7. bölüm · Kırık Kalbe Berdel

Fırtınada Çırpınan Kalp

Deliball 💫

Asena Lalin Karahan'dan

Nefesim boğazımda düğümlenirken gözlerimi o fırtınalı mavilikten kaçırmaya çalıştım ama çenemi tutan eli buna izin vermedi. Sertçe yutkundum.

"Ritim bozukluğu," diye fısıldadım, sesimin titremesine engel olamayarak. "Doğuştan değil... Sonradan oldu. İlaçlarım olmadan yoruluyor ve nefes alamıyorum. Bayılıyorum."

Gökdeniz duyduklarıyla sarsıldı. Çenesi öyle bir kasıldı ki yüzündeki tüm hatlar keskinleşti. Gözlerinde beliren o karanlık öfke bana değil, bu durumu ondan saklayan her şeye ve herkese karşıydı. Beni sarsmadan ama sarsılmaz bir güçle kolumdan tuttu.

"Yürü," dedi pürüzlü, sert sesiyle. "İçeri geçiyoruz."

"Bana emir vermeyi kes," dedim kısık, titrek bir sesle. Karşımdaki bu sert adama boyun eğmek istemeyen yanım, canımın acısına rağmen bir kez daha ses bulmuştu.

Gökdeniz’in bakışlarındaki o fırtına bir anlığına duruldu ama beni bırakmadı. Konağın geniş koridorunda adımlarken, tutuşundaki o gizli korumacılığı hissedebiliyordum. Canımı yakmıyordu ama beni bırakmaya da hiç niyeti yoktu. Salona adım attığımız an, konağın o sessiz ve hüzünlü havası bir anda dağıldı. Çünkü Gökdeniz buraya adeta bir kasırga gibi girdi.

Gökdeniz Arin Albayrak'tan

Salona geçtiğimiz an göğsümdeki o sıkışma hissi öfkeyle birleşip tüm bedenimi sardı. Avcumun altında atan o düzensiz, her an duracakmış gibi korkuyla çırpınan nabzın sıcaklığı hâlâ parmaklarımdaydı. Canı pamuk ipliğine bağlı bu kadının o kısık sesiyle hâlâ bana kafa tutmaya çalışması, içimdeki o sert kabuğu tamamen un ufak ediyordu. Ona kızamıyordum bile; o solgun yüzüne bakarken içimden geçen tek şey onu her şeyden koruma isteğiydi. Yine de ses çıkarmadım.

"Semih!" diye kükredim. Sesi konağın taş duvarlarında yankılanırken salondaki herkes buz kesti. Kardeşim gibi gördüğüm Semih, saniyeler içinde yanımda bitti. "Hemen arabayı hazırlıyorsun. Karahan Köşkü’ne gidiyoruz. O ilaçları bizzat kendim alacağım."

Öfkemi kontrol altında tutmaya çalışarak Semih’e diktim gözlerimi. Semih halimden ne kadar ciddi ve gergin olduğumu hemen anlamış, gözleriyle beni onaylamıştı. O, içimdeki bu yangını, Asena'ya yıllardır beslediğim ama herkesten gizlediğim bu aşkı bilen tek insandı. Aramızdaki o sessiz anlaşmayla gözlerini benden kaçırmadan başını salladı.

"Eğer o ilaçlar buraya gelmezse, o köşkü de bu konağı da yakarım. Kimse önüme çıkmayacak. Çıkarlarsa ne olacağını iyi bilirler."

Tam salondan çıkıp kapıya doğru yöneleceğim sırada Asena’nın elindeki telefonun titrediğini gördüm. Ekrandaki ismi gördüğümde içimdeki o gerginlik biraz olsun yön değiştirdi. Abisi arıyordu.Mert'in kardeşine olan düşkünlüğünü, onun bu ailedeki diğerlerinden çok farklı, temiz kalpli biri olduğunu biliyordum.

"Aç," dedim, sesimdeki emredici tonu bu kez biraz daha yumuşatarak. "Hoparlöre al."

Asena titreyen parmaklarıyla aramayı yanıtladı. Mert’in endişeden nefes nefese kalmış sesi salonda çınladı:

"Asena! Güzelim, iyi misin? Ses ver ne olur. Yanına geleceğim, o heriflerin ne dediği umurumda değil. İlaçlarını bir şekilde sana ulaştıracağım, yola çıktım bile!"

Telefonu Asena’nın elinden yavaşça aldım. Kulağına götürmeden, doğrudan hoparlöre doğru konuştum. Mert'e karşı içimde bir düşmanlık yoktu, bu yüzden sesimdeki o sert ton yerini daha sakin bir kararlılığa bıraktı.

"Mert," dedim, sesim düz ama sakin çıkmıştı. "Yola çıkmana gerek kalmadı. İlaçları almaya bizzat kendim geliyorum şimdi."

Telefondan kısa bir sessizlik yükseldi, ardından Mert’in o telaşlı ama bana karşı bir nefret taşımayan sesi duyuldu: "Gökdeniz... Gerek yok, kendin gelme. Ben çoktan yola çıktım, ilaçları yanıma aldım. Konaktakilerle yüz göz olmanı istemedim, işler daha çok karışmasın diye bizzat kendim getireceğim. Kapıda ol."

Telefonu kapatıp cebime koyduğumda derin bir nefes verdim. Öfkem biraz olsun yatışmıştı ama gözlerim yanımda sessizce duran, adeta nefes almakta zorlanan kadına kaydı. O mavi gözlerimdeki fırtınanın yerini, içimi kemiren o tuhaf, ilk kez hissettiğim çaresizlik hissi aldı.

"Bir daha benden hiçbir şey saklamayacaksın, Asena," dedim, sesim ilk defa bu kadar pürüzlü ve derinden çıkarken. "Özellikle de canını."

Çünkü senin o kaçak kalbin, çok uzun zamandır benim göğsümün içinde saklıydı. Senin nefesin kesilirse, benim dünyam tamamen karanlığa gömülürdü. Senin canın, benim çoktan vazgeçtiğim kendi canımdı.

Çok geçmeden dışarıdan gelen fren sesiyle konağın kapısına yöneldim. Semih çoktan kapıyı açmış, hazırda bekliyordu. Mert, korumaların şaşkın bakışları arasında içeriye adım attı. Gözleri anında salonda duran Asena’yı, onun o solgun yüzünü buldu. Aramızda bir kavga ya da düşmanlık yoktu; sadece ortada duran canın endişesi vardı ikimizde de.

Mert yanımıza ulaştığında cebinden çıkardığı ilaç kutularını doğrudan bana uzattı. "Babamın ne yapacağı belli olmaz, adamlarının köşke girip olay çıkarmasını istemedim. O yüzden kendim aldım çıktım," dedi, sesi samimi bir endişe doluydu. Gözlerini benden ayırmadan ekledi: "Kardeşim sana emanet, Gökdeniz. Onun bu dünyadaki tek zayıflığı o kalbi. Ona iyi bakacağını biliyorum."

Uzatılan kutuları yavaşça aldım. Parmaklarımın arasındaki o küçük kutuların, arkamda duran kadının nefesi olduğunu bilmek omzuma ağır bir yük bindirmişti. Semih de yanımızda sessizce duruyor, bu durumun ciddiyetini görerek saygıyla Mert'e başıyla selam veriyordu.

"Kardeşinin tek bir saç teline zarar gelmeyecek," dedim, sesim sarsılmaz bir söz gibi döküldü dudaklarımdan. "İçin rahat olsun."

Çünkü ben onun saçının tek teline ömrümü verirdim.

"Mert, Asena’ya son kez sevgiyle bakıp "Kendine dikkat et, güzelim," diyerek hızla geldiği gibi gitti.

Konak yeniden sessizliğe büründüğünde arkama döndüm. Elindeki ilaçlarla Asena’ya yaklaştım. O ürkek, kaçak kalbi göğsünde hâlâ deli gibi çırpınırken kutuyu ona uzattım.

"Hadi," dedim, sesimdeki tüm o sertliği eriterek. "İç şu ilaçları da nefes al artık."

✨Eğik yazılmış kısımlar Gökdenizin iç sesi arkadaşlarr✨