12. bölüm · KIRIK DENİZ KABUĞU

Tutkunun Ateşi

Bella Rossi

ÇALMA LİSTESİ

•Beast(ft. Waka Flocka)-Maina Martina

•yenildiğim tek savaştın-ASLAR, Lessio, Astral

•Teni Tenime-Sena Şener

•İntihaşk-Onur Can Özcan

•Caddelerde Rüzgar-Derya Yıldırım

•Gittiğinde-Göksel

•Let The World Burn-Chris Grey

🐚

Ay ışığının sisle dans ettiği bir gecede, ormanın en derin yerinde yaşayan Peri Kızı, kanatlarını sessizce kapatıp gökyüzüne bakıyordu. Onun dünyası ışık, umut ve sihirle doluydu ama kalbi uzun zamandır açıklayamadığı bir boşluk taşıyordu.

Aynı gece, uzak diyarlardan gelen bir yabancı o ormana adım attı. Ona “Siyah Kılıç” derlerdi. Üzerindeki zırh kadar ağır bir geçmişi, gözlerinde saklı bir karanlık vardı. Onun dünyası ise savaş, ihanet ve yalnızlıktan ibaretti.

Yolları tesadüf gibi görünen bir anda kesişti.

Peri Kızı, onu ilk gördüğünde korkmadı. Aksine içindeki o tuhaf boşluğun cevap bulduğunu hissetti.

Siyah Kılıç ise hayatında ilk kez birine bakarken silahını indirdi. Çünkü onun ışığı, içindeki karanlığı yakmıyordu, onu anlıyordu.

Başta birbirlerinden uzak durmaya çalıştılar. Çünkü biliyorlardı, biri saf iyiliğin, diğeri derin karanlığın temsilcisiydi. Ama kalp, mantığın çizdiği sınırları tanımaz.

Geceler boyunca buluştular. Peri Kızı ona yıldızların dilini öğretti, Siyah Kılıç ise ona dünyanın acı gerçeklerini anlattı. Her dokunuşta aralarındaki mesafe eridi. Her bakışta geçmişin yaraları biraz daha iyileşti.

Ama kader, bu kadar kolay değildi.

Karanlık güçler Siyah Kılıç’ın peşindeydi. Onu yok etmek isteyenler, Peri Kızı’nın ışığını da tehdit etmeye başladı. Bir seçim yapmaları gerekiyordu. Ya birlikte olup her şeyi riske atacaklardı, ya da birbirlerini korumak için ayrılacaklardı.

Son karşılaşmaları, yağmurun gökyüzünü yıktığı bir gecede oldu.

Peri Kızı titreyen sesiyle fısıldadı: "Seninle kalırsam yok olabilirim, ama sensiz yaşarsam zaten eksik kalırım..."

Siyah Kılıç gözlerini kapadı, ilk kez zırhı kadar güçlü olan kalbi kırılıyordu. "Benim kaderim karanlık, seni de içine çekmesine izin veremem."

Ama gitmedi.

Gidemedi.

Peri kızını kendine çekti ve dudakları buluştuğunda, sanki dünya sustu. O an, ne ışık ne karanlık vardı… Sadece iki yarımın tamamlanışı vardı.

Ve o geceden sonra, efsaneler değişti.

Artık insanlar, karanlığın her zaman kötü olmadığını ve ışığın tek başına yeterli olmadığını anlatan bir hikâye fısıldıyordu.

Peri Kızı ve Siyah Kılıç’ın hikâyesi;

Aşkın, en zıt ruhları bile birleştirebileceğinin kanıtı oldu...

🐚

Koray'dan Alara'ya

Ben sevmekten hiç borçlu çıkmadım.

Benim en sevdiğim söz, senden duyduğum bendir.

Makyajı akıyor farkının; herkesleşiyorsun…

Ben gülüşüne öldüm, o ölüşüme güldü. Farklıydık işte. (Özdemir Asaf)

🐚

Nefes almak için geri çekildiğimde Koray alnını alnıma yasladı. Ne zaman boynuna doladığımı bilmediğim kollarımı geri çekmedim, çekemedim.

Birbirimize bu kadar yaklaşmışken ayrılmak aşk dolu bir şiire küfür gibi olurdu.

