Kır Papatyası kitap kapağı

4. bölüm / 6

Kır Papatyası

HATIRLAMA

Vaveyla Yazarı: Zümra 🌼

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: HATIRLAMA

Gece Karayel
23.30
Çalışma masamda oturmuş, Meriç abimden mesaj gelmesini bekliyordum. Kaç dakikadır bekliyorum onu da bilmiyorum. Mektubumu okuduysa yazardı, onu tanıyorum. Dayanamayıp masamın üzerindeki telefonumu elime alıp bildirimleri kontrol ettim, acaba daha okumadı mı? Bir dakika, ben neden şu an mesaj bekliyorum? Çünkü mektubu okuduktan sonra gerçekten yazacak mı bunun için. Yakın arkadaşımdan mesaj bekliyorum ama, normal yani. Telefonumu tam masaya bırakıyordum ki bildirim geldi. Hemen Whatsapp’a girdim. Gerçekten tanıyormuşum, yazmıştı çünkü. Yüzümde bir tebessüm oluştuğunu fark etmedim bile. Gamzeli’den gelmişti, onlar gittiğinde yaptığım ilk iş Meriç abimi “Gamzeli” olarak kaydetmek olmuştu. Yakıştı yakıştı.
Gamzeli: Birileri benimle konuşmayı mı özlemiş, yoksa ben yanlış mı okudum.
Gayet doğru okudun.
Siz: Özledim ya. Sadece sana bu kadar yakın olabiliyorum, tabii Mayıs ile İlkim’in yeri ayrı.
Gamzeli: Sen yeter ki iste, ben sana her gün yazarım mavişim.
Yaz be abi.
Siz: Vallahi mi?
Gamzeli: Vallahi.
Mesajına papatya bıraktım, yazmaya devam ediyordu.
Gamzeli: Hatta günaydın mesajları bile atarım. Kardeşim mutlu olacaksa elimden gelen her şeyi yaparım.
Eyvallah.
Siz: Hiç hayır demem aslında. Hatta iyi geceler mesajı bile olur.
Gamzeli: Atarım, benim için hiç sorun değil.
Yüzümdeki tebessüm arttı, nedensizce. Ya da bir nedeni var, Meriç abime tekrardan yakın olmaya başladım. Onunla konuşmak kalbime huzur veriyordu, sanki ilacım oydu.
Gamzeli: Görüldü atma be kızım. Ne düşündün öyle.
O yazdığında fark ettim, çevrimiçi olup mesajına baktığım halde yazmıyordum.
Siz: Bir şey düşünmedim.
Gamzeli: İnanayım mı? Seni kendimden iyi tanıyorum.
Haklı.
Siz: İnan.
Gamzeli: Sen öyle diyorsan, inanayım.
Siz: Sıkıldım ya.
Gamzeli: Benden mi?
Siz: Senden niye sıkılayım?
Gamzeli: Sıkılmaz mısın?
Siz: Sıkılmam.
Dün de o bana bunu diyordu. Dejavu gibi sanki. Konuyu değiştirme ihtiyacı duymuştum.
Siz: Mezuniyetin ne zaman?
Gamzeli: Bu cuma.
Siz: Az kalmış, ne giyeceksin? Takım elbise falan giy bence.
Gamzeli: Yok ki. Yani var da pek sevmiyorum. Senin aldığın kıyafetleri giyerim. Üstüne de bir ceket buldum mu tamamdır.
Siz: Ceketin var mı? Kalk da bak bari. Beyaz ceket bulmamız lazım.
Biraz zaman geçtikten sonra mesaj geldi.
Gamzeli: Buldum gibi.
Siz: Nasıl gibi?
Gamzeli: Ya şimdi Mavişim bir şey diyeceğim. Ben bu güzelim kombini ceketle mahvetmek istemiyorum. Bence direk ikisini giyeyim.
Siz: Sen bilirsin.
Gamzeli: Güzel olur mu?
Siz: Olur neden olmasın.
Gamzeli: Sen öyle diyorsan.
Siz: Tüm kararları bana bırakma, sen giyeceksin sonuçta.
Gamzeli: Senin beğenmen de önemli.
Siz: Tabii, kardeş görüşü önemli.
Gamzeli: Önemli tabii ki.
01.18
Kombin yapmış, daha sonra eskileri konuşmuştuk. Benim tabii ki yine uykum gelmişti. Bu yüzden yatağımın içine girmiş, orada yazışıyordum. Karanlıkta parlayan telefonumun ekranı gözüm alıyordu.
Gamzeli: Senin uykun mu geldi?
Siz: Nereden anladın Meriç abi?
Gamzeli: Hissettim.
Siz: Biraz, ama kapatmak istemiyorum. Seninle konuşmak iyi geliyor.
Gamzeli: Mavişim yarın konuşuruz. Şu an uyuman lazım. Söz sabah yazarım.
Siz: Ama...
Cümlemi yazmayı bitiremeden ondan mesaj geldi.
Gamzeli: Allah rahatlık versin Mavişim.
Siz: Sana da Gamzeli.
Mesajına papatya bıraktım, o da benimkine mavi kalp bıraktı. Telefonumu kapatıp komodinimin üzerine koydum. Gözlerimi kapattığımda tüm yorgunluğu hissettim, daha sonra yavaşça uykuya daldım.
🌼🌼🌼
Dükkâna girer girmez kolyelerin olduğu rafa gitmiştim. Raftaki bir kolye dikkatimi çekmişti. Mavi kalpli bir çift kolyesiydi, kalbin içerisinden bıçak geçiyordu. Kolyeyi raftan çıkarıp elime aldım, başımı kolyeden kaldırıp etrafa baktım. Meriç’i göremeyince tek çarem olan seslenmeyi kullandım. “Gamzelim, bak ne buldum.” sesimi duyar duymaz duvarın köşesinden biri hızlıca yanıma geldi. “Geldim Papatyam.” dediğinde tam yanımda duruyordu. Gözleri elimdeki kolyeye kaydı, biraz yukarı çıkıp gözlerimi gözleriyle buluşturdu. Elimi ona doğru kolyeyi alması için uzattım. Hareketime karşılık elimdeki kolyeyi tenime değmeden aldı.
Aynı benim gibi kolyeyi incelemeye başladı, bir ara yüzüne yakınlaştırıp iyice inceledi. Bu hareketine karşı gülümsememi tutamadım, onun her hareketine dikkatlice bakıyordum. Gözlüğünün ortasına işaret parmağıyla küçük bir baskı yapıp düzelttikten sonra kolyeyi parmaklarının arasına geçirerek havada sallandırdı. “Çok güzelmiş, hemen alalım.” dediğinde gülümsemem büyümüştü., gamzelerim ortaya çıkmış olacak ki gözleri yanaklarıma kaydı. Gamzelerim hafif tebessümlerimde belli olmazdı, içten bir gülümseme olursa ortaya çıkardı. Adımlarım onun üzerine doğru ilerledi. Elimi ağzımın üzerine tutup baş parmağım ile işaret parmağımı hareket ettirerek gülümsedim, o da gülümsesin diye. Yüzümü en ince ayrıntıma kadar inceledikten sonra o da gülümsedi, amacıma ulaşmıştım.
Kolyenin parasını ödedikten sonra bir banka oturmuştuk. Elimde bize aldığı kolyenin olduğu poşeti tutuyordum. Gözlerim sol tarafımdaki Meriç’e kaydı. Tam karşımızdaki papatyaları izliyordu. Gözlerini kapatıp başını geriye atarak derin bir nefes aldı. Geriye yaslanıp onu izlemeye devam ettim, ellerimdeki poşeti kucağıma bırakıp parmaklarımla oynamaya başladım. Gözlerini açıp bana döndüğünde yanaklarımda bir sıcaklık hissettim. Göz göze gelmeden önüme döndüm, parmaklarımın dansına odaklanmaya çalıştım ama arkadan onun gülme sesi geliyordu. “Benim güzelim utanmış mı?” dediğinde gözlerim yavaşça ona doğru kaydı, göz ucuyla baktım. Gülümseyerek bana bakıyordu, bu daha da utanmama sebep olduğu için tekrardan gözlerimi kaçırdım. Yerdeki gölgesinin benim gölgeme yaklaştığını görünce utangaçlığı bir kenara bırakıp aniden gelen cesaretle ona döndüm, gözlerinin içine baktım. Gerçekten de bana yakınlaşmıştı, aramızda yine de mesafe vardı tabii. Bir elini başımın arkasına götürdü, bir süre bekledikten sonra eli önüme geldi. Elinde papatya tutuyordu, bana doğru uzatmıştı. Gülümsedikten sonra elindeki papatyayı alıp parmaklarımın arasında döndürmeye başladım.
“Benim papatyam kadar güzel olmasa da...” dediğinde ona baktım, bana büyülenmiş bir şekilde bakarken buldum. “Teşekkür ederim sihirbazım.” dediğimde burnundan gülümsedi. “Teşekkür edilecek bir şey yok papatyam.” dediğinde gülümsedim yine. Ben ne sevap işledim de seninle oldum?
Gözlerimi açtığımda odamda olduğum için içim biraz huzursuzlanmıştı, keşke gerçek olsaydı. Babam dışında kimse Papatyam demezdi bana, rüyamda Meriç abimse bana Papatyam demişti. Bu kelimenin ağırlığını hissettim, yıllardır duymamış olan ben bunun gerçek olmadığını, sadece rüyadan ibaret olduğunu fark edince daha kötü olmuştum. Üzerimdeki pikeyi bir anda yatağın bir kenarına attığımda yatağımda doğruldum. Bağdaş kurup oturduğumda karşımdaki, babama ait olan fotoğrafa bakınca derin bir nefes aldım. Aslında yıllar sonra duymak iyi gelmişti. Ben onun papatyasıydım, biricik kızıydım, her şeyiydim. Ama annemin hiçbir şeyiydim. O kadın beni sevmedi, oğullarına gereksiz daha fazla ilgi verirdi, abinlerim de bunun farkındaydı. Onlar beni dışlamak yerine bana sahip çıkardı. Annem bana bir şey dediğinde abilerim beni her zaman savunurdu. Derin bir nefes alırken aklımdaki düşünceleri uzaklaştırdım, sonuçta hayat bitmemişti aksine bizim için zor da olsa devam etmiş, etmeye devam ediyordu.
Komodinimin üzerindeki telefonumu elime aldığımda Meriç abimden mesaj geldiğini gördüm, saat daha 8 buçuktu. Mesaja girdiğimde yüzümde bariz belli bir gülümseme oluştu, bana dün dediği gibi günaydın mesajı atmıştı.
Gamzeli: Günaydınnnnn. 5 “n” ile yazdım, sen çift sayı sevmezsin çünkü.
Ne kadar düşünceli.
Siz: Günaydınnnnn. Evet, 5 “n” ile...
Benim hakkımdaki her şeyi aklında nasıl tutuyordu? Oysaki bunu geçen sene falan söylemiştim.
Siz: Ya sen bunları nasıl aklında tutuyorsun?
Gamzeli: Önemli şeyleri unutmam.
Siz: Ama bu önemli bir şey değil ki.
Gamzeli: Önemli.
Siz: Değil.
Gamzeli: Sen dediysen, önemli.
Önemli falan değildi ama Meriç abim, aynı öz abilerim gibi bana her zaman sahip çıkmıştı. Rüyam aklımda canlanıyor, papatyam kelimesi kafamda yankılanıyordu. O an fark ettim, rüyamda Meriç abimle sevgiliydim.
Gamzeli: Sen yine ne düşünüyorsun bakalım?
Görüldü atmışım. İkimiz de sevmeyiz.
Siz: Hiçbir şey.
Gamzeli: Yalan söyleme maviş.
Siz: Daha yeni uyandım ya, duvara dalmışım.
Günün ilk yalanı hayırlı olsun, pek de yalan sayılmaz aslında.
Gamzeli: Hmm, öyle mi?
Siz: Öyle.
Gamzeli: Yoksa rüyanda kötü bir şey mi oldu?
Kötü değil, iyiydi. Sadece ağırlığını kaldıramamıştım.
Siz: Kötü bir şey değildi, aksine. Bence çok güzeldi.
Meriç abimle sevgili olmak mı, bana papatyam demesi mi?
Gamzeli: Ya, ne gördün? Tabii anlatmak istemezsen anlarım.
Siz: Güzel rüyalar anlatılınca gerçekleşmezmiş. Eğer gerçekleşirse söz sana anında söyleyeceğim.
Gerçekleşmesi mi, neyin gerçekleşmesi?
Gamzeli: O günü sabırsızlıkla bekliyorum Mavişim.
Daha fazla yazasım yoktu, bu yüzden mesajına papatya bırakıp uygulamadan çıktım. Telefonu da pikenin yanına gönderip kendimi yatağa bıraktım. Kendimle baş başa kalma vaktiydi, yani gerçekler...
Meriç abim sadece abim. Bugün rüyamdakiler gerçek olmayacak, asla. Ki bence rüyamda papatyam dediği için mutlu oldum, sevgili olduğumuzdan değil yani.
Ya ona karşı bir şeyler hissedersem.
Asla! O sadece küçüklükten kalan bir şeydi, şu an büyüdüm ve öyle bir şey yok.
Asla, asla dememeliyim.
Ondan hayatta hoşlanmam.
Büyük konuşmamalıyım.
Saçmalamamalıyım.
Küçükken bile gözüme hoş gelirdi.
