2. bölüm / 2
Kimyasal İz1. Her Şey Dağılır.
Bölümler 2Şu an: 1. Her Şey Dağılır.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ankara, 2002
Soğuk bir şubat gecesi, adeta gök yarılırcasına yağmur yağıyordu. Ankara’nın havası yine buz kesiyordu.
‘’Bu bebekten kurtulmam lazım.’’ dedi Suzan.
Kucağındaki bebeğe baktı. Hiç sevmediği ve sevmeyeceği olan o bebek. Yaşadığı tek gecelik ilişki sonucu hamile kalmış, öğrendiğinde aldırma zamanı çoktan geçmişti. Bunu o kişiye söylediğinde bu bebeği kesinlikle istemediğini söyledi. Bir süre sonra adam intihar etmişti. Annesinin istemediği bebek, artık kimsesizdi.
Geldiği kapıya baktığında hiç düşünmeden ilerledi. Bebek sadece ağlıyordu. Soğuktu, tek güvencesi kundaktı. Isıtıyor muydu?
Oflaz Malikanesi.
Kapıyı çaldığında bebeğin ağlaması şiddetlendi.
Kapı açıldığında karşısındaki kişiye baktı. Ali Oflaz’ın annesi. Şenay Oflaz.
Karşısında onu görmeyi beklemiyordu. ‘’Suzan?’’
‘’Al bunu benden!’’
Bir ona bir kucağındaki bebeğe baktığında gördüklerine inanamadı. ‘’O sizin ailenizden, bu bebeği istemiyorum.’’
Kucağına uzattığında Oylum Hanım yutkundu, oğlundan kalan şeyi alacak mıydı? ‘’Suzan, bunu benden nasıl istersin? Onun sana ihtiyacı var!’’
‘’Onun bana ihtiyacı yok!’’ diye bağırdı. ‘’Bu bebeği istemediğimi biliyorsun! Kapına bıraktığıma şükret, torununu nereye bıraksaydım başka?’’
Bu haline sinirlendiğinde bebeği ondan aldı. ‘’Ne biçim insansın sen! Onu sen doğurdun bir de, gün yüzü görme hiçbir zaman!’’
‘’Ne sizi ne de o günah parçasını asla görmek istemiyorum.’’ Kapıdan gittiğinde arkasına dahi bakmadı.
Bebek ağlamayı kesmiyordu.
Kucağındaki bebeğe döndü. ‘’Ah yavrum.’’
‘’Bahtsız kuzum.’’ dedi içli bir sesle.
Salona ilerlediğinde herkes bebeği görür görmez ayaklandı. Kimin bebeğiydi? ‘’Anne?’’
‘’Şşş…’’ dedi bebeğin sesi kesilirken. Sessiz sessiz ağladığında her zamanki koltuğuna oturdu.
‘’Şenay, bu bebek kimin?’’ diye sordu Eren Oflaz. Şenay, ona bakan kocasına döndü. ‘’Ali’nin kızı, Eren.’’
Ortamda sessizlik hakim olduğunda kimse bir şey demeye cesaret edemedi. Nedendi? Ailecek toplandıkları bu geceyi seçmişti. ‘’Yavrumun yavrusu.’’
Şenay Hanım, salondakileri umursamadan bebeğe bakıyordu. Parmağını eline uzattığında onu tutmuştu. ‘’Aç mısın küçüğüm?’’
‘’Eren.’’ dedi kocasına bakıp. ‘’Bir şeyler bulalım, olmaz böyle!’’
‘’Emin miyiz, Ali’nin kızı olduğuna?’’
Sadece kafasını salladı. ‘’Melis!’’
Mutfaktaki görevli geldiğinde bebeği görmeyi beklemiyordum. ‘’Buyrun Şenay Hanım?’’
‘’Kızın yeni doğum yapmıştı değil mi?’’ diye sordu. ‘’Onun sütünden versek olur mu?’’
‘’Olur, tabii. O nasıl söz?’’
Kadın gittiğinde Eren Bey bebeği kucağına aldı. ‘’Ali’ye benziyor.’’ diyebildi sadece. Şenay Hanım dolu gözlerle kafasını salladı. ‘’Nasıl bakacağız biz bu bebeğe?’’
‘’Ben bakarım.’’ dedi bir ses. Evin küçük kızı, Alena Oflaz. Daha üniversite ikinci sınıftaydı. Bebeği kucağına aldığında duygulanmıştı.
Alena’nın rahminde sorun vardı. İki sene önce yaptırdığı bir işlem sonucu rahmini almışlardı. Bu nedenle hiçbir zaman çocuk sahibi olamayacaktı. Ve abisinin bebeği şuan kucağındaydı. ‘’Anne, lütfen onu kimseye vermeyelim.’’