Koray'ın yüzümde ki sıcacık elleri belime doğru indi, elleri yuvasını bulunca nazikçe beni kendine doğru çekti.

Yavaşça gözlerimi açtım, zaten bana bakıyordu.

Bakışlarında bir tutam tutku, bir tutam aşk, bir tutam özlem bir tutam da sadakatin çıplak yankısı vardı.

Tam bir şey söyleyeceğim sırada akıllı saatimden gelen bildirime gözüm kaydı.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki saat uyarı vermişti.

Koray'ın bakışları da saatime kaydı, olanı görünce yakışıklı yüzünde etkileyici bir gülüş sundu.

Kahretsin, yine yakalandım.

Bakışlarını bana çevirdi ve alt dudağını yaladı.

"Son zamanlarda kalp atışların seni ele veriyor gibi, hmm?"

Koray'ı duymazlıktan gelmeye çalıştım.

"Hı?"

Tepkime aynı şekilde karşılık verdi. "Hı?"

Homurdanarak koluna vurdum. "Dalga geçme, Bay Kılıç."

"Ne münasebet, Bayan Kılıç."

Kalbim bir kez daha tekledi.

Bana Bayan Kılıç demişti.

"Evli değiliz, bana soyadın ile hitap etme."

Başka bir tarafa bakarak sessizce homurdanmıştı Şimdilik değil gibi bir şey demişti.

"Ne dedin, yüzüme bakarak söyle."

Beni geçiştirmek için dudağıma küçük bir buse kondurdu ve sıcak ellerini bedenimden çekip yere fırlattığım siyah şemsiyeyi aldı ve üzerime tuttu.

"Hadi, evimize gidiyoruz."

Şaşkınlıkla Koray'a baktım. "Bizim bir evimiz mi var?"

"Aslında daha önce de geldin ama orada hiç iyi şeyler olmamıştı. Şimdi orada ki kötü anıları ikimizin varlığıyla temizlemek istiyorum."

Şimdi hatırlamıştım, kalbime üç vurgun yaptığım villadan bahsediyordu.

Orayı bizim için mi yapmıştı?

🐚

Sokağın sonunda park edilmiş arabaya doğru ilerledik. Koray benim için arabanın kapısını açtı.

Kendimi koltuğa bıraktığımda yeni üşüdüğümü hissetmiştim.

Koray'da sürücü koltuğuna geçince hemen arabayı çalıştırıp ısıtıcıyı açtı.

Yol boyunca ikimizde sessizdik.

Villanın büyük demir kapısı açılınca Koray arabayı evin önüne bıraktı.

Arabadan inince bakışlarım sade ama şık olan villaya takıldı.

Koray yanıma geldi ve elini belime atıp beni kendine çekti.

"İşte kaybettiğimiz üç yıl boyunca yaptığım evimiz."

Artık bu eve karşı önyargım tamamıyla yok olmuştu, bu evi Koray inşa ettiyse huzuru da ben getirecektim.

İlk defa kavgayla değilde, sarsılmaz bir sevgiyle attık adımımızı.

Kaybedilmiş yılların acısıyla değilde, kazanılmış bir aşkla girdik yeni evimize.

Yağmura fazla maruz kaldığımız için Koray elimi tuttu ve merdivenlere doğru yöneldi, hemen peşinden geliyordum. Evin az bir kısmına hakim olduğum için Koray yardımcı oluyordu.

İki kat merdiven çıktıktan sonra sadece üç kapısı olan bir koridora girdik. Koray ilk kapıyı açtı ve ilk girmem için geri çekildi.

Odaya girdiğimde büyülenmemek imkansızdı, burası yatak odasıydı ve sanırım bizim yatak odamızdı.

Yatak odası iki kişi için fazla büyüktü, kocaman bir yatak, yatağın iki kenarında komidin, girişte sol tarafta bir makyaj masası, makyaj masasının yanında bir kapı, ve son olarak sağ tarafta yine bir kapı vardı.

Bakışlarım Koray'ı buldu. "Koray..."

Arkama geçti, nefesini başımın üzerinde hissediyordum. Saçlarıma içli bir öpücük kondurdu. Elleri ise omuzlarımın üzerindeydi.

"Peri kızım her şeyin en iyisine layık, elimden geleni yapmaya çalıştım, senin kadar mükemmel olmasa da bir şeyler denedim."

Yanıma geldi ve tekrar elimi tuttu. "Hadi sen hasta olmadan duşa girelim."

Odanın sağında kalan kapıya doğru ilerledi. İçeri girdiğimde kocaman bir banyo ile karşılaştım. Nerdeyse yatak odasıyla aynı büyüklükteydi.

Kocaman olan duşakabine ilerledi. Bense hâlâ banyoyu inceliyordum.

Banyo'nun sol tarafında zeminden tavana kadar uzanan camlar vardı, tüm arka bahçeyi gösteriyordu.

Arka bahçe düşündüğümden daha büyüktü hatta bahçenin biraz ilerisi minik bir orman gibiydi. Cama daha da yaklaştığımda ormanın içinde ağaçların arasında sera vardı.

Bakışlarım Koray'ı buldu, suyu ısıtmaya çalışıyordu. "Koray?"

"Söyle, su perisi?"

Ormanın içinde ki serayı işaret ettim. "Burada sanırım bir sera var. Sana mı ait?"

Sorumla ifadesi yumuşadı. "Evet, bir çiçek serası. Duştan sonra oraya gitmek ister misin?"

Kocaman gülümseyerek başımı aşağı yukarı salladım.

Bu halime gülümsemeden edemedi. "Tamam, önce duş. Haydi, kıyafetlerini çıkar."

Tereddütle kıyafetlerime baktım, hiç Koray'ın karşısında çıplak kalmamıştım, bu ilk olacaktı ve itiraf etmek gerekirse utanıyordum.

Koray bunu anlamış olacak ki sorun değil dercesine ellerini kaldırdı.

"Senin iznin olmadan sana dokunmam, bunu asla yapmam. Yanımda rahat olabilirsin."

Sözleri rahatlamam için yeterli olmuştu. Yavaşça ıslak kıyafetlerimi çıkarmaya başladım, Koray da ıslandığı için o da duşa girecekti. Bu yüzden Koray da kıyafetlerini çıkarmaya başladı.

Saatimden gene uyarı bildirimi gelmişti, Koray fark etmeden saati çıkardım ve lavabonun yanında ki mini masanın yanına koydum. Böylelikle saat nabzımı ölçemediği için bildirim gitmişti.

Seninle çok işim olacak gibi görünüyor.

İç çamaşırlarımı da çıkardıktan sonra duşakabine doğru ilerledim. Koray'da tüm kıyafetlerini çıkarmıştı arkası bana dönük bekliyordu.

Sanırım ben istemediğim sürece bana bakmayacaktı. Kalbim yumuşadı.

Büyük duşakabine girdim ve camdan olan kapıyı kapattım.

Koray'a doğru yaklaştım, hâlâ arkası bana dönüktü. Bir elimi sağ omzuna koydum, sırt kasları ve geniş omzu o kadar iyiydi ki. Gözlerimi sırtından ayıramıyordum.

Dokunuşumla omzu kasıldı. "İzin veriyor musun, Peri Kızı?"

Dudaklarıma yumuşak bir gülümseme kondurdum. "Dön, Siyah Kılıç."

Bana doğru döndü bakışları beni ve bedenimi bulunca gözlerinde ki karalığı fark etmem uzun sürmemişti.

Benimse bakışlarım ellerimi karıncalatan göğüs ve karın kaslarına takıldı. Her bir parçasında erkeksi kasları vardı. Sekiz tane karın kası vardı. Dudaklarımı yaladım.

Artık ikimizde tamamıyla birbirimize karşı açıktık. Kartlarımızı ortaya bıraktık, tüm benliğimizle birbirimizi kabul etmiştik.

Koray, kendine engel olmak adına kendisiyle birlikte beni suyun altına soktu.

Suyun sıcaklığı anında kaslarımı rahatlatmıştı.

Koray şampuan alıp eline biraz sıktı daha sonra arkama geçti ve saçlarımı köpürtmeye başladı. Kendimi tamamen ona bıraktım, üç yılın sonunda birbirimize kavuşmuştuk ve hemen bırakmaya niyetim yoktu.

Sırtımı Koray'ın sert göğüsüne yasladım. Saçlarımı köpürttükten sonra nazikçe saçlarımı duruladı.

Biliyordum ki bu, bir aşkın tekrardan bataklıktan çıkmasıydı.

🐚

Duş alma işlemi bittikten sonra Koray istemese de bakışları kalbimin üzerinde ki yaraya takıldı. İkimizin acısı da birdi bu yüzden konuşmaya gerek yoktu, bir eli belime gitti tekrardan beni kendine çekti, eğildi ve yaramı yok etmek istercesine dudaklarını oraya bastırdı.

Elim ensesine gitti, ıslak tenini nazikçe okşadım. Koray, bu hareketimle gözlerini kapatıp içli bir nefes verdi.

Yorulmuştuk, birbirimizin teninde dinlenmeye hakkımız vardı.

Kafasını yara izimden kaldırdı ve nefes almak istercesine dudaklarıma yapıştı. Bu öpücük masum değildi, şehvet ve aşk ile doluydu.

Hoyrat öpüşüne aynı sertlikle karşılık verdim. Koray bunu bekliyormuş gibi uykuklarımı kavrayıp bedenimi havaya kaldırdı. Hemen bacaklarımı beline doladım.

Aramızda hiç bir boşluk kalmamıştı, âdeta tek beden olmuştuk.

Bu hâlde Koray ilerlemeye başladı, duşakabinden çıktık daha sonra banyodan çıktık. Bakışlarım yatağa takılsa da Koray hiç odada kalmayıp odadan da çıktı.

Daha iyi yürüyebilmesi için öpüşe son verdim ve yüzümü Koray'ın boynuna gömdüm.

Yuvamı bulma rahatlığıyla omuzlarım gevşedi.

🐚

Tenime değen ılık rüzgarla dışarı çıktığımızı anlamıştım, ikimizde çıplaktık ama zaten burada bizden başka kimse yoktu.

Ayrıca bu ev bizimdi.

Ne kadar ilerledik bilmiyorum ama kapı açma sesini duyduğumda başımı kaldırdım. Banyodan gördüğüm çiçek serasına gelmiştik.

Hevesle Koray'a baktım. "Koray burası çok büyük ve çok güzel!"

Bu adam yine beni şaşırtıyordu, her gün daha da aşık oluyordum bu hâllerine.

Etraf rengarenk çiçeklerle doluydu, Koray seranın içinde ilerlemeye devam ederken gözüme bir çiçek değdi.

Zambak...

Her renginden çeşit çeşit vardı ve tam seranın en göze çarpan yerindeydiler. Zarif ve kusursuz...

Koray bakışlarımı fark etti ve gülümsedi. "Üç yıl boyunca her gün onları kendi ellerimle yetiştirdim. Diğer çiçekleri de ben yetiştirdim ama zambaklar daha özel."

"Neden senin için zambaklar bu kadar özel?"

Sorumla bakışları beni buldu. "Bana seni hatırlatıyorlar, zambaklara baktığım an aklıma senin gülüşün geliyor. Zarif ve güzeller ama güzellikleri bir o kadar da tehlikeli. Her bakanı içine hapsediyor."

Bir eli kurumuş saçıma uzandı ve nazikçe okşadı. "Çok güzelsin, Peri Kızı. Ne yapacağım seninle?"

Kıkırdamadan edemedim.

Bakışları ışık gibi saçan gülüşüme takıldı ve gülüşüme minik bir öpücük kondurdu.

Kollarında ben varken ilerlemeye devam etti.

Çiçek serası o kadar çok büyüktü ki içeride minik bir akar su vardı ve bu akarsu da minik bir gölet oluşturmuştu. Göletin üstünde ise köprü vardı.

Köprüden geçtikten sonra tam sıkılınca buraya gelip takılmalık bir alan vardı. Koray minderlere ilerledi ve beni minderin üstüne bıraktı. Minderler fazlaydı ve iki kişi için yeterli büyüklükteydi.

Minderlerin üzerine uzandım Koray ise üstümde duruyordu. Koyu bakışları daha da koyulaştı.

Daha fazla dayanamadım ve ensesinden kavrayıp Koray'ı kendime çektim. Dudaklarımız bir kez daha buluşmuştu.

Şehvetle öpüşürken elim yerinde rahat durmadı ve Koray'ın sert karın kaslarında gezinmeye başladı.

Parmak uçlarım karın çizgilerinde dolaştı ve yukarı doğru çıktı. Bu sefer ellerim sırt kaslarında dolaştı, omzu gerçekten çok genişti. İki insan omzunun birleşmiş hâli gibiydi.

Aynı şekilde Koray'ın elleri de rahat durmadı. Öpücüğü kesti ve bedenimi tanımak istercesine elleri her yerde dolaştı. Tekrardan yara izimi görünce oraya üç kez öpücük kondurdu. Sanki o üç kurşun acısını almak ister gibi öpmüştü.

Bedenimi ezberlemesine izin verdim. Bakışları beni buldu. Yüzme düşen bir kaç saç tutamını geri çekti.

Parmakları kasıklarıma doğru ilerleyince nefes alışlarım daha da hızlandı.

Beni rahatlatmak istercesine kasıklarımı okşadı.

İtiraf etmek gerekirse parmakları çok ustaca hareket ediyordu.

Dayanamayıp elinin altında kıvrandım, kasıklarımda oluşan istek her geçen saniye daha da artıyordu.

Alt dudağımı dişledim. "Koray..."

Eli, daha müstehcen yerlerime doğru indi. Ağzımdan küçük bir inleme çıkmasına engel olamadım.

Bir parmağını içime doğru itince yüksek sesle inledim.

Parmağını içimde kıvırdı ve daha derine soktu. Ani hazla belim yay gibi kavislendi.

"Koray..." Şimdiden beni nefes nefese bırakmıştı.

Baş parmağı kadınlığımı okşamaya başlayınca bir kez daha dinledim.

Bakışları beni buldu. "Durmamı istersen söylemen yeterli."

Başımı hızlıca iki yana salladım. "Durma, sakın durma."

Kasıklarımda ki sızı tam akıp gideceği sırada Koray parmağımı içimden çıkardı. Homurdanarak başımı kaldırdım.

Bu sinirli hâlime karşılık güldü hatta neredeyse kahkaha atacaktı.

"Bunun neresi komik? Kıvranmam hoşuna mı gidiyor?"

"Hemde çok hoşuma gidiyor."

Bir kez daha homurdanarak koluna vurdum. "Sinirlenmeye başlıyorum."

Gülmeye devam ederek alnını alnıma yasladı. Tam yine koluna vuracağım sırada içime sertçe girdi.

Bu sefer inlemem tüm sera'da yankılanmıştı. "Oha, hayvan! Yavaş gel biraz."

Başını biraz çekip bana baktı. "Bana durma diyen sendin, sence ben buradan bakılınca sabırlı bir adam gibi mi görünüyorum, Su Perisi?"

Anlaşılan buradan kolay kolay çıkmayacaktık.

Doluluğuna alıştıktan sonra hızlı darbeleriyle içime girip çıkıyordu.

Zevki daha da arttırmak için eğildi ve bir göğüsümü ağzına aldı. İlk başta emdi ama daha sonra işin içine dişleride girdi.

Diğer eli göğüsüme gitti ve onu da sıkıp yoğurmaya başladı. "Ah... Koray!"

İtişleri daha da hızlandı. Bu sefer ağzı ve elleri yer değiştirdi.

İçimde ki sertlik biraz daha büyüdü.

Koray'ın homurtuları ve benim inlemelerim tüm serada yankı yapıyordu.

"Koray... Biraz daha hızlan."

"Emrin olur, Su Perisi."

İtişleri hızlanınca Koray'ın saçlarına elimi daldırdım. Bir eli bu sefer beni sabit tutmak için belime gitmişti.

Tutuşu tüy kadar hafifti, amacı bana zarar vermek değildi. Sanki ikimizi bir gerçeğe uyandırmak ister gibiydi.

"Koray!"

Kasıklarımdan bir şey koptu ve altımdan aktı.

Tüm bedenim feci bir şekilde titriyordu. Koray'da hemen ardımdan gelmişti, sıcak tohumunu en derine bırakmıştı.

Boşalmanın uzun sürmesi için eli kadınlığıma gitti ve en hassas bölgeyi okşadı.

Sertliğini içimden çıkarınca içimde kocaman bir boşluk oluştu ama çok geçmeden boşluğun yerini dili aldı.

