşam eve lale çelengi ile gitti. Dilan kapıda şaşkınca ona bakıyordu. Dilan:
—Doğan bune?
—Sana. Lale seviyorsun diye...
—İyide sen nereden biliyorsun?
—Bende boş değilim yani. Ama midem boş olabilir.(Gülümser)
—Öküzsün.
—E yemek ne yaptın?
—Yapmadım.
—(Düşünür)Git yürü üzerini giy.
—Sebep?
—Dışarıda yeriz.
—Ben aç değilim sen siktir git ne bok yiyorsan ye.
—Bana diyene bak. Neyse birşey demicem.
—Diyemezsin zaten.
—Git üzerini giy delirtme adamı.
—Delir banane!
—Sana inat delirmiyorum!
Dilan sinirle içeri gitti. Doğan’da çelengi çocuk odasına bıraktı ve salonda beklemeye başladı. Dilan beyaz boğazlı bir kazak,altınada lacivert ispanyol paça dar bir pantolon giydi. Makyajı klasik kapatıcı,allık,aydınlatıcı,ruj,rimel,eyeliner ve makyaj sabitleyiciydi. Saçlarını dalgalı yapıp parfümünü sıktı ve mavi çantasını alıp Doğan’ın yanına gitti. Dilan:
—Nasıl olmuşum?
—(Gözlerini çekemez)Güzel, güzel...
Doğan ağzı açık Dilan’a bakıyordu. Çok güzel olmuştu. Dilan koltuğa oturdu ve Doğan’ın ağzını kapadı. Dilan:
—Dünya’dan Eşkiya Bey’e...
Doğan Dilan’ı belinden kavrayıp koltuğa/üzerine çekti. Üst üste düştüler,ilk defa bu kadar yakındılar. Konuşmayı deneseler dudakları birbirine değecekti.İlk Doğan denedi. Doğan:
—Çok güzel olmuşsunuz Yabani Hanım...
—Sağol.
5(beş) dakika sonra evden çıktılar. (Dilan beyaz kısa bot tarzı uzun topuklu giydi)Doğan Dilan’ı şık bir restorana götürmüştü. Yemekte bolca sohbet ettiler. İlk konuşmayı Doğan başlattı. Doğan:
— Ee benim bazen dilim tutuluyord-...
—Özellikle beni görünce. Devam.
—O yüzden çok söyleyemedim ama güzel olmuşsun.
—Çok beklettim mi?
—Yok.
—Ben senin gibi uyku hariç full takım tesbih dolaşmıyorumda. Beklettiysem kusura bakma.
—Bakmam bakmam.
1 saat sonra eve döndüler. Asansörden indiklerinde Nesrin Hanım’la karşılaştılar. Dilan’da Doğan’da şaşkınca birbirlerine bakıyorlardı. Nesrin Hanım:
—Haydi. 25 dakikadır bekliyorum siz nerelerdesiniz?
İçeriye geçtiler. Dilan çayın altını yaktı ve brownie yapmaya başladı. Doğan Nesrin Hanım’ı salona oturttu. Doğan:
—Ana az bekle gelecem.
Dilan keki çırpıyordu. Doğan sessizce arkasından sarıldı. Doğan:
—Kusura bakma,anam böyle sağı solu belli değil.
—Sorun değil.
—Senin moralin niye bozuk?
—Birşey yok...
—Peki. Buarada iyileştin mi? Dün kreml-...
—Ben sürdüm.
—Peki kolay gelsin.
1 saat sonra Dilan çay ve brownieyi getirdi. Yerken bir yandanda sohbet ettiler. 22.30’da Nesrin Hanım gitti,Dilan’da üzerini değiştirip yattı. Başı dönmeye başlamıştı. Dilan:
—D-Doğan başı-...
Bayıldı, Doğan panikle kolonya sürüp koklattı. Bir süre içerisinde kendine gelmişti. Doğan:
—Dilan...
—Efendim.(Kısık)
—İlaçlarını içtin mi?
—Hayı-...
—Aferin böyle devam et!
—Ne kızıyorsun ya?
Ertesi Gün
İkili salonda oturuyor, telefonla uğraşıyordu. Hastaneden yeni gelmişlerdi,Dilan’ın baygınlığı için gitmiştiler. Dilan siyah ispanyol paça tayt ve beyaz bir kazak giymişti. Birden telefon çalmaya başladı, “Baho” arıyordu. Dilan telefonu açtı. Bahar:
—Dilo.
—Baho.
—Doğan yanında mı?
—Evet.
—Hoparlöre versene.
—(Verir)Verdim.
—Diyorumki piknik mi yapsak?
—Ne zaman?~Doğan~
—Yarın.~Bahar~
—Tamam yarın geliriz.~Doğan~
—Tamam görüşürüz.~Bahar~
Dilan telefonu kapatıp odaya gitti. Doğan’da peşinden, Dilan:
—Sen niye benim adıma kararlar veriyorsun?
Biryandan da üzerini değiştiriyordu. Dilan:
—Arkanı dön.
—Emredersiniz.
Dilan altını değiştirdi fakat kazağın arka düğmesini açamadı. Doğan’dan yardım istedi. Dilan:
—Doğan şunu açar mısın?
Doğan düğmeyi açtı ve arkasına döndü. Dilan üzerinide giydikten sonra Doğan oturma odasına bilgisayarının başına geçti. Dilan’da yorgundu. Yatağa girdi ve hemen uyudu. Doğan 15-20 dakika sonra odaya girdi. Dilan’ın üzerini örttü ve akşama ciğer,kebap,dürüm gibi şeyler söyledi. Saat akşam 18.24 olmuştu. Siparişler henüz gelmemişti. Doğan Dilan’ın yanına gitti. Doğan:
—Yabani,kalk! Hadi kız. Bak gıdıklarım ha.
5 dakika sonra Dilan uyandı,elini yüzünü yıkadı ve birden kapı çaldı. Kurye gelmişti,Doğan siparişleri alıp mutfağa götürdü. Dilan Doğan’a bakıyordu. Doğan:
—Bakma öyle gel ye.
—Ben sevmem.
—Ama ben severim,buyüzden sende sevmek zorundasın.
—Değilim.
~Zilan Hanım Baran Bey’le sohbet ediyordu. İpek mutfaktaydı ve dayanamayıp hamile olduğunu söylemeye karar verdi. Önce Dilan’ı çağırmalıydı. Hemen Dilan’ı aradı. İpek:
—Alo!
—Alo.
—Dilan acil konağa gel ben birşey yaptım!
—Noldu ikiz mi doğuruyon?
—Hayır. Ben babana herşeyi anlatıcam.
—Ne?! Hayır sakın hemen geliyoruz.
~
Dilan:
—Doğan çabuk hazırlan annem herşeyi anlatıcakmış! Kan dökülür!
Dilan tam bir aşiret kızı gibi giyinmişti. Siyah bir ceket(üst olarak içi boş/tişört yok)altınada ispanyol paça siyah kot pantolon giymiş,makyajıda koyu tonlarda yapmıştı.(Kırmızı ruj vb.)Siyah bir çanta alıp (belik örmüştü hastaneye giderken)Saçlarını açmıştı. Ayağına da deri, uzun topuklu,siyah,bot tarzı bir ayakkabı giymişti. Hızlıca evden çıktılar. İpek sevgilisinide çağırmıştı. Sevgilisi Dilangilden 5 dakika önce gelmişti. Sevgilisi konağa girdiği an herkes/bütün adamlar silahını çekti ve sevgilisine doğrulttu. İpek mutfaktan çıktı,Baran Bey ve Zilan Hanım kahvelerini bırakıp ayağa kalktılar ve yabancı adama bakmaya başladılar. Dilan ve Doğan hızlıca konağa girdiler. İpek sevgilisinin yanına koştu. Dilan’da olanlara müdahale etmeye çalışıyordu. İpeğin yanına doğru yürürken silahları indirtmeye çalışıyordu. Dilan:
—Durun,dur! Nihat Abi indirin şunları. İndir!
Kimse Dilan’ı dinlemiyordu. İpek konuşmaya başladı. İpek:
—Bu yabancı adam kim merak ediyorsunuz değil mi?
—İpek yapma!~Dilan~
—Bu adam benim sevgilim Mustafa! Ve ben iki yıldır Baran’ı aldattım şimdiyse-...
—Durr! Suss!~Dilan~
—Ben...
—Yapmaa! Suss! Bilmez misin neler olacağını?!~Dilan~
—Bilirim,ben hamileyim!
Dilan şok olmuştu. Baran Bey,Zilan Hanım,Doğan bile İpeğin bu cesaretine şaşırmıştı. Baran Bey:
—Dilan,biliyor muydun?!