Şenay Hanım, kafasını iki yana salladı. ‘’Nasıl veririz, kızım?’’
‘’Ben bakarım ki ona.’’ dediğinde Şenay Hanım anlamıştı. Zor değildi anlamamak. Kucağındaki bebekle koltuğa oturdu. Çocukluğundan beri bebekleri severdi. Hep anne olmak isterdi, ne yazık ki olamayacaktı.
Eren Bey, telefonuna uzandı. ‘’Eve çocuk doktoru gönderin. Doktorların hepsini de uyar, kimse hiçbir şey bilmeyecek.’’
Alena, bebeğe çok güzel bakıyordu. Sanki kendi bebeğine bakıyordu. ‘’Benim bebekliğime benziyor.’’
Bebek hareketlendiğinde gözlerini açtı. ‘’Halacığım, hoşgeldin evine.’’
Melis, apar topar geldiğinde yeni kıyafetler ve ihtiyacı olacak şeyler getirmişti. ‘’Sütü sağıyor şimdi, yağmurda üşümüştür yavrucak. Sıcak tutacak şeyler getirdim.’’
Şenay Hanım gülümseyerek kafasını salladığında elindekileri aldı. Bebeği koltuğa yatırdıklarında kundağını açtılar. ‘’Göbek bağı bile duruyor.’’
Bebek ile ilgilendiklerinde üstünü değiştirip sütünü verdiler. ‘’Nasıl da açmış, yavrucuğum.’’
Doktor geldiğinde dikkatlice inceledi. ‘’Adı nedir?’’
Kimse bir şey demediğinde Alena konuştu. ‘’Alin.’’
‘’Alin, olsun.’’ dedi gözleri dolu dolu.
28 Şubat, Alin Oflaz’ın doğduğu gündü.
İstanbul, 2024
Yağmurdan kesinlikle nefret ediyordum!
Sabah uyandığımda evde fazlasıyla karanlık mevcuttu. Tüm panjurları açtığımda pencereyi aralık bıraktım.
Sabahlığımı giydiğimde odadaki lavaboya ilerledim. Dün gece yine çizim yapacağım diye sabahlara kadar uğraşmıştım. Gözlerimin altı şiş şişti. Yüzüme soğuk bir su çarptığımda kendime gelmiştim.
Aynaya döndüğümde kendime baktım.
Alin Oflaz.
Kimdim ben?
Sadece Alin. Fazlası yoktu.
Tek kelimeden ibarettim.
Telefonum çaldığında oflayarak odaya geri girdim. Biricik halacığım arıyordu. Bu hayatta sahip olabileceğim en iyi insandı. Babaannem bir yana, halam benim her şeyimdi. Uyku sersemi telefona bakakaldığımda hemen açmıştım. ‘’Halacığım!’’
‘’Halacığım diyor bir de!’’
‘’Ay ne oldu?’’ diye tepkimi gösterdim.
‘’Ne oldu, diyeceğine şu kapıyı aç!’’ Hızla odadan çıktığımda kapıya yöneldim. Neden geleceğimden haberim yoktu?
Kapıyı açtığımda valiziyle bana bakıyordu. Yağmura rağmen güneş gözlüğünü çıkardığında kafasına koydu. ‘’Sana da günaydın, küçük hanım!’’
‘’Uyuyordum!’’
Kolundaki saate baktı. ‘’Saat 9, bu saatte şirkette değilsin!’’
Nihayet içeri girdiğinde evime bakıyordu. ‘’Neden taşınmayı denemiyorsun?’’
‘’Yine modundasın!’’ dedim kapıyı kapatırken. Peşinden gittiğimde holü geçip salona geldik. ‘’Senin gibi villalarda yaşayamam, hayatım ben. Tek kişi yeter bana bu ev.’’
‘’Ah, Alin. Hiç bana çekmemişsin.’’ Kendi kendine düşündü. ‘’Hani kız halaya çekiyordu?’’
Yanına gidip sırnaştığımda ona sarıldım. ‘’Ben senden başkasına benzer miyim, halacığım?’’
Güldüğünde ellerini omzumda hissettim. Geri çekildiğimizde salonla birleşik mutfağıma ilerledim. ‘’Hala, kahve içersin diye düşünüyorum!’’ Sormama rağmen kapsülleri makineye koyduğumda iki kişilik kahve demledim. Evimi incelemekle meşguldü. Aslında büyüktü. Rezidansta oturmama hep karşıydı. Aslında İstanbul’da kalmama da karşıydı. Beni yalnız bırakmamak için elinden geleni yapıyordu.