Önce diliyle ıslaklığımı topladı daha sonra en sevdiği yemeyi yiyormuş gibi beni yemeye başladı.

Dudak ve dil darbeleriyle tekrardan kasıklarımda bir şeyleri uyandırdı.

Sıra bendeydi ve hiç rahat durmaya niyetim yoktu.

Dilini daha fazla hissetmek adına kalçamı kaldırıp yüzüne doğru bastırdım.

İsteğimi anlayınca kadınlığımı daha sert yemeye başladı.

Ellerimi göğüslerimi buldu, ilk önce baş parmakları göğüs ucumu okşayıp sertleştirdi daha sonra büyük elleriyle göğüslerimi sertçe kavradı ve hamur yoğurur gibi yoğurmaya başladı.

Koray ikinci dalganın yaklaştığını hissedince dil darbelerini daha da arttırdı hatta içime erkekliği gibi darbeler yapınca ikinci kez boşaldım.

Tüm bedenim gevşedi. "Bu favorim oldu."

Koray'ın gülüşünü duyunca ne dediğimi daha yeni idrak edebilmiştim. Hemen ağzımı kapattım ama utancımın artmasına sebep olan bir şey oldu.

Hıçkırık!

Ne zaman bu tür cinsel konularda utansam hep hıçkırık tutardı, Koray bunu bilmemesine rağmen gülüşü daha da arttı.

"Gülmesene!"

"Ah, Peri Kızı. Ah... Ne yapacağız bu tatlı hâllerini?"

Tek kaşımı kaldırdım. "Tatlı mı? Şimdi sana gösteririm tatlı kadını."

Koray'ı üstümden ittim. Koray yana doğru devrildi. Vakit kaybetmeden üstüne çıktım.

Girişimi erkekliğine göre ayarladım ve üzerine oturdum.

Tekrardan birleşmenin zevkiyle ikimizde inledik. Alışmam için biraz bekledikten sonra hızla sertliğin üstünde zıplamaya başladım.

Artık şunu biliyordum ki yavaş başlangıçlar yerine hızlı başlangıçları seviyordum.

Koray daha hızlı zıplamam için doğruldu ve elleri kalçalarıma yerleşti. Kalçamı sertçe kavradı ve zıplamama yardımcı oldu.

O da benim gibi yerimde duramayan biri olduğu için alttan kalçasını hareket ettirdi böylelikle sevişmemiz daha hızlı ve daha sert olmuştu.

Sırtım ona doğru dönük olduğu için elleri önüme geldi ve yine göğüslerimi kavradı.

"Yüzünü görmem lazım, Peri Kızı."

Zıplamayı bıraktım, ona doğru dönünce tatmin oldu ve tekrar zıplamam için omuzlarına tutundum.

Göğüslerimi birbirine yapışacak şekilde yaklaştırdı ve yüzünü yapıştırdığı göğüslerimin arasına gömdü. Kokumu içine çekti, bıraksam orada uyuyacak gibiydi.

Bu hâline gülümsedim, eğildim ve saçlarına derin bir öpücük kondurdum.

Bir kaç saniye daha orada kaldıktan sonra göğüslerimi bıraktı ve geri çekildi.

Ellerini ve gövdesini geriye attı. Böylelikle beni tam anlamıyla görebiliyordu.

Gözleri her bir parçamda dolaştı önce yüzüme, daha sonra zıplamanın şiddetiyle sallanan göğüslerime, en sonunda birleştiğimiz noktaya baktı.

"Ne oldu, Bay Kılıç? Manzara hoşuna gitti sanırım."

"Sence sadece hoşuma mı gitti, Bayan Kılıç?"

"Daha mı fazlası?"

"Düşündüğünden daha fazlası."

Son bir kaç kez daha zıpladıktan sonra ikimizde boşalmıştık.

Kendimi bırakıp Koray'ın sıcak göğüsüne sokuldum. Kollarını bedenime doladı ve beni yerimde tuttu.

Dakikalar sonra ikimizin de titremesi geçince erkekliğini içimden çıkardı.

İkimiz de epey yorulmuştuk, yorgun olmasam buna saatlerce devam edebilirdik ama zaten geç olmuştu.