—Evet...~Dilan~
Dilan korkmuştu. Çünkü Baran Bey Mustafa’yı da İpeğide yaşatmazdı. Doğan Dilan’ı götürmeye çalıştı fakat Dilan KORUMA 38’İN(SALİH) silahını çekti ve havaya 3 el ateş etti. Herkes yere eğildi. Dilan:
—Bana bakın bana!
—Karışma Dilan!~Zilan~
—İpek sen bittin! Sana biliyorum ben!~Baran Bey~
—Hiçbirşey yapmayacaksın!(Herkes şaşkınca Dilan’a bakıyordur)İpek hata yaptı ama sen,sen bu hatayı devam ettirmeyeceksin! İndirin şimdi silahları!
Herkes Dilan’ı dinleyip silahları indirdi. Dilan:
—Salih, Mustafa’yı konaktan at! Sende bir daha gelme! Nihat Abi anahtarları getir! Kalk sende!
Salih Mustafa’yı konaktan attı, Nihat Abi ise konağın tüm anahtarlarını Dilan’a verdi. Dilan zeki bir kızdı. Baran Bey’in hangi anahtar eksikse o kapıya İpeği koyucağını düşüncesiyle o kapıyı kırıp İpeği öldüreceğini tahmin edebiliyordu. Bu yüzden İpeği kapı 77’ye kilitledi ve:
—Sesini çıkartma yemek yollayacağım.
Dedi ve kapı 34’üde kilitleyip 34’ün anahtarını cebine koydu. O gün kaosla geçmişti. Gece 12’de Dilan ve Doğan piknik hazırlıklarını bitirip uyumak için yatağa gireceklerdi. Dilan birden Doğan’a sımsıkı sarıldı. Doğan:
—Yabani birşey mi oldu?
—Yok.
—O zaman?
—İçimden geldi. Sarılamaz mıyız?
—Yok. Sarılabiliriz.
Birbirlerine sımsıkı sarıldılar. O gece Doğan Dilan’a âşık olmuştu.
Sabah Dilan erkenden kalkıp son hazırlıkları yaptı. Daha sonra Bahar’ı aradı.(Saat 09.15)Bahar:
—Alo.
—Alo. Bahar ne yaptın hazır mısın?
—Hazırım ben siz?
—Bizde hazırız,birde kimlee gelecek?
—Siz,ben,Miran,Azo ve Emir.(Uykulu)
—Peki,30 dakikaya çıkarız.
—Tamam görüşürüz.(Esner)
—Tamam.
Dilan Doğan’ı uyandırmaya gitti. Dilan:
—Eşkiya,hadi kalk... Doğan... Doğan...
—Ne oldu?
—Pikniğe gidicez hadi.
—Az daha uyusak?
—Hayır,kalk artık uykucu.
Doğan gülerek kalktı ve Dilan’ı yanağından öptü. Doğan:
—Günaydın.
Hazırlanmaya başladılar. Dilan beyaz,çiçekli,tam piknik vibe veren bir elbise giydi.(Orta boy)Saçlarına maşa yaptı ve kurdele toka taktı. Makyajıda pembe tonlarındaydı. Doğan’da gömlek ve herzamanki takım elbisesinin altını giymişti.(Takım giydi ama ceket yok)
Piknik alanına ilk onlar gitmişti. Sonra Bahar ve Miran,en sonda Azra ve Emir gitti. Piknikte sohbet ettiler,yemek yediler,voleybol oynadılar. Miran:
—Bahar ben seni seviyorum!
Bahar ve Miran piknikte sevgili oldular.(Çok çabuk oldu) Bahar Taylan’ında kendisinden uzaklaşacağını düşünmüştü.
O gün güzel geçmişti.(Vallaha mı?)
Gece Doğan’ın aklına birşey takıldı. Doğan:
—Yabani, uyudun mu?
—Yo,birşey mi oldu?
—Aklıma birşey takıldı...
—Acaba bu sefer hangi saçmalık takıldı?
—Biz niye balayına gitmedik?
—Doğann!
—Ya ne var kızım? Gitsek tatil yapsak fena mı?
—Senşn niyetin ne?
—Yav bir niyetim yok.
—O zaman tek git tatile.
—Hııı...
Doğan Dilan’a sarıldı. Dilan şaşırmıştı. Sabah kalktıklarında hızlıca hazırlanıp arabaya bindiler. Doğan şarkı açıp söylemeye başladı.
BAL BÖCEĞİ/BARIŞ MANÇO
Doğan:
—Seyyah oldum dolaştım şu alemi ah güzelim (Dilan’a bakar)senin gibi vefasız görmedim ben,hayırsızı,kitapsızı,zalimi bal böceğim senin gibi bir insafsız görmedim ben şu dağlarda çiçek oldum, aşkından sarardım soldum bakmadın bana bal böceğim,yollarında toprak oldum,sen bastıkça kavruldum görmedin beni bal böceğim. Seni gidi bal böceği kim çözecek bu bilmeceyi? Ateşte yanar pervane,ben oldum derdinden divanee. Hele gel yine gel ben razıyım dön bana gel-...
Dilan:
—Ama benim adım bal böceği,bekleyemem ben bu geceyi. Gelirde koynuna girerim amaa sonrada batırırım iğneyi...
Doğan Dilan’ın şarkıyı bilmesine şaşırmıştı. Radyonun sesini kıstı. Doğan:
—Sen biliyor musun?
—Bilmese miydim?
—Şaşırdım yani... Senin bu tarz şeyler dinleyeceğini düşünmezdim.
Okula vardılar. Sıkıcı dersler bittikten sonra Doğan Dilan’ı eve bırakıp otele gitti. Otelin bir müşterisi büyük bir borca girmişti. Müşterinin düşmanı burada kaldığını öğrenince silahlı saldırı düzenledi. Doğan ne olduğunu anlayamamıştı.(Mal çünkü)Sesi duyup cama doğru yönelince kurşun Doğan’ı omzundan vurmuştu.(Depremlerde yine yüreğimm...) Doğan hastaneye kaldırıldı.
Yavuz kapıda bekliyordu.(Evin) Birden Rıfat Bey aradı. Sesi kötü geliyordu. Yavuz:
—Alo. Rıfat Bey buyrun.
—Çabuk Dilan’ı al özel hastaneye getir!
—Kö-kötü birşey mi oldu?
—Doğan vuruldu...
—Ne?! Hemen geliyoruz.
Yavuz kapıyı çaldı. Dilan açtı. Dilan:
—Yavuz, ne oldu? Endişeli duruyorsun.
—Doğan Bey vurulmuş...
Dilan endişeyle hızlıca hazırlandı. Gri,uzun kollu bir elbise giyip siyah kabanını aldı. Siyah topuklularını giydi,siyah çantasını aldı ve hemen çıktı. Hemen hastaneye gittiler. Dilan ameliyathane kapısının önünde ağlıyordu. 2 saat sonra Doğan ameliyattan çıktı. Dilan ağlamayı bıraktı. Doğan’ın başucunda bekliyordu. Gözleri kıpkırmızı, odada tek bekliyordu. 15 dakika sonra Doğan uyandı. Dilan hemen Doğan’a sarıldı. Doğan:
—Yabanim...
—Eşkiyam...
Dilan o gün Doğan’a bağlanmaya başlamıştı. 5 gün boyunca hastanede Doğan’a baktı. Doğan ona gidip dinlenmesini söyledi ama Dilan gitmedi. 5. gün Doğan taburcu edildi. Dilan Doğan’a tişörtünü giydiriyordu. Doğan:
—Bu kadar zahmete gerek yok-...
—Var ve rica ederim.
—Teşekkür etmedimki?(Tebessüm eder)
Doğan Dilan’ın gözlerine takılmıştı. Çok güzeldi. Doğan:
—Ne renk?
—Ne?
—Gözlerin...
—(Güler)Mavi ama belli olmuyor,öyle kahverengi gibi duruyor. Ağladığımda masmavi...
3 SAAT SONRA
Gelin kaynana 3 saatir atışıyorlardı. Dilan Nesrin Hanım’ın gitmesini istiyordu. Doğan’da onları izliyordu. Nesrin Hanım:
—Yaa o öyle salonda olmazz! Çocuğumu sert koltuğa yatırdın.
—Sizin çocuğunuzsa benimde kocam!
—Bak oğlum görüyorsun değil? Terbiyesiz! Aynı üvey anası, biz ne ettik ya? Çocuğumu aldatır üzer şimdi!
Dilan 3 saattir her söze katlanmıştı ama buna dayanamamıştı. Gözleri dolu odasına gitti, kapıyı kapatıp ağlamaya başladı. Doğan’da arkasından gitti, odaya girip yatakta oturmuş ağlamata olan Dilan’a sarıldı. Doğan:
—Tamam, geçti. Sen ona bakma. Ama-...