On yedi yaşımda üniversite için buraya gelmiştim. İlk sene beni tek bırakmayıp, reşit olduğumda buna alışmam için geri dönmüştü. İyi ki dönmüştü. Bunu ona sonra açıklayacaktım.
Geçen sene okuldan başarıyla mezun olmuş, babamın bana bıraktığı şirkette çalışıyordum. Kendi halinde bir moda tasarımcısıydım. Küçüklüğümden beri resme ve çizime yeteneğim vardı. Halamın bana verdiği destek ile gerek onunla gerekse de bunları yapan arkadaşlarıyla tanıştırmıştı.
Kahveleri aldığımda orta sehpaya koydum. ‘’Nasıl gidiyor?’’
‘’İyi.’’ dediğimde sehpaya bıraktığım çizimleri toparlayıp başlarına bir şey gelmemesi için dosyaya koydum. ‘’Anlat bakalım, hangi rüzgar etti seni buralara?’’
‘’Buraya taşınmaya karar verdim.’’ Evime bakarak söylediğinde içtiğim kahveyi öksürdüm. Halamı sevebilirdim ama onun gibi otoriter bir kadınla aynı evde katiyen olmazdı! ‘’Bu kadar sevineceğini bilsem önceden gelirdim.’’
‘’Gel, tabii.’’
Bana asla inanmadığında imayla güldü. ‘’Şaka bir yana, annem buraya gelmek istiyor artık.’’
‘’Sahi, babaannem nasıl oldu?’’
Babaannem, Şenay Oflaz. Buradaki ikinci yılımda kanser olduğunu öğrenmiştim. Sürekli gelip gittiğimde bir süre sonra aldığı kemoterapiler iyi gelmiş, kanseri atlatmıştı. Fakat geçtiğimiz aylarda tekrardan nüksetmiş, yine kemoterapi görüyordu.
Benim gibi.
‘’İyi şimdilik. İki tane kemoterapi daha alındığında pet çekilecek, sonrasında bakacağız.’’ Anlayışla kafamı salladım. ‘’Sıkıldı Ankara’dan. Yılbaşı gelmeden oraya gidelim diyor.’’
‘’Şenay Sultan buradaki evleri beğenecek mi acaba?’’ Dediğim şeyle kıkırdadım. Babaannem çok seçici bir insandır, giyeceği şeylerin bile kumaşına kadar dikkat ederdi. ‘’Şaşıracaksın ama kararı bana bıraktı!’’
‘’Bak sen!’’
‘’Şirketin yıldönümünü yılbaşına çekmişsin.’’ Bir yandan mutfağı toplamaya ilerliyordum o konuşurken. ‘’Çok sevgili, biricik, tek halanı ne zaman çağıracaktın?’’
‘’O toplantı daha dün oldu!’’ dedim. ‘’Herkes yılbaşına birlikte girmek isteyince hayır diyemedim, benimde işime gelir açıkçası. Mart’a kadar koleksiyonu çıkarmak istiyorum. Ocak’ta dosyayı teslim etsem, Şubat’ta kıyafetler anca dikilip hazırlanacak. Bir de etkinlikle uğraşacak vakti bulamam.’’
‘’Kendini fazla yıpratmıyor musun sence de?’’
Sadece babamın emeğini hiçe saymak istemiyordum. Küçüktüm, bir anda büyümek zorunda kalmıştım. Haberlerde yazılanın aksine iyi bir hayat hikayem yoktu. ‘’Suzan, beni aradı.’’
Anne denen kadının adını andığımda hemen sinirlenip parlamıştı. ‘’Sen de açtın mı? Neden haberim yok benim?’’
‘’Sakin ol.’’ dedim. ‘’Açmadım elbette. Onunla konuşmayacağımı bilmen gerekiyordu.’’
Telefonumu aldığında bunu umursamadım. Ondan saklayacak değildim. ‘’Sakın açma diye kaydettiğin mi?’’
Kafamı salladım. ‘’Gün içinde bir sürü yabancı numara arıyor. Biliyorsun, hepsini açmak zorundayım. Bu nedenle onu açmayacağımdan, onu kaydetmek zorunda kaldım.’’
Telefonumda bir şeyler yaptığında onu engellediğini anladım. Aklıma gelmemişti zaten! Onu engellesem dahi beni aramaktan vazgeçmiyordu. Benden nefret ediyordu. ‘’Doğum günüm yaklaşıyor, ondan arıyordur.’’
‘’Umurunda mı?’’
‘’Saçmalama!’’ diye çıkıştım. ‘’Her doğum günümde arayıp mesaj attığından haberin var, hala!’’
‘’Alin.’’ Yanıma geldiğinde elini saçlarıma götürdü. ‘’Seni üzmesini istemiyorum.’’ Çünkü beni her aradığında bana nefretini kusuyor, doğduğum güne lanet okuyordu. ‘’Onun için üzülecek değilim.’’
Bir kızı vardı. Bir de bana fotoğrafını atmıştı. Bunu halam bilmiyordu. Bana onu sevdiğine dair sayısız mesaj göndermişti. Artık canımı yakmıyordu çünkü alışmıştım. Görmezden geliyordum.
‘’Biricik yeğeninin şirketini görmek istersin diye umuyorum.’’
‘’Şirketten çok çizimlerini görmek için sabırsızlanıyorum!’’ Güldüğümde giyinme odasına ilerledim. Halam beni sık sık görüntülü arardı. Hep de çizim yaptığım zamana denk geldiğinde ona sürprizdi. Bu hayattaki tek dayanağım oydu. Bir de babaannem.
İkisinden başka kimsem yoktu da diyebilirdim. 2 yıldır diyebilirdim yani.
Üstümü değiştirdiğimde saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. Makyajımı da tamamladığımda halam beni kapının kenarından izliyordu. ‘’Özlemişim seni böyle izlemeyi.’’
‘’Özlersin, tabii.’’
Uzun, beyaz çizmelerimi aldığımda onları da giydim. Hazırdım. ‘’Nasıl?’’
‘’Çok güzel! Başka rengini de tasarladın umarım!’’
‘’Şimdilik sadece buz mavisi, zamanla diğer renklerini de ayarlayacağım.’’ dedim. Kısa bir ceket ve etekli bir takımdı. Halam böyle uyumların hastasıydı.
‘’Var mı bugün toplantın?’’
Kafamı salladım. ‘’Toplantım olmasa dahi görüşmelerim var.’’
‘’Seninle gurur duyuyorum, her zaman.’’ Gülümsediğinde ben de ona gülümsedim. ‘’Bunu benim sana söylemem lazım. Teşekkür ederim, beni bugüne getirdiğin için.’’
Rujumu ve eşyalarımı küçük çantama koyduğumda arabanın anahtarını elime aldım. ‘’Şu araba kullanmasını nereden öğrendiğini çok merak ediyorum!’’
Öylece gülümseyerek anahtara baktım. Nereden değil, kimden öğrendiğimdi. O yoktu ama içimde ona olan hislerim devam ediyordu. Benden fazlasıyla uzaktaydı. ‘’Öğrendim işte! Kasaptan mı alsaydım?’’
‘’Hadi hadi!’’ Birlikte evden çıktığımızda kapıyı kilitleyip asansöre bindik. İnene kadar aynadan kendimi kontrol ettiğimde güzel olduğumu farkettim. Her zamandı. Otoparka indiğimizde arabaya ilerledik.
Otoparktan çıkmak için düğmeye bastığımda halam telefonuna bakıyordu. ‘’Akşamki davete gidiyor muyuz?’’
‘’Hala!’’ dedim hemen. Kıkırdadı. ‘’Gelir gelmez nefes al be kadın!’’ Şirkete giren yola döndüm. ‘’Seni bilmiyorum o zaman, ben kesin gidiyorum!’’
Güldüğümde kafamı iki yana salladım. Yan taraftaki villa sitesini ona gösterdim. ‘’Buraya bakabiliriz, babaannem buranın evlerine bayılır. Hem bana da yakın.’’
‘’Olabilir.’’ dedi göz ucuyla bakarken. Dikkatinin ben de olmadığına o kadar emindim ki.
‘’Kız!’’ Bir anda yükseldiğinde bir ona bir yola baktım. ‘’Öyle bir şey olursa sen de bizimle geleceksin, yok öyle ayrı ev falan!’’
‘’Duygu sömürüsü yapsan daha inandırıcı gelirdi.’’ Onu dalgaya alıyordum çünkü benim artık kendime göre düzenim vardı. Gerekirse her gün onlara giderdim ama komple oraya yerleşemezdim. Bu evle anılarım oldukça fazlaydı.
Şirkete geldiğimizde arabayı görevli almıştı bile. ‘’Hoşgeldiniz Alin Hanım.’’
Nazikçe kafamı salladığımda halamı da selamlamıştı. ‘’Yeni iş yerime merhaba!’’
‘’Yeni iş yerin mi?’’ Yüzümü buruşturdum. ‘’Ailecek yönetiyoruz farkındaysan.’’
Ankara’daki işleri dedem ona bırakmıştı, İstanbul’dakileri de bana bırakmışlardı. Odamın olduğu kata çıktığımızda asistanım hemen gelmişti. ‘’Hoşgeldiniz Alin Hanım.’’
‘’Hoşbuldum.’’ dedim gülümseyerek. ‘’İstediğim kumaşın renklerinden bir haber geldi mi?’’
Kafasını salladı. ‘’Az önce konuştum firmayla, bugün öğlene kadar getirmiş oluruz dediler.’’
‘’Tamamdır. Ben odama geçiyorum.’’ Girmeden ona tekrar döndüm. ‘’Bir de bana tasarımcılardan birini çağırır mısın?’’
‘’Hemen!’’ O gittiğinde halam derin bir nefes vermişti. ‘’Motorun soğusun!’’
‘’Sen iş yerinde kaytarıyor musun?’’ diye sordum gülerek.
‘’Hayır ama böyle de taramalı tüfek gibi değilim!’’ Odaya girer girmez kabanımı çıkarıp astığımda masaya ilerledim. Kilitli çekmeceden dosyayı alıp ona uzattım. ‘’Bak bakalım.’’
‘’Oflazların varisi neler yapmış bakalım!’’
Dosyayı elimden aldığında bilgisayarlarımı açtım. ‘’Bunları bir yılda nasıl çizdin?’’
Okuldan mezun olur olmaz çalışmaya başlamıştım. ‘’Sence bir yılda mı olmuştur onlar?’’ Tabletimi çıkardığımda bilgisayardaki koleksiyonu ona aktardım. Kaleme uzanıp birkaç şeyini düzelttiğimde kapı çalmıştı. ‘’Gel!’’
‘’Alin Hanım?’’
‘’Ah, gel Çağla.’’ dedim onu görünce. Az önce aktardığım şeylerin olduğu tableti ona uzattım. ‘’Buradaki tasarımlara göre bir şeyler ayarlayabilir misiniz ekipçe?’’
‘’Ayakkabılara göre mi?’’
‘’Muhtemelen.’’ dedim. ‘’Stajyerlere de gösterebilirsiniz, yarına kadar hazır olsa yeter.’’
‘’Hallederiz.’’ dedi geri dönerken.
O gittiğinde halama döndüm. ‘’Nasıl?’’
‘’Şimdi bunlar ne, onlar ne?’’
‘’Elindekiler Mart ayınca çıkacak koleksiyona ait.’’ diye açıkladım. ‘’Bunlar da günlük markalara gidenler işte.’’
‘’Hepsi birbirinden güzel!’’ Ardından hevesle yerine oturdu. Dosyayı tekrar kilitli çekmeceye koydum. ‘’Senin için defile ayarlayabilirim.’’
‘’Gerçekten mi?’’
‘’Tatlım.’’ dediğinde egolanacağını anladım. ‘’Ben Alena Oflaz’ım. Benim yapamadığım hiçbir şey olamaz.’’
‘’Peki, Alena Oflaz!’’ İmayla konuştuğumda bilgisayarıma geri döndüm.
Öğlene kadar tüm işimi halletmeye kendimi zorladığımda bugünümü halama ayırmak istiyordum. Onu özlemiştim. ‘’Birlikte bir şeyler yapalım mı?’’
‘’Elbette!’’ diye yerinden sıçradığında korkmuştum bile. ‘’Kaç dakikadır bu soruyu bekliyorum senin haberin var mı?’’
Dudaklarımı birbirine bastırdığımda kafamı salladım. ‘’Artık var.’’
‘’Nereye gideceğiz?’’
‘’Seni şöyle boğazda bir yere götüreyim.’’ dedim odamı kilitlerken. ‘’Malum Ankara’dan geldin. Görmemişsindir deniz falan!’’ Onunla dalga geçtiğimde omzumdan vurarak ittirdi. ‘’Yürü kız!’’
‘’Bir de dalga geçiyor benimle!’’ Gülerek ilerlediğimde asansörün düğmesine bastım. ‘’Kendisi sanki yıllar boyu Ankara’da yaşamamış! Doğma büyüme İstanbullu oldun da benim mi haberim yok?’’
Asansörde sadece biz olduğumuzdan çantamdan rujumu çıkarıp tazeledim. ‘’Oldum tabi!’’
Koskoca beş yıl buradaydım.
Arabaya bindiğimizde onu favori mekanıma götürecektim. ‘’Yemekleri sen ısmarlıyorsun değil mi?’’
‘’Benim olduğum yerde senin paran geçmiyor zaten.’’ dedi hemen. Çantasından telefonunu çıkardı. ‘’Şenaycığımı bir görüntülü arayayım. Bakalım ne yapıyor?’’
Onu aradığında çok geçmeden açmıştı. ‘’Gittin mi kızın yanına?’’
Babaannem hemen beni sorduğunda güldüm. Kamerayı bana döndürdüğünde ona baktım. Bir yandan da yola bakıyordum. ‘’Alin! Seni çok özledim!’’
El salladım. ‘’Ben de seni çok özledim!’’
Gözlüklerini gözüne taktığında beni daha net gördüğüne emindim. ‘’Sen araba mı kullanıyorsun?’’
‘’Günaydın yani babaanne! On sekiz olur olmaz aldım ya!’’
‘’Ah, kızım. Kafa mı kaldı adamda?’’ Gülümsediğimde halam kendine çevirdi. ‘’Kullanıyor tabi, hanımefendi almış bir de son model arabayı. Ben ona taksiyle gidiyorum, daha yeni uyanıyor! Kapıda kaldım biliyor musun anne? Bu narin bedenim bu soğuklarda kapıda kaldı!’’
‘’Oha!’’ dedim şaşkınlığımı gizlemeden. Babaannem gülüyordu karşımızda. ‘’Site ve evim yerden ısıtmalı. Donmana imkan yok! Ayrıca söyleseydin ben gelir seni alırdım, gece geç yatmışım çalışmaktan.’’
‘’Bakma çocuğum sen bu karıya!’’ Babaannem hemen beni savunduğunda ona omuz çevirdim. ‘’Nasıl gidiyor?’’
‘’İyiyiz.’’ dedi elimi tutarken. ‘’Hala-yeğen günü yapıyoruz!’’
‘’Ankara’dayken her gün yapıyorduk!’’ diye ekledim.
‘’Siz keyfinize bakın, ben de biraz dergi okuyacağım.’’ Halam kısaca vedalaştığında telefonu kapatmıştı. Biz de nihayet geldiğimizde arabayı vale aldı. İçeri geçtik. ‘’Ay beğendim burayı!’’
‘’Aslında kafamda daha güzel bir yer vardı.’’ dedim ayırttığımız masaya giderken. ‘’Şimdi oranın trafiğini hiç çekemeyeceğim.’’
Ankara’nın ayazı neyse İstanbul’un trafiği benim için eş değerdeydi. ‘’Bu taraf şimdi Avrupa mı?’’
Onu onayladığımda o denizi çekmekle meşguldü. ‘’Ne diye geçiyor?’’
‘’Hala!’’
‘’Ay tamam! Biliyoruz nerede olduğumuzu elbette. Konu açmaya çalışıyoruz!’’ Gülerek göz devirdiğimde menüden bir şeyler seçip sipariş ettik. ‘’Daha davete gideceğiz, hızlı ye!’’
‘’Tüm arkadaşların orada değil mi?’’
Hemen kıkırdadı. ‘’Benim tüm arkadaşlarım burada.’’ Saçlarını savurdu. ‘’Düşmanlarımda!’’
Kaşlarım havalandığında göz ucuyla ona baktım. ‘’Düşmanların?’’
‘’Görürsün akşam.’’
‘’Görelim, akşam.’’
Yemeğimize devam ettiğimizde yavaş yavaş hava kararıyordu. Yağmur durduğu için mutluydum artık. ‘’Kaç gündür yağmur yağıyor, evde pencere açmak istemiyorum artık!’’
Yutkunduğunda telefonunu bıraktı. ‘’O niye?’’
‘’Yağmurdan nefret ediyorum. Direkt olarak kış mevsiminden nefret ediyorum. Mümkünse Ocak, Şubat ayları hızlı geçsin istiyorum.’’
Yemeğime devam ettim. Aklımdakileri atmak istiyordum. ‘’Hala.’’
‘’Canım?’’ Kafasını kaldırdı. ‘’Hiç birini sevdin mi?’’
Aklından bir şeyler geçtiğinde gülümsemişti. Ama hemen düzeltti kendini. ‘’Sevdim tabii.’’
‘’Nerden çıktı o?’’
‘’Hiç.’’ Tabağımı bıraktığımda ittirdim. ‘’Evlenmedin ya, ben biraz kendimi suçlu hissediyorum tabi.’’
‘’Aa, o nasıl söz kız?’’
Omuzlarım kalkıp indiğimde suyuma uzandım. ‘’Bana bakmak için evlenmedin, bunu hiç yüz yüze söylemedin belki ama ben biliyorum yani.’’
‘’Alin.’’ dediğinde sesi ciddiydi. ‘’Sen sadece abimin emaneti değil, sen benim kızımsın.’’ Uzanıp elimi tuttu. ‘’Ben evlenmek isteseydim, evlenirdim.’’
Bir zamanlar onu isteyen biri vardı. Halam beni de almak istediğinde adam beni istememişti. Bu çok umurumda değildi çünkü herkesin kendi hayatıydı. Beni istemeyebilirdi. Halam benden ayrı kalmak istemediğinden ona gelen ve isteyen kişileri reddetmişti.
Ve bu beni çok üzüyordu. Tüm hayatını bana adamıştı resmen, bu yüzden onu üzece bir şey yapmaktan çekiniyordum hep.
Bir şey hariç.
‘’Neyse, canım!’’
‘’Hadi gidelim.’’ Kalktığımızda şaka da olsa hesabı ödemek istediğimde buna engel olmuştu. Bu huyu beni sinir ediyordu!
Evim buraya yakın olduğundan hemen ulaşmıştık. ‘’Evin yakın! Bundan sonra her gün buradayım!’’
‘’Evimin manzarasını görmedin!’’ dedim dalga geçerek.
‘’Panjurların hepsini kapattığındandır!’’ Otoparktan çıkarken kartımı okuttuğumda asansöre ilerledik. ‘’Çok havalısın!’’
Aynadan ona baktım. ‘’Beni övmeyi keser misin?’’
Aynaya bakarken omuzlarımı tuttu. ‘’Sen Alin Oflaz’sın. Kendine gel!’’
‘’Konuştu Firdevs Yöreoğlu!’’ Güldüğümde asansörden indik. ‘’Televizyon izlemeyi azaltman gerekiyor.’’
Halam tam bir eski dizi bağımlısıydı. Her an her yerde izleme potansiyeline sahipti. Bir keresinde yakınımızın düğününe gittik, sırf dizinin tekrarı oynuyor diye telefonunu masaya sabitleyip tüm düğün onu izlemişti.
Eve girip hazırlanmasını bekledim. Ben de üstümü değiştirip düz bir elbise giymiştim. Bu haliyle bırakmadığımda üstüne takılarımı takarak düz halinden eser kalmamıştı.
‘’Alin, çok güzelsin!’’
Aynaya baktığımda küpelerimi taktım, ben hazırdım. ‘’O boklu Suzan seni vallahi benim için doğurmuş!’’
Kahkahama engel olamadığımda krize girmiştim. Söyleme şekli ve tavrı beni gebertmişti. ‘’Kutu bebek gibisin aynı.’’
‘’Acilen beni övmeyi bırakmalısın! Acilen!’’
Bana sarıldığında ilerleyip evden çıktık. ‘’Neredeymiş senin bu davet?’’
‘’Şey,’’ Ağzında gevelediğinde ona döndüm. ‘’Karşıda.’’
‘’Karşıda mı?’’ Elimi alnıma vurdum. ‘’Bunu neden söylemiyorsun? Bu saatte oraya nasıl gideceğiz?’’
Masumiyete bağladı. ‘’Ama hazırlandık o kadar.’’
Arabayı çalıştırdığımda otoparktan çıktım. ‘’At şuranın konumunu bana.’’
‘’Hemen!’’ Konumu attığında arabaya bağlayıp açtım.
‘’Neyse.’’ dedim. ‘’Alena Hanım.’’ Nazikçe gülümseyerek ona döndüm. ‘’Lütfen kemerlerinizi bağlayın, Alin havayolları iyi uçuşlar diler!’’ En sola geçip gaza bastığımda buna hiç alışık değildi.
‘’Şimdi kusacağım şuraya! Yavaş gitsene manyak!’’
‘’Boş yolda neden yavaş gideyim?’’ diye söylendim. ‘’Nesin sen? Araba yarışçısı mı?’’
Keşke.
Köprüyü geçince yavaşladığımda derin bir nefes alıp koltuğun tepesini tutmayı bırakmıştı. ‘’Seninle yola çıkanı ben!’’
‘’Hiçbir şey yapmadım.’’
‘’Yerli maganda!’’ diye bağırdı bana. Ona döndüğümde kaşlarımı çattım. ‘’Ayıp oluyor yalnız.’’
Yirmi dakika trafiğe takıldığımızda nihayet hanımefendinin istediği yere gelmiştik. ‘’Ay, bir kendimi düzelteyim şöyle!’’
Eteğini ve saçlarını düzeltti. Rujunu da tazeledi. ‘’Alem hatun görsün!’’
‘’Ya! Ne hatun ne hatun!’’ Koluma girdiğinde birlikte içeri geçtik.
‘’Alena!’’ dedi bir kadın. ‘’Bu ne güzel bir sürpriz!’’
Bana eğildi. ‘’Kaltak Kayra, kocasını aldatıyor. Sakın yanaşma buna.’’
‘’Aa! Neler diyorsun sen öyle, yakışıyor mu senin gibi hatuna?’’ Son kelimemi bastırarak söylediğimde karşısındaki kadına gülümseyip sarıldı.
‘’Tabii, sürpriz yapayım dedim size. Kal-‘’ Hemen gözlerimi açtım. ‘’Kayra!’’
Kafamı iki yana salladığımda salonun köşesindeki kişiyi görmemle derince yutkundum. Kafamı başka yöne çevirdiğimde halamın tarafına ilerledim. Beni kamufle etmesi gerekiyordu.
Asil Valen Parker.
Nam-ı Değer Eski Kocam.
‘’Napıyorsun?’’ Halam tavırlarıma baktığında gülümsedim. ‘’Hiç, sıkıldım şimdiden!’’
Halamın omzundan ona bakmaya çalıştığımda arkadaşlarıyla konuşuyordu.
Ve o an.
Beni farketti.
Büyük sıçmıştım!
Ne diyordum ben?
Bardağını dudaklarından çektiğinde bir süre gözleri üstümde oyalandı. Hiç gelmemeliydim! Gerçekten hiç gelmemeliydim. Halam genç bir adamla konuşmaya başlamıştı. Ne ara karşısındakiler değişiyordu?
‘’Bu da yeğenim, Alin.’’
‘’Yeğenin?’’ Şaşkınlıkla sorduğunda gülümseyerek kafamı salladım. ‘’Merhaba.’’ Elini uzattığında nazikçe tutmuştum. Ben sıkacağını sanarken elimin üstünü hafifçe çevirip öpmüştü. ‘’Memnun oldum.’’
Ben fena bitmiştim. Batmıştım.
‘’Ben de.’’ dedim elimi çekerken. Adını dahi söylememişti bu yaratık. Tipi de bir şeye benzeseydi.
İkimiz yalnız kaldığımızda elindeki şampanya bardağını buruşturarak bırakmıştı. ‘’Zevksizler!’’
“Daha ne kadar kalacağız?’’
Bir an önce gitmeliydim ben. ‘’Daha yeni geldik!’’
Tekrar ona baktığımda artık bana bakmadığını farkettim. Neden bakmıyordu ki?
Önüme döndüm. Onu görmek iyi olmamıştı.
Halam bakındığında bana eğildi. Birkaç kişi hakkında bir şeyler söylüyordu ama hiç bilmek istemiyordum. Hepsini tanıyordum ama şuan beynim donuktu. ‘’Parker da buradaymış.’’
Korkuyla ona döndüm. ‘’Tanıyor musun?’’
‘’Evet.’’
‘’Düşmanın mı?’’ Bardağını bitirdiğinde kafasını iki yana salladı. ‘’Keşke olsaydı.’’
Ne olduğunu bilmiyordum. Asil, bu tarafa ilerlediğinde olabildiğince başka yöne bakmaya çalıştım. Tam o sıra halam gittiğinde tek kalmıştım. Yanıma gelmesindi.
Yanımdan geçip gitti.
Ama öylece değil.
Yanımdan geçerken parmaklarıma dokunup tutar gibi olduğunda bırakmıştı. Önümden geçene kadar bunu kimse görmedi. Yutkunduğumda bir süre kendime gelemedim. İstemiyordum. Bunu kesinlikle istemiyordum.
Aynı soğukluk vardı, aynı hissizlik vardı. O aynıydı.
Halam geldiğinde bana gülümsedi. ‘’Gidelim mi?’’
Hemen kafamı salladım. ‘’Olur.’’ Ondan önce ilerlediğimde olabildiğince hızlı bir şekilde çıktım. Defolup gitmek istiyordum. Araba hemen geldiğinde kimseye bakmadan bindim. ‘’Seni de yordum.’’
‘’Sorun değil.’’ dedim sakin bir sesle.
‘’Sen iyi misin?’’
Kafamı salladığımda bir süre cevap vermedim. ‘’İyiyim, yarın önemli bir toplantım vardı da, aklım ona kaydı.’’ Yol boyu hiçbir şey söylemedik.
Eve geldiğimizde o duşa girmişti. Giyinme odasına girerek üstümdeki elbiseden kurtuldum. Geceliğimi giymeden arkamı dönerek sırtımdaki dövmeye baktım. Birlikte yaptırmıştık.
Aynı dövme onda da vardı.
Birbirimizde izimiz vardı.
Bunu unutmuş olamazdı değil mi?
1. Bölüm Sonu.
Oy vermeyi unutmayınn.
Asil ve Alin. Bir süre bunlardayım ben 🥹🤍
2906 Kelime / 34769 karakter
Bölüm etkileşimi
