1. bölüm / 1
Kesişim Noktası1. Bölüm
Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnsan, hayatının değişeceği anı önceden bilebilir miydi? Sanmıyorum. Çünkü bazı günler diğerlerinden hiçbir farkı yokmuş gibi başlardı. Aynı saatte uyanır, aynı kahveyi içer, aynı yollardan geçer, aynı insanlarla konuşurdunuz. Her şey olması gerektiği gibiydi. Ta ki günün sonunda, farkında olmadan hayatınıza yeni bir hikâyenin ilk cümlesini yazdığınızı anlayana kadar.
Benim de öyle bir günüm vardı.O zamanlar bunu bilmiyordum. Bilseydim belki bazı şeyleri farklı yapardım. Belki daha dikkatli olurdum. Belki bazı insanlara hiç yaklaşmazdım. Ya da tam tersine, yine aynı yolu seçerdim. Çünkü bazı karşılaşmaların önüne geçemezsiniz. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, hayat sizi aynı yere getirmenin bir yolunu bulur.
Ben o gün sadece işime yetişmeye çalışıyordum.Hayatımın geri kalanına değil. Düşüncelerim odamın kapısının birden açılmasıyla dağılıverdi. Yeni uyanmıştım ve ben uyanınca sürekli düşüncelere dalan bir insandım. Bugün sabahın altısında uyanmama sebebim, mal erkek kardeşimin bana bulaştırdığı hastalıktı. O salak yüzünden kaç gündür restoranta gidemiyordum. Hastalıktan ölüyordum onun yüzünden. Ve tahmin ederseniz ki odama birden dalan o salaktı.
"Abla, kahvaltıya. Annem çağırıyor." dedi, sırıtarak Teoman. Derin nefes al, ver. Sakinleş, Ülkü, sakinleş. Kardeşini boğazlayamayız, sakinleş.
Sakinleşemiyordum! Zaten o salak yüzünden uyanmıştım. Elime gelen yastığımı Teoman'ın suratına fırlattım. Tutamadı ve yastık yüzüne çarptı. Refleksleri kötüydü benim kardeşimin.
Teoman, elindeki yastığı yüzünden çekip bana şaşkın şaşkın baktı. Az önceki sırıtışı gitmiş, yerine ne yapacağını bilemeyen bir ifade gelmişti. "Gerizekalı, hem sabah sabah bağırarak beni uyandırıyorsun hem de odama pat diye giren de sensin. Kardeşim falan dinlemeyeceğim, seni geberteceğim, o olacak. Hastalığı da senin yüzünden kaptım zaten!"
Teoman bir süre sessizce yüzüme baktı. Sonra ellerini iki yana kaldırıp geri çekildi. "Tamam abla ya. Ne kızıyorsun?" dedi. Sesim gereğinden bayağı yüksek çıkmıştı. Ne yapabilirdim, içimde sinir birikmişti yani. Kardeşim diye susuyordum ama nereye kadar? Ayrıca bu salak mı? Neden kızdığımızı söyledik ya. Evet, salak. Salak olmasa böyle mi davranırdı Allah aşkına. Doğru söylüyorsun.
Burnumu çektim. "Defol git odamdan," dedim, gayet kibar olduğumu düşünerek. Teoman, dediğim sözlerle gözlerini birkaç kez kırpıştırdı. Sanki az önce başka bir dilde konuşmuşum gibi yüzüme bakıyordu.
"Az önce beni odandan mı kovdun?"
Hiç düşünmeden konuştum. "Evet."
Teoman birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra kaşlarını kaldırıp kendini gösterdi.
"Beni?"
"Evet, seni."
"Öz kardeşini?"
"Evet, Teoman. Üçüncü kez sormana gerek yok."
Bir an daha yüzüme baktı. Ardından dudaklarını büzüp başını iki yana salladı.
"Vay be..."
Ne olduğunu anlamamış gibi kaşlarımı çattım.
"Ne var?"
"Büyümüşsün."
"Ne alaka?"
"Eskiden böyle konuşarak kovmak yerine eline ne gelirse fırlatıyordun. Şimdi öyle mi?"
Gözüm komodindeki kalın kitaba kaydı. Kitaba yazık olur yapma. "Kafana kitap yemek istemiyorsan odamdan çık!"
"Tamam ya. Sanada şaka yapmaya gelmiyor."
Kapıya doğru iki adım attıktan sonra durup arkasına döndü.
"Bu arada annem kahvaltıya çağırıyor."
"Dedin ya zaten geri zekalı."
Yalandan gücenmiş bir tavır göstererek konuştu. "Ama artık alınıyorum. Lütfen hanımefendi her fırsatta hakaret ediyorsunuz bana."
Gözlerimi devirdim. "Çık git odamdan aptal! Yastığımı da geri ver ayrıca!"
Teoman sırıtarak kapıyı açtı. Sonra yastığımı bana geri fırlattı. Odadan çıktıktan sonra bir süre yere boş bakışlar attım. Yutkunurken boğazım acıyınca yüzümü ekşittim. Geberteceğim seni, Teoman! Bir süre yatakta boş boş oturdum. Masaya gitmeden önce lavaboya gidip yüzümü yıkadım. Salona gittiğimde annemlerin gülüşünü görünce dudaklarımda bir tebessüm oluştu.
Aslında ailecek birbirimize benziyorduk. Tabii benim mal kardeşim hariç. Ben anneme sima olarak tıpatıp benziyordum. Tek fark, Teoman ve benim babamdan aldığımız gamzemizdi. Hepimiz kahverengi saçlı ve kahverengi gözlüydük. Teoman küçükken her ablanın yaptiğı gibi "seni çöpten bulduk. Bak hiçbirimize benzemiyorsun." Derdim oda bağırarak ağlardı babamın yanına gidip, " ben evlatlık mıyım?" Diye sorardı salak kardeşim. Tabii babamda bana uyardı. Sonra babamla birlikte anemden azar yerdik.
Çok güzel bir aileydik. "Babam neden kapının önünde dikiliyorsun?" Tebessüm ederek babamın yanına gittim. "Dalmışım öyle babam." Hasta olduğum için sesim garip çıkmıştı. Babamın yanına otudum. Önümde ise annem ve Teoman oturuyordu. Annem tatlı bir ton ile konuştu. "Siz niye sabah sabah kavga ettiniz." Teomana tehditkar bakışlar atmaya başladım. Sırıtıyordu ama sandalyede aşağıya doğru kayıyordu. Böyle korku vericeksin işte öbür türlü akıllanmazdı bunlar.
"Benim salak kardeşim odama destursuz girdiği için annem. Benim bir suçum yok," diyince annem Teomanın konuşmasına izin vermeden konuştu. "Tamam susun huzurlu bir şekilde yemeğimizi yiyelim. Yemekten sonra ilaçlarını iç Ülkü." Kesin bir ses tonuyla yeniden konuştu. "Ayrıca kardeşine salak deme." Teoman tekrar sırıtmaya başladı. Ardından anneme katılarak babamda konuştu. "Evet kızım kardeşine salak deme. Sen böyle dedikçe çocuk salaklaştı." Teoman hariç hepimiz gülmeye başladık. Teomanın kaşları çatıldı. "Baba!" Gülerek yemek yemeye başladık. Böyle bir aileydik işte. Mutluyduk. Babama bağlılığımdan ayrı eve çıkamamıştım. Bir olay yüzündendi aslında.
Kahvaltı bittikten sonra odama gittim. Telefonuma baktım bir süre. Telefonum çaldı. Önem arıyordu. Önem benim yakın arkadaşımdı. Üç Arkadaş birlikte açtığımız bir restorantımız vardı. Çocukluk arkadaşım Çağan ve Önem ile açmıştık. Baya emek vermiştik oraya. Önemlerin maddi durumu baya iyi olmasına rağmen ailesinden yardım almak istememişti. Birlikte paramızı biriktirim açmıştık orayı. Baya büyümüştü mekanımı. Ben mutfağın başındaydım. Menüyü hazırlamak, yeni tarifler üretmek, müşterilerin beğenebilceği lezzetler hazılamaya çalışırdım.
Çağan restoranın işletme ve finans işleriyle ilgileniyordu. Bütçeyi düzenliyor, malzeme tedarikini sağlıyor ve her şeyin yolunda gitmesi için çabalıyordu. Önem ise servis düzenini yönetiyor, müşteriler ile ilgileniyor ve restoranta gelen heresin kendini rahat hissetmesi için çabalıyordu. El birliğiyle kısa sürede geliştirmiştik. Önemin aramasını cevapladım. "Efendim Önem?"
Anında konuşmaya başladı. "Benim güzel mi güzel arkadaşım ne yapıyor bakalım?" Bir dakika ne? Neden şimdi böyle demişti? Kesin bir halt yedi benimde kızmamam için bana iltifatlar yağdırıyor. Bunun başka bir açıklaması olamazdı çünkü. Bencede bişeyler var. Önemin sağı solu belli olmuyor. Hatırlarsan bir kere böyle davrandığında Çağan ile sevgili olduklarını söylemişti. Unutur muyum hiç travma kaldı. "Ne halt yedin yine?"
"Nerden anladın ya?" Dedi şaşırmış bir şekilde canım arkadaşım. Hayır sanki onu tanımıyordum. "Sence Önem?" Sinirleneceğimi hissediyordum. "Ülkü'm, canım arkadaşım, birtane-" Kanıma girmeye çalıştığını anladığım gibi sözünü kestim. "Sadede gel Önem. Bak eğer Çına-" Sözümü kesti ve hızlıca bütün kelimeleri ard arda sıralamaya başladı.
"Çınar beni aradı. Ülkünün gönlünü almam lazım onu biraz kırdım. Beni engellediği için ne arayabiliyorum nede mesajım gidiyor. Camına bir kaç kere taş attığımda Teomana yakalandım. Ülkü cama hiç çıkmadı. Ona desen bir buluşma ayarlayalım onun gönlünü almak için ama benim olduğumu söyleme hatta sizde gelin dedi." Her cümlesiyle ağzım bir karış açılıyordu. Bana böyle yavaştan gelmeye başlıyorlardı.
"Peki sen ne dedin canım arkadaşım?" Üzerine bastırarak konuşmuştum. "Tamam olur. Ben Ülküyü ikna ederim dedim." Derin bir sessizlik oluştu. Bana yine gelmişlerdi. Hayır sonra her şeye sinirlenen ben oluyordum. Oysaki benim bir suçum yoktu onlar başlatıyorlardı ben bir şey yapmıyordum. Ve benim Çınarla tartışma sebebim sürekli bir yerlere gitmesi. Hayır bak gidebilir ama o arkadaşları ile asla. Takıldığı arkadaşları berbat kişilerdi. Kötü olan arkadaş kötü yola sürüklerdi bana göre.
Kaç kere bunun yüzünden Çınarla kavga etmişti ama onlarla görüşmeye ve onlar nereye giderse oraya gitmeye devam ediyordu. Çok az kaldı patlıcaktım artık. 1 yıllık sevgilimdi daha. Deniz kenarında otururken bir kaç kişi bana asılmıştı. Çınar geldi birden kavga falan ettiler. Gelmeseydi zaten kafalarına taş atıcaktım. Tanıştık falan derken sevgili olduk ama tanışmamız sanki planlı gibi geliyordu bana. Çünkü garipti yani bana asılan kişilerde o gün birden gelen Çınarda.
“Önem ne diyorsun sen?” Sesim yükselmişti. Yani gayet normaldi bence. Benden habersiz arkamdan iş çevirmişti. “Ülkü…” dedi mahçup bir sesle. Ama şimdi çokta kızmasak mı? İyiliğimizi düşünmüş sonuçta. Sen bir sus! Tamam be sustuk! “Tamam ben kapatıyorum sakinleşince konuşuruz olur mu?” Kalbini kırmak istemiyordum. Sinirlenince akıllıca davranamıyordum. Ağzıma ne gelirse söyler karşı tarafın kalbini kırardım bu yüzden hemen konuşmayı keserdim. Önemden ses çıkmayınca telefonu kapattım.
Rastgele bir şarkı açtım ve yatağıma uzandım. Gözlerim yavaşça kapanmaya başladı uykuya yenik düştüm. Uyanınca Her şey değişicekti. Bunu biliyordum. Her gün gittiğim yer bana yeni bir kader yazıcaktı.
**************
Uyandığımda hava kararmış saat 21.00 olmuştu. Hemen kalktım yataktan hazırlanmaya başladım. Kendimi en rahat hissettiğim yere gidicektim. Üstüme krem rengi boğazlı kazağımı, altıma ise hafif bol mavi kot pantolonumu giydim. Saçımı açık bıraktım ve üzerime hızlıca siyah paltomu geçirdim. Ve artık hazırdım. Odamdan çıktım kapıya doğru hızlıca yürüdüm.
Annemler fark etmeden çıkmam lazımdı çünkü hasta olduğum için izin vermezlerdi. Ayakkabımı giyerken birtanecik deccal kardeşim önüme dikildi. “Oooo Ülkü hanım hasta halinizle nereye gidiyorsunuz bakalım?” Olduğum yerde doğruldum. Sırıtıyordu salak. “Sanane.” Dediğimde cıklamaya başladı. “Bu konuşma sitilini sana hiç yakıştıramadım abla.” Sabrımla oynuyordu bu çocuk. Hayır küçükken ona çektirdiklerimin intikamınımı alıyordu anlamıyorumki.
“Teoman, sabrımı zorlama istersen ablacım.” Zoraki bir şekilde gülümsedim. “Anemlere dışara çıkıcağını söyleyeyim istersen?” Sırıtıyordu bide hayır ağzının ortasına bir çakıcaktım o olacaktı. Koluna sert bir şekilde vurdum. “Gebertirim seni Teoman!” Yüzünü ekşiterek kolu tut. “Elinin ağır olduğunu ne zaman anlayacaksın?” Gayette biliyordum elimin ağır olduğunu. Kaşınmasa vurmazdım. Gıcıklığına yapıyordu.
Baş parmağımı yüzüne doğru salladım. “Annemlere hiçbir şey demeyeceksin. Yoksa ne haltlar yediğini söylerim tamam mı?” Tehditimle dikleşti. Vakit intikam vaktiydi. “Tamam be söylemeyiz. Ama bak o şerefsizin yanına gidiyorsan söylerim.” Şerefsiz dediği kişi tabiikide Çınardı. “Sanane be! Nereye gidiyorsam giderim. Ben bu saatlerde her gün nereye gidiyorum? Denize dimi. Unutma Teoman bunu. Yakında benden çok pis dayak yiyeceksin bu yüzden.”
Annem çağırınca hemen gitmişti. Bende ayakkabılarımı giyip sessizce evden çıktım. Kulaklığımı takıp yürümeye başladım. Sahil bizim eve yakındı babam taşınırken buna dikkat etmişti. Çünkü denizi olan şehirlerde yaşadığımızda ben her akşam sahile kaçıyordum. Ayrıca Teoman ne kadar bana bulaşırsa bulaşsın hep bana yardım ederdi. Benim evden çıkıp fark edilmemem için annemi oyaladığına adım kadar emindim.
Bzide böyleydik işte ne kadar birbirimize sataşırsak sataşalım arkamızı toplardık. Teomanla 4 yaş vardı. Her kötülüğe karşı onu korumuştum. Benden başka kimse kardeşime kötü davranamazdı. Ne kadar tatlı görünsemde benden korkarlardı ilk tatlı görünümüme aldanırlardı. Beni ciddiye almadıklarında gerçek yüzümü görürlerdi. Her gittiğimiz yerde yaşamıştım bunu.
Her gittiğimiz yer derken babam askerdi benim sabit bir yerde duramıyorduk. Ben yirmi yaşındayken istanbulda yani burda üniversite okuyordum o zamanlar. Babamlar ise Şırnaktaydı. Babam her zaman olduğu gibi göreve gitmişti. Görevdeyken esir alınıştı. Babama 1 ay ulaşamamıştık. Ben annemlerin yanına gidemiyordum sınav zamanıma denk gelmişti. Her gün ağlıyordum annemleri arıyordum bir haber varmı diye. Hala babam ve annem ile yaşıyorsam bu sebeptendi. Kaybetmekten korkuyordum.
Babama ulaştıklarında durumu çok ağrıdı. Sağ bacağında ve sol kolunda kalıcı hasarlar kalmıştı. Kolunda ara sıra geçici hissizlikler oluşuyordu. Bacağında ise sıkıntılar yaşıyordu. Evet yürüyebiliyordu ama tam kullanamıyordu sağ bacağını. Yürürken sıkıntılar yaşıyor fazla ayakta kalamıyordu. Bu haline şükrediyordum. En azından yanımdaydı.
Sahile gelmiştim. Kayalıkların oraya oturdum kulaklığımı çıkararak. Telefonumu kapattım ve denizi izlemeye başladım. Düşüncelerim yok oluyordu buraya gelince. Hiçbir şey düşünmeden saatlerce deniz kokusunu içime çekerek otururdum kayalıklarda. Hafif rüzgar esiyordu ama paltom üşümemi engelliyordu. Saçım rüzgar ile etrafa uçuşuyordu. Mevsimlerden sonbahardı. En sevdiğim mevsimdi. Huzur doluyordu içim. Çınarla ilk tanıştığım yer buraydı evet ama o günden sonra hiç birlikte sahile gelmemiştik. Hep bir işi vardı. 1 yıldır erteliyordu.
Neyse umrumda değildi tek gelmek daha güzeldi. Saatlerce oturuyordum kafama esince gidiyordum. Birden yağmur çiselemeye başlamıştı. Hasta olmasaydım oturmaya devam ederdim ama hastalığımın ilerlemesini istemiyordum. Oturduğum yerden kalktım ve telefonumu açtım. Bildirimler yağmaya başlamıştı. Çağandan 10 cevapsız arama, Önemden ise 12 cevapsız arama. Yine ne oluyordu ya. Yürürken Çağanı aradım. Anında cevapladı. “Ne oldu neden bu kadar fazla aradınız?”
Çağan endişeli bir şekilde konuşmaya başladı. “Acilen restoranta gelmen lazım bir sıkıntımız var.” Derin nefes alarak cevap verdim. “Tamam geliyorum.” Aramayı sonlandırıp yürümeye başladım. Arabamın anahtarı yanımdaydı ama araba evdeydi. Eve doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. O sırada Çınar ard arda mesaj atıyordu. Atığı mesajları bildirimden okuyordum.
Dakika başıda ekranımı siliyordum. Yağmur baya hızlanmıştı çünkü. Saçım sırılsıklam olmuştu. Yürümeye devam ediyordum ki birşeye çarptım. Yerler ıslak olduğu için dengemi sağlayamadım. Ağzımdan minik bir çığlık çıktı. Düşerim diye gözlerimi sımsıkı kapattım ama yere düşmedim. Belimde bir sıcaklık hissettim. Gözlerimi açtığımda bana bakan yeşil gözler vardı. Hayır tamda yeşil değildi sanki. Adamın üzerinde yarım fermuarlı bir üst vardı. Üstün içinde ise beyaz tişört görünüyordu. Üstünde siyah deri ceket vardı. Saçları benimki gibi sırılsıklamdı.
Ay iyimiyim ben be! Neler düşünüyorum. Kafama iki yana sallayıp doğrulamaya çalıştım. Ama ayağım yine kaydı. Çığlık attım tekrardan. Hay ben şansımın. Rezil olmuştum. Adam beni tekrar tutu. Yüzüne baktığımda sırıtıyordu. “Sakarsınız anlaşılan.” Adamın diline düşmediğimiz kalmıştı oda oldu artık. Tekrar doğrulmayı denedim. Şükür bu sefer düşmemiştim. “Sizene beyfendi.” Hemen yürümeye başladım. Rezillikti valla ya. Offf çıldırcaktım. Neyseki tekrar karşılaşmayacaktım. İyi yanını düşünelim birazda.
O an öyle sanmıştım. Ama aslında hiçte öyle değirdi. Kader bizi tekrar karşılaştıracaktı kaçışım yoktu bundan.
Bölüm etkileşimi