—Ama ne? Sende mi aynısını düşünüyorsun?
—Hayır, öyle demek istemedim.
—Doğan, gitsin söyle ona lütfen...
—Kızım ne diyeyim anama? Nasıl git deyim?
—Ya o, ya ben!
—Yabanii!
—Ben giderim!
Dilan valizini çıkarttı ve toplanmaya başladı. Doğan engel olmaya çalıştı. Dilan dayanamayıp Doğan’a sarıldı ve omzunda ağlamaya başladı. Ertesi gün haftasonuydu.
Salı günü Dilan’ın doğum günüydü. Dilan 21 yaşına girecekti. Dilan kahvaltıdan sonra Doğan’la KAYA KONAĞI’na gittiler. İpek’i gizlice çıkarıp konaktan gönderdi. Kahve içip sohbet ederlerken ALKA’lar (Rıfat Bey ve Nesrin Hanım)geldiler. Nesrin Hanım sinsice gülüyordu.(Cadı)Nesrin Hanım:
— Gelin Hanım, hayırlı olsun...
—Anlamadım?
—Çarşamba günü misafirin var.
—Kim?
—Eee, baktım 2 aydır bir torunum yok, bende sana kuma ayarladım. Adıda Buse.
Dilan Doğan’a baktı. Doğan’da şaşkındı. Dilan:
—Doğan! Bu ne demek!?
—Benim haberim yoktu.
—Ne demek haberim yok?!
—Nesrin bir dayanamadın!~Zilan Hanım~
—Ana bu Buse Züleyha’nın torunu olan?~Doğan~
—Hee.~Nesrin Hanım~
—Doğan birde tanıyor musun? Sana yazıklar olsun Doğan!~Dilan~
—Dilan öyle değil-...
Kaoslarla dolu(😮💨) hafta sonu bitti ve pazartesi geldi. Okulda Dilan heyecanlıydı. Bahar Azra,Emir ve Miran’ı çağırdı. Doğan’ıda unutmadı. Dilan bilerek lavaboya gitti. Bahar:
—Yarın Dilan’ın doğum günü.(09.12.2025)
—Ne?~Doğan~
—Sürpriz yapıcaz. Pasta bende. Süslemeleri? ~Bahar~
—Ben alırım. ~Miran~
—Tamam aşkım. Eee organizasyona 2 kişi lazım.~Bahar~
—Emir’le bende.~Doğan~
—Azra sanada ajanlık düşer. ~Bahar~
—Okey!~Azra~
Hazırlıklar başladı. Pasta kurdeleli çok şık ve güzeldi. Balonlar vb. tamamdı. Azra Eylül Hoca ile konuşacak ve Dilan’a birşey çaktırmayacaktı. Azra:
—Hocam yarın Dilan’ın doğum günü kutlama yapabilir miyiz?
—Evet.
Bahar Dilan’a hediye olarak parfüm almıştı. Azra gözlük, Emir “D” yazılı kupa almıştı. Miran’da 3 tane okuma kitabı almıştı. Doğan’sa zengin ve güçlü bir aşiretten geliyordu. Altın kolye almıştı. Çok kalındı, Dilan öyle şeylerden pek hoşlanmazdı. O gün kutlama sınıfta değil konferans salonunda olacaktı. Herşey hazırdı. Kimse ilk derste birşey çaktırmadı. Dilan unuttuklarını düşünmeye başlamıştı. Dilan:
—Baho bugün nasıl bir gün?
—Sıradan...
Dilan gerçekten üzülmüştü. 2. Ders Eylül Hoca geldi ve:
—Gençler,konferans salonuna iniyoruz. Konferans yapacağız.
Konferans salonuna inerken Doğan Dilan’ın gözünü arkadan kapadı. Dilan:
—Noluyor?
—Sen ilerle Yabani.
—Eşkiyaaa...
—Yabaniii...
Bahar önden içeri girip konfetiyi almıştı eline. Doğan Dilan’ı içeriye götürüp Bahar’a gözüyle patlat işareti verdi. Bahar patlatınca Doğan’da elini çekti. Dilan şaşırmıştı. Dilan:
—U-u-unutmamışsınız...
—Unutur muyuz? Bugün hayatımıza bir Yabani girdi.~Doğan~
—(Gülerler) Teşekkür ederim...~Dilan~
Doğan Dilan’ın belinden tuttu ve pastanın yanına götürdü. Dilan gözlerini kapadı ve dilek tutmaya başladı.
“Bir ömür boyunca Eşkiyam, Baharım, Azram, Babaannem ve Babam yanımda olsun...”
(İnşaallah gerçek olur yazdım ama)
Üfleyip gözlerini açtı ve herkes alkışladı. Sonra Doğan Dilan’ın arkasından kolyeyi taktı. Doğan:
—İyiki doğdun Yabani...
—Doğan, buna gerek yoktu. Sevmem ben böyle şeyleri-...
—Çıkartmak yok!
Dilan hediyeleri tek tek açıp teşekkür etmişti.
~Baran Bey araba sürüyordu. Birden “Zilan Anam” aradı. Baran Bey’in dikkati dağıldı ve beyaz,büyük bir arabaya çarptı.(Do you get dejavu huh?)
Dilan tam oturacakken telefonu çaldı. Arayan “Babamm”dı. Dilan:
—Alo,baba.
—Kimle görüşüyorum?
—Sen kimsin?!
Herkes Dilan’a bakıyordu. Kaza Araç Sahibi(Ayaz Bey):
—Numarada kızım yazıyor kızısın galiba. Babanız kaza yaptı. Benim aracıma çarptı. Atacağım adresdeki hastaneye gelin lütfen.
Dilan’ın beti benzi atmıştı. Telefon elinden düştü. Doğan telefonu aldı ve Ayaz Bey ile konuşmaya başladı. Ayaz Bey:
—Alo. Beni duyuyor musunuz?
—Sen kimsin?
—Deminki sesin babası kaza yaptı. Benim aracıma çarptı. Adresteki hastaneye gelin lütfen.
Hastaneye vardıkların Dilan arabadan hızla indi ve koşarak içeri girdi. Dilan:
—Babaaa!!
Öyle bir bağırmıştıki duyanın yüreği sızlardı...
5,5(beş buçuk)saat sonra doktor çıktı. Dilan meraklı gözlerle doktora bakıyordu. Doktor:
—Baran Bey malesef komaya girdi. Elimizden geleni yaptık...
Dilan’ın ayakta duracak gücü yoktu. Doğan’ın yardımıyla konağa gitti,gözleri kıpkırmızıydı. Zilan Hanım 6,5(altı buçuk) saattir ne oğlundan nede torunundan haber alamamış, panik ve endişeyle bekliyordu. Dilan’ı görünce biraz rahatlamıştı fakat surat ifadesinden kötü birşey olduğu anlaşılıyordu. Zilan Hanım:
—Dilan ne oluyor? 6,5 saattir ne senden ne babandan haber var! Ortalığı ayağa mı kaldırayım illa?
—Ba-ba-ba-bam, ka-kaza yapmış...
—Ne?! Durumu ne?!
—K-komada...
Konaktaki herkesin gözyaşları kurumuştu. Herkes dua ediyor ve iyi haberler bekliyordu. Zilan Hanım kenidini suçluyordu. Zilan Hanım:
—Benim suçum... Ben aradım diye oldu!...
—Babaanne yapma...
—Napıyım ha?
Asya Abla:
—Kötü günler bitti olarak düşünün-...
—Evet,şimdi daha kötü günler başlıyor...~Dilan~
Gece Mardin komple susmuştu.
Dilan uyuyamamıştı. Kafası dopdoluydu. Kendi sesini bile duyamıyordu.
“Sabah Buse AR geliyor. Artık babamda yok. İpek SAYAR’ı çağırsam mı? Hayır. Herşey mahvoldu.
Keşke hiç doğmasaydım. Annemde yaşardı. Eşkiyam’da sevdiğiyle evlenirdi. Beni sevecek hali yok ya. Acaba kalbim ne diyor? Ona yer var mı? Aslında galiba ona yer var, onu seviyorum... Kendi sesini duymaya çalışıyorum... Ama olmuyor...”(Dilan İç Ses)
Bunları düşünmüştü tüm gece. Bir süre sonra Doğan kalktı. Saat gece 02.29’du. Doğan duşa girmek için kıyafetlerini hazırladı. Pijama üstünü bulamamıştı. Kilere gidip baktı.(Ütü odası olarak kullanıyorlar) Dilan’da arkasından gitti. Doğan Dilan’ı fark edince uyandırdığını düşündü. Doğan:
—Kusura bakma senide uyandırdım...
—Zaten uyuyamadımki...
—Pijamamı bulamadımda...
—Yıkamıştım. Getiririm birazdan...
