Kemankeş kitap kapağı

1. bölüm / 1

Kemankeş

Kemankeş

Vaveyla Yazarı: Mehmet emin Gökcan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Kemankeş
  1. 1 Kemankeş1.280 kelime · Okuduğun bölüm

## KEMANKEŞ: BİR SADAĞIN GÖLGESİNDE
### I. KISIM: TOZLU MEYDAN VE SESSİZ BİAT
**Payitaht, 1582**
Okmeydanı’nı kaplayan puslu sabah havasında tek bir ses yankılanıyordu: Kirişin gerilip salınmasıyla havayı yaran o keskin, yırtıcı ıslık.
Murat, elindeki porsuk ağacından imal edilmiş antrenman yayını bir kez daha gerdi. Başparmağındaki kemik zihgir, etine kaynamış bir nasırın üzerinde pürüzsüzce kayarken gözleri yüz elli adım ötedeki nişan taşına kilitlendi. Şakaklarından süzülen ter damlaları kirpiklerinde birikiyordu ama o, nefesini göğsünün derinliklerinde hapsettiği an dünya onun için dururdu.
*“Rüzgârı dinleme Murat,”* demişti Pîr Hayreddin, elini onun titreyen omzuna koyarak. *“Rüzgâr yalancıdır, yön değiştirir, aklını çeler. Sen okun kalbini dinle. Ok ile hedef arasındaki boşluk sen olmalısın.”*
Murat nefesini bıraktı ve kiriş parmağından kaydı. Ok, puslu havayı yırtıp hedef tahtasının tam ortasındaki pirinç çiviye çarptı. Çınlayan madeni ses, Okmeydanı’nın ıssızlığında uzun süre yankılandı.
O, Dergâh-ı Âli’nin gördüğü en genç kemankeş adaylarından biriydi. Fakat onun derdi sadece meydandaki taşlara adını yazdırmak değildi. Babası Kemankeş İbrahim Efendi, Kanije Surları önünde kaybolurken arkasında tek bir şey bırakmıştı: Üzerinde esrarengiz semboller kazılı olan, kabzası manda boynuzundan yapılma **"Zülfkar Yay"**. Ve Murat, o yayın sakladığı sırrın peşindeydi.
### II. KISIM: İHANETİN MENZİLİ
Büyük Okmeydanı Koşusu günü gelip çattığında, meydan al renkli sancaklar, devlet erkânı ve binlerce meraklı gözle dolup taşmıştı. Sultan III. Murad, yüksek kasırdan meydanı süzüyor; payitahtın en namlı menzil okçuları yerlerini alıyordu.
Her okçu sırayla kabzasını kavradı, oklar gökyüzüne salındı. Ancak yarışmanın ortasında, Enderun’dan yetişme hırslı kemankeşlerden Cafer Ağa'nın Murat’a bakışlarındaki kin gözden kaçacak gibi değildi. Cafer, Saray-ı Hümayun’un gölgelerinde kök salan ve Rumeli’deki bazı paşalarla gizli yazışmalar yürüten karanlık bir halkanın piyonuydu.
Sıra Murat’a geldiğinde, kınından çıkardığı yay meydandakilerin fısıltılarına sebep oldu. Zülfkar Yay... Sırtı ejderha derisi gibi işlenmiş, balık tutkalı ve akçaağacın muazzam uyumuyla şekillendirilmiş heybetli bir miras.
Cafer Ağa küçümser bir edayla yaklaştı:
"Baban o yayı çekmeye çalışırken canından oldu Murat. Sen o yükün altında ezilirsin."
Murat cevap vermedi. Ayaklarını toprağa sıkıca bastı, omzunu hedefe çevirdi. Yayı gererken içindeki bütün gürültü sustu. Kiriş tam çenesinin altına geldiğinde, yayın üzerindeki altın kakma ayetler sabah güneşinde adeta parıldadı.
*Şak!*
Kulakları sağır eden bir ses yükseldi. Murat’ın saldığı çile oku, rüzgârın yönünü imkânsız bir kavisle kırarak ilerledi. Ok, meydanın en uzak, efsanevi menzil taşını bile aşarak gözden kayboldu. Bütün meydan derin bir sessizliğe büründü.
Padişah ayağa kalktı. Pîr Hayreddin ise öne çıkarak fısıldadı:
"Bu sadece bir nişancı işi değildir. Bu, sırrın tecellisidir."
### III. KISIM: GÖLGELERİN PEŞİNDE
O gecenin karanlığında Murat, babasından kalan yayın kabzasını incelerken gizli bir bölme keşfetti. Manda boynuzunun birleşme yerine gizlenmiş küçük bir deri parçasında, Sadrazam’ın hayatına kastedecek olan saray içi bir tertibin detayları yazılıydı. Babası İbrahim Efendi, bu ihaneti öğrendiği için ortadan kaldırılmıştı.
Okmeydanı’nın tozlu patikaları artık Murat için bir talim yeri değil, bir harp meydanıydı. Murat, kılıcın ve gürzün yetersiz kaldığı gecelerde, payitahtın çatıları üzerinde bir gölge gibi süzülmeye başladı.
Bir gece, Haliç kıyısındaki metruk bir depoda toplanan hainlerin üzerine gökten adeta azap yağdı. Murat’ın sadağından çıkan her bir ok, karanlığın içinden sessizce hedefini buluyor; fısıltıları, ihanet çığlıklarını kökünden kesiyordu. Cafer Ağa, karşısında baba mirası yayı tutan genç kemankeşi gördüğünde dehşetle geriledi.
"Sen... Sen sadece bir okçusun!" diye haykırdı Cafer, kılıcına sarılırken.
Murat, kirişi son kez yavaşça çekti. Gözleri Cafer’in tam kalbindeydi.
"Ben sadece bir okçu değilim," dedi somut bir kararlılıkla. "Ben, doğruluğun eğri yaydan çıkan adaletiyim."
Kiriş salındı.
### EPİLOG: NİŞAN TAŞI
Aylar sonra, Okmeydanı’nın en yüksek tepesine yeni bir nişan taşı dikildi. Taşın üzerinde ne bir makam adı yazıyordu ne de bir zafer tarihi. Sadece şu iki satır kazınmıştı:
> *"Hakiki kemankeş, oku hedefe atan değil; kalbini doğruluktan ayırmayandır."*
>
Murat, Zülfkar Yayı arkasına asıp payitahtın kalabalığına karışırken, rüzgâr artık onun için bir engel değil, yol gösteren bir dosttu.## KEMANKEŞ: SADAĞIN VE HAKİKATESİN PEŞİNDE
### IV. KISIM: KANİJE’NİN GÖLGESİ VE FIRTINA
Payitahtın üzerindeki sis perdesi dağılmış ama Murat’ın içindeki fırtına dinmemişti. Cafer Ağa’nın düşürdüğü mühürlü yüzük ve depodaki mektuplar, ihanetin köklerinin sadece saray odalarıyla sınırlı kalmadığını; Rumeli sınırındaki kanlı uç kalelerine, bilhassa babasının kaybolduğu **Kanije Surları**'na kadar uzandığını gösteriyordu.
Sultan’ın fermanı gizliydi: Murat, resmî bir mühürle değil, alelade bir ulak kıyafetiyle sınır boylarına revan olacaktı.
Yolculuk haftalar sürdü. Yağmurun çamura kattığı Balkan patikalarında, Zülfkar Yay keten beze sarılı vaziyette Murat’ın sırtında bir yük değil, bir pusulaydı. Sonunda bir gece vakti, sis altındaki Kanije Kalesi’nin heybetli ve karartılı silueti göründü.
Kalede görevli olan Serhat Ağalarından Durmuş Ağa, Murat’ı gizlice kale burçlarının altındaki mahzene kabul etti. Durmuş Ağa, Murat’ın sırtındaki yayı görünce gözleri büyüdü, dizlerinin bağı çözüldü:
"İbrahim Efendi’nin yayı..." dedi titreyen bir sesle. "O gece buradaydı Murat. Surların üzerinde fırtına koparken, Avusturya dükünün en kıdemli nişancılarını tek tek düşürüyordu. Ama onu vuran karşıdan gelen bir ok değildi... Sırtından saplanan bir hançerdi."
Murat’ın dişleri birbirine kenetlendi. Zihgirini tutan sağ eli gayriihtiyari kasıldı.
"Kimdi o?" diye sordu, sesi bir poyraz kadar soğuktu.
"Sınırı satan, kaledeki cephaneliğin anahtarını düşmana peşkeş çeken biri..." dedi Durmuş Ağa. "İçimizdeki hain: **Kör Hüsrev**."
### V. KISIM: GECE DÜŞEN OKLAR
Kör Hüsrev, adı gibi gözünün biri kör olan ama diğer gözüyle karanlıkta bile hedef saptayabilen, eski bir kapıkulu subayıydı. Şimdi ise sınırda eşkiya çeteleri ve Avusturya casuslarıyla iş birliği yaparak hem saraydan hem düşmandan altın sızdırıyordu.
O gece Kanije Surları dışında kalan eski bir gözetleme kulesinde hareketlilik vardı. Hüsrev ve adamları, kaleyi içeriden düşürmek için düşman ulağıyla haritaları takas edecekti.
Murat, kulenin üç yüz adım ötesindeki devasa bir meşe ağacının gövdesine tırmandı. Gece simsiyah bir zırh gibi etrafı sarmıştı. Rüzgâr güneyden sert esiyor, meşe yapraklarını hışırdatıyordu. Normal bir okçunun değil hedefi vurmak, yayı germesi bile imkânsız bir havaydı.
Murat zihgirini taktı. Zülfkar Yayı kınından çıkardı.
*“Ok ile hedef arasındaki boşluk sen olmalısın...”*
Pîr Hayreddin’in sesi zihninde çınladı. Murat gözlerini kapattı. Rüzgârın yönünü, kulenin penceresinden sızan mermut fener ışığını ve içerideki ayak seslerini hissetti. O artık Okmeydanı’ndaki genç kemankeş değildi; o, adaletini arayan bir ok haline gelmişti.
Nefesini verdi. İlk ok, pencereden içeri süzüldü ve feneri tutan adamın bileğine saplandı. Fener yere düşüp patladı, kulenin içi bir anda zifiri karanlığa büründü.
İçeride çığlıklar, kılıç şakırtıları yükseldi. Murat, sadağından art arda üç ok çıkardı. Kulaktan kulağa salınan çilelerin sesi, gecenin içinde ölümcül bir beste gibi çaldı. Her bir ok, karanlığın ortasındaki bir hainin göğsünü buldu.
### VI. KISIM: İKİ YAYIN HESAPLAŞMASI
Kulenin üst katından bir kükreme yükseldi:
"Çık ortaya! Hangi iblisin soyusun sen?"
Bu Kör Hüsrev’di. Elindeki ağır, tatar yayıyla fırtınanın içine doğru körlemesine nişan alıyordu.
Murat, meşe ağacından aşağı süzüldü. Kulenin kırık tahta kapısını tekmeyle açarak içeri girdi. Meşalelerin cılız ışığında iki adam karşı karşıya geldi.
Hüsrev, Murat’ın elindeki Zülfkar Yayı görünce yüzü kül gibi çarşafa döndü:
"İbrahim..." diye fısıldadı. "O yay ölmüştü!"
"Yaylar ölmez Hüsrev," dedi Murat, adımlarını ağır ağır atarak. "Onları tutan eller değişir. Babamı arkadan vurduğun o geceyi hatırlıyor musun?"
Hüsrev korkuyla çıldırmışçasına tatar yayını kurmaya çalıştı. Ama mekanizmanın çarkı dönmeden önce, Murat yayı çoktan germişti bile. Zülfkar Yayın kirişi son sınırına kadar çekilmiş, yayın üzerindeki altın kakmalar adeta kor bir ateş gibi parlamıştı.
"Baban doğruluğun peşindeydi!" diye bağırdı Hüsrev. "Bu dünyada eğri olmayan yaşayamaz!"
"Eğri olan yaydır," dedi Murat. "Ama oku doğru atan kalptir."
Kiriş salındı.
Işık hızında ilerleyen ok, Hüsrev’in elindeki tatar yayının çarkını tam ortasından parçalayıp göğsüne saplandı. Hain, kulenin taş zeminine devrilirken dışarıdaki fırtına birdenbire dindi.
### SONSÖZ: RÜZGÂRIN DİNLENDİĞİ YER
Aylar sonra Murat payitahta döndü. Padişah ona sarayda en yüksek makamları, hanlar ve hamamlar vaat etti. Ancak Murat hepsini reddetti.
O, Zülfkar Yayı Dergâh-ı Âli’nin duvarına, babasının nişan taşının hemen yanına astı. Zihgirini parmağından çıkardı ve Pîr Hayreddin’in önüne koydu.
"Sır çözüldü mü evlat?" diye sordu ihtiyar Pîr.
Murat gülümsedi, gözleri Haliç’in durgun sularına daldı:
"Sır okun menzilinde değilmiş Pîrim. Sır, okun düştüğü yeri helal kılmaktaymış."
O günden sonra Murat bir daha eline yay almadı. Ama Okmeydanı’nda ne zaman sert bir poyraz esse, eski okçular kirişin o keskin ıslığını duyar ve Kemankeş Murat'ın adını hürmetle fısıldarlardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18