Canım sorgumu bozan bir şey vardı, kapımın açılması. Bu beni mutlu etmişti, kendinle baş başa kalmayı sevmezdim zaten. Gözlerimi tavandan çekip yatağımda doğruldum, Rüzgâr abim gelmişti. Normalde hayatta bu saatte uyanmazdı. Tek kaşım havada, ona bakıyordum. Oysa kapının aralığından bana bakıyordu. “Abiş, ne oldu?” dediğimde kapıdan ayrılıp yatağıma doğru ilerledi, yatağımın ucuna oturduğunda dudakları aralandı. “Niye, kardeşimin yanına gelmem için bir şey mi olması lazım?” dediğinde gülümsedim. “Yok canım, gelebilirsin normal. Sadece şaşırdım, bu saatte uyanık olmanı beklemiyordum.” lafıma karşılık güldü, elleri saçlarımı bulunca parmağıyla okşamaya başladığında gözlerimi kapatıp bende ona güldüm. “Bugün dedim ki, benim güzelim hep bize kahvaltı hazırlıyor ben neden ona hazırlamayayım? Hadi kalk bakalım, kahvaltı hazır.” dediğinde başımdaki ellerini yanağıma indirmişti, yanağımdan makas alıp odamdan çıktı.
Bekletmemek için lavabodaki işlerimi hemen halledip mutfağa gittim. Kapıdan girer girmez masanın güzelliğiyle şok oldum, her şeyi hazırlamıştı. Dünden sonra akıllandı mı ki? Her zamanki yerime oturduğum anda Rüzgâr abimin “Bugün Ankara’ya gidiyoruz.” demesiyle masada olan gözlerim onun gözlerine doğru yavaşça çıktı. “Ankara?” tek kaşımı havaya kaldırarak yöneltmiştim bu soruyu. Duman abim de bu sırada çayları masaya koyup oturduktan sonra başıyla Rüzgâr abimi onayladı. Hiç susmadan konuşmaya başladım. “Ne zaman? Kimle? Bir anda aklına nasıl geldi? Benden bir şey mi gizliyorsun yoksa? Ay kötü bir şey mi oldu! Ya insan dün söyler! Allah aşkına sabah sabah kahvaltıda yürek mi yedin diyeceğim de kahvaltıya yeni oturduk.” dediğimde canım ciğerlerimi bence kısa olan konuşmamın -ki zaten kısaydı- sonunda dinlendirmek için çayımdan bir yudum aldım. Bakışlarım iki abim arasında gezip duruyordu, cevap bekliyordum fakat vermiyorlardı. Onun yerine halime gülüyorlardı. En sonunda Duman abim konuşmaya başladı. “Öğlen çıkacağız, geç olur ama olsun. Meriç abiler de sanırım gelir, İlkim de gelecek ama Mert'in işi varmış o maalesef gelemiyor.”
Meriç abim bana neden dememişti ki?
“Saat daha erken, aslında 2 saate de çıkabiliriz.” dediğinde Rüzgâr abime döndüm tekrardan, çatalını batırdığı zeytini ağzına atarken konuşmaya başladım. “Abi, iyi misin acaba? Daha yeni karar vermişsin, Meriç abimlere dedin mi?” Bir süre sustu, “Dememiş olabilirim.” derken başparmağıyla bardağın desenlerinin üstünden geçiyordu. Yani adamın haberi yoktu. “Ya 2 saate de çıkabiliriz diyorsun, Meriç abimlere haber vermiyorsun.” dediğimde bakışlarımdan o sertliği hissettirmek istedim, sanırım istediğim de oldu. “Kız ne bakıyorsun cin gibi. Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm, Bismillahirrahmanirrahîm. Kız Gece mesai ne zaman bitiyor 8-5'mi çalışıyorsun?” Rüzgâr abim her türlü bana laf atmadan duramazdı, gözlerimi devirdiğimde abilerimin ikisinin de güldüğünü fark edince onlara fark ettirmeden sırıttım. “Yok abi ya bugün mesai erken bitiyor.” dediğimde hep birlikte güldük. Bu sırada Rüzgâr abim de Meriç abimlere yazmıştı, onlar da gelecekti.
🌼🌼🌼
Her zamanki gibi dolabımın önünde duruyordum. Bir anda rüyam aklıma geldi, yüzümde belirsiz bir gülümseme oluştu. İkimizin de aynı giyindiğini hatırlıyorum, çift kombiniydi yani. Üzerimizde yeşil, altımızda beyaz vardı. Yanlış hatırlamıyorsam yeşil kimonomdu. Gözlerim hemen onu aradı, bulunca koluma koyup geçenlerde aldığım beyaz eteği de yanına ekledim. Bunları yatağın üzerine bıraktıktan sonra şal arayışına başlamak için çekmeceme yöneldim. Aslında bunun üzerine etnik desenli yeşil şalım mükemmel olurdu, şalımı kısa süren bir uğraştan sonra buldum.
Üzerimi giyinmiştim, malum kimononun hem boyun tarafı hem de kolu kapanmadığı için içime beyaz uzun kollu badi giymiştim. Şalımın bir tarafını uzun, diğer tarafını kısa yaptıktan sonra ilk önce uzun, daha sonra kısa tarafını arkama attım, bu modele bayılıyordum. Takı takmayı seven biri olarak sağ işaret parmağıma gümüş eklem yüzüğü taktıktan sonra gümüş bileklikler taktım, sol koluma da yeşil saatimi taktım. Artık tamamdım.
Odamdan çıktığımda abilerimin Meriç abimlere indiğini fark ettim, zaten önceden söylemişlerdi. Ayakkabı dolabına ilerleyeceğim ki Meriç abimin verdiği papatyalar aklıma düşünce koşarak mutfağa gittim. Tahmin ettiğim gibi, çürümeye yakınlardı, bunları artık kurtarmanın tek yolu vardı o da kurutup tohumlarını ayırmak ama bir sorunumuz var haziranda papatya ekilmezdi. Ben yine de kurutmak için su dolu bardağın içinden papatyamı çıkardım, hemen bir peçetenin üzerine serip balkona, güneşin altına koydum. Bardağı da hemen elimde yıkayıp dış kapıya yöneldim. Vestiyerin üzerindeki yeşil çantamı alıp yeşil ayakkabımı giydikten sonra evin kapısını kilitleyip merdivenlerden Meriç abimlere indim.
Kapıyı üç kez melodili bir şekilde tıklattıktan sonra ayakkabımı çıkarıp kapının açılmasını bekledim. Gözlerim paspasın üzerindeki desenlere kaydı. Mayıs yine zevklerini konuşturuyordu, çiçeklerin süslediği paspas yeterince güzel duruyordu, bizim paspas da papatyalıydı. Onları incelerken kapının açılma sesini duyunca yavaşça yukarı doğru çıkardım mavilerimi. Karşımda kastan duvar Meriç abim duruyordu, kollarını göğsünün üzerindeki birleştirmişti. Nasıl olduysa aynı giyinmiştik. Beni baştan aşağı süzdükten sonra yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yerleşti. “Mavişim, ne kadar güzel olmuşsun öyle.” dediğinde bende gülümseyip teşekkür ettim. “Sende yakışıklı olmuşsun gamzeli.” Dediğimde gülümsedi, o gamzeleriyle. Bir yandan da onu incelemek için bulduğum fırsatı değerlendiriyordum. Saçları her zamanki gibi ortadan ayrıktı, kulak hizasında bitiyordu. Taramak yerine eliyle dağıttığı saçları ona yakışıyordu. Ilk düğmesi açık olan gömleğinin yakasına güneş gözlüğünü takmıştı, gömleğin kollarını dirseğine kadar katlamıştı, sol bileğinde ise gümüş bir saat vardı. “O senin güzel bakışındır.” Dediğinde arkadan gelen bir huysuzlanma sesi bize doğru geliyordu. Meriç abimin arkasından Mayıs göründü, beni görünce kastan duvarı atlatıp kolumdan tuttuğu gibi söylenerek beni içeriye çekerken Meriç abime yardım bakışları atıyordum, vicdansız Mayıs kolumu yine sert kavramıştı al işte moraracak!
Daha ne olduğunun farkına varmadan oturma odasına Mayıs beni sürükleyerek getirdiğinde Meriç abim de arkamızdan geldi. İlkim dahil herkes buradaydı, Mert hariç. Kimin hangi arabaya bineceğini konuşuyorlardı. “Bence İlkim, Gece, Mayıs bizle gelsin.” Duman abimin yönettiği öneriye karşı Meriç abim tek kaşını kaldırıp abime bakıyordu. Duman abim fark edince Meriç abim konuşmaya başladı. “Aslanım, ben yalnız mı gideyim. Mayıs benimle gelir, Gece de gelsin.” son cümleyi söylerken benimle kısa bir göz teması kurup Duman abime döndü tekrar. Mayıs hemen ortaya atıldı “Mantıklı, ama İlkim yalnız kalır bu sefer de. Duman haklı aslında.” Duman abime abi demezdi çünkü aralarında bir yaş vardı. Meriç abim bu sefer kardeşine döndü “Yavrucum Duman’ın dediği gibi olursa sıkışırsınız.” Bu sefer İlkim araya atıldı. “Meriç abi haklı, Rüzgâr abiyi bence Meriç abinin arabasına gönderelim. İki yaşlı birlikte gider.” ilk başta ne dediğini fark etmediği için şu an gözleri büyümüştü. Rüzgâr abim başını anında yerden kaldırıp İlkim'e baktı. “Aşk olsun yenge, biz yaşlı mıyız?” Meriç abim de İlkim'e baktı. Duman abim “Ya bize göre öylesiniz. Yoksa ne yaşlısı canım maşallah.” dedi.
En sonunda dayanamayıp yerimde hafifçe doğruldum, sessizliğimi bozmam lazımdı. Elimi üç kez şıklattığımda tüm gözleri üzerime çekip konuşmaya başladım. “Canım ailem, canım arkadaşlarım. Her iki taraf da kendince haklı, Meriç abim hem yalnız gitmek istemiyor hem de bizim sıkışarak gitmemizi istemiyor. Şöyle yapalım, herkes kendi arabasıyla gidecek ya zaten, kendi ailesiyle gitsin. Yoksa bu işin içinden çıkamayız. Meriç abimle Mayıs birlikte gitsin. Duman abim, Rüzgâr abim, İlkim ve ben birlikte gidelim. Sonuçta sevenleri ayırmak olmaz.” gülümsedim. Meriç abim bana katıldı, ama kendi fikrini de söyledi. “Rüzgâr da bizimle gelsin.” Rüzgâr abim Meriç abime duygu dolu bakışlar atarken yerinde hafif kıpırdanıp Meriç abime bakacak şekilde oturdu. “Niye oğlum bensiz yapamıyor musun?”
“Yok vallahi sensiz yaşayamam Rüzgar'ım, elimde olsa Duman’ımı da alacağımda işte sizde arabayı süren kalmaz.”
“Meriç abi dert etme ya, bir ara hallederiz.” Duman abimin cümlesine erkekler olarak kendi aralarında gülerken bizde onları izliyorduk. Mayıs fısıldayarak konuştu. “Onlar cilveleşiyor mu, yoksa bana mı öyle geldi.”
“Yok, harbi cilveleşiyorlar. Her zamanki halleri.” dedim.
“Duman, bir ara hallederiz derken?” İlkim’in hesap soran sesine karşılık Duman abimin bakışları anında İlkim'e döndü. “Mavi'm. Yani bir ara siz de ehliyetinizi alınca hallederiz diye demiştim.” İlkim tek kaşını kaldırmış Duman abimi dinliyordu. “Öyle mi?” dediğinde Duman abim başını aşağı yukarı yavaşça hareket ettirerek onayladı. Bizde onları dinliyorduk, kim konuşuyorsa bakışımız bir ona bir diğerine gidiyordu. Aslında Duman abimin demek istediğini ben anlamıştım ama İlkim anlamamıştı belli ki. O sıra gözüm Meriç abimle Rüzgâr abime kaydı, bir de ne göreyim. Meriç abim Rüzgâr abimin yanağından makas alıyor! Gülmemi tutamayıp ilk başta sessiz olan gülmem yavaşça sesleniyordu. İkisinin bakışı da suçlu bir şekilde bana dönünce sadece bakakaldım, gülüşün bir an durmuştu ama onların şaşırmış tepkisini görünce daha çok gülmeye başladım. Meriç abimin eli Rüzgâr abimin yanağına değecekken havada kalmıştı. Onlar da bana eşlik etti, Duman abimle İlkimse olayları anlamaya çalışıyordu, onlar farklı dünyada biz farklı dünyadaydık. Mayıs da bize eşlik etmeye başladı. En son o kadar çok güldüm ki, karnıma ağrı girmiş, gözlerimden yaşlar geliyordu. Gözlerimdeki yaşları elimin tersiyle silerken gülmeye devam ediyordum, bir türlü durmuyordu. Biraz daha gülersem bu artık gülme değil, ağlama olacaktı. Derin nefes alarak gülmemi durdurdum ama arada hala gülesim geliyordu.
🌼🌼🌼
Meriç abimle Rüzgâr abim poğaça almaya gitmişlerdi, bizde arabaların yanında onların gelmesini bekliyorduk. Ben tabii ki arabaların yanındaki papatyaları izliyordum, arsaya yaklaşıp yere çömeldim. Hafif bir rüzgâr esiyordu, bu papatyaları dans ettirmek için yeterliydi. Gözlerimi kısa süreliğine kapattım, o serin hava ciğerlerime dolunca bacaklarımda ağrı hissetmemden dolayı aniden ağaya kalktığımda gözlerim karardı, başım döndü. Tutunacak yer aradım ama bulamayınca yerimde öylece durup gözlerimi kapattım geçmesi için. Tahmini bir dakika sonra yanıma biri geldi, gözlerim hala kapalı olduğu için kim olduğunu bilmiyordum. Yanıma gelen kişi bir elini omzuma koydu, o arada bende gözümü açıp kim olduğuna baktım, Mayıs'tı. Bana biraz daha yaklaşınca dudakları aralandı, gözlerindeki endişeyi görebiliyordum. “İyi misin? Niye yavaş kalkmadın ki.” dediğinde arabaların olduğu yere doğru döndüm. “İyiyim, geçti.”
Arabaların yanına gittiğimizde abimler de gelmişti. “Eee, kim nereye biniyor? Artık karar vermişsinizdir umarım.” dediğimde Rüzgâr abim açıklamaya başladı. “Duman, sen, İlkim bizim arabadasınız. Ben, Meriç, Mayıs da Meriçlerin arabadayız.” Anlaşılan bizim ahiretlikler ayrılamıyordu.
Yolculuğumuz başlayalı 20 dakika falan olmuştur. İlkim’le ön koltuk için birbirimizi ikna etmeye çalışmış, kazanan ben olmuştum, İlkim’i öne oturtmuştum. Şu an Duman abim yola odaklanmış, bir yandan da İlkim’le sohbet ediyordu. Bense kulaklığımı takmış, yolu izlerken müzik dinliyordum. Bir ara gözlerim yavaşça kapanıyordu ki gelen bildirimin sesiyle yerimde hafif irkilmiştim.
Gamzeli'den yeni mesajınız var.
Gamzeli'den? Mesaj? Araba kullanmıyor mu o?
Fotoğrafta Rüzgâr abim araba sürüyordu, Meriç abimse gülümseyerek Rüzgâr abime bakıyordu. Mayıs' da arka koltukta kendi halimde takılıyordu, Tiktok'ta olduğuna o kadar eminim ki.
Gamzeli: Ahiretliğim çok mutlu değil mi?
Fotoğrafın ardından gelen mesajına karşılık benim de yüzümde gülümseme belirledi.
Siz: Maşallah size.
O an aklıma bir şey geldi, bende fotoğraf atacaktım çünkü neden olmasın?
Kamerayı açıp zoraki bir gülümseme takındıktan sonra fotoğrafı gönderdim. Gönderir göndermez bakmıştı tabii. Altına da mesaj yazdım.
Siz: Çok sıkıcı geçiyor, onları yalnız bırakmak için kendi kendimle baş başayım.
Bir süre yazmayınca ben yine yazdım.
Siz: Meriç Bey, acaba görüldü atmasanız mı?
Mesajım gittiğinde hemen yazmaya başladı.
Gamzeli: Çok özür dilerim. Yazacak bir şey düşünüyordum.
Siz: Hmm.
Gamzeli: Hmm.
Siz: Sıkıldım yaaa. Sen yazmadan önce de az kalsın uyuyordum zaten. Tam dalmıştım sen yazınca bildirim uyandırdı.
Gamzeli: Uyandırdım mı seni? Keşke yazmasaydım.
Siz: Yok canım ne olacak, seninle yazışıyorum işin sonunda.
Göz kırpan emoji koydum.
Gamzeli: Seni mutlu edince ben de mutlu oluyorum biliyor musun Maviş?
Şu ana kadar o fotoğraftan sonra yüzümdeki gülümseme hiç belirmemişti, belirse bile çok azdı ama şu an...
Gamzeli: Gülüyorsun değil mi?
Yok yok bu adam müneccim.
Siz: Ya sen nerden anlıyorsun.
Gamzeli: Hissediyorum.
Siz: Bazen müneccim olduğunu düşünüyorum ha.
Gamzeli: Yok canım ne müneccimi tövbe haşa. Seni birazcık fazla iyi tanıyorum diyelim.
Araba yavaşlayınca yola baktım, Duman abim kahvaltı edilecek bir yere yanaşmıştı. Ben de kulaklığımı çıkarıp boynuma koydum.
Araba durduğunda camıma biri tıklattı, elimdeki telefonumda görüldü attığım Meriç abimi sanki gizlemek ister gibi alelacele telefonun ekranını kapatıp cama baktım, yazıştığım adam camın ardından beni bekliyordu. Göz göze geldiğimizde göz kırpıp kapımı açtı “Mavişim,” derken gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu, başını hafifçe öne eğdiğinde arabadan tebessüm ederek indim.
Biz önden gitmeye başlamıştık, bizim çifte kumrular da arabayı park ediyorlardı. Gözlerim solumda duran kişiye kayıp duruyordu, engel olamıyordum.
“Bana niye böyle davranıyorsun?” sorumla birlikte gülümsedi.
“Nasıl davranıyormuşum?”
Omzumu silktim. “Bilmem, sanki öncekinden daha naziksin.”
“Mesela?”
“Sanki ben kırılacak bir şeymişim gibi. Ne bileyim işte.” dediğimde önüme gelip yolumu kestiğinde gözlerim yukarıya çıktı.
“Ben sana karşı hep öyleydim.”
“Biliyorum ama sanki son zamanlarda daha bir arttı bu davranışların. Kapımı açmalar, papatya vermen bile arttı. Önceden iki haftaya bir verirdin, şu an neredeyse her gün veriyorsun.”
“Mavişim, inan bu bilgiyi ben bile bilmiyordum.” dediğinde gülmemi tutamadım. Gamzelerim çıktı, onun gözleri yanağıma kaydı. Sadece yanağıma baktığı için bile içimde değişik hisler oluşmaya başlamıştı. Bakışlarım gözlerine kaydığında onun gözleri de gözlerime çıktı, bir süre öyle kaldık ta ki ben utanıp gözlerimi ayırana kadar. Boğazımı hafifçe temizledikten sonra etrafımı kontrol edip mekâna doğru hızlıca yürümeye başladım. O da arkamdan hızlıca gelip soluma geçti. “Kız sen utandın mı?” yalandan kahkaha attım. Parmağımla kendimi gösterdim. “Kim? Ben mi? Ne utanması ya. Alt tarafı...” devamını nasıl getireceğimi bilemediğimden sustum. O da sorgulamadı, benim sessizliğime eşlik etti.
Mekânın girişinde Mayıs bizi bekliyordu, onu gördüğümde hemen yanına gidip koluna girdiğim gibi içeriye sürükledim.
Ne oluyordu bana? Küçükken “Ben seninle evleneceğim.” dediğim kişiye olan duygularım tekrardan ortaya mı çıkıyordu?
2012
Hâkim Anlatıcı
Meriç o gün yine aşağıda bahçe duvarının üzerine oturmuş, ayaklarını sallandırıyordu. Gözü hep binanın kapısına kayıp duruyordu, arkadaşı bir türlü gelmiyordu. 5 dakika... 10 dakika... 15 dakika derken binanın kapısından o küçük kız çıktı, Gece. Etrafına bakındıktan sonra duvarda oturan Meriç’le göz göze gelince yüzünün kızardığını fark etti. Yüzü kızarmıştı ama gülümsemekten değil, ağlamaktan. Meriç yanına gelen kızı görünce duvardan atladı, yavaşça Gece’ye ilerliyordu. Yaklaştıkça gözlerindeki yaşlar gün yüzüne çıkıyordu. Meriç bunu fark edince ağlayan kızın yanına koştu, boyları eşitlensin diye eğildi. Gece, Meriç’in gözlerinin içine bakıyordu. O an eli kızın yanağına yaşlarını silmek için uzandığında Gece’nin gözleri yine dolmuştu. Onu bu halde görmeye dayanamayıp göğsüne çekip sımsıkı sarıldı, bir abi şefkatiyle sarıp sarmalıyordu. Gece başını Meriç’in omzuna yaslayınca Meriç sormaya başladı.
“Gece’m. Abicim niye ağlıyorsun, ne oldu?” Kız sadece susup ona sarılmaya devam ettiğinde Meriç de bir süre susmaya karar verdi. Gece başını kaldırmaya başlayınca Meriç, Gece’nin yüzünü ellerinin arasına alıp yanaklarını okşadı. Gece burnunu çekip konuşmaya başladı.
“Gamzeli abi, Rüzgâr abim bana güldü.” hıçkırıkları arasında bu cümleyi bile zar zor kurmuştu. Meriç, neden güldüğünü merak ediyordu. “Niye güldü?” dediğinde Gece başını aşağı eğdi, söylemeye utanıyordu sanki.
“Şey...”
“Ney?”
Gece önüne gelen kıvırcıklarını arkaya atıp konuşmaya çalıştı.
“Gamzeli...”
“Hımm?”
“Şey ben abime dedim ki Meriç abi çoook yakışıklı. O ilk başta güldü sonra ben bir şey dedim, ondan sonra bana kız sen ne anlarsın aşktan, ne saçmalıyorsun? deyip yine güldü. Sonra ben de ağlamaya başladım, senin yanına geldim.” Meriç ilk başta ne dediğini anlamamıştı, sonra abisine dediği şeyi kendisine demediğini fark etti.
“Abine ne dedin de sana böyle dedi?”
Gece başını yine aşağı eğinde Meriç bu sefer kaldırmadı, sadece cevap bekliyordu.
“Meriç abiye âşık oldum, büyüyünce onunla evleneceğim dedim.” dediğinde Meriç gülümsedi.
“Abin sana benimle evlenmek istedin diye mi güldü?” diye sorduğunda Gece başıyla onayladı onu, hâlâ yere bakıyordu.
Arkadan bina kapısının açılma sesi duyuldu, gelen Rüzgâr’dı. “Abin geliyor maviş.” dediğinde Gece ona sıkıca sarıldı, Meriç’de onu kucağına alıp ayağa kalktı. Rüzgâr’a karşı adımlar atıyordu, başıyla Gece’yi gösterdi. “Abisi, sen niye bu kızı üzdün bakayım?” Gece başını kaldırıp arkasında olan abisine kısa bir bakış attıktan sonra eski haline geri döndü, daha sıkı sarılmıştı. Meriç’in bu tatlılığa karşı içi erimişti. Rüzgâr onları böyle görünce sessizce güldü, hızlıca yanlarına geldi.
Meriç ile Rüzgâr gözleriyle bir şeyler konuşuyorlardı, Gece ise Meriç’in kokusunu içine çekerken mayışmıştı ki zaten ağlamaktan bayağı uykusu gelmişti. Meriç bunu fark edince sanki onu uyutmak istercesine yerinde hafifçe sallanmaya başladığı zaman Gece uykusuna teslim olmuştu. Nefes alışverişleri derinleşmeye başlayınca Meriç’de yerinde sallanmayı yavaşlatmıştı, başını Gece’nin saçlarına yaklaştırıp kokusunu içine çekti. Gece, papatya gibi kokuyordu.
Meriç, onu kucağından indirip rahatını bozmak istemiyordu, hava biraz soğuk olduğu için duvarın üstündeki ceketini Gece’nin üstüne örtmüştü. Bu sırada Rüzgâr ile Gece hakkında konuşuyorlardı, sonra yanlarına Duman da gelince sohbetleri koyulaşmıştı. Gece uykusunda mırıldanmaya başladı, “Gamzeli, ben büyüyünce seninle evleneceğim.” Meriç bunu duyunca Gece’nin yüzüne biraz eğilince gülümsemesini fark etmesiyle onun da gülümsemesi ortaya çıktı.
Bu kız...
Bu kız, çok tatlıydı. Meriç, bu aileden hiç ayrılmak istemiyordu.
Günümüz
Gece Karayel
Anımı zor bela hatırlıyordum, o gün aklımda canlandığında yüzümdeki istemsiz oluşan bir gülümsemeyi Mayıs söylemese fark etmezdim sanırım. Kendime gelince direk Rüzgâr abimin oturduğu masayı bulup yanına gittik.
Serpme kahvaltı, demli çay derken bu zaman diliminde aramızda geçen sohbet ile yaklaşık bir saat sonra mekândan anca kalkabilmiştik. Abimler hesabı öderken biz de kızlarda dışarıda onları bekliyorduk. İlkim, Duman abimle aralarının nasıl olduğunu anlatıyor, biz de pür dikkat onu dinliyorduk. Bir ara anlatışı o kadar ciddileşti ki ayakta durmaktan yorulup yakınımızdaki banklardan birine oturmuştuk. İlkim ortada, bir yanında Mayıs bir tarafında ben vardım.
🌼🌼🌼
Nihayet molalar ile birlikte yaklaşık 3 buçuk saat süren yolculuğumuz bitmişti. Abimleri ilk olarak Ankara’daki AVM’lerden birine sürüklemiştim. İlk amaç: Decathlon bulup paten almak.
Evet, paten.
Bir Soy Luna fanı olarak artık almam gereken bir şeydi. Normalde önceden alacaktım ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Babamın ölümü, annemin terk edişi, biz kardeşlerin yaşam ile mücadelesi...
AVM’ye girer girmez arkamda bıraktığım kişileri unutup Decathlon arayışına girmiştim. Danışmanın olduğu yere adeta koşarak gitmiştim. Orada çalışan tatlı bir ablaya derdimi anlatınca o da hangi katta olduğunu bana söyleyince teşekkür edip abimlerin yanına aynı hızla gittim. “Abiş, Decathlon 2. kattaymış. Hadi gidelim.” Rüzgâr abimin koluna girip onu sürükleyerek yürüyen merdivenlerin olduğu tarafa götürdüm. Arkamızdan bizi takip eden gülüşme sesleri geliyordu. “Kız az yavaş ol, Decathlon kaçmıyor ya.” dediğinde yürüyen merdivenin önüne gelmiştik bile. Diğerlerini bekleyemeden yürüyen merdivene binip arkama baktım, Mayıs ile İlkim gülmekten kızarmıştı. Bizim abiler takımı da tebessüm ediyordu, üçü de dışarıda gülmeyi pek sevmezdi.
Sonunda mağazanın önüne geldiğimizde kendimi Decathlon’un içine attım. Gözlerimle patenlerin olduğu kısmı arıyordum, yürüme hızım artık normaldi. Rafların önündeyken gözüm patenler arasında gezinip duruyordu. İnline patenler, quad patenler...
Ben rafların içinde kaybolurken büyük ihtimalle bizimkiler de mağazayı geziyordu.
Sağımdan gelen bir sesle hafif irkildim, bir çalışan yanıma gelip yardıma ihtiyacım var mı diye sorduğunda biraz yardım almak aklıma yatmıştı. “Şey, acaba hangi paten daha kullanışlı?” dediğimde çalışan kadın bana bir gülümseme sundu. “Siz hangi modeli düşünüyorsunuz? Nerde kullanmak için alacaksınız, kullanım alanına göre değiştiği için ona göre önereyim.” bu sorunun cevabını bende bilmiyordum. Luna’ninki quad patendi ve çok güzeldi. İki teker önde, iki tekerde arkadaydı. İnline patende ise arka arkaya sıralıydı. “Aslında bilmiyorum, quad patenler çok hoşuma gidiyor. İnline da güzel ama sanki quad beni daha çok çekiyor gibi. Günlük sürmek için düşünüyorum bir de belki dans...” kadın bunu duyunca rafların birinden siyah renkli quad paten çıkardı. “Eğer dans için kullanacaksanız kesinlikle quad paten öneririm. İnline patene göre öğrenmesi bir tık zor gelebilir ama üstesinden gelirsiniz. Bu paten daha çok kaygan zeminlerde kullanmak için tercih ediliyor.” derken elindeki pateni bana doğru incelemem için uzatıyordu. “İsterseniz bir deneyin, kaç numara giyiyorsunuz?” ayakkabı numaramı söyleyince kadın raflara dönüp bakmaya başladı. Bende bu sırada elimdeki pateni bir kenara koyup kadının bana uzattığı, benim numaram olan pateni elime aldım. Arkamdaki pufa oturduğumda ayakkabılarımı çıkarıp pateni besmele çekerek giydim.
Ayağa kalkmaya çalışırken ilk başta biraz sendeledim ama duruş pozisyonumu düzeltince dengede durabildim. Zeminde yavaşça ilerlemeye başladım, bu bir profesyonel ilerleyiş değildi aksine acemi olduğumu çok belli eden bir ilerleyişti. Kadın da ben ilerledikçe yanımdan benimle birlikte ilerliyordu. Şu an yaşanabilecek her şey için hazırdı.
Bu yavaşlığıma rağmen süzülüyormuş gibi hissediyorsam, sürmeyi öğrenince nasıl olacaktı acaba?
Yerimde durup arkama dikkatlice dönerken şu ana kadar hep burada olan, tebessümle beni izleyen birini gördüm, Meriç abim... Açıkçası onu burada görmeyi düşünmemiştim, ama görünce de tebessümümü tutmamıştım. Onun yanına doğru ilerlemeye başlayınca o da yerinde hafifçe doğrulup göğsünde birleştirdiği ellerini çözdü, gözlüğünün orta kısmına işaret parmağıyla hafifçe baskı uygulayarak düzelterek bana doğru yaklaştı.
“Abimler nerede?” sorumu sorarken pufun üzerine oturup ayağımdaki pateni çıkarıyordum. Çalışan da bizi yalnız bırakmak için “Eğer yardımcı olacağım başka bir konu yoksa ben gideyim.” diyerek yanımızdan uzaklaştı. Sonunda patenleri çıkarabilmiştim, Meriç abimde pufa oturmuştu bu sırada. Onun tarafında olan ayakkabılarımı bana doğru verince teşekkür edip ayakkabımı giydim.
“Onlar mağazayı geziyor, Rüzgâr senin için kask falan bakıyordu.” dediğinde oturduğum yerden kalkarken elime daha yeni ayağımda olan, süzülmeme yardımcı olan patenleri aldım. “Kasklar ne tarafta?” derken oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi, önüme geçmek için izin istedikten sonra beni Rüzgâr abimin yanına götürdü. Abim gerçekten de kasklara bakıyordu, hatta elinde siyah bir kask tutuyor, içine falan bakıyor, dış yüzeyine vurup sanırım sağlamlığını test ediyordu. Onu görür görmez yanına koştum, patenleri gösterecektim. Meriç abimde peşimden koşmak yerine büyük adımlarla bana yetişti. Elimdeki bu güzellikleri havaya kaldırıp abime gösterdim. “Abiş bak, çok güzel değil mi?” içimdeki küçük çocuk şu an ortaya çıkmaya başlıyordu. Abim sesimi duyunca elindeki kaskı yerine bırakıp tüm dikkatini bana verdi, elimdeki patenlere bakıyordu. “Gece’m bunlar çok güzel.” dediğinde heyecanla başımı onaylarcasına hızlıca aşağı yukarı salladım. “Kask, dizlik, kolluk, eldiven almamız lazım. Bende onlara bakıyordum.” Elleri dolu olduğu için dirseğiyle rafları gösterdi.
Cıvıl cıvıl bir insan olabilirim ama her şeyimi siyah almayı planlıyorum. Üzerlerine kendime özgü şeyler çizip süsleyecektim, sonuçta benim gözlerim gece mavisi, adım bile Gece.
Abimin saydığı malzemelerin hepsinin siyah rengini almıştım, tabii ki abim ödedi. Poşet şu an benim elimdeydi ama birazdan Rüzgâr abime verecektim çünkü ikinci amaç: Bkm’ye gitmekti.
🌼🌼🌼
Bkm’den de biraz kitap aldıktan sonra mağazadan çıktım, beni yemek yiyeceğimiz yerde bekleyen ailemin yanına gidecektim. Poşeti elimde hafifçe sallayarak yürüyen merdivenlere ilerliyordum ki bana doğru gelen uzun boylu, tahminimce benim yaşlarımda olan birini görene kadar. Oğlanı görür görmez adımlarım sabitlenmişti, hareket etmedim ama burada durmak istemiyordum. Oğlan yanıma gelince tam karşımda durdu, baştan aşağı beni inceledi. Bu durum beni rahatsız etmeye başlamıştı. Bense sadece onun yüzüne bakıyordum, gözleri dikkatimi çekmişti çünkü Zehra hanımın gözlerine çok benziyordu. Hatta sadece ona da değil, babama da benziyordu. Bakışlarım onun gözleri bana değene kadar ayrılmadı, bu tanıdık gelen gözlere bakakalmıştım. Oğlan bunu fark edince yarım bir gülümseme sunup “Sen, Zehra Karayel’in kızı mısın?” dediğinde donup kaldım. Artık sadece ayaklarım yere sabitli değildi, yüzüm, vücudum... Tamamen işlevini yitirmişti.
Sonunda bağımı çözüp konuşmaya çalıştım. “Sen... Onu nereden tanıyorsun?” sorumu yönelttiğimde bana yaklaşan adımların sesi umurumda değildi. Karşımda duran kişi bana cevap vermedi, aksine arkamda olduğunu düşündüğüm kişiye bakıp yanımdan uzaklaştı. “Ama... O...” sadece benim duyabileceğim şekilde fısıldamıştım ki şokumu daha atlatamadığım halde arkamı dönmeyi başardım. Elimdeki poşeti neredeyse yere düşürüyordum ki arkadan gelen kişi poşeti hemen elimden aldı. Ve yine o kastan duvar ile karşılaştım ama bu o değildi, Duman abimdi. Gözlerim yavaşça yüzüne çıkıyordu, o ise daha yeni bana Zehra hanımı soran oğlanın bıraktığı boşluğa bakıyordu. “Abi?” dediğimde gözleri gözlerimle buluşunca bana gülümsedi, bir şey demeden boşta olan kolunu omzuma attığında ilerlemeye başladık.
O oğlan, Zehra hanımı nereden tanıyordu. Ona benzeyen gözlere sahip kişi, kimdi?
🌼🌼🌼
AVM’den çıktıktan sonra ikindine kadar gezmiş, fotoğraf çekinmek için bol çimenlik alan olan bir parka gelmiştik. Abimler parkta yürüyüşe çıkmıştı. Kızlar fotoğraf çekinirken ben de nasıl pozlar vereceğimi düşünüyordum. “Mavişim, gel sıra sende.” elindeki fotoğraf makinesini havaya kaldırıp bana seslenen Meriç abime döndüm. Kızlar da abimlerin yanına gideceğini söylediğinde Meriç abimle yalnız kalmıştık. Yerimden kalkıp hızlıca onun karşısına geçtim. “Nasıl poz vereyim?” diye sorduğumda fotoğraf makinesini elinden bırakıp boynuna asarken “Müsaadenle.” deyip arkasında bulunan papatyaların yanına gitti. Sanırım aklımdaki şeyi yapacaktı, papatyadan bir buket. Papatyaları koparırken etrafını da kontrol ediyordu, papatyaların olduğu yer parkın dışındaydı ama yine de önlem almakta fayda vardı. Tahminim doğru çıkmıştı, yaklaşık beş dakika sonra elindeki buketle yanıma geldiğinde buketi bana uzattı. “Al bakalım, bu eksikti.” derken boşta olan sol eli ensesine gittiğinde gülümseyerek teşekkür ettim.
Meriç abim yerine geçtiğinde hemen elimdeki buketi yüzüme yaklaştırıp gülümsedim, her ne kadar gülüşüm görünmeyecek olsa bile. O an aklıma biri geldi, babam. Bir yerlere gittiğimizde hep fotoğrafımı çekerdi. Küçük Gece heyecanla prenses pozları verirken babası ise onun verdiği tüm pozlarla fotoğrafını çekiyordu. Aklıma anılarımız gelince gülüşüm bir anda soldu, kolum gücünü yitirip bacağımın yanına düştü. Yere bakakaldım, aklımda anılarımız canlanmaya devam etti.
Bana papatyam derdi, ben onun papatyasıydım. Küçükken çektiği tüm fotoğraflarda kulağımda hep papatya olurdu. Ama babam öldüğünden beri hiçbir fotoğrafta kulağıma papatya koymadım, koyamadım. O bana her papatyam dediğinde kalbim nedensizce hızlanırdı, kulağıma her papatya taktığında alnımdan öper “Benim papatyam...” derdi. Ben onun papatyasıydım. Sırf o bana papatyam diye seslendiği için, her fotoğraf çekmeden önce kulağıma papatya koyuyor diye en sevdiğim çiçek olmuştu. Hatta Meriç abimin dediğine göre ben, papatya kokuyormuşum küçükken.
Yanağımdan bir damla yaş süzülünce Meriç abim bana doğru hızlıca gelmeye başladı. “Mavişim, ne oldu?” gözlerim onunkilerle buluşunca dolu gözlerimi fark etti. Gözlerindeki mutluluk bir anda solmuştu, onun da içi acımıştı sanki. “Meriç abi...” cümlemin devamını getiremedim. Elleri gözlerimden süzülen yaşları silmek için yanağıma ilerliyordu ama durdu, eli havada asılı kaldığında yumruk yapıp elini bacağının yanına indirdi. “Yapma böyle, elimden hiçbir şey gelmiyor. Mavişim, ağlama n’olur.” dediğinde göz temasımızı kesip tekrar yere baktım. “Babamla olan anılarımız canlandı gözümde. Seni görünce aklıma o geldi.” sesim kısıktı ama duyuluyordu. Meriç abime çıktı yine gözlerim. “Meriç abi, sen bana babamı hatırlatıyorsun ve bu... Çok hoşuma gidiyor.” dediğimde bana gamzelerini sundu. “Mavişim, eğer iyi hissetmiyorsan çekmeyelim, sonra da çekebiliriz.” dediğinde tek kaşımı havaya kaldırdım.
“Aşk olsun Meriç abi, sadece aklıma geldi. İyiyim merak etme.” derken gözümden daha yeni akan yaşları bir çırpıda sildim. İçimdeki burukluk bir nebze gitmişti. Kendimi kandırmak dışında, iyiyim.
Meriç abim hiç ikna olmuşa benzemiyordu ama bir şey demedi, bana son bir bakış attıktan sonra usulca yerine gitti. Ama bakışlarını okuyabiliyordum, sanki bana mavişim iyi değilsin bunu biliyorum der gibiydi. Ellerim gözlerime gitti yeniden, göz pınarlarımda kalan son damlaları da sildiğimde artık diğer fotoğraflar için hazırdım. Dur bir dakika, buketim bacağımın yanında ters bir biçimde duruyordu. Sanırım insan olsaydı şu ana kadar beynine kan giderdi. Kolumu kaldırdım, elimdeki buketimi yüzüme doğru yaklaştırdığımda polenler burnumu gıdıklayınca kısa bir hapşurdum. Meriç abim karşıdan “Yerhamükellah” dediğinde başımı hafif eğip “Yehdina ve yehdikümullah.” dedikten sonra poz verdim.
O zaman, devam...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 6beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18