Doğan Dilan’a sarıldı. Doğan:
—Üzülme, geçecek bunlar. İyi düşün sadece...
—Hıhı...
Dilan Doğan’ın kollarında huzur bulmuştu. Doğan duşa girince askıdan kıyafetleri topladı, dolaba yerleştirdi ve uyumaya çalıştı. Doğan duştan çıktı. Üzerinde bornozu vardı. Dilan dalmak üzereydi. Dilan’ın yanına gitti ve yanağına bir öpücük kondurdu. Dilan hissetse de tepki vermedi. Doğan altına bol bir eşofman giyip Dilan’ın yanına yarı çıplak yattı. Sabah Dilan güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Doğan’da üstünü giyip mutfağa gitti. Kahvaltıdan sonra okula gitmeyeceklerdi.(İzinliler) Dilan hazırlığını yapmış kumasını bekliyordu. Birden kapı çaldı. Dilan:
—(Sessizce)Sen güçlü bir kadınsın. Gazan mübarek olsun. Bununlada başa çıkar, Eşkiya’nı kimseye bırakmazsın...
Kapıyı derin bir iç çekerek açtı. Karşısında Nesrin Hanım ve Buse duruyordu. Sakin bir kıza benziyordu. Dilan gibi güzel asla değildi. Nesrin Hanım içeri girdi. Buse’de arkasından. Doğan yatak odasındaydı. Dilan Nesrin Hanımları salonda ağırlayıp Doğan’ın yanına gitti. Doğan:
—Geldiler mi?
—Evet,sen niye gelmedin?
—Canım istemedi...
Zorlu günler başlıyordu...
Akşam yemeğini Dilan hazırlamıştı. Masada sarma,tavuk,yayla çorbası,pilav ve köfte vardı. Yemekten sonra Nesrin Hanım gitti. Dilan ve Doğan odasına çekildi.
Buse’de sarı bir gecelik giyip yatak odasına gitti. Dilan şaşırmış ve sinirlenmişti. Dilan:
—Bu halin ne? Hem sen yandaki misafir odasında kalacaksın çık dışarı!(Yataktan kalkmış, elleri belinde Buse’ye bakıyordur.)
—Oldu canı , benim görevim bu. Senin beceremediğini becermek.
—(Güler)Ne dedin,anlamadım? Köpekçem yok benim.
—Ben sana ne desem bilmiyorum...
—Tık, tutma.(Şiveyle)Diline geleni söyle kanser eder sonra.
Buse dayanamayıp misafir odasına gitti. Böylelikle birgün daha geçmiş oldu.
Sabah Dilan uyandığında aklına biraz daha uyuyabileceği, çünkü o gün dersin olmadığı geldi. Doğan’da uyuyordu. Dilan Doğan’a sarılıp uyumaya devam etti. Yarım saat sonra kalkıp güzel bir kahvaltı hazırladı. Saat 10.43 olunca Doğan’da uyandı, elini yüzünü yıkayıp mutfağa gitti. Kahvaltı sırasında Dilan Buse’yi istemiyordu. Bu yüzden Doğan’la konuştu. Dilan:
—Doğan.
—Efendim.
—Sen bugün otele gidecek misin?
—Evet.
—Bende gelsem?
—Buse için mi?
—Onu istemiyorum...
—Peki. Ama işime karışmak yok.
—Âşk olsun yanii...
—Olsun mu sahiden?(Gülüp göz kırpar)
—Eşkiyaa...
—Yabaniii...
—Ya Doğan!
—Tamam, tamam. Biraz hızlı ol.
Doğan gömleğini bulamamıştı.(Bu adam niye hiçbir şeyini bulamıyor?)Dilan ütü yapıyordu.(Yazık,Buse’ye versene) Doğan içeri girdi. Doğan:
—Gömleğim?
—Burada, al.
Doğan Dilan’ı bekliyordu. Dilan beyaz,kollu,boğazlı bir body altınada siyah bir etek giyip üzerine siyah bir kaban almıştı. Saçlarını açık dalgalı bırakmış,klasik makyajını yapmıştı. Siyah,uzun topuklu botlarını giymişti ve hazırdı. Doğan beklerken sıkılmıştı. Doğan:
—Yav kızım altı üstü birşeyler giyecen çık hadi!
Dilan siyah çantasını da alıp çıktı. Doğan’ın dili tutulmuştu. Doğan:
—Sonunda. Bekle bekle ağaç oldum. Ama beklediğime değdi.(İçinden)
Hızlıca evden çıkıp asansöre bindiler. Buse’de kapının sesine uyanmıştı. Yalnız kalınca dışarıya çıkmak istedi fakat kapı kilitliydi...
Otel çok büyük ve görkemliydi. Arabayı park etmesi için görevli aldı ve içeri girdiler. Doğan Dilan’ı kendi odasına(DOĞAN ALKA/otel sahibi) götürdü. Kendiside bilgisayar başına geçti. 2,5(iki buçuk) saat sonra Zilan Hanım geldi.
Zilan Hanım Doğan’ın odasına girdi. Dilan’ı kolundan tutup çekti. Zilan Hanım:
—Yürü Dilan gidiyoruz!
—Hoop! Nereye?! ~Doğan~
—Nesrin sana yeni karı getirmedi mi? Dilan senin için bitti artık!
Doğan içindekinin ne olduğunu artık anlamıştı. (Kutu mu bu)Kalbi Dilan’a aitti. Dilan:
—Dur babaanne canım acıyor!
—Baban yok artık! Benimle yaşayacaksın!
—İstemiyorum!
Zilan Hanım Dilan’a tokat atacakken Doğan yerinden fırlayıp Zilan Hanım’ın elini tuttu. Doğan:
—Karıma bir daha dokunmaya kalkma!
Zilan Hanım sinirle çıktı. Dilan şaşkındı. Doğan Dilan’a sımsıkı sarıldı.(🤢)Otelde işleri bitince dışarıda pizza yediler. Eve döndüklerinde Buse sinirle makarna yiyordu. Döndüklerini görünce sinirle kapıya geldi. Buse:
—Bu saate kadar neredeydiniz siz?
—Anamız mısın sen?~Dilan~
—Kocamı-...
—Ne ara evlendiniz siz?~Dilan~
Dilan sinirle yatak odasına gitti, peşindende Doğan. Dilan:
—Doğan birşey yap!(Ağlamaklı bir ses tonuyla)
—Tamam ben bakacağım.
—Bakmayacaksın! Birşey yapacaksın!(Doğan’ı ittirir)
—Dilan! Sakin ol!
—Olamıyorum Doğan, olamıyorum! Ben artık bıktım! Bıktım ben artık! (Eşyaları yere atıp kırmaya başlar)
—Dilan dur! Dilan yapma!(Dilan’ı durdurmaya çalışır) Dilan! Yabani dur!
Doğan Dilan’ı kendine çekip sarıldı ve sakinleştirdi. Dilan sinir krizi geçirmişti. Sonra Doğan’ın omzunda ağlamaya başladı. Biraz ağladıktan sonra Doğan Dilan’ın gözyaşlarını sildi. Doğan:
—Yapma, bize bunu yapma. İkimizide parçalama.
—Doğan dayanamıyorum...
—Ben yanındayım birtanem. Yanındayım, buradayım. Herzaman.
Dilan’ın yanağına bir öpücük kondurdu ve yatağa yatırdı. Yanına oturup Dilan’ın elini tuttu. Doğan:
—Eğer uzaklaşmak istersen anlarım... B-bir kaç gün g-gidebi-lirsin...(Zorlanarak)
Dilan başıyla onayladı. Doğan’ın gitmesini istemediğini anlamıştı. Doğan:
—İstiyor musun?
—Evet...
—Peki...
2 Gün Sonra
Dilan sakinleşmek için 2 günlüğüne konağa gitmişti. Döndüğünde Buse evdeydi. Buse Dilan’ın Doğan’ı sevip sevmediğini öğrenmek için bir planı vardı. Seviyorsa planı yarıda bırakacaktı.
Üzerinde geceliği vardı, yatak odasındaki yatağıda dağıtmıştı. Parmağında sahte bir yüzük vardı. Dilan şaşırmıştı. Buse yanına geldi. Buse:
—Hoşgeldin!(Elini sallar)
Dilan’ın dikkatini yüzük çekmişti.(Bir bakıp bir kaçarakk) Dilan:
—Doğan nerede?
—Sabah çıktı...
—O yüzük ne?
Dilan çok soğukkanlı duruyordu. Buse:
—Doğan’la benim yüzüğüm...
—O ne demek ya?(Sinirlenir)
—Sen yokken Doğan’ın canı sıkıldı. Evlendik. Geceyi-...
Saat 17.05’ti. Dilan sinirle evden çıktı. Doğan kapıdaydı. Dilan’ı görünce gülümsedi. Doğan:
—Dönmüşsün-...
—Çekil...
—Geri gitmene izin vermem!
—Öyle mi?!
Dilan açık olan kapıdan eve geri girip yatak odasına gitti. Doğan’da ne olduğunu anlamadan peşinden gitti.(Mal dedim işte) Dilan odanın halini görünce şok olmuştu. Sinirle Doğan’a baktı. Dilan:
—Bu ne!?
—Neye benziyor?(ÖKÜZ)
Dilan kalan eşyalarını toplamaya başladı. Doğan:
—Dilan, ne yapıyorsun?
—Ne yapıyora benziyorum?
Valizini toparladı ve kapıya yöneldi. Durul Doğan’a baktı ve yüzüğü parmağından çıkarmaya başladı. Dilan:
—Babaannem haklıymış, buraya kadar. BİTTİ.
Yüzüğü Doğan’a fırlatıp gitti.
Evet, evet, ardına bile bakmadan bırakıp gitti.
Doğan sinirle Nesrin Hanım’ı aradı. Doğan:
—Alo!
—Alo.
—Buse’yi al götür! Hemen!
—Yakında imam ni-...
Doğan telefonu sinirle yere attı. Buse:
—İ-iyi misin?
—Değilim DEFOL!
Buse Doğan’ı tanımıyordu. Bu halinede korkmuştu. Dilan konakta ağlıyordu. Bir süre sonra hazırlanmaya başladı. Havalar soğumaya, kış gelmeye başlamıştı. Beyaz, uzun kollu, kışlık bir elbise, ayağınada beyaz botlar giyip krem renginde bir kaban giymişti. Makyajını kahve tonlarda yapıp saçını at kuyruğu yaptı. Beyaz bir çanta alıp çıktı. Mesajdaki adrese gitti.
Kapıyı çaldı.
Ding Dong!
Kapı açıldı ve içeri girdi.
Tak, tak, tak...
Topuklu beyaz botu ses çıkarıyordu.
Doğan Yavuz’u görevlendirmişti. Yavuz Dilan’ı takip edip Doğan’ı aradı. Doğan meyhanede kafa dağıtıyordu. (Âşığım âşık çal bu gece) Yavuz:
—Alo, beyim Dilan Hanım gizli saklı, değişik, garip bir eve girdi.
—10 dakikaya çıkmazsa dal içeri...(Yarı sarhoş)
—Peki.
Ev kirli, dağınık ve pisti. İpek salçalı makarna yiyordu. Mustafa’da yanına oturdu. Dilan şaşkınlıkla izliyordu. İpek:
—Eğer seni baban gönderdiyse-...
—Babam trafik kazası geçirdi. Komada... Artık saklanmana gerek yok...
—Ne?!
—Haber vereyim dedim.
—Geçmiş olsun.
—Sanada.
—O ne demek?
—Halini diyorum...
13 dakika olmuştu. Dilan tam kapıyı açtığında Yavuz kapıdaydı. Dilan:
—Ne işin var? Beni mi takip ediyorsun?
Yavuz Dilan’ı kolundan çekerek eve götürdü. Buse Dilan geldiğinde sevinçle koşup Dilan’a sarıldı. Dilan şaşırmıştı, sakinliğini korudu. Dilan:
—Kafayı mı yedin?(Kafayı yedim tabiki sürekli pozitif olmak ne kadar zor haberiniz var mı?)
—Ayy, sen beceremedin ama olsun, bak ben yaptım!
DNA testini Dilan’a uzattı. Dilan üzülmüştü, gözleri dolmuştu, Buse bunu fark edince Dilan’a gerçekten üzüldü. Suratı asıldı, sevdiğini anlamıştı. Dilan:
—Hayırlı olsun...
Banyoya girip kapıyı kilitledi. Buse hamileydi. Doğan 1 yudumu zor içmişti. Aklı Dilan’daydı. Ama zorda olsa baya içmişti.
Dilan’ın birden başı dönmeye başladı. Buse plandan vazgeçmişti. Dilan’ın Doğan’ı sevdiğini anlamıştı. Eşyalarını alıp evden gitti... Aslında hamile değildi. Planın bir parçasıydı. Dilan tam kapıyı açtığında düşüp bayıldı. Kafasını düşerken dolaba çarpmıştı,banyo kan dolmuştu. Doğan eve geldiğinde ev sessizdi. Elini yüzünü yıkamak için banyoya girdi. Dilan’ı görünce çok korkmuştu. Hemen ambulansı aradı. Doğan:
—Dilan,Dilan yapma hayır! Aç gözünü lütfen!
Kanama çoktu. Dilan 4,5(dört buçuk)saatlik bir ameliyata alındı. Doğan korkarak Buse’yi aradı. Doğan:
—Buse sen ne yaptın?!
—Eşyalarımı aldım ve gittim. Özgür yaşamak istiyorum kuma olmak değil.
—Dilan’a ne yaptın?!
—Ben bir şey yapmadım!
Doğan telefonu sinirle kapadı... Zilan Hanım’da olanları duyup hızla hastaneye gitti. Dilan’ın ameliyatı başarılı geçmişti (şimdilik ) Doğan heyecanla Dilan’ın uyanmasını bekliyordu. Dilan gözünü açtığı gibi Doğan Dilan’a sarıldı. Doğan:
—Yabanim benim. Çok korkuttun beni...
—S-sen kimsin?
Doğan bunu duyunca şok olmuştu. Gözleri dolmuştu. Zilan Hanım’ında tepkisi aynıydı. Doktor odaya girip Dilan’ı muayene etti. Doğan’ı kenara çekip konuşmaya başladı.
Doktor:
—Doğan Bey, eşiniz hafıza kaybı geçirmiş. Kalıcı olup olmadığı hakkında net bir bilgi veremem. Lütfen onu çok dikkat edin. Hatırlatmak için hep eskiden bahsetmeye başlayın/çalışın.
Doğan ne olursa olsun Dilan’dan vazgeçmeyecekti. İlk gün Dilan’a yemek yedirip sohbet etmeye başladı. Doğan:
—Tadı nasıl Yabanim?
—Yabani?
—Pardon... Hatırlıyor musun ilk karşılaşmamızı?
—Hayır...
—Okulda çarpışmıştık...
Böyle şimdi bu ara-sıra kızlar geldi, ara sıra Doğan’la dışarı çıkıp yürüdüler...
Doğan gün geçtikçe umudu kesiliyordu. Ama her gün Dilan’ın başında bekliyordu. Dilan 1 ay sonra gece rüya gördü. Kayıp bir film şeridi gözlerinin önünden geçmişti. Doğduğu an, annesinin ölümü, okulun ilk günü, okuldan alınışı, okula gizlice geri başlaması, evlenişi, aşık olduğu gün, Baran Bey'in komaya girmesi...
Hepsi...
Doğan da düşünceliydi:
"Acaba Dilan beni ne zaman hatırlayacak? İnşallah geçicidir. Bana Eşkiya demesini bekliyorum. Çünkü o beni hatırlayacak. O hele bir hatırlasın, sonra bana istediği kadar kızsın, önemli olan hatırlaması..."
Dilan sabah uyandığında heyecanlıydı. Ama belli etmiyordu. Doğan kahvaltıyı getirdi. Beraber yerken Doğan konuşmaya başladı. Doğan:
— Nasıl, güzel olmuş mu?
— Çok güzel. Ellerine sağlık Eşkiya...
— Ne!
Doğan şaşırmıştı. Ayağa kalktı. Doğan:
— Bir daha söylesene.
— Eşkiya...
Doğan Dilan'a sarıldı. Doğan:
— Ha-hatırladın!
Doğan çok mutlu olmuştu. Hemen doktor çağırdı. Doktor Dilan'ı muayene etti. 1 gün sonra Dilan taburcu oldu. Arabada Doğan hala gülüyordu. Dilan:
— Ne, ne oldu?
— Yok bir şey...
— Küsüm ben sana burada haberin olsun...
— O niye yahu?
— Senin yüzünden oldu her şey!
— Hımmm...
— Senin suçun!
— Bak kaza yapacaz dikkatimi dağıtma.
Doğan yolda bir kuyumcu bulup durdu. Dilan:
— Doğan, burası değil ki ev...
— Bekle.
Doğan altın kolye seti ile geri döndü. Dilan:
— Buna gerek yoktu...
— Ödülün bu senin.
— Ne ödülü?
— Beni hatırlama ödülü.
— Doğan! Şakanın sırası mı?
— Değil mi?
Eve döndüklerinde ev boştu. Kimse yoktu. Dilan eşyalarını yerleştirip misafir odasına baktı. Kimse yoktu, yatağın üzerinde bir not vardı. Dilan notu açıp okumaya başladı.
“Dilan eğer bu notu okuyorsan özür dilerim. Senin Doğan’ı sevdiğini anladım. Bu yüzden şakamı sonlandırdım. Her şey yalandı. Sen gidince Doğan da otelde kalmaya başladı. Aramızda hiçbir şey olmadı. Hoşçakal...”
Notu okuyunca Dilan’ın içi rahatlamıştı. Doğan salonda televizyon izliyordu. Saat 14.38’di. Dilan akşam yemeğini hazırlamaya başladı. Balık pişirip salata yaptı. Yemek yerken sohbet ettiler. Doğan:
—Ellerine sağlık.
—Afiyet olsun.
—Barışalım mı?
—Mı?...
Dilan durup biraz düşündü. Doğan Dilan’a bakıyordu. Dilan hayır anlamında başını salladı. Doğan:
—Peki...
Doğan üzülmüştü ve Dilan’ın haklı olduğunu biliyordu. Yine de kalbi kırılmıştı. Saat 20.38’de Dilan mutfağa girdi. Doğan’a kurabiye yapmak istedi.
Tarif:
Yoğurma kabına 200 gram oda sıcaklığındaki tereyağı, 1 yumurtanın sarısı, 1 çay bardağı pudra şekeri, yaklaşık 3,5 su bardağı un ve 1 tatlı kaşığı kabartma tozunu alarak yoğurmaya başlayalım. Toparladığımız hamuru tezgaha alalım ve iki eşit parçaya bölelim. Biraz un serperek merdane ile hamuru açmaya başlayalım. Hafif hafif un serperek hamur istediğimiz inceliğe gelinceye kadar açalım. Ardından kalp şeklindeki kalıplarımızla keselim. Tüm hamur bitinceye kadar aynı şekilde hamuru açıp keserek kurabiyelerimizi hazırlayalım. Ardından kurabiyeleri fırın tepsisine aralıklı olarak dizelim. Önceden ısıttığımız 180 derece fırında 12 dakika boyunca kurabiyeleri pişmeye bırakalım. Fırından aldıktan sonra kurabiyeleri soğuyuncaya kadar mutlaka bekletip daha sonra servis edebilirsiniz.
Kurabiyelerin üzerini süslemek için 2 adet merengi kaseye alarak un haline gelinceye kadar ezelim. Ardından renk vermek için 1 çay kaşığı pancar tozunu ilave ederek ezmeye devam edelim. 2 yemek kaşığı pudra şekeri ve yaklaşık 2 tatlı kaşığı suyu da ekleyerek pürüzsüz bir kıvam alıncaya kadar karıştıralım.Hazırladığımız karışımla kurabiyelerin üzerini kaplayalım.
Dilan kurabiyeleri bitirdikten sonra Doğan su içmek için mutfağa girdi. Doğan kurabiyeleri görünce şaşırdı. Doğan:
—Bunlar ne Yabani?
Dilan Doğan’a sarıldı. Doğan da Dilan’a. Dilan:
—Barışalım...
Doğan gülümsedi. Dilan:
—Ama bir daha beni üzmeyeceksin.
—Tamam Güzelim...
—Ben güzel değilim ki...
—Sen öyle san.
Kurabiyeleri yedikten sonra pijamalarını giyip yatağa girdiler. Doğan Dilan’ı izlerken birden aklına bir şey takıldı. Doğan:
—Yabani.
—Efendim? (Dilan Doğan’a döndü)
—Sen nasıl beni hatırladın?
—Rüya gördüm. Hayatım bir film şeridi gibi önümden geçti.
—Ben de tam ümidi kesmiştim sen hatırladın...
—Doğan...
—Söyle sevgilim.
—Sen niye sürekli sevgilim, güzelim diyorsun?
—Karıcığım nasıl? (Gülümser)
—Şakanın sırası mı?
—Kurabiye çok güzeldi, aferin. (Dilan’ın yanağını sıkar.)
—İyi geceler...
Doğan Dilan’ı dudağının kenarından öptü. Dilan utanmış, kıpkırmızı olmuştu. Doğan Dilan’a sarıldı. Doğan:
—İyi geceler Yabanim...
—Doğan ne yapıyorsun?
—Unutmadan söyleyeyim, utanmak sana çok yakışıyor...
Dilan gülümsedi. O gün öyle bitmişti...
Sabah hızla hazırlanıp okula gittiler. Eylül Hoca sınıfta değildi. İçeri girdi. (Dekan) Dekan:
—Gençler ben Fakülte Dekanı Soner KARA. Hocanız 3 gün izinli. Dersiniz boş.
Dekan sınıftan çıktı. Bahar:
—Dilo, dc oynayalım mı?
—Olur.
Nil, Serhat, Bahar, Miran, Azra, Emir, Doğan ve Dilan dc oynamaya başladı. İlk soru Nil’e sorulacaktı. Emir:
—Nil, d mi c mi?
— D.
— Sınıftan kıskandığın bir kız var mı?
— Dilan.
— Peki, çeviriyorum.
2. Şişe Bahar ve Doğan'da durdu. Bahar Dilan'a baktı.
Bahar:
— Doğan d mi c mi?
— C.
— Pekiii... Dilan'ı öp. Dudaktan...
Doğan direkt öptü. O an bir ilk gerçekleşmişti. Herkes kilitlenmiş, Dilan'ın ne tepki vereceğine bakıyordu. Karşılık mı verecekti, yoksa tokat mı atacaktı? Dilan, Doğan geri çekildiğinde kıpkırmızıydı. Hiç bozuntuya vermeden şişeyi çevirdi! Nil ve Serhat oradan uzaklaştı. Doğan ve Emir çıktı.
Doğan:
— Emir, d mi c mi?
— D.
— Bir sırrını söyle...
Sınıfın kapısı açıldı ve Naz kafasını uzattı. Herkes Naz'a bakıyordu. Emir panik olmuştu. Naz Emir'e baktı, Naz:
— Aşkım gelsene!
Azra şok olmuştu. Emir (yüzsüz) soruyu cevapladı. Emir:
— 33 sevgilim oldu. 31 tanesinden ayrıldım. Kalan ikiliden biri Azra ötekisi Naz, ve Naz'la evliyiz.
Herkes kilitlenmiş, ağzı açık kalmıştı. Azra Emir'e tokat atıp hızla okuldan ayrıldı.
Dilan o günün bitmesini istiyordu. Eve vardıklarında Zilan Hanım aradı. Sesi öfkeliydi. Zilan Hanım:
— İpek'in yerini biliyor muydun?!
— Efendim?
— Bilmezlikten gelme Dilan!
— Ne oldu ona sen hele onu de - (şiveyle)
— Adres attı!
— Ne?!
Dilan hemen Doğan'ı aradı. Dilan:
— Doğan çabuk gel!
— Ne oldu? İyi misin? Sana mı bir şey oldu?
— Zilan Ana, İpek'i öldürecek!
— Geliyorum, hazırlan aşağı in.
Dilan siyah bir gömlek ve lacivert ispanyol paça bir kot pantolon giydi. Siyah/Koyu tonlarda bir makyaj yaptı, saçını at kuyruğu yaptı. Siyah topuklularını giydi. Siyah çantasını da unutmadı.
Hızlıca evden çıktı. Dilan:
— Doğan sen siteden çık ben sana tarif edicem.
Evin bulunduğu mahalle adam kaynıyordu. Doğan arabayı park etti. Doğan:
— Bekle.
— Ne oldu?
Doğan silahını aldı. Arabadan indiler. Zilan Hanım İpek'e silah çekmişti. Bağırıp tehditler savuruyordu.
Zilan Hanım:
— Sen, benim oğluma ihanet ettin! Hainsin sen! Benim oğlum senin yüzünden komada!, Sen öleceksin!
Dilan yetişmişti. Zilan Hanım ateş edince Dilan arkasından elini kaldırmıştı. Böylelikle havaya ateş edilmişti.
Dilan:
— Ana, dur! Sen ne ediyorsun?
— Dilan karışma!
Dilan silahı aldı. Nihat Abi:
— Dilan, bak etme!
— Abi!
— Abim, kan dökülür! Üzülürsün!
— Bu mesele burada kapanacak! (Doğan)
— ALKA'lardan mı medet umdun sen Dilan! (Zilan Hanım)
— O da bir ALKA! (Doğan)
— Öyle mi?! (Zilan Hanım)
Zilan Hanım adamlardan birinin silahını alıp Mustafa'yı bacağından vurdu. İpek:
— Ne yaptın sen!
BAM!
İpek'te karnından vuruldu.
Uzun bir süre kitlenmişti Dilan.
Doktorlar elinden geleni yaptılar. Ama ikiside öldü.
Dilan sadece üzgündü.
O KADAR!
Bir damla gözyaşı bile dökmemişti. Cenaze hazırlıkları başladı. Tabutun birini Dilan taşıyordu.
Cenaze töreni 1 saat sürdü. Cenaze bittikten sonra Doğan ve Dilan sohbet etmeye başladı. Dilan:
— Yaptığı her şeye rağmen yinede ölmesini dilemedim, ama hayat bu. 2 kurşun 3 can aldı...
— 3?
— Bebekte var... Kabul etmesemde oda bir can...
— Keşke daha iyi biri olsaydı...
— Asıl sorun o değil, asıl sorun... Babam uyandığında ne olacak?
— Onada ozaman bakarız...
01 / 08 / 2026 (zaman atlaması)
Ogün Dilan kahvaltıdan sonra hastaneye Baran Bey'i ziyarete gidecekti. Kahvaltı sırasında konuşmaya başladı. Dilan:
— Bugün ben hastaneye gidicem...
— Benim niye bundan haberim yok? Ayrıca ben bugünde çalışıyorum ya hani, seni nasıl götüreyim? Akşam gideriz, tamam mı Yabani?
— Ayağım var benim, kendim gidebilirim...
— İzin vermiyorum! (Bastırır)
— Allah Allah! Ben senin evcil hayvanın değilim. Eşkıya! (Bastırır)
— Bak! (Parmağındaki yüzüğü gösterir) Biz evliyiz. Farkında mısın? Kalın kafa, ayrıca senin yüzüğün nerede?
— Takmayacağım.
— Neden?
— İstemiyorum.
— Takacaksın!
— Takmayacağım!
— Beni dinlemek zorundasın!
— O nişeymiş?!
— Kocanım ben senin! Bunu unutma.
— Bizim evliliğimiz gerçek değil, sadece kağıt üzerinde! Sende bunu unutma.
— Yeterince gerçek! Ölünceye dek!
— Ama arada aşk yok... (Ağlamaklı)
Dilan'ın gözleri dolmuştu. Doğan'da durdu. İnatlaşma son cümleyle sonlanmıştı. Dilan gözlerini sildi. Doğan:
— Yavuz götürsün seni...
Doğan her zamanki gibi takımını giydi, çantasını aldı ve çıktı. Sinirle asansöre binip kendi kendine konuşmaya başladı.
Doğan:
— Bak, bak! Lafa bak! Arada aşk yokmuş! Gözlerinden okunuyor bana aşık olduğun! Yabani, ben kimimki sözümü dinleyesin?! Sen istesen olacaktı aşk, işte!
Dilan şeker pembesi bir kazak, beyaz bir pantolon, beyaz topuklular giyip saçlarını düzleştiridi. Makyajıda klasik pembe ruj, allık, kahverengi maskara, kapatıcı, pudra ve sabitleyiciydi. Yavuz kapıda bekliyordu. Dilan kapıyı açınca Dilan'ın kıyafetini incelemeye başladı. Yavuz:
— Dilan Hanım bir dönermisiniz?
Dilan şaşkınca döndü. Yavuz kıyafeti inceledi. Yavuz:
— Tamamdır Dilan Hanım Gidebiliriz...
— Bir dakika, bir dakika. Ben anlamadım, bu neydi?
— Doğan Bey'in emri!...
— (Alaycı bir tonla) Haah, neymiş Doğan Bey'inin (Bastırır) emri?
— Kural 1; Kısa veya dekolteli giyinirse dışarı çıkmayacak! Kural 2; - - -
— Bu ne ya böyle? Listemi yaptı sana? Tam bir ruh hastası...
Yavuz telefonunu çıkardı ve tam Doğan'ı arayacakken Dilan konuşmaya başladı. Dilan:
— Ne yapıyorsun?
— Kural 4; Doğan Bey'e hakaret ederseniz hemen haber verilecek. Kendiside evde cezasını kesecekmiş...
Dilan telefonu aldı ve kilit koydu. Dilan:
— Saçmalamayı bırak Yavuz! Geç kaldık hadi!
Dilan hastaneye girdiğinde Yavuz'da peşinden gitti. Dilan:
— Ne, sen nereye? Buda mı emir?
— Kural 6; Dilan'ın peşinden asla ayrılma.
— Ben senin ilkokul arkadaşın mıyım? Hanıma ne oldu?
— Ben Beyimin dediğini söyledim, ezber ettimde...
— Anladım tamam. Ama içeri ben tek gireceğim.
— Peki...
Dilan içeriye girdiği an Baran Bey hayata döndü. Dilan şok olmuştu. Dilan:
— Ba-baba...
— Kızım. Annen nerede?
— Ben doktor çağırayım...
— Hiç değişmemişsin. Konuyu hemen dağıttın... (Zorla)
Dilan'ın gözleri dolmuştu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Kapıyı açıp Yavuz'la konuşmaya başladı. Dilan:
— Yavuz...
— Dilan Hanım, ne oldu, iyi misiniz?
— Doktor çağırır mısın? Babam uyandı...
— Ne? Tabii, hemen...
Yavuz hemen doktor çağırdı. Doktor Baran Bey'i muayene etti. Doğan'a henüz haber verilmemişti. Dilan içerideyken Yavuz Dilan'ın telefonundan Doğan'ı aramaya, bir yandanda kendi kendine konuşmaya başladı. Yavuz:
— Açayım bakıyım, tabii ki şifreli... Olsa olsa "Doğanım" olur. Yok, buda olmadı. Ozaman biraz daha gizli bir şey olmalı. "Eşkıyam" deneyim birde. Hah, oldu. (Vatan gülüşü) Numaralara bakayım. Bahar, Azo, Miran, Emre, Emir, bu bok emojili kim? Neyse, babaannem, babam, Eylül Hoca, Eşkiyam beyaz kalp. Hah, beyime beyaz kalpte koymuş. (Tekrardan vatan gülüşü) arayım bakayım...
Doğan telefonu hemen açtı. Doğan:
— Alo, Yabanim. (Garibim :))
— Alo, Beyim benim. (Güler)
— Komik mi lan? Ayrıca, sen niye beni kendi telefonundan aramadın?!
— Şey, Dilan Hanım kurallarınızı saçma bulup size ruh hastası dedi. Sonra ben sizi arayacaktım telefonunu alıp şifre koydu. Bende Dilan Hanım'ın şifresini bulup sizi aradım...
— Bir daha yapma tamam mı? Neymiş bari şifresi?
— (Güler) Tabiki çok basit bir şey koymuş. Eşkıyam yazdım açıldı...
— (Güler) Beni ne diye kaydetmiş?
— Eşkıyam beyaz kalp...
— İyi tamam hadi kapat...
— Tamam Beyim, ha bir dakika! Ben sizi şey için rahatsız etmiştim. Dilan Hanım'ın babası, uyandı.
— Ne? Tamam kapat geliyorum.
30 dakika sonra Doğan hastaneye geldi. Dilan doktorla konuşuyordu. Doğan odaya girdi. Siyah eldivenlerini çıkartıp kolunu Dilan'ın omzuna attı. Dilan şaşkınlıkla Doğan'a bakıyordu. Doğan:
— Evet siz konuşmaya devam edin.
— Kusura bakm-... (Dilan)
— Bakabilirsiniz. (Doğan)
— 2 güne taburcu olacak Baran Bey. Sizede Psikolog Sena Aydın'a görünmenizi tavsiye ederim. (Doktor)
— Bende tam psikolog olmak istiyordum. Bak benden iyisini bulamazsınız. (Doğan)
— Siz tam tersini yaparsınız. İyi günler. (Doktor)
2 Gün Sonra
Baran Bey taburcu olmuştu. Zilan Hanım'a sürpriz olacaktı. Dilan ve Doğan Baran Bey'e yardım edip KAYA KONAĞI'na götürmüştü. Zilan Hanım oğlunu görünce çok sevinmişti. Zilan Hanım:
— Bu ne güzel sürpriz oğlum! Sonunda uyandın!
— Ana, karım konusu neden hemen kapatılıyor? Nerede o?
Zilan Hanım Dilan'a baktı. Zilan Hanım:
— Siz demediniz mi? Oğlum İpek öldü. Vurdum ben onu!
— Ne?!
— Sana ihanet etti o! Yalan mı?
— Ha-hayır! Y-y-yalan!
— B-baba sakin ol. Dedikleri doğru... (Dilan)
Baran Bey sinirle odasına gitti. Kapıyı kilitleyip eşyaları etrafa dağıtmaya/saçmaya başladı. Doğan Dilan'a bakıyordu, Dilan da Zilan Hanım'a "Ben şimdi ne yapayım!!!" der gibi bakıyordu. Ardından Doğan'ın elinden tutup Baran Bey'in odasının kapısına götürdü. Dilan:
— Doğan, kapıyı kırar mısın?
— Ne?! Saçmalama...
— Kendine zarar verebilir. Nolur, bak sonra ne istersen yaparım.
— İyi, ama yapacaksın.
Dilan gözleriyle onayladıktan sonra Doğan kapıyı kırdı. Dilan içeri girip Baran Bey'i durdurmaya çalıştı. Dilan:
— Baba dur, dur yapma! Sakin ol! Baba!
Baran Bey Dilan'a sarılıp ağlamaya başladı. Dilan şokta Doğan'da kapıyı kapatıp arabaya gitti. Doğan Dilan'a karşı hep saygılıydı. Böyle bir durumda sırf Baran Bey'i düşman diye yıkıldığı anı izleyip Dilan'ı üzmeyecek, babasıyla dalga geçmeyecekti. Akşama doğru eve döndüler. Dilan yorgundu. Doğan'da birazcık dargındı. Bu katı kurallar Dilan'ın hoşuna gitmemişti. Akşama börek, salata, pilav ve mercimek çorbası yapmıştı. Yemek sırasında Dilan konuşmaya başladı. Dilan:
— Bütün bunlar ne demek oluyor Doğan?
— Anlamadım?
— Kurallarını diyorum...
— O kuralların hiçbiri saçma değil. Hepsi seni korumak için.
— Doğan, ben sana sabahta söyledim. Bizim evliliğimiz gerçek değil —...
— Yani?
— Beni korumana gerek yok...
— Hayır var!
— Doğan!
— Bak, sen istersen herşey dur!
— (Alaycı bir tonla) Ne olur, ne?!
— Aşk!
— Saçmalıyorsun!
— Ha, doğru, sana göre sevmek saçmalamak demek!
Doğan sinirle yatak odasına gidip üstünü değiştirdi. Dilan'da ağlamaya başladı. Doğan yatağa girdiğinde Dilan'ın sesini duyup mutfağa gitti. Dilan'ın kalbini kırdığı için pişmandı. Doğan:
— Özür dilerim...
— Git lütfen...
— Ne?
— Git...
— Defolayım gideyim öyle mi?
— Evet, defolup git...
Doğan üzülmüştü. Doğan:
— Yanından değil mi?
Dilan ayağa kalktı, hızla Doğan'ın yanına gidip boynuna sarıldı.
Ertesi gün okulda Eylül Hoca gelmişti. Yoklama alıp derse geçti. Bir süre sonra dekandan Eylül Hoca'ya bir mesaj geldi.
"Eylül Hocam acil gelin. Kızlar tuvaletinde cinayet işlenmiş. Polis çağırdım."
Eylül Hoca panikle sınıftan çıktı, kimse ne olduğunu anlamamıştı. Doğan:
— Yabani, bak sakın yanımdan ayrılma!
— Ne oldu? Sen biliyormusun?
Eylül Hoca gördüğü manzara karşısında şok olmuştu. Naz'ın ölü bedeni yerde yatıyordu. Soruşturma başlatıldı. Dilan kim olduğunu tahmin edebiliyordu. Çıkışta Azra, Bahar ve Miran Dilan ve Doğan'ın evinde toplandı. Emre Emir'i çağırmadılar. Salona geçip konuşmaya başladılar. Dilan Azra'ya baktığında ağladığını gördü. Azra:
— B-b-b-ben ço-k pişma-nım...
— Azooo! Bana bak, yoksa?!
— İçim yanıyor... Annem, babam yok. Sevgilin tarafından aldatılsan, hemde ağır bir şekilde... Sende o kızı öldürmezmiydin?
Doğan ve Dilan bakıştılar. Bahar:
— Sen bu değildin Azo!
Miran:
— Azra peki bu işin sonunu düşündün mü?
— Ben düşündüm... Kimliğini değiştirip yurt dışına kaçırcaz... (Dilan)
Azra ağlamaya başladı. Dilan'ın haklı olduğunu herkes biliyordu. Bahar:
— Planın var mı?
— Var... Öncelikle Azra'nın kimliği lazım... (Dilan)
Azra kimliğini uzattı. Dilan:
— Azra TONER (kimliği kırdı) Artık böyle biri yok!
Herkes şaşkındı. Dilan sakinliğini korudu. Dilan:
— Yeni bir kimlik çıkartıcağız. Bahanemizde... Kimliğim kayboldu adım Natasha COVER. Rusum...
— Ne?! Dilan sonra, sonra ne olacak?! (Azra)
— Sonra Rusya'ya kaçacaksın. Ama seni biraz değiştirmeliyiz.
— Dilan, aklındaki ne? (Doğan)
— Azra'yı Natasha adında Rusya'ya kaçıracağız. Sarı saçları, mavi gözleri, çilleri... Çok güzel bir değişim geçirecek.
— Kızım iyi de bunları 5 kişi nasıl yapacağız? (Bahar)
Dilan Ömer'i aradı. Telefon açılmayınca son çare Yavuz'u aramaktı. Yavuz:
— Alo Dilan Hanım.
— Alo Yavuz...
Doğan telefonu çekip kapattı. Doğan:
— Yavuz olmaz!
— Şşt! Kes o sesini! Eşkıya! (Dilan)
— Yavuz...
Doğan lafını tamamlayamadan telefon çaldı. Ömer arıyordu. Dilan:
— Alo, Ömer.
— Dilan, söyle canım...
Doğan "canım" kelimesini kıskanmıştı. Doğan:
— Bunu sonra konuşcaz!
— Sus! Kıskanmanın sırası mı?
Dilan, Ömer'le konuşmaya devam etti. Dilan:
— Ömer, birini değiştiricez ve Rusya'ya kaçırcaz. Yardımına ihtiyacım var...
— İyi, 10.000 dolar istiyorum.
— Ne diyorsunuz?
— Birazdan karar verir ararsın...
Telefonu kapatıp düşünmeye başladılar. Doğan sadece bu adamın kim olduğunu, nasıl bu kadar yakın olduklarını düşünüyordu. Dilan'ı kıskanmıştı. KISKANMAK ve DOĞAN birbirlerine o kadar da uzak kelimeler değildi. Doğan:
— Bu kimdi?
Herkes şaşkındı. Dilan:
— Konumuz bu değil!
— Kim olduğunu bilsem verecem!
— Doğan! Eşkiyalık yapmayı bırak!
— Ben öderim... (Azra)
— Ama... (Bahar)
— Kendim ettim, cezamı çekmek zorundayım... (Azra)
— Yapmamalıydın... (Dilan)
— Ömer, ara... (Doğan)
Dilan Ömer'i aradı. Ömer:
— Kararını verdin mi salak şeyyy...
Doğan'ın gözleri dört açılmıştı. Karısına kimse dokunamaz, küfür edemezdi. Doğan:
— Bak! Ben bunu sikerim
Dilan şok olmuştu. Dilan:
— Bak Doğan! (bastırır) Çok oluyorsun...!
— Üff, kuzi oyalama beni! Cevabını söyle... (Ömer)
— Bune böyle? Düttür. (Doğan)
— O ne yaa? (Dilan)
Doğan ne var anlamında başını salladı. Dilan:
— Verdim. 10 bin doları ibanına atıcam. Sende atacağım adrese gel kuzi! (Güler)
— İyidir. Kuzi! Yarım saate adresteyim!
Dilan telefonu kapattı. Mutluydu. Dilan:
— Hallettik!
Dilan, Bahar, Azra, Miran ve Doğan beraber çıkıp sahile gittiler. Ömer de bekliyordu. Hesabına 10 Bin Dolar yatmıştı. Dilan Ömer'i görünce koşarak sarıldı. O an Doğan şok olmuştu. Kalbi paramparçaydı, gözleri dolmuş, beti benzi atmıştı. Ömer Dilan'ı yanağından öpünce de kendini tutamadı ve Ömer'e yumruk attı. Bahar:
— Eyvah, kıskançlık krizine girdi!
Dilan'da Doğan'ı ittirerek oradan uzaklaştırmaya çalıştı. Ama Ömer ayağa kalkıp Doğan'a yumruk atınca işler kızıştı. Dilan zorla Doğan'ı arabaya götürdü ve Bahar'ya mesaj attı. Dilan gelemeyecekti.
"Baho, benim Doğan'ı sakinleştirmem lazım. Siz halledin, Ömer benim kuzenim."
"Peki..."
Doğan sürücü koltuğuna, Dilan'da ön koltuğa oturdu. Doğan hala sinirliydi. Dilan:
— İyi misin?...
— Kim o, benden, Eşkiyandan değerli belli ki...
— Hayır, kimse senden değerli olamaz. Sen benim Eşkiyamsın, senden değerli kimse yok.
— Kim ozaman o?!
— Kuzenim...
Bölüm etkileşimi
