KİLİT kitap kapağı

1. bölüm / 1

KİLİT

BÖLÜM 1

Yazar: Aleyna Tektaş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: BÖLÜM 1
  1. 1 BÖLÜM 15.224 kelime · Okuduğun bölüm

Üniversitenin dershane kısmına ilerlediğimde arkadaş grubumu koyu bir sohbetin içindeyken yakaladım. Onlara yaklaştıkça sohbetlerinin konusu kulaklarıma ilişti ve merakım arttıkça arttı.
“Kaya Akbora’nın yeni sevgilisini gördünüz mü?” diyen İdil ile bakışlar kendisine döndü. “O kız ne öyle ya? Olmuş mu o adamın yanına böyle bir kız!?” derken sesinde hem kıskançlık hem de sitem vardı. İdil okulun güzel kızlarından biriydi ve magazinle oldukça içli dışlıydı. Ne zaman bir haber çıksa ilk haberi telefonumuza gelen bildirimlerden değil de kendisinden öğrenirdik, tabi unutmamak da lazım o haber yorumlarını hepsini kendi tek tek incelercesine yapardı. Kumral saçlarının yeşil gözlerine yaptığı uyumla güzel fiziği onun tüm güzel özelliklerini tamamlıyordu. Sevgilisi yoktu çünkü kendisinin bir gün bir ünlüyle olacağını söylüyordu.

“Magazine düşmüş yine dimi dur bakayım dediğin kadar mı kız?” diyen Diren eline telefonu alıp magazin sayfasına girdi ve ne gördüyse ağzı beş karış açık kaldı. “Kızım ne kötüsü yanındaki kız manken aynı zamanda ünlü oyuncularla aynı masaya oturuyor.” dediğinde İdil ona göz devirdi. Diren okulda ilk beşten düşmezdi ama birinci de olamazdı çünkü okulun zirvesi her zaman bana aitti. Diren de kahverengi saçlı kahverengi gözlü kısa boylu olmasa da uzun diyemeyeceğim bir boydaydı.
“Of yeter be ne övüp durdunuz adamı, o da Allah’ın yarattığı bir insan işte hem benim neyim eksikmiş ondan canım!?” diye Ekin ile tüm grup kahkaha attık. Ekin siyah saçlı fitness ile uğraşan bir arkadaşımızdı ve gözleri aramızda en güzel olanda oydu.

“Neyin mi eksik, neyin tam ki?” diyen Esin ile bir kahkaha daha attık çünkü bu cevabı beklemeyen Ekin darbeyi sevgilisinden yemişti. Esin Koreliydi, babasından dolayı geçen sene buraya taşınmışlar ve Ekin’in ilk görüşte kalbini çalmayı başaran bir kızdı. Sarı saçları ve yeşil gözleriyse cabasıydı.

“Peki, öyle olsun...” diyen Ekin ile kahkahalarımız daha da arttı. Kahkahalarımız son bulunca konuşmaya başladım.
“Dersim Sevtap Hocanın biliyorsunuz bugün önemli konuya girecek geç kalmamam lazım...” dediğimde hepsi bana hak verdi ve ders için sınıflara dağıldık. Sınıfa giren Sevtap Hocayla tüm öğrencilerin dikkatli bakışları ona döndü. Derse verdim tüm dikkatimi ve not almayı da ihmal etmedim.

🔒
Derslerimin hepsi bittiğinde bizim gruba veda etmek için kantine yanlarına gittim. Benim ve Diren’in bölümü aynıydı ama Ekin Esinle eşit ağırlık okuyordu. İdil ise sözel okuyordu onların ders saatleri benimkinden farklıydı bu yüzden ya ben erken ya da ben geç çıkıyordum. Onlarla arkadaş olmamın sebebi ise güzel sohbetleri olmasıydı.

“Dersiniz bitti herhalde Lamia Hanım, çıkıyor musunuz?” diyen Cem ile bakışlarım ona döndü. Cem eşit ağırlık okuyan ve benden hoşlanan playboy bir tipti. Onu sevmiyordum çünkü beni hep rahatsız ediyordu. Tam ben onu tersleyecekken araya Tuna girdi.
“Lan! Yine ne işin var senin Lamia’nın yanında!” diye bağırdığında hemen onu kolundan tuttum ve konuşmaya başladım.

“Tuna dur!” dediğimde bana döndü hızla. “Boş ver gel bizimkilerin yanına gidelim.” dediğimde sakinledi ve kafasını aşağı yukarı sallayıp önden yürümeye başladı. Tuna benim kardeşim gibiydi. Öz kardeşlerimden daha kardeşti benim için çünkü beni düşünen nadir insanlardandı ve benim için önemliydi. O da bizim gruptandı ve İdilin abisiydi. Birlikte grubun masasına geldiğimizde konuşmaya başladım.
“Ben çıkıyorum gençler!” dediğimde hepsinin bakışları bana döndü.

“Derslerin bitti ve şimdi çalışmaya gidiyorsun. Doğru bildim değil mi?” diyen Ekinle yüzümde tebessüm oluştu ve onu başımla onayladım. Hepsiyle tek tek vedalaşıp kantinden çıktım ve okulun dışında olan kırmızı Range Rover arabama doğru ilerleyip bindim. E o kadar hayatımın bir parçasından bahsettim kendimden de bahsedeyim o halde...

Ben Lamia Büyükkaya, LB takı markasının sahibi ve Büyükkaya ailesinin en küçük kızıydım. Büyükkaya ailesinin yüz karasıydım çünkü onların istediği kişi olmamıştım hiçbir zaman...
Ben kendi ayakları üzerinde duran Büyükkaya ailesinin magazinlerde boy boy fotoğraf verirken asla beni göstermediği kızlarıydım çünkü annem ve ablama göre ben gösterilmeyecek kadar çirkin bir kızdım. Bence o kadar çirkin değildim sadece yüzümde çillerim ve boynumda kırmızı bir leke vardı. Saçlarım siyah belime kadar dalgalı bir şekilde akıyordu. Mavi gözlerim buzun en açık tonundaydı ve bence güzellerdi. Kimsenin beni beğenmesine ihtiyacım yoktu çünkü benim ne gerçek bir annem ne de gerçek bir babam vardı sadece ben vardım ve daha ötesine de ihtiyacım yoktu.

Arabam Büyükkaya malikânesinin önünde durduğunda kapımı evin önünde bulunan korumalar açtı. Evin içine girdiğimde hizmetli abla konuşmaya başladı. “Lamia Hanım herkes sofrada sizi bekliyor.” dediğinde onu kafamla onaylayıp sofranın bulunduğu odaya ilerledim ve kapıdan içeri girdim. Herkes sofrada oturmuş gerçekten de beni bekliyorlardı. Masanın baş köşesinde her zamanki gibi Alp Büyükkaya oturuyordu ama isminin verdiği havaya bakmayın tam bir şişirilmiş balon...
Alp Büyükkaya takım elbisesiyle oturmuş çatık kaşlarıyla ve ondan aldığım mavi gözleriyle bana nefretle bakıyordu. Onun sağ tarafında ise tüm ihtişamıyla Meral Büyükkaya oturuyordu yani anneliğini görmediğim annem, kendisi bir modacıydı ve ablamı da o yoldan sürüklemişti. Hoş abimi de babam peşinden sürüklemişti ama ne annem ne babam beni umursamamıştı bu yüzden benden nefret ediyorlardı. Abim ve ablam gibi hizaya girmediğim için...

Annemin karşısında babamın solunda Serkan Büyükkaya oturuyordu, abilik yapmayan abim...
Abimin yanında ise ablam Mine Büyükkaya oturuyordu. Ne kadar ablalık yapmasa da...

Masada ekstra dört tabak daha vardı ama kimlerin geleceğini bilmediğim için kaşlarım çatık bir şekilde annemin yanına oturup sessizce Alp Bey’in başlamamız için müsaade etmesini bekliyorduk. Abimin konuşmasıyla bakışlarımız ona döndü.

“Baba bu adamlar işi daha da bok yoluna çevirmesin.” dediğinde gelecek kişilerin beni alakadar etmediğini anlayıp tam masadan kalkıyordum ki babamın bağırmasıyla geri oturmak zorunda kaldım.
“Benden izin aldığını hatırlamıyorum Lamia!” dediğinde derin nefes alıp konuşmaya başladım.

“Genelde ben olmam iş masalarında ondan kalktım.” dediğimde ablam konuşmaya başladı.
“Asıl senin bu masada olman lazım çirkin ördek.” dediğinde ben anlamadığım için ona kısık bakışlar attım ama tam bir şey söyleyecekken kapının çalmasıyla sesim kesildi. Kapının önünden gelen seslerden iki erk ek iki kadın sesi geliyordu. Masaya gelen kişilerle bakışlarım hepsini baştan aşağıya süzdü. Hepsi kendini bir şey sana tipler gibiydi. Hepsiyle el sıkıştık sonra hep beraber masaya oturduğumuzda konuşan adamla bakışlarımız ona döndü.

“Merhaba Alp Bey, ben Gökhan Akbora, Akbora Holdingin kurucusuyum ama işi malum oğlum daha iyi yapınca bırakmak zorunda kaldım. Yanımda gördüğünüz güzel hanım benim eşim Sevda, Onun yanındaki benim tek güzeller güzeli kızım Gamze, yanımdaki yakışıklı oğlumda Kaya holdingimin sahibi şu an o.” dediğinde babam başını sallayıp bizi tanıtmaya başladı. Gökhan Bey’in kızına ve karısına olan bakışları beni huzursuz etmişti çünkü bana babam onun gibi hiç bakmamıştı hoş beni bu ailede seven yoktu zaten. Bu masada dikkatimi bir tek Kaya Akbora çekmişti. Çünkü kendisi bugün arkadaşlarımın dedikodu konusuydu ve fazlasıyla magazinde gösterilen bir beydi. Kumral saçlı ve göz rengini pek anlamlandıramadığım fiziği fazla yapılı olan bu beyin fiziği ilgimi çekmemişti, zaten benim ilgimi çeken erkekler çoktan yolunu bulduğu için bu adamın ilgimi çekmemesi normaldi.

“Hoş geldiniz Gökhan Bey siz beni tanıyorsunuz zaten ama yanınızdaki hanımefendilere de kendimizi tanıtmış olalım değil mi? Ben Alp Büyükkaya, holdingimizin kurucusu ve sahibiyim hala bu işi yapıyorum. Oğlum holdingin CEO’su Serkan, Eşim Meral kendisi moda tasarımcısı, güzeller güzeli kızım Mine ve ...” dedi ve devamını getiremedi çünkü beni ilk defa birine tanıtıyordu. Ona acı bir gülümseme yolladım ve ben kendimi tanıtacakken konuşmaya başladım. “En küçük kız Lamia...” dediğinde acı bir gülümseme oluştu yüzümde ama belli etmemekte ustaydım bu yüzden kafamı tabaktan kaldırmadım. Cümledeki kız kelimesine iyelik eki getiremeyecek kadar sevilmiyordum bu evde. Masada kısa bir sessizlik oluştu ama annem konuşarak sessizlik sisini masadan dağıttı.
“Ee sebebi ziyaretiniz nedir acaba?” dediğinde bende merak ettiğim için bakışlarım Gökhan Bey’e döndü ve konuşmaya başlayan adama döndü herkesin bakışı...

“Sebebi ziyaretimizi biliyorsunuz aslında ama ben tekrar edeyim size, hayırlı bir iş için geldik.” dediğinde ablam hemen yerinde dikleşti. Belli bir boklar olduğu ama çıkar kokusu...
Ablamı bu karşımda ablamın yanında oturan Kaya Akbora mı alacaktı? Her yerde manşetlerde olan bu adamla mı?

Yakışıklıydı ama içini bilmediğim için bir şey diyemiyordum. İfadesiz bakışlarla yemek yerken asla başımı yere eğmiyor, dik duruşumdan taviz vermiyordum. Hepimiz yemeğimizi bitirdikten sonra salona kahve içmeye geçtiğimizde babam konuşmaya başladı.

“Şimdi bu hayırlı iş çat kapı oldu Gökhan Bey siz bize hangi kızımı istediğinizi söyleyin ben size bir gün vereyim gelin isteyin kızımızı gerçi niye soruyorsam Mineyi istiyorsunuzdur başka kimi isteyeceksiniz ki?” derken aşağılayıcı konuşmasından ve iğnelerinden asla kaçınmıyordu.
Akbora ailesi bu iğneleyici konuşmayı beğenmediği için kaşlarını çatmışlardı ama asla susmadılar ve konuşmaya başlayan Sevda hanımla bakışlar ona döndü. Sarı saçları ve kahverengi gözleriyle asla yaşlı gözükmüyor aksine daha genç duruyordu.

“O nasıl söz Alp Bey maşallah kızlarınızın hepsi pek güzel ama ikisi üzülmesin hangisini seçtiğimiz bizim hep belliydi, bu akşam ben gözlerimle gördüm daha da belli oldu.” demesiyle ablamın bakışları kadına döndü ve gülümsedi bense kafamı asla gözümün takıldığı yerden kaldırmadım. Parkede leke vardı bunu ilk defa fark ediyordum sinirimi bozmuştu.
“E kimi istiyorsunuz söyleseniz de kardeşim daha fazla heveslenmesin.” diyen ablamla bakışlarım takıldığım yerden kaldırdım ve konuşmaya başladım.

“Ne hevesleneceğim ben ya zaten bitsin şu akşam daha yapacak işlerim var.” dediğimde annem ve babam bana uyaran bakışlar attı bense onlara göz devirip şu konuşmanın bitmesini bekledim.
“Neyse biz ne zaman Lamia’yı istemeye gelelim?” diyen Gökhan Bey ile bakışlarım takılan yerden hışımla kaldırdım ve Gökhan Bey’e şaşkınca baktım. Gökhan Bey’in dedikleri beynimin oyunu olsun istedim ama olmadı aksine çokça gerçeği barındıran bir cümleydi. Ben ve Kaya Akbora asla olmaz! Hayatta kabul etmezdim.

“Ne dediğinizin farkında mısınız ya siz?” diyen ablamla tüm bakışlar ona döndü ama annem ona uyarıcı bakışlarını atarken sert sesiyle konuşmaya başladı.

“Mine, kızım otur yerine!” dediğinde ablam ona kırgın bakışlar atıp yerine oturdu ama bu sefer ben konuştum.
“Bakın Gökhan Bey, benim okumam gereken bir okulum var zaten okumam gereken okulum olmasa yine de ben bu çocukla evlenmem şimdi daha fazla konuyu uzatmadan çıkın evimden.” derken aşırı sakindim ve bu sakinliğimin fırtına öncesi sessizlik olduğunu Büyükkaya ailesi çok iyi bildiğinden babam baskın bir sesle konuşmaya başladı.

“Kes sesini Lamia!” dediğinde ona kırgın bakışlarımla döndüğümde konuşmasına devam etti. “Kaya Akbora ile evleneceksin bitti!” dediğinde kırgın bakışlarımla ona bakmaya devam ettim ama susmadım çünkü benim istemediğim bir şeyi bana yaptıramazlardı, bunu çok iyi biliyorlardı.
“Siz bana istemediğim hiçbir şeyi yaptıramazsınız! Hiçbir şeyi!” dediğimde babam olacak adam bana meydan okuyor olduğunu belli edercesine ve beni küçümseyerek konuştu.

“Sence ben senin sözlerini önemsiyor muyum?” derken ki tavrı annemi bile rahatsız etmiş olacak ki o bile bana acıyarak baktı. Akboralar hala gitmedikleri için bizim babamla olan konuşmamızı çok net duymuş olacaklar ki onlarda bana odadaki herkes gibi bakıyorlardı. Benim yüzümde oluşan acı gülümseme ise konuşmama yardımcı olmuyordu ama zorla da olsa konuştum.

“Doğru sen ne zaman benim fikirlerimi önemsedin ki gerçi sen beni önemsemiyorsun fikirlerimi önemsesen ne olur?” dedim ve ayağa kalkıp evden bahçeye çıkmak için salondaki kapıyı kullandım. Bahçede bulunan havuzun kenarındaki şezlonglardan birine oturup bir süre havuzu izledim ama karşımdaki şezlonga birinin oturduğunu fark ettiğimde başımı kaldırıp kimin geldiğine baktım. Gelen Kaya Akboraydı ve hiç konuşmadan baktığım yere bakıyordu. Bende o konuşmadığı sürece konuşmadım. Aramızda oluşan sıkıcı sessizliği tabii o bozdu.
“Bu evliliği bende istemiyorum Lamia.” dediğinde bakışlarım hışımla ona döndü, bütün akşam konuşmamıştı.

“Ne güzel annenle babana söyle de engellesinler bu saçma şeyi o zaman çünkü hayatımı mahvetmeyeceğim.” dediğimde bana haklı olduğumu söylercesine baktı ve konuşmaya başladı.
“Maalesef söylesem de anlamıyorlar çünkü mecburuz.” dediğinde konuşmaya başladım.

“Biz hiçbir şeye mecbur değiliz Kaya.” dediğimde bana tekrar aynı bakışları atıp konuşmaya başladı.

“Bak biz bence birbirimizi tanımaya bakalım. Bir süre evli kalırız bu süre boyunca sen istemediğin sürece sana asla dokunmam bu konuda bana güvenebilirsin ve kendi hayatlarımıza devam edersin. Okumaya devam edebilirsin sonra bu evlilik olayının zorunluluğu kalktığında boşanırız hem belki biz boşanana kadar mezunda olursun.” dediğinde ona şaşkınlıkla baktım ve konuşmaya başladım.
“Ben evlenmek istemiyorum anlamıyor musun?” derken artık aptal olduğunu düşünmeye başladım. O da bana bakıp bıkkınlığını sergileyerek konuşmaya başladı.

“Bende ama yapacak başka bir şey yok anla işte bir süre bu zorunluluğa katlanmak zorundasın aynı benim zorunda olduğum gibi ve inan bana bende sana bayıldığımdan bu işe onay vermedim emin ol buna.” deyip benim cevap vermemi beklemeden içeri giriyordu ki bir şey hatırlamış olacak ki konuşmaya devam etti. “Yarın birbirimizi tanımamız için babam ve baban bu nişan işini iki ay sonraya aldı. Yarın akşama hazır ol, kaçırayım seni bir yemek yiyelim o sırada sormak istediğin soruları sorarsın bence şimdiden düşün bunu.” derken pişkince güldü ve arkasını dönüp bahçeden çıktı. Ben bir süre olduğum yerde kalıp düşündüm sonra bu olay bitene kadar ona katlanmak zorunda olduğum için derin bir nefes alıp bende peşinden içeri girdim. Gökhan Beylerin kalkmak üzere olduğunu gördüğüm için yanlarına gidip öylece durdum ve Gökhan Bey bana elini uzatıp tokalaşmak istediğini belli edercesine bana baktığında onu kırmadım. Bende elimi uzatıp elini sıktığımda durmadım ve konuşmaya başladım.
“Kaça verdi beni babam size Gökhan Bey?” dediğimde tüm salon bu dediğimle sustu. Kaya bu dediğime bir tık şaşırsa da babamın sinirlendiği açıktı. Gökhan Bey bu dediğimle kendinden utanmış olacak ki salondaki kimsenin yüzüne bakmadan salonu terk etti. Gamze de bana mahcupça baş hareketi yapıp babasının arkasından çıktı. Sevda hanım ise az önce beni savunduğuna pişman olmuş olacak ki şu an bir tık mutsuzdu. Kaya ise herkese ifadesiz yüzüyle baş hareketi yapıp salondan çıktı. Dış kapının kapanma sesi gelmesiyle babam üstüme yürüyüp bana sert bir tokat attı.

“Senden nefret ediyorum yüzümü yere eğmekten başka yaptığın hiçbir halt yok. O isteme olacak ve sen bu evden siktir olup gideceksin, anladın mı beni!” derken asla yüzümü yere eğmemiştim. Alışmıştım tokatlarına...

Ona kırgın bir bakış atıp salondan çıkıp odama ilerledim. Odama girdiğimde kapıyı kilitledim ve adımlarım odamdaki banyoma ilerledi. Banyoda bakışlarım aynaya takıldı ve dudağımın patladığını gördüm. Kanıyordu ama sorun bu değildi. Sorun bu yarayı yine kendimin kapatacak olmasıydı...
Yalnızlık bir virüstü. Yapıştı mı ömür boyu seninle kalırdı. Ömür boyu diyorum çünkü asıl ömrünü bitiren yine o virüstü yani yalnızlık...

Beni bitiren de kendi yalnızlığım olacaktı bunu bildiğimdendi belki de bu kadar güçlü durmam. Okuldaki arkadaşlarım bilmezdi bu hallerimi, özel hayatımı zaten bende bilmelerini istemezdim. Sormamışlardı da zaten...
Tuvalette duran tentürdiyodu pamuk parçasına sürüp dudağımın kenarına küçük vuruşlarla sürdüm. Acıyordu ama alışmıştım bu yüzden yüzümde ufak bir tepki olmadı. Tuvaletten çıkıp odamdaki takı tasarımlarını inceledim ve yeni bir çizim yapma kararı aldım. Çizime aklımdaki detayları kullanarak başladım ve bu iş fazla uzun sürdü...

🔒
Sabah yüksek sesli telefon melodimle uyandım ve yüzümü buruşturmama neden olmuştu. Dün gece yeni tasarımıma çalışırken masada uyuyakalmıştım ve şu an boynum feci bir şekilde ağrıyordu. Çalan telefonumun ekranına baktığımda arayanın asistanım Gizem olduğunu görünce derin nefes alıp açtım.

“Alo?” dediğimde karşıdan Gizem aşırı neşeli bir sesle bugün ki toplantılarımı saydı. Bugün dersim olmadığı için tamamen odağım markama olacaktı.
“Günaydın Lamia Hanım, bugün iki toplantınız vardı, biri iki saat sonra diğeri de öğlen üçte bilginiz olsun, herkes yeni tasarımları bekliyor. Bunun için çıkarılan tasarımları inceleyecektiniz ve aynı zamanda sizin de eklemek istedikleriniz var ise ki kesin vardır. Çantanızda tasarımları getirmeyi unutmayın, hatırlatmış olayım.” dediğinde onu onaylamak için konuştum.

“Sana da günaydın Gizem tamamdır sağ ol.” deyip telefon konuşmamızı sonlandırdım. Telefonu kapattıktan sonra tuvalete geçip günlük işlerimi hallettim ardından giyinme odama geçip üstüme güzel bir kombin seçtim. Saks mavisi kısa bir tişört ve altına beyaz pantolon ve topuklu ayakkabı giyindim. Bu kombinin üstüne de uzun beyaz blazer ceket giydikten sonra sıra takı tercihine gelmişti ki bunda kendi tasarladığım takılar der geçerim. Bileğime hep tercih ettiğim altın renginde olan sonsuzluk içinde balonlu bir kız çocuğu olan bilekliği taktım. Boynuma ise bilekliğimle uyumlu bir kolye seçerek kombinimi tamamladım. Şirketten çıkışta direkt olarak Kaya’nın yanına geçeceğimden üstüme dengeli bir şeyler seçmiştim aynı zamanda bu kombinle toplantıya da gireceğim için saçlarımı ön taraflarından bir tutam alıp arkada birleştirmiştim. Yüzüme sade bir makyaj yaptıktan sonra odamdan gerekli malzemelerimi alıp çıktım.
Merdivenlerden aşağıya inerken hiç salona uğramayıp direkt evden çıkıyordum ki annem beni kapı önünde yakalayıp konuşmaya başladı. “Akşam Kaya ile yemeğin var hanım bir kız ol ve ağırlığını koru.” dediğinde onu küçümseyen bakışlar atıp evden çıktım. Arabama ilerlediğimde korumalardan biri kapımı açtı bende hemen içeri girip arabayı çalıştırıp şirketime sürdüm.

🔒
Yol boyu sessizlikten sıkılmıştım ama sonunda şirkete varabilmiştim. Şirketin önündeki güvenlik görevlisine baş hareketi yapıp içeri girdiğimde tüm çalışanların günaydın demelerine de aynı şekilde karşılık verdim, odama ulaştığımda Gizem odaya girdi ve tek tek tüm toplantıları sırasıyla gözden geçirdik.

Toplantıdan toplantıya girmekten beynim yanmıştı ve başım feci ağrıyordu. Son bir toplantım kalmıştı evet bugün iki toplantıya girecektim ama yarın hoca okula ders yapacağı için yarının programını bugüne almak zorunda kalmıştım ve bu kadar yorulmuştum. Masamın başında başımın kenarlarını ovuştururken kapı çaldı ve ‘gel’ dediğimde Gizem girdi, ona sorgular bakışlar attığımda konuşmaya başladı.
“Lamia Hanım Kaya Akbora buradalar.” dediğinde ses tonunda şaşkınlık vardı. Ben içimden bir onun eksik olduğunu mırıldanırken konuşmaya başladım.

“Gelsin Gizem.” dediğimde odadan çıktı ve iki dakika sonra kapı tıklatıldı bende yine komutu verdiğimde. Lacivert bir takım elbisenin içinde Kaya ve asistanım Gizem içeri girdi. Gizem Kaya’yı geçirip odadan çıktığında Kayaya sorgular bakışlar attım.

“Hayırdır senin ne işin var burada?” dediğimde bu tersleyişime güldü.
“Seni kaçırmaya geldim.” derken aşırı gevşekti bende ona tek kaşımı kaldırıp konuştum.

“O biraz zor yalnız, son toplantım kaldı, bekle bir on beş dakika.” dediğimde kafasıyla onayladı ve karşımdaki koltuklardan birine oturdu. Başım hala ağrırken Kayaya dönüp konuştum.
“Bir şey içer misin?” dediğimde hemen cevapladı.

“Filtre kahve.” dediğinde onu onaylayıp yanımda duran telefondan birkaç tuşa basıp Gizemi aradım.

“Gizem odaya iki filtre yolla bir de ağrı kesici bul sana zahmet bana başım çok feci.” dedikten sonra telefonu kapattım. Kayanın bakışları üzerimdeydi ama ben oralı olmayıp önümdeki tasarıma baktım ve yüzümü buruşturdum ‘bu kimin çizimiydi böyle?’ diye düşünürken kapı çaldı. Yine aynı komutu verdiğimde içeri yeni iş görüşmesi için Taylan Turan giriş yaptı bende hemen ayağa kalkıp onları güler yüzle karşıladım.
“Hoş geldiniz Taylan Bey, buyurun geçin şöyle.” dediğimde Kaya da ayağa kalktı ve insanlarla tokalaştı. Taylan Beyle tam olarak dört yıldır iş yapıyorduk şimdi yeni projeye adım atacaktık.

“Nasılsınız?” derken baş ağrımı asla aklıma getirmiyordum ve Kayanın bakışlarını üstümde hissediyordum. Gülümseyerek Taylan Beye bakarken kendisinin kilo verdiğini fark ettim geçtiğimiz günlerde eşinden ayrılmıştı ve babamla yakın arkadaşlardı. 60 yaşındaydı ama bu işleri hala bırakmamıştı.
“İyi diyelim iyi olalım Lamiacığım.” dediğinde gülümsedim ve iş hakkında konuşmaya başladım.

“Yeni tasarımlarımız sizin için yeni projemize uygun hazırladık. Önünüzdeki dosyada birkaç örneği var hatta ben kendi-” derken sözümü kesti ve konuşmaya başladı.

“Sözünü kesmek durumundayım Lamia ama önemli bir şey söyleyeceğim. Biliyorsun seninle dört yıldır çalışıyoruz ve çok memnunuz.” dediğinde konuşmanın nereye varacağını merak ettiğim için onu başımla onayladım ve konuşmasına devam etmesini bekledim o da çok uzatmadı. “Fakat artık seninle birlikte çalışmayacağız.” dediğinde önce algılamak için bana biraz süre verdi sonra bende ifadesiz yüzümle konuştum.
“Çünkü?” dediğimde devam etmesini izledim ama bu konuda fazla tereddütlü davrandı, yan tarafımda Kayanın bakışları bile Taylan Bey’e dönmüştü.

“Çünkü Alp Büyükkaya’yı karşıma alamam.” dediğinde derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım.
“Peki anladım, çıkabilirsiniz.” dediğimde bana mahcup bir şekilde bakarken konuştu.

“Beni yanlış anlamanı is-” derken sözünü kesip sert ve otoriter çıkmasını çalıştığım sesimle konuşmaya başladım.

“Anladım ben sizi Taylan Bey, zaten bende korkak insanlarla çalışmam, çıkabilirsiniz.” dediğimde bana baş selamı verip odadan çıktı. Onun çıkmasıyla gözlerimi yumdum ardından Kayaya dönüp ifadesizce konuşmaya başladım.
“Çıkabiliriz şimdi.” dediğimde o ayaklandı. Bende eşyalarımı toplayıp odadan çıktım. O benim arkamdan ilerlerken sinirli olduğumu fark ettiğinden hiç konuşmuyordu yoksa şimdiye gevşekçe konuşması gerekiyordu. Ben şirketin koridorunda ilerlerken beni Gizem gördü ve hemen yanıma yaklaşıp konuşmaya başladı.

“Lamia Hanım iki gün son-” dediğinde hemen sözünü kestim.
“İki gün sonraki toplantıları iptal et. Hiç kimseyi çekemeyeceğim.” dediğimde kafasıyla beni onayladı ve elindeki telefona eklenen işlerini halletmeye gitti. Ben ise hızlı adımlarla şirketten çıktım. Tam arabama binecekken beni Kaya durdurdu, kolumu tuttuğundan ona döndüm.

“Benim arabamla gidelim, ben akşama bırakırım seni eve.” dediğinde onun göz rengini ilk defa bu kadar yakından görmüş oldum. Göz rengi kehribar tonlarındaydı. Daha fazla onun büyüsüne kapılmak istemediğim için kolumu ondan kurtarıp kapımı açan babamın korumasına döndüm.
“Sen eve dön Yasin abi ben Kaya ile gideceğim. Arabamı eve yollayın.” dediğimde beni kafasıyla onayladı ve arabama kendi bindi. Bende arabamın arkasında duran siyah Porsche arabasına ilerledik. Plakası 01 KA 2896 idi. Bu plakanın anlamını öğrenirdim özel olduğu belliydi. Arabanın kapısını bana açtığında ona döndüm ve konuşmaya başladım.

“Vay canına Kaya Akboradan centilmen hareketler diğer kızları da bu hareketlerinizle mi tavlıyordunuz Kaya Bey...” derken oldukça iğneleyici konuştum. Onun dudakları yukarı kıvrıldığında sırıtan yüzüne imayla baktım. O da gevşekçe konuşmaya başladı.

“Centilmen erkekler hep kazanır yalnız...” dediğinde ona küçümser bakışlar atıp konuştum.
“Beni bu tavırlarla tavlayamazsın ama söyleyeyim.” dediğimde alaycı bir şekilde gülüp bana yaklaştı.

“Eğer seni tavlamak isteseydim net kolayca tavlardım ama ilgi alanımdaki kızlardan değilsin.” dediğinde kalbimin kırıldığını hissettim bunu yüzüme yansıtmayarak konuşurken arabaya bindim.
“O alanda olmak isteyen kim?” derken umursamaz davranmaya çalıştım. O da kapıyı kapatıp kendi tarafına bindi ve sessiz geçen bir yolculuğa başladık. Yol boyu ikimizden ses çıkmazken çalan telefonumla bakışlarım çantama döndü. Çantamdan telefonumu çıkardığımda arayanın ‘Ege’ olduğunu gördüm. Hemen açtım ve derin bir enfes alarak neşeli bir şekilde konuştum.

“Ooo Ege Bey siz beni arar mıydınız ya?” derken aşırı alaycıydım. O da bunu bildiğinden aynı şekilde cevap verdi.

“Valla Türkiye deyince aklıma ilk gelen kişiyi aramayacaksam kimi arayacağım dimi?” dediğinde şok ve heyecan karışımı bir sesle konuşmaya başladım.
“Hadi be şaka yapıyorsun, burada mısın?” dediğimde hemen cevapladı.

“Tabi kızım, döndüm toprağına kurban olduğum vatanına...” dediğinde güldüm ve konuşmaya başladım.
“Çok şanslısın demek isterim çünkü yarın sadece okula ders için gideceğim sonra boşum.” dediğimde cevabı gecikmedi.

“Ohh demeyin keyfime o zaman, sendeyim kızım bu iki gün haberin olsun.” dediğinde neşem uçup gitti.

“Yok o öyle değil. Evi kapattım ben.” dediğimde moralim bozulmuştu.
“Nasıl? Neden?” dediğinde moralsiz cevap verdim.

“Aile sıkıntıları...” dediğimde olağan bir cevap verdiğimden önce cevap vermedi sonra konuşmaya başladı.
“Anladım... Sıkma canını be kızım. Bizde kafelerde takılırız ne olacak.” dediğinde moralimi yerine getirmeye çalıştığından ona normal cevap verdim.

“Yok takmıyorum da canım sıkkın ben sana detaylarıyla anlatırım buluştuğumuzda.” dediğimde hemen dedikoducu moduna geçip konuşmaya başladı.
“Ne oldu kız hemen spoi ver çabuk!” derken ki tavrı beni aşırı güldürdü ve hemen konuşmaya başladım. Benden bir şey duymazsa beni rahat bırakmazsa asla...

“Nişanım var birkaç ay sonra...” dediğimde önce karşıdan ses gelmedi. Ben hemen konuşmaya başladım. “Ege?” dediğimde karşıdan şok olmuş Ege’nin sesi yükseldi.

“Ne dedin sen!?” dediğinde kulağım sağır oldu. “Kızım ne nişanı geri zekalı mısın!?” dediğinde ona bir şey açıklayamayacağımdan yanımda olan Kayaya bakış attım ardından konuşmaya başladım.
“Sonra detaylı konuşuruz şimdi kapatmam lazım.” dediğimde beni onaylayıp konuşmayı sonlandırdık. Arabada şık bir restoranın önünde durduğunda aşağıya inmem için kapı önündeki valeler kapımı açtıklarında bende hemen indim. Kaya da bana kolunu uzattığında girmem gerektiğini anladım çünkü etrafta gizli magazinciler vardı. Onun koluna girdiğimde restoranın içine giriş yaptık. Kapı önünde saçını topuz yapmış restoranın üniforması üzerinde olan bir kadın hemen yanımıza yaklaştı.

“Hoş geldiniz Kaya Bey masanız hazır buyurun.” derken bize masamıza kadar eşlik etti. Benim sandalyemi çeken Kayaya gülümsedim ve sandalyeye oturdum. O da karşıma oturduğunda yanımızdaki kadın hemen konuşmaya başladı. “Ne istersiniz Kaya Bey?” dediğinde Kaya hemen konuşmaya başladı.
“Serpil Hanım’ı çağırır mısınız lütfen bizimle o ilgilensin.” derken aşırı nazik bir dil kullanmıştı. Kadın da hemen baş hareketi yapıp Serpil denen kadını çağırmaya gittiğinde Kaya bana bir sır verir gibi konuşmaya başladı.

“Lamia şimdi bu gelecek olan kadın magazine haber uçurur, güzel bir oyunculuk sergilemen lazım hatta o yokken bile çünkü masamızın etrafındaki birçok müşteri fotoğrafımızı çekiyor.” dediğinde ona gülümseyerek konuştum.

“Öyle mi? Tamam sen merak etme.” dediğimde bana göz kırptı ve konuşmaya başladı.
“Kendinden bahset bana biraz.” dediğinde onunla konuşmak için dudaklarımı aralamıştım ki masamıza Serpil Hanım geldi ve konuşmaya başladı.

“Hoş geldiniz Kaya Bey ve hanımefendi, ne arzu edersiniz?” dediğinde Kaya konuşmaya başladı.
“Biz menü alalım Serpil Hanım.” dediğinde kadın başıyla onaylayıp yanımızdan ayrıldı. Bir iki dakika oluşan sessizlikten restoranın manzarasını izledim. Serpil Hanım önümüze menü koyduğunda ben hemen menüyü incelemeye başladım. Çok yemek yiyen bir insana değildim çünkü bu konuda takıntılıydım gerektiğinden fazlasına vücudum izin vermiyor ve kusuyordum. O yüzden hafif ve genel olarak tercih ettiğim tek yemeği seçtim, salata...

“Seçtin mi?” diyen Kayayı başımla onayladığımda konuşmaya başladım.

“Ben Rus salatası alayım, yanına da Churchill soda alayım.” dediğimde Kaya da sipariş vermeye başladı.
“Fettucini Alfredo alayım yanına da şarap biliyorsunuz...” dediğinde kadın başıyla onaylayıp menüleri masadan alıp yanımızdan ayrıldı. Kaya da kadının ayrılmasıyla konuşmaya başladı.

“En son kendinden bahsediyordun.” dediğinde beni araştırıp hiçbir bilgi bulamadığı için bu kadar merak ettiğini bildiğimden yüzümde oluşan gülümsemeyle konuştum.
“Sen sor ben söyleyeyim.” dediğimde hemen bu fikre olumlu yaklaşıp konuşmaya başladı.

“Başka adın var mı?”

“Yok.”
“Peki yaşın kaç?”

“22 ya sen?” dediğimde o da cevapladı.
“28.” dediğinde kaşlarım havalandı.

“6 yaş fazlaymış.” dediğimde kafasıyla onayladı ve sorularını sormaya devam etti.
“En sevdiğin renk?”

“Gri.”

“Nasıl yani sende diğer kızlar gibi canlı renkler söylemeyecek misin?” dediğinde ona ters bakışlar attım ve konuşmaya başladım.
“Beni o takıldığın birkaç günlük kızlarla karıştırma Kaya, ben kimseye benzemem zaten tanıyınca anlarsın.” dediğimde güldü ve konuşmaya başladı.

“Emin misin? Sende diğer kızlar gibi kilo almamak için salata yiyorsun ama...” dediğinde konuşmaya başladım.
“Kilo almamak için değil, bünyemin alacağından fazla yemek yersem bunu maalesef ki çıkarıyorum ve yanılıyorsun ben yemek yemeyi seven bir insanım ama bunu ayda yılda bir yapabiliyorum. Hastanelik oluyorum da sonra...” dediğimde dediklerinden pişman olmuş olacak ki bir süre konuşmadı ardından sorularına devam etti.

“Alerjin var mı?” dediğinde konuşmaya başladım.

“Evet var, fındık ve böğürtlen...”
“Neden seni ailen hiç sosyal medyaya yansıtmadı?” dediğinde bu soruyu beklediğimden çok şaşırmadım ama bu kadar erken sormasını da beklemiyordum, ben daha dayanır diye düşünmüştüm. Onu daha fazla bekletmeden doğruyu söyledim tabi çarpıtarak...

“Aile ilişkilerim pek iyi değildir. Babam soyadlarına yakışmayan hareketler sergilediğimden beni pek sevmez keza aynısı evdeki diğer üyeler için de geçerli. Onların yanında kötü dururmuşum, ablam gibi çok güzel değilmişim ya da abim gibi akıllı...” dediğimde beni dikkatlice dinledi ve bir süre sustu. Neden sustuğuna anlam veremezken yemeklerimizin geldiğini anladım. Önümüze bırakılan yemekleri bıraktıktan sonra yanımızdan ayrılan garsonlarla konuşmaya başladı.
“Senden ne bekliyorlar ki bence kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadınsın sen, hangi istediklerini yapmadın da seni sevmiyorlar?” dediğinde aklıma olaylar doluştu ama görmezden gelerek konuşmaya başladım yine keserek.

“Aslında olay kendi ayaklarım üzerinde durmam ya da isteklerini yerine getirmemem değil. Daha çok benim yaptığım yanlış bir şeyle alakalı...” dediğimde kısık bakışlarla ne demek istediğimi anlamaya çalıştı ama anlayamazdı, beni kim anlar ki zaten...

“Nasıl yani?” dediğinde düşüncelerim doğrulandı ve onu cevapladım.
“Eğer sana çok güvenirsem bir gün anlatırım.” dediğimde beni kendi halime bırakarak yemeğine başladı. Bende öyle ama masada oluşan sessizlikten sıkılıp konuşmaya başladım.

“Ee senin en sevdiğin renk ne?” dediğimde sıra onda olduğu için sakince sorularıma cevap vermeye başladı.
“Mavi.”

“Boyun kaç?”

“1.92”
“Tahmin etmiştim. Uzunmuşsun baya...” dediğimde yüzünde gevşekçe bir gülümseme belirdi.

“Sen hangi bölümü okuyorsun?” dediğinde onu cevapladım.
“Matematik.”

“Bir hedefin vardır.”
“Evet, diplomamı elime aldıktan sonra yurt dışına taşınmak ve buralara gelmemek gibi...” dediğimde bana şaşkınlıkla baktı.

“Peki, markan?” dediğinde ona işim hakkında bilgi verdim.

“Klasik takı markası ama benimki biraz yurt dışına taşmış olabilir. İnsanlar değişik tasarımları seviyorlar ve bende çiziyorum.” dediğimde kaşlarını havalandırarak şaşırdığını belli etti.
“Kendinde tasarlıyor musun?” dediğinde onu başımla onayladım. Masada kısa bir süre bir sessizlik oluştu, bende bu sessizliği bozmayıp yemeğimi yemeğe devam ettim ki telefonumun çalmasıyla aramızdaki sessizlik bozuldu. Telefonuma bakışlarım değdiğinde arayanın can sıkıcı biri olduğunu gördüm. Markanın çok uzun süredir çalıştığı fotoğrafçısı arıyordu. Yine ne isteyecekti acaba?

“Pardon açmam lazım.” dediğimde beni gözlerini kapatıp açarak anladığını gösterdi. Bende daha fazla bekletmeyerek açtım.
“Efendim Sinan Bey?” dediğimde bana sinirli bir ses ulaştı.

“Bu ne demek oluyor Lamia Hanım, ne demek marka yüzlerini geri çekmek!” dediğinde kaşlarım çatıldı ve sesim hafif yükseldi.

“Pardon anlamadım Sinan Bey, kim çekmiş marka yüzlerini geri?” dediğimde sinirle konuştu.
“Siz!?” dediğinde gözüm seğirdi ve konuşmaya başladım.

“Kim böyle bir şey söyledi size, ben böyle bir şey söylemedim kimseye!” dediğimde konuşmaya başladı.
“Serkan Bey aradı, sizin şu an telaşlı bir dönem içerisinde olduğunuzu ve bu işleri bana haber vermeye fırsatınız olmadığını dile getirdiler bende anlamlandıramadım. Size danışmak için sizi aradım.” dediğinde elim başıma gitti ve konuşmaya başladım.

“Yok öyle bir şey Sinan Bey, benim demediğim bir şeyi yapmadığınız için teşekkürler, siz devam edin ben hallederim o kısmı.” dediğimde kısa bir veda konuşması yaptık ve aramayı sonlandırıp Serkan’ı aradım. Bunlar ne iş çeviriyordu böyle? Bir babam bir abim ne bu böyle ya artık sınırı aştılar!

“Alo?” diyen keyifli Serkan Büyükkaya’nın sesiyle sinirlerim daha da bozuldu ve konuşmaya başladım.
“Abi ne demek oluyor bu?” dediğimde önce arkadan birkaç kişinin gülme sesi geldi. Telefon hoparlördeydi ve tüm aile beni duyuyordu.

“Ne, ne demek canım kardeşim?” dediğinde sinirle gözlerimi kapatıp konuşmaya başladım.
“Siz benim haberim olmadan ne karıştırıyorsunuz? Önce babam olacak o adam sonra sen...” dediğimde bana alaycı bir sesle cevap verdi Alp Büyükkaya.

“Evleniyorsun artık, markanı kapattıracağım. Çok az bir işlem kaldı.” dediğinde başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.
“Nasıl?” dediğimde hepsi bir ağızdan güldü ve annem konuşmaya başladı. Yıllardır emek verdiğim işimi göz göre göre önümde çürüteceklerdi.

“Seni baban evlatlıktan reddedeceğini tüm cemiyete duyurdu, maalesef artık seninle iş yapan herkes bir bir geri çekilecek ve ablana açtığımız butik mağazasına yatırım yapacağız.” dediğinde gözlerimde büyük bir hayal kırıklığı geçti. Ailem beni bu kadar mı sevmiyordu, neden işime bile karışacak kadar ve evlatlıktan reddedecek kadar mı?

Gözlerimden akacak olan bir yaş akmasın diye kafamı havaya kaldırdığımda telefondan ablamın alaycı sesi yükseldi. “Sana hep diyordum Lamia, sen bu evde sevilmiyorsun. Sen doğsan bile bu evin tek kızı benim.” dediğinde kaşlarımı havalandırıp indirdim ve konuşmaya başladım.
“Haklısın ben evin hiç küçük kızı olamadım, olmak da istemedim hiç zaten merak etme.” dedim ve telefonu kapattım. Gözümden akan yaşları bir bir sildim ve karşımdaki Kayaya bakıp konuşmaya başladım.

“Kalkalım mı?” dediğimde başıyla onayladı ve garsondan hesabı istedi. Hesabı ödediğinde kalktık ve arabaya bindik. Arabadaki sessizliği o bozdu.
“Bir sorun mu olmuş şirkette?” dediğinde konuşmaya başladım. Ona anlatacaktım hepsini çünkü onunla evleneceğim için oluyordu tüm bunlar ama anlatmadım.

“Yok bir şey içsel bir kriz.” dediğimde inanmasa da kafasıyla onayladı ve benim evimin önüne geldik. Ona dönüp konuşmaya başladım. “Teşekkürler her şey için...” dediğimde bana güzel bir gülümseme sundu, güzel gözleri kısıldı ve yanağında bir gamze belirdi. Bu bana da bulaştı ve bende gülümsedim.

“Asıl ben teşekkür ederim, bana yardım ettiğin için...” dediğinde kaşlarım çatıldı ve konuştum.
“Ne yardımı?” dediğimde konuşmaya başladı.

“Bende bunu sonra anlatırım çünkü şu an pek sırası değil.” dediğinde onun bana saygı duyduğu gibi bende ona saygı duydum ve gözümü açıp kapatıp onu anladığımı gösterdim, onun gibi...
Arabadan inip kapıyı kapattığımda eve doğru ilerledim, sinirlerim yine yükseldi. Evin kapısını çaldığımda kapı yine aynı yardımcı tarafından açıldı. Çantamı hırsla köşeye fırlatıp salona girdim ve konuşmaya başladım. Ablam ojelerini kontrol ediyordu. Annem kahve içiyordu babamla. Abim ise bahçedeki köpeğimi izliyordu, camdan...

“Bana bakın hepiniz, eğer beni yıldırabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Başta Alp Büyükkaya olmak üzere alayınızın ölüm emrini veririm. Kim bana mâni olacak, çok sevdiğiniz Alp Büyükkaya’nın babası mı o bunları duyduğunda ne olacak acaba?” dediklerim babamın gülmesine neden oldu.

“Bana bak, senin dilin çok uzadı ben kesmesini bilirim. Okula da gitmeyeceksin bundan sonra konuştu abin müdürle aldım seni okuldan.” dediğinde ağzım açık kaldı. Bana sormadan birden fazla karar almışlardı. Tam salondan çıkacakken geri döndü. “Ha bu arada yarın damadın ailesiyle tanışmak için gece yola çıkacaksın. Sonra o da bizim aileyle tanışmaya gidecek, evlendikten sonra seni evlatlıktan reddedip tüm bağımızı koparacağız ve sende bunu babama söylemeyeceksin!” dediğinde tek kaşımı kaldırıp konuşmaya başladım.
“Bunu dedeme söylemeyeceğim öyle mi?” dediğimde bana meydan okurcasına konuştu.

“Hele bir söyle o zaman bak neler yapıyorum sana?” derken parmağını yüzüme tutuyordu. Gözümden akan yaşlarla konuşmaya başladım.
“Sen daha bana ne yapabilirsin ki baba?” dediğimde onu boydan boya süzdüm ve odama çıktım. Odama girdiğimde gibi kapı arkasına çöküp hıçkırarak ağladım. Bitmiyordu, o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı...

Olacak gibi de durmuyordu zaten...

Tekrar o Trabzon’a gitmenin benim için ne kadar zor olacağının farkındaydım ama gitmezsem bu saçmalığı dedeme söyleyemez, bana yardım etmesini de isteyemezdim. O günden sonra her şeyim elimden alınmıştı. Ne itibarım kalmıştı ne de ailem...
Şimdi ise okulum ve tek amaç edindiğim markamı elimden alıyorlardı. Bunu yapamazlardı, yapmamalıydılar. Korkuyordum kendimden...

İnsan kendinden korkar mıydı? Ben korkuyordum...
Yapacaklarımdan yapabileceklerimden...

Birkaç ay sonra katılmam gereken bir isteme vardı, kendi istemem...
Hiç böyle hayal etmediğim istemem...

Hayallerimde aynı benden alınan her şey gibi alınıyordu elimden, alınacakları düşünemiyordum bile...

Gerçi neyim kalmıştı ki, hiçbir şeyim...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…