Başımı kaldırıp Koray'a baktım. "Yatak odamıza gidelim mi?"

Koray da benimle aynı fikirde olduğu için başını aşağı yukarı salladı. "Gidelim."

Benimle birlikte ayağa kalktı, yürümeme izin vermeyip tekrardan beni kollarına aldı.

İtiraz etmeye gücüm olmadığı için kollarımı boynuna doladım ve başımı göğüsüne yasladım.

Gökyüzünde yazılı olan aşk yeryüzüne düşüp paramparça oldu. Demiştim.

Şimdi ise bu aşk anka kuşu gibi tekrardan küllerinden doğdu ve gökyüzünün en güzel köşesinde yeniden can buldu.

🐚

Eve girdikten sonra pijamalarımızı giymiştik ve Koray'a acıktığımı söylemiştim, ikimiz için pizza söylemişti.

Karnımızı doyurduktan sonra ikinci kata çıkmıştık. Diğer iki odayı çok merak ettiğim için bakışlarım Koray'ı buldu.

"Koray, bu iki odayı çok merak ediyorum."

Koray gülümseyip. "İstersen sana iki odayı da gösterebilirim."

Başımı hevesle evet anlamında salladım.

Koray, elimden tuttu ve beni odamızın çapraz sağında kalan odaya doğru ilerletti.

Kapıyı açtığında gözyaşlarıma engel olamamıştım.

Burası bir bebek odasıydı. Yine diğer odalar gibi kocamandı.

Lüks bebek beşiği, aynı lükslükte bebek kıyafet dolabı, bez değiştirme masası ve çeşit çeşit oyuncaklar vardı.

Gözümden bir damla yaş aktı, Koray arkamdan geldi ve kollarını bedenime doladı. Çenesini omzuma koydu.

"Gelecekte çocuklarımız için oda yaptım. Zamanı gelince mobilyaları beğenmezsen değiştirebiliriz. Ayrıca bebek kıyafeti, emzik, biberon veya bebek arabası gibi eşyaları almadım. Birlikte seçip karar vermek için."

Sanki hamileymiş gibi bir eli karnıma gitti ve nazikçe okşadı.

Hayatım boyunca bir bebeğimin olacağını hiç düşünmemiştim çünkü Karahan diye büyük bir düşmanım vardı.

Eğer bebeğim olursa ve Karahan bunu bilirse bebeğimi öldürmek için her şeyi yapabilirdi.

Ama sonrasında hayatıma Koray girdi, namı diğer Siyah Kılıç. Benim için imkansız dediğim bütün her şeyin mümkün olabileceğini gösterdi.

Eğer Koray'ın bebeğine hamile kalırsam dünyada ki hiç bir şey buna engel olmazdı. Buna Karahan bile dahildi.

Göz yaşlarımı sildim. "Koray. Bu... Bu çok düşünceli bir hareket."

Nazikçe gülümseyip elimi kendi eline geçirdi. "Bu daha hiç bir şey, henüz üçüncü odayı görmedin."

Boynuma doğru eğildi ve nazik bir öpücük kondurdu.

Birlikte el ele bebek odasından çıktık ve koridorun sonundaki odaya girdik.

Burası ise diğer odalardan daha büyüktü. Bir bölüm sinema salonu gibi, diğer bölüm resim odası gibi sonuncu bölüm ise oyun odası gibiydi. Üç bölüme ayrılmıştı.

Koray boğazını temizledi ve üç bölümü işaret etti.

"Burası ise ileride ki çocuklarımız ve bizim için olan bir eğlence odası. Burada birlikte film izleyebilir, resim yapabilir ya da oyun oynayabiliriz."

Bakışları bakışlarımı buldu. "Yani bu katı komple ailemize ayırdım. Ve fark ettiysen karşı boş koridor da var, oralar için farklı planlarım var."

Ailemiz, bizim ailemiz. Kılıç ailesi...

Düşüncesi bile karnımda kelebeklerin uçusması için yeterliydi.

Dayanamayarak Koray'a sarıldım ve omuzlarım sarsıla sarsıla ağladım.

"Affettim..." Dedim sessiz bir fısıltıyla. "Seni affettim, Koray Kılıç."

İşte şimdi hikâyemiz yeni başlıyordu...