2. bölüm / 2
KEFEN VE ÜNİFORMAGeçmiş ve karşılaşma
Bölümler 2Şu an: Geçmiş ve karşılaşma
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2 YIL ÖNCE
Üsteğmen Gökay Kara zor bir operasyondaydı. Sınır ötesinde, teröristlerin kaynadığı bir yerdeydi timiyle birlikte.
Telsizinden Üsteğmen Bartu Yıldız'a gür sesiyle bağırdı. Bartu onun sağ kolu, en yakın arkadaşı ve sırdaşıydı.
"Bartu! Destek istedin mi?!" dedi.Şu an da sıcak bir çatışmanın ortasındaydılar. Destek gelmezse hepsi burada şehit olacaktı. Asla teslim olmayacaklardı ama şehit de olmamalılardı.
Bartu, "Evet üsteğmenim istedim, inşallah bugün gelecekler!" dedi. Birazdan burada şehit olmaları muhtemelken, Bartu hâlâ espri peşindeydi.
Gökay telsizine basıp cevap verecekken göğü yıkarak gelen helikopterin sesi geldi. Destek gelmişti! Helikopterden ipler sarkıtıldı ve askerler tek tek inip sıcak çatışmanın ortasına, kurşunların içine indiler.
Gelenler Pars timiydi. Hemen siper alıp ateş etmeye başladılar. Kurşunlar havada süzülüyor, her yerden silah sesi geliyordu. Helikopter çoktan yanlarından ayrılıp gitmişti.Gökay, Pars timinin komutanına telsizden defalarca bağırdı:"Komutanım! Pars timini sağdaki tepeye yerleştirin! Bizi oradan biçiyorlar, roket atacaklar!"
Telsizin diğer ucundaki ses ise buz gibi ve net bir emir verdi:"Negatif Üsteğmen! Pars timi sol taraftaki vadiye sızacak. Sağ kanat sizde, hattı koruyun!"
Gökay ne kadar ısrar etse de dinletemedi. Pars timi sol kanada kaydı. Çok geçmeden, Gökay'ın korktuğu şey oldu. Sağ tepeden ateşlenen amansız bir roket Batur timinin siperine düştü. Büyük bir patlama koptu. Toz toprak dindiğinde, Gökay’ın dünyası başına yıkılmıştı. Bartu kanlar içinde yerde yatıyordu, durumu çok ağırdı.
Gökay, en yakın arkadaşının kanayan yaralarına bastırırken acıyla kükredi: "Sıhhiye! Bartu dayan kardeşim, kapatma gözlerini!"
Bir saat sonra silah sesleri sustu. Herkes siperlerinden derin bir 'oh' çekerek kalktı ama Batur timi canıyla uğraşıyordu. Bartu ağır yaralı halde helikoptere taşınırken, Gökay ellerindeki kanla, gözleri dönmüş bir şekilde Pars timiyle birlikte kendilerine doğru yürüyen kadını gördü.Asena, Batur timinin durumunu ve helikoptere taşınan yaralıyı görünce gözlerindeki derin acıyı saklamaya çalışarak, sesini profesyonel ve sakin tutmaya çalıştı:"Gökay Üsteğmenim, geçmiş olsun. Durumunuz iyi mi?"
Gökay, Asena’nın üzerine doğru yürüdü. Sesi acıdan ve öfkeden çatallaşmıştı:"İyi falan değiliz! Sana söyledim... Telsizden defalarca bağırdım, sağ taraf dedim! Pars timini sağdaki tepeye yerleştirin dedim! Neden dinlemedin beni?"
Asena, sakin kalmaya zorlayarak karşılık verdi:"Mecburdum Üsteğmen. Sol taraftaki vadide mühimmatsız kalmış bir sivil tahliye konvoyu vardı. Pars timini sağa çekseydim, o roketler o savunmasız sivillerin tepesine inecekti! Ben o tarafı seçmek zorundaydım."
Gökay’ın göz yaşları saf bir nefrete dönüştü. Asena’nın rütbesini tamamen unutarak üzerine doğru bir adım attı, sesi zehir gibiydi:"Bana ne sivillerden! Bana ne konvoydan! Burada benim kardeşim can çekişiyor lan, kardeşim! Sırf o parlatılmış Yüzbaşı rütbene leke gelmesin, yukarıya başarılı operasyon raporu ver diye benim kardeşimi harcadın!"
Asena, duyduğu bu ağır ithamla kalbinden vurulmuş gibi oldu. Yutkunamadı ama bir Yüzbaşı olarak dik durmak zorundaydı:"Haddini bil Üsteğmen! Karşında Yüzbaşı var! Ben bir komutan olarak en az kayıpla operasyonu yönettim. Kendine gel!"
Gökay, yüzüne tam anlamıyla tiksinerek baktı ve aralarındaki bağları tamamen koparacak o kırıcı, kalp kırıcı sözleri fısıldadı:"Sen komutan falan değilsin. Sen o kadar kibirli, o kadar taş kalpli bir kadınsın ki sırf bir Üsteğmeni dinlemeyi kendine yediremediğin için bizi harcadın. 'Mecburdum' diyerek vicdanını rahatlat şimdi Yüzbaşı... Git o kanlı apoletlerine bak ve Bartu'nun akan her damla kanında bir katil olduğunu hatırla. Benim için artık bir hiçsin!"
Asena hayatında hiç bu kadar ağır bir suçlamayla karşılaşmamıştı. Şok içinde, tek bir kelime bile edemeden öylece kalakaldı. Gökay onun omuzuna vurup yanından geçti ve helikoptere bindi.Bilmiyorlardı ki 2 yıl sonra beraber aynı timde olacaklarını...
2 YIL SONRA
Asena gördüğü isimle şok olmuş, bağırarak ayaklanmıştı ama unuttuğu bir şey vardı; Ahmet albayın önünde ve onun odasındaydı.
Nerede olduğumu hatırlayınca gözlerim hafifçe masasının arkasındaki sandalyede oturan Ahmet albaya kaydı. Bana ne olduğunu anlamaya çalışan gözlerle bakıyordu hemen Ahmet albaya bakarak.
"Özür dilerim albayım tanıdık bir isim görünce şaşırdım da" diyerek kendimi açıkladım.
Ahmet albay bana baktı sonra ayağa kalktı ve kapısına doğru yürürken "o dosyayı al ve tekrardan dikkatli bir şekilde bağırmadan bak ve bir daha böyle bir rezillik yapma yüzbaşı!" Dedi söylenerek odadan çıktı.
Odada tek kalınca elimi kaldırıp alnıma vurdum 'salağım ben!' diye geçirdim içimden dosyayı alarak odadan ayrıldım. Kulağımda hâlâ Gökay'ın iki yıl önceki o nefret dolu sesi çınlıyordu: "Bartu'nun akan her damla kanında bir katil olduğunu hatırla..." Şimdi o adamın timine komutan olarak gidiyordu.
Odadan çıkalı birkaç dakika olmuştu bahçeye timinin yanına gidiyordum biraz kafa dağıtmam lazımdı.
Bahçe de bir bankta oturan timim kolayı bitirmiş ve az kalan çektirdiği çitlemek için bağırıp çağırıyorlardı. Üsteğmen Ahu sertte onlara bakıp iç çekiyordu. Yanlarına gittim beni görünce ayağa kalktılar.
"Oturun arkadaşlar" herkes oturmuşken "cengiz sen oturma" deyince bana baktılar Cengiz'in yanına geldiğimde.
"oğlum sen niye telsizden 'komutanım gelin çekirdek kola yapalım'diyorsun albayın odasındaydım valla iyi yırttım ölmeden çıktım odadan"
"Komutanım ben nerden biliyim ki sizin albayın odasında olduğunuzu" dedi Cengiz masum bir çocuk gibi onun bu halini gören tim gülmeye başladı
"Tamam hadi otur otur pars size bir kötü haberim var."
"Ne oldu komutanım" dedi Ahu ona bunu nasıl söyliyeceğim bilmiyorum kardeş gibi olmuştuk gece uyuyamayınca yapılan dedikoduları çok özleyeceğim.
"Pars,ben gidiyorum" dediğimde bana boş boş baktılar
"Nereye gidiyorsunuz komutanım hayırdır?" dedi Emre ağlamaklı bir şekilde çıktı sesi ilk defa sesini böyle duyuyordum
"Başka time hatta 2 yıl önce desteğe gittiğimiz time gidiyorum"
"Size bağıran adamın yanına mı? komutanım!"diye bağırdı ayağa kalkarak niye bu kadar bağırdı anlamadım.
"Bağırma Emre kulağımın dibinde!"
"Nasıl bağırmayım Asena nasıl!"ismimle hitap etmesi beni biraz şok etti çünkü pars timi bu karargahın içinde ismimle hitap etmezlerdi.
"Emre! Sakin olur musun sen değil ben gidiyorum Batur timine!"
"Asena bak o adamın sana söylediği şeyler daha senin beynin bir köşesinde! Ya bazen bakıyorum uyuduğunda o adamın ismini sayıklıyorsun!ya sana iyi davranmazsa!" Bunu bilmiyordum travma mı oldu bu adam bana?
"Bu benim sorumluluğum Emre hem onun kötü davranmasından banane ne yapıyorsa yapsın!" Artık ikimizde ayaktaydık.
"Komutanlarım azıcık sakin mı olsanız?"dedi Ahu
"Sakin olamam Ahu!"diye bağırdı Emre kaşlarımı çatarak ona baktım bana istediği kadar bağırsın ama kardeşime bağırmasın
"Bağırma kıza!"
"Asena gel seninle konuşalım"dedi Emre elini bahçenin uzağında bir köşeyi gösterirken burada da konuşuyorduk ya
"Tamam" dedim gitmeden önce Ahu ya küçük bir tebessümle baktım çünkü Ahu ona bağırılmasından korkardı.Küçükken babası ona bağırıp çağırırmış sonra da ölesiye dövermiş.Oda bana gülümseyince içim rahatladı.
Emre ile yürümeye başladık Emre'nin arkasından yürüyordum Emre'ye baktığımda düşünceli bir şekilde saçını kaşıyordu sanki birazdan olacaklarindan kaygılı gibiydi ne diyecekti bu çocuk bana?
Emre'nin gösterdiği yere geldiğimizde durdum ve karşımda duran Emre'ye baktım
"Eee Emre niye buraya geldik? Ne diyeceksin?Bak Cengiz ve Ahu bizi bekliyor"
"Asena bak ben çok düşündüm nasıl söylicem diye çok düşündüm ama zaten gidecekmişsin nasıl söyliceksem söyleyeyim diye düşündüm." Sustu biraz sonra "eeee şöyle ki şeyyy"
"Emre uzatma!"
"Asena ben sana aşık oldum!"
İşte bunu beklemiyordum olduğum yerde tepkisiz duruyordum ağızım açık kalmış Emre'ye bakıyordum.
Ben onu kardeşim olarak görüyordum bende onu çok seviyorumdum ama kardeş olarak.
"Asena bişey desene"
Emre'ye bakarak iki adım geri gittim şuan nefes alamıyordum neden böyle oluyordu anlamıyordum. Emre hala benden birşey söylememi bekliyordu. Ben ise arkama bakmadan koşmaya başladım Emre orada kalmıştı.
Koşarak ahunun yanına geldim "Ahu çabuk gel!"dedim şaşkın şaşkın Cengiz'e baktı "Ahu hadi!" Dediğimde ayaklandı ve yanıma geldi "gel içeride konuşalım" dedim ve karargahın merdivenine doğru yürüdük.
Odama girdiğimizde elim ayağım titriyordu. Ne olmuştu bana sanki sevmek suçtu niye böyle hissediyorum bilmiyorum ama böyle hissetmem doğruymuş gibi geliyordu.
"Kızım ne oldu ne bu halin!"
"Ahu"
"Ne oldu"
"Emre bana aşıkmış"
"Ne!"
"Evet"
Ahu bı anda durdu ve düşünmeye başladı
"Bu dakika" dedi sanki dünyanın en önemli buluşunu bulmuş gibiydi "Emre senin uykunda o üsteğmenin adını söylediğini nerden biliyor?"
Doğruydu ben ahuyla aynı odada Emre ve Cengiz de ayrı bir odada kalıyordu Emre nereden biliyordu o ukalanım adını söylediğimi. Düşünür gibi gözlerimi etrafta gezdirirken gözlerimi Ahuya diktim.
"Ahu"
"Efendim"
"Sence gece gizlice odamımıza mı giriyordu"
"Bilmem"
Sonra kapım çaldı ve nöbetçi asker içeri baş selamı vererek yanıma yaklaştı
"Komutanım Ahmet albay sizi çağırıyor"
"Tamam teğmenim geliyorum" Ahu ya dönüp "sen bizim odaya git beni bekle ben gelicem, zaten herhalde valizini topla der albay,odaya girer konuşa konuşa hazırlarım"
Ahu onaylayan bir şekilde başını salladığında nöbetçi askerle albayın odasına doğru yürümeye başladık başım o kadar çok ağrıyor ki zaten birkaç gündür uyumuyor doğru düzgün yemekte yemiyordum.
Albayin odasına geldiğimiz de nöbetçi asker baş selamı vererek yanımdan ayrıldı ben de derin nefes vererek odaya girdim.
"Gel kızım gel" dedi Ahmet albay Babacan bir sesle "Batur timi için hazır mısın bakalım?"
"Yani komutanım pek değilim ama amcamı görüceğim için mutluyum" evet Batur timininin albayı Selim Türk benim amcadı onu görüceğim için çok mutluyum
"Biliyorum kızım şimdi pars timiyle vedalaş ve valizini herşeyini topla seni yeni bir macera bekliyor."
"Emredersiniz komutanım sizinle ve pars timiyle çalışmak benim için onurdu!"
"Seninle çalışmakta bir onurdu yüzbaşım."diyerek ayağa kalktı ve bana doğru gelip iki elini iki yana kaldırdı sanki 'sarılmak yok mu?' diyordu koşarak yanına gittim ve sımsıkı sarıldım Ahmet albay bana baba gibi davranmıştı beni evladı gibi bağırına basardı.
"Ağlatacaksınız beni komutanım" sarıldığım için sesim boğuk gelmişti
"Ağlama benim güzel kızım"
"O zaman komutanım müsaadenizle ben valizimi hazırlayayım yola çıkmadan önce biraz uyurum dinlenmiş olurum" başını sallayarak geri çekildi bende odadan çıktım
Odaya gittiğim de Ahu ağlıyordu yanına koştum
"Ahu noldu iyi misin?!"
"Nasıl iyi olayım sen gidiyorsun"
"Ya kızım öyle desene bende bişey oldu sandım"
"Daha ne olacak salak!"
"Salak malak hayırdır komutanına ayıp"
"Asena!"
"Efendim"
"Seni çok özlicem"dedi ağlayarak ve sarıldı.benim de gözlerim dolmuştu bana o kadar sıkı sarıldı ki nefesim kesildi
"Ahu biraz daha sıkarsan beni hiç göremiyeceksin"
"Ay tamam özür dilerim" diyerek ayrıldı gözleri kıpkırmızı olmuştu
"Ahu eğer ki böyle ağlıyacaksan gitmem askerliği de bırakırım he"
"Tamam bırakma ağlamıcam ama senin de alnın kırmızı kırmızı olmuş"
Evet çok ağlayınca alnım kıpkırmızı olurdu geçmezdi kıpkırmızı gezerdim küçükken ağlayınca.
"Hadi kalkta valizimi toplayım" dedim o da kalktı valizimi çıkartım ve dolabıma yürüdüm eşyalarımı koydum.
Valizimle bahçede arabamın gelmesini bekliyorduk yanımda sadece pars timi vardı.
"Aaa komutanım size yolluk yiyecek biseyler almadık" dedi cengiz
"Cengiz haklı komutanım" diye onayladı ahu
"Ne gerek var ben alırım mola verdiğimde"
"Olmaz komutanım biz alırız"dedi Cengiz. Ahunun kolundan tutup karargahın kantininr gittiler.Cengiz ve Ahu gittiğinde Emre kolumu sıkarak kendine çekti
"Emre napıyorsun! Bırak kolumu" kolumu bıraktığında kolumun mosmor olduğunu gördüm.
"Bişey söylemedin güzelim"
"Bana güzelim deme!"
"Ne diyeyim"
"Komutanım diyeceksin sen bana"
"Hayır güzelim diyemem"
"Emre sen benim o üsteğmenin adını söylediğimi nerden biliyorsun"
"Gece gizli gizli sizin odanıza geliyorum gece seni izleyorum güzelim"
"Sapık mısın sen emre!"
"Sapık değilim güzelim aşığım"
"Bu aşk değil sapıklık gece odama gizlice girip bana bakıyormuşsun!"
"Sapık değilim Asena bana sapık deme"
"Öylesin Emre sen bir sapıksın" dediğimde Emre kolumu kaldırıp bana tokat attı tokat'ın şiddetiyle kafam yana doğru düştü ne olduğunu anlamıştım ama gözlerimden sinirim okunuyor olmalıdır bence.
Emre'ye baktığımda ise sırıtıp bana bakıyordu Emreye bir tokat yapıştırdım
"Seni mahkemelik edicem Emre! Ya ben Sana kardeşim dedim Allah belanı versin senin!"
O anda arabam gelmişti dudağım kanıyordu kