KIRIK DUA kitap kapağı

1. bölüm / 2

KIRIK DUA

Bölüm 1 GEÇMİŞİN GÖLGELERİ

Vaveyla Yazarı: Mehmet Selçuk Cağcağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Bölüm 1 GEÇMİŞİN GÖLGELERİ

Bir kadının kalbinin derinliklerinde, geçmişiyle yüzleştiği, bir çocuğun gülen yüzüne sarıldığı anlar... İşte her şey bu anlarda başlar. Ne bir tesadüf, ne de basit bir karar. Her şey, kaybolmuş bir sevginin peşinden gitmenin başlangıcıdır.

KIRIK DUA; GEÇMİŞİN GÖLGELERİ

Sabahın erken saatlerinde mutfakta yankılanan tek ses, kahve makinesinin çıkardığı buharlı sesti. Yasemin, kupasını alıp pencerenin önüne geçti. Hava kapalıydı. Gri bulutlar gökyüzünü kaplamış, sanki içindeki kasveti dış dünyaya ya taşımıştı.
Cem, mutfak masasında oturmuş, elinde telefonuyla ilgileniyor gibi görünse de aklı başka yerdeydi. Yasemin’in gözlerinin altındaki halkalar, onun ne kadar bitkin olduğunu gösteriyordu. İkisi de konuşmadan duruyordu, ama aralarındaki sessizlik her zamankinden daha ağırdı.
Cem, sonunda sessizliği bozmaya karar verdi. “Bu akşam annemlere gidelim mi?” dedi, sesi olabildiğince sakin çıkmaya çalışarak.
Yasemin, fincanı dudaklarına götürdü, ama içmeden önce duraksadı. “Yine o konuyu açacaklar, değil mi?” diye sordu, Cem’in gözlerinin içine bakarak.
Cem içini çekti. “Bunu konuşmadan bir akşam geçiremiyorlar,” dedi.
Yasemin başını salladı. “Ne zaman bir araya gelsek, dolaylı yoldan da olsa lafı çocuk meselesine getiriyorlar. ‘Bir doktora daha gidin’, ‘Belki dua ederseniz olur’, ‘Evlatlık düşünmez misiniz?’ Hep aynı şeyler.”
Cem, Yasemin’in ellerini tutmak istedi ama yapmadı. Onu daha fazla üzmek istemiyordu. “Kötü niyetle söylemiyorlar Yasemin. Sadece… torun sevme hayali kuruyorlardı.”
Yasemin, fincanını masaya bırakıp Cem’e döndü. Gözleri öfkeyle değil, çaresizlikle parlıyordu. “Ben neyi hayal ediyordum sanıyorsun? Ben de istiyordum Cem. Bir çocuğumuz olsun, ona masallar anlatayım, saçlarını tarayayım, ‘Anne’ desin bana… Ama olmuyor. Ve insanlar sanki ben bunu özellikle yapıyormuşum gibi davranıyor.”
Cem, başını eğdi. “Yasemin, lütfen böyle düşünme. Suçlu sen değilsin.”
Yasemin’in sesi titredi. “O zaman neden her şey benim içimde düğümleniyor? Neden ben her gece yatağa uzandığımda içimde koca bir boşluk hissediyorum?”
Cem, ona doğru bir adım attı. Gözleri dolmuştu. “Çünkü çok seviyorsun… Ve kaybetmek seni bu hale getiriyor.”
Yasemin, derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı. Cem’in omzuna yaslandı. O an, birbirlerine sarılmaktan başka çareleri yokmuş gibi hissediyorlardı.
Akşam olduğunda Cem ve Yasemin, Cem’in ailesinin evine gitmek için hazırlandılar. Yol boyunca konuşmadılar. Her ikisi de, içeride kendilerini bekleyen soruların farkındaydı.
Cem’in annesi, kapıyı açar açmaz Yasemin’in yüzüne dikkatlice baktı. “Yine solgunsun Yasemin. Kendine dikkat ediyor musun kızım?” diye sordu, endişeyle.
Yasemin hafifçe gülümsedi. “Ediyorum anne… Sadece biraz yorgunum.”
Sofraya oturduklarında, sohbet başlangıçta sıradan konular üzerinden ilerledi. Ancak, Cem’in babası beklenen soruyu sonunda sordu:
“Doktorlarla tekrar görüştünüz mü?”
Cem’in kaşı hafifçe seğirdi. “Baba…” dedi, uyarı tonunda.
Babası, iç çekerek devam etti. “Oğlum, biz sadece torun sevmenin hayalini kuruyoruz.”
Annesi de ekledi: “Evlatlık meselesini bir daha düşünseniz? O da sizin çocuğunuz olur…”
Yasemin, ellerini masa örtüsünün altında sıktı. Kendi sesini sakin tutmaya çalışarak, “Anne… Baba… Sizi anlıyorum. Ama bu, bizim hemen karar verebileceğimiz bir şey değil,” dedi.
Cem’in annesi üzgünce başını salladı. “Anlıyorum kızım. Ama yaş ilerliyor… Bazen hayata bir şans vermek gerekir.”
Yasemin, gözlerini kaçırdı. Cem, fark ettirmeden elini Yasemin’in elinin üzerine koydu. O akşam, yemek bittiğinde bile havada çözülememiş bir gerginlik vardı. Eve döndüklerinde, her ikisi de yorgun düşmüştü.
Gece yatağa uzandıklarında Yasemin, Cem’in yüzüne baktı. “Evlatlık konusunu hiç ciddi düşündün mü?” diye sordu.
Cem, bir süre sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes aldı. “Düşündüm… Ama senin ne hissettiğin daha önemli.”
Yasemin gözlerini tavana dikti. “Bilmiyorum Cem… Eğer kucağıma bir bebek alırsam, ona gerçekten ‘anne’ gibi hissedebilir miyim?”
Cem, Yasemin’in saçlarını okşadı. “Yasemin… Bunu sadece kan bağının belirlediğini mi sanıyorsun?”
Yasemin’in sesi titredi. “Bilmiyorum. Belki de kendimden korkuyorum. Bir gün ona gerçekten anne gibi hissedemezsem? Bir gün, içimdeki o boşluk hiç dolmazsa?”
Cem, gözlerini kapattı. “O boşluğu bir bebek doldurabilir mi peki? Kendi çocuğumuz olsaydı bile, içindeki eksiklik tamamlanacak mıydı?”
Yasemin, Cem’in bu sorusuna cevap veremedi. Çünkü gerçekten eksik olan neydi? Bir çocuk mu? Yoksa daha derin bir şey mi?

KIRIK DUA; BURUK ANILAR

Yasemin, Cem’in sorusuna cevap veremedi. Gözlerini tavana dikmiş, içinde beliren boşluğu kelimelere dökmeye çalışıyordu ama hiçbir kelime, hissettiklerini anlatmaya yetmiyordu.
Gece ilerlediğinde, Cem uyumuştu. Ama Yasemin’in zihni, geçmişin dar sokaklarında dolaşıyordu. O sokaklar ki, bir çocuğun sessiz çığlıklarını, anlaşılmamış korkularını ve tamamlanmamış masallarını saklıyordu.
Gözlerini kapattığında, çocukluk yıllarına geri döndü.
“Yeter artık Hatice! Çocuğun yanında bağırma!”
Annesinin sesi, her zamanki gibi titrek ve yorgundu. “Sen de hiçbir şeye karışmıyorsun zaten! Beni de, bu evi de, bu çocuğu da umursamıyorsun!”
Küçük Yasemin, odasının köşesinde, dizlerini göğsüne çekmiş halde oturuyordu. Annesi ve babasının kavga ettiği geceler artık sıradan hale gelmişti. Annesinin öfkesi, babasının suskunluğu, evin içinde asılı kalan gerginlik… Küçük bir çocuk için fazlasıyla ağırdı.
Kapı birden açıldı. Annesi, sinirle içeri girip kapıyı sertçe kapattı. Derin bir nefes aldı, sonra Yasemin’in yanına oturdu. Gözleri kıpkırmızıydı. Küçük kız, annesine baktı ama hiçbir şey söyleyemedi. Annesinin gözlerindeki hüzün ve öfke, kelimeleri boğazına düğümlüyordu.
“Biliyor musun Yasemin?” dedi annesi, sesi titriyordu. “Bazen keşke hiç doğmamış olsaydım diyorum.”
Bu cümle, Yasemin’in küçücük yüreğine bıçak gibi saplandı. Annesi, ona sarılmak yerine ellerini saçlarına daldırıp başını eğdi. Yasemin ne yapacağını bilemedi. Annesine sarılmak istedi ama bir şey onu durdurdu. Küçük bir çocuğun anlayamayacağı ama hissettiği bir şey…
O gece annesi ağladı, babası salonda sabahladı. Yasemin ise yatağına kıvrılıp battaniyenin altına saklandı. O an, yalnızlığın ne demek olduğunu öğrenmişti.
Yasemin aniden gözlerini açtı. Kalbi hızla çarpıyordu. Yatakta doğrulup nefesini düzenlemeye çalıştı. Yıllardır unutmaya çalıştığı anılar, Cem’in o tek sorusuyla yeniden gün yüzüne çıkmıştı.
“O boşluğu bir çocuk doldurabilir mi?”
İçinde hep bir eksiklik vardı, ama bu eksiklik bir bebeğin varlığıyla tamamlanır mıydı? Yoksa çocukluğundan beri taşıdığı bir yaranın gölgesi miydi bu?
Yanında uyuyan Cem’e baktı. Onun sakin yüzüne, huzurlu nefes alışlarına… Cem, onun hayattaki en büyük şansıydı. Ama kendi içinde hala çözemediği o derin boşluk, onların mutluluğunu gölgeliyordu.
Yavaşça yataktan kalktı ve mutfağa geçti. Işığı açmadan pencerenin önüne gitti. Dışarıda sessizlik hakimdi. Sokak lambasının soluk ışığı, kaldırımdaki çatlakları aydınlatıyordu.
Kendi içindeki çatlakları düşündü.
Annesinin sözlerini hatırladı: “Bazen keşke hiç doğmamış olsaydım diyorum.”
O zaman anlamıştı. Sevilmemekten değil, istenmemekten korkuyordu. Annesi, onun varlığını hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edememişti. Peki ya Yasemin? Kendi çocuğu olsaydı, ona gerçekten anne olabilecek miydi? Onu gerçekten isteyebilecek miydi?
Ellerini yüzüne kapattı. Gözyaşları sessizce süzüldü.
Kendi geçmişiyle yüzleşmeden, hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyordu.
Belki de Cem’in dediği gibi, önce kendi içindeki boşluğu anlamalıydı.
Ama nasıl...

KIRIK DUA; KAPANMAYAN YARALAR

Sabaha karşı Yasemin hâlâ uyuyamamıştı. İçinde kıpırdanan duygular, geçmişin kırık anılarıyla birleşerek ağır bir yük haline gelmişti. Yıllardır kaçtığı, üzerine düşünmekten bile korktuğu şeylerle yüzleşme zamanı gelmiş miydi gerçekten?
Telefonunu eline aldı. Rehberdeki bir isme uzun süre baktı: Annem.
Ne zamandır konuşmadıklarını hatırlamıyordu. Bayramlarda ya da özel günlerde, sadece birkaç kuru cümle… Yüzeysel, mesafeli… İçinde hep bir soğukluk olan konuşmalar… Annesiyle hiçbir zaman yakınolamamışlardı. Oysa çocukken ne çok istemişti annesinin sevgisini hissetmeyi… Saçlarını okşamasını, ona “güvendesin” demesini… Ama annesi hep uzak durmuştu. Kendi içinde bir savaş veriyor gibiydi ve Yasemin, o savaşın ortasında unutulmuş bir çocuktu.
Derin bir nefes aldı ve telefonun arama tuşuna bastı. Çaldı… Birkaç kez daha çaldı… Tam kapatmayı düşünürken, annesinin uykulu ve şaşkın sesi duyuldu.
“Alo?”
Yasemin’in boğazı düğümlendi. O an ne diyeceğini bilemedi.
“Anne… Benim.”
“Yasemin? Hayırdır, bir şey mi oldu?”
Bir şey mi oldu? Evet, aslında yıllardır içinde büyüyen bir şey vardı ama şimdi nasıl anlatabilirdi? Kafasında bir sürü cümle sıralandı ama hiçbiri yeterli gelmedi. Derin bir nefes aldı ve fısıltıya yakın bir sesle sordu:
“Neden beni hiç sevmedin, anne?”
Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra annesi, derin bir iç çekti.
“Bu saatte bunları konuşmak için mi aradın Yasemin?”
Yasemin’in gözleri doldu. İşte buydu… Hep böyleydi. Konuşulmazdı. Üzerine gidilmezdi. Yok sayılırdı.
“Evet,” dedi, bu sefer sesi daha kararlıydı. “Hep sustum. Hep kaçtım. Ama artık bilmek istiyorum. Neden benimle hiç ilgilenmedin? Neden hep mesafeliydin? Ben bir hata mıydım senin için?”
Annesi yine sustu. Sanki bu konuşmadan kaçmak istiyordu. Ama Yasemin, bu kez peşini bırakmaya niyetli değildi.
“Bak Yasemin,” dedi annesi sonunda. Sesi yorgundu, yılların yükünü taşıyordu. “Sana bunları anlatmak istememiştim. Ama madem bilmek istiyorsun, o zaman dinle…”
Yasemin, nefesini tuttu.
“Ben seni doğurduğumda mutlu bir kadın değildim.”
Yasemin’in gözleri kocaman açıldı. Beklediği bir cümle değildi bu.
“Babanla evlendiğimizde çok gençtim. Henüz hayattan ne istediğimi bilmiyordum. Evlilik zor geliyordu. Sonra sen oldun. Ama ben anneliğe hazır değildim, Yasemin. Seni sevmedim diyemem… Ama belki de sana nasıl anne olunacağını hiç öğrenemedim.”
Bu sözler, Yasemin’in içindeki o çocuk için hem bir açıklamaydı hem de yeni bir yara.
“Yani… İstenmeyen bir çocuk muydum?” diye fısıldadı.
“Hayır!” dedi annesi, bu sefer daha sert bir sesle. “Asla öyle düşünme. Ama ben… Kendi yaralarımı saramadan anne oldum. İçimdeki mutsuzluğu sana da hissettirdim, farkındayım. Bunu telafi edemedim. Belki de hâlâ edemem…”
Yasemin, gözyaşlarının yanaklarından süzülmesine izin verdi. Annesinin ilk defa bu kadar açık konuştuğunu fark etti. Yıllardır içinde taşıdığı boşluğun kaynağını yeni yeni anlamaya başlıyordu.
“Biliyor musun anne?” dedi, sesi titreyerek. “Ben de anne olamıyorum.”
Bu sefer annesi sessiz kaldı.
“Belki de içimdeki bu eksiklik yüzünden… Belki de ben de senin gibi korkuyorum.”
Annesi derin bir nefes aldı. “Korkuyor olabilirsin. Ama benim yaptığım hataları yapmak zorunda değilsin, Yasemin.”
Bu cümle, içini titretti.
Geçmişi değiştiremezdi. Ama belki de bu döngüyü kırabilirdi.
Annesiyle uzun süre daha konuştular. O gece, Yasemin sadece annesiyle değil, kendi geçmişiyle de yüzleşmişti. Ve belki de ilk kez, içindeki boşluk biraz olsun hafiflemişti ama bu sadece bir başlangıçtı…

KIRIK DUA; YENİ BİR PENCERE

Yasemin, annesiyle yaptığı konuşmadan sonra günlerce düşündü. O konuşma, içinde bir şeyleri değiştirmişti. Artık ne hissettiğini daha iyi anlıyordu. Boşluk hissinin, sadece bir çocuğun varlığıyla dolmayacağını fark etmişti. Ama belki de bir çocuğa yuva olmak, hem onun hem de kendisinin iyileşmesi için bir başlangıç olabilirdi.
Bir akşam Cem’le salonda otururlarken, elindeki kahve fincanını masaya bıraktı ve derin bir nefes aldı.
“Cem,” dedi. “Sana bir şey söylemek istiyorum.”
Cem, televizyonu kapatıp ona döndü. “Seni dinliyorum.”
Yasemin birkaç saniye duraksadı, sonra gözlerini Cem’inkilere dikti. “Evlatlık almayı düşünüyorum.”
Cem, gözlerini kırptı, şaşkınlıkla Yasemin’e baktı. “Gerçekten mi?”
Yasemin başını salladı. “Evet. Eskiden bunu yaparsam eksikliğimi kapatmaya çalışıyormuşum gibi hissederdim. Ama şimdi öyle düşünmüyorum. Belki de… bir çocuğa sıcak bir yuva vermek, benim için bir yük değil, bir iyileşme yolu olabilir.”
Cem, Yasemin’in gözlerinde farklı bir ışık gördü. Önceden bu konudan bahsettiklerinde hep korku, tereddüt ve üzüntü vardı. Ama şimdi… Sanki içindeki bazı düğümler çözülmüştü.
“Bunu çok düşündün mü?” diye sordu.
Yasemin gülümsedi. “Evet. Annemle konuştuktan sonra… Kendimi anladıkça, bu fikre daha sıcak bakmaya başladım.”
Cem’in yüzüne yavaşça bir gülümseme yayıldı. Yasemin’in elini tuttu. “Eğer sen gerçekten hazırsan, ben de hazırım.”
Yasemin’in gözleri doldu. İlk kez, gelecekle ilgili içinde bir umut ışığı hissetti.

KIRIK DUA; BİR YOLU VAR

Yasemin ve Cem, evlat edinme süreciyle ilgili araştırmalar yapmaya başladılar. Öncelikle bir uzmana danışmak istediler. Bir hafta sonra, bir devlet kurumunun evlat edinme biriminden randevu aldılar.
O gün, Yasemin heyecandan ellerini sıkıyordu. Cem, arabayı sürerken ona baktı ve gülümsedi.
“Gergin misin?”
Yasemin derin bir nefes aldı. “Hem gerginim hem de heyecanlıyım. Bu süreç nasıl olacak, bilmiyorum.”
Cem elini Yasemin’in elinin üzerine koydu. “Ne olursa olsun, birlikteyiz.”
Binaya girdiklerinde, onları güleryüzlü bir görevli karşıladı. Küçük bir odaya alındılar. Karşılarında, orta yaşlı, ciddi ama sıcak bakışlı bir kadın oturuyordu. Masanın üzerindeki dosyaları düzelttikten sonra onlara baktı.
“Hoş geldiniz. Öncelikle, evlat edinme süreci sabır gerektiren ama bir o kadar da güzel bir yolculuktur. Size süreci detaylıca anlatacağım.”
Yasemin ve Cem dikkatle dinlediler. Kadın, prosedürleri, bekleme süresini, evlat edinmek için gereken şartları anlattıkça, Yasemin’in içindeki heyecan ve endişe birbirine karışıyordu.
Sonunda kadın, “Neden evlat edinmek istiyorsunuz?” diye sordu.
Yasemin ve Cem birbirlerine baktılar. Cem hafifçe başını sallayarak sözü Yasemin’e bıraktı.
Yasemin derin bir nefes aldı. “Çünkü… Bence aile olmak için kan bağı şart değil. Bir çocuğa sevgiyle yaklaşmak, ona bir yuva sunmak, en önemli şey. Geçmişte kendi içimde eksiklikler hissettim ama artık sevginin sadece doğurmakla ilgili olmadığını biliyorum.”
Görevli kadın, Yasemin’in söylediklerini dikkatle dinledi ve başını olumlu anlamda salladı. “Bu sürece başlamak için gerçekten hazır olmanız çok önemli. Görüyorum ki ikiniz de bu konuda kararlısınız.”
Yasemin ve Cem birbirlerine gülümsediler. Artık geri dönüş yoktu. Gerçekten bir çocuğa yuva olmaya karar vermişlerdi.
Kadın önlerine birkaç form koydu. “Öncelikle bazı belgeleri tamamlamamız gerekiyor. Sonrasında sizi detaylı bir değerlendirme süreci bekliyor.”
Yasemin kalemi eline aldı. Ellerinin titrediğini fark etti ama bu sefer korkudan değil, yeni bir başlangıcın heyecanındandı.
Ve böylece, evlat edinme sürecine resmen adım atmış oldular.

KIRIK DUA; YUVAYA İLK ADIM

Evlat edinme süreci, beklenenden çok daha uzun ve duygusal bir yolculuktu. Yasemin ve Cem, her aşamayı sabırla geçtiler. Psikolojik değerlendirmeler, ev ziyareti, belgelerin tamamlanması derken zaman geçti. Birçok kez birbirlerinin moral kaynağı oldular, birbirlerinin korkularını paylaştılar.
Ve nihayet, bir gün Yasemin’in telefonuna gelen bir arama her şeyi değiştirdi.
“Yasemin Hanım, Cem Bey, biz sizi tekrar aramıştık. Duyurulmuş bir çocuk hakkında bilgilendirmek istiyoruz.”
Yasemin’in kalbi hızla atmaya başladı. Bu bir işaret miydi? Cem odanın içinde dolaşırken Yasemin telefonu daha dikkatle dinledi.
“İstanbul’da yaşayan 4 yaşında bir kız çocuğu var. Çocuk, bir süre önce ailesinden ayrıldı ve şu anda yeni bir yuva arayışı içinde. Eğer isterseniz, bir görüşme ayarlayabiliriz.”
Yasemin’in başı dönüyordu. O anda, içinde tanımlanamayan bir duygu belirdi. Bir yanda korku, diğer yanda tarifsiz bir umut vardı.
Cem, Yasemin’in yüzündeki ifadeyi görünce, “Ne oldu?” diye sordu.
Yasemin telefonu kapatıp ona döndü. “Cem… Bir çocuk var. Bizimle tanışmak istiyorlar.”
Cem derin bir nefes aldı. “Yasemin… Hazır mıyız?”
Yasemin bir an duraksadı. “Evet, hazırız. Gerçekten hazırız. Hem de daha önce hiç olmadığı kadar.”
Bir hafta sonra, Yasemin ve Cem, devletin tahsis ettiği merkezde küçük bir kızla tanışmaya gittiler. Küçük kız, onları görünce önce çekingen bakmıştı ama gözlerinde bir umut vardı. Yasemin, derin bir nefes alarak ona yaklaştı. Çocuk, biraz daha cesaretle başını kaldırıp gülümsedi. O an Yasemin, bir çocuğa nasıl şefkat gösterileceğini ilk kez doğru hissetti.
“Merhaba, ben Yasemin,” dedi gülümseyerek. “Seninle tanıştığımıza çok sevindim.”
Küçük kız, cılız bir sesle, “Benim adım Ela,” dedi.
Cem ve Yasemin, o an birbirlerine baktılar. Gözlerinde hem korku hem de sevgi vardı. Bu minik yürek, onlara evlat olabilecek miydi? O an, her şeyin mümkün olabileceğini düşündüler.
İlk tanışmalarını birkaç saatlik bir süreyle sınırlı tuttular. Ela, kısa ama samimi bir sohbetin ardından Yasemin’in kucağına oturdu ve sessizce başını yasladı. Yasemin, içinde tarifsiz bir mutluluk hissetti. Bu, ona annelik duygusunu ilk kez gerçek anlamda yaşatıyordu.
Günler geçtikçe, Ela ile daha fazla vakit geçirmeye başladılar. Yasemin ve Cem, her adımda Ela’ya daha yakın oldular. Ama bu süreç, onlara sadece bir çocuk kazandırmakla kalmadı; geçmişteki yaralarını, eksikliklerini ve korkularını da iyileştirme fırsatı sundu.
Bir ay sonra, sonunda Ela’yı evlerine getirmeye karar verdiler. Yasemin, onun için hazırladığı odayı bir kez daha gözden geçirdi. Birçok oyuncak, kitaplar ve sıcak bir yatak… Bir çocuk, kendini güvende hissedebileceği bir yere gelmişti.
Yasemin ve Cem, ellerini tutarak Ela’yı odasına götürdüler. Küçük kız, odaya girdiğinde, gözlerinde biraz da olsa bir endişe vardı. Ama Yasemin, ona nazikçe sarıldı. “Burası senin evin, Ela. Burada seni kimse üzmeyecek. Her şey çok güzel olacak.”
Ela, başını Yasemin’in omzuna yasladı ve sessizce “Teşekkür ederim,” dedi.
Ve Yasemin, o an bir şey fark etti. Evlatlık almak, bir çocuğun hayatını değiştirmek değil, aslında kendi hayatını değiştirmeyi de gerektiriyordu. O an, geçmişteki boşluklar tamamen dolmuş, kalbinin içinde yeni bir aile kurulmuştu.
Ela’yla birlikte, hayatları artık yeniden şekillenmeye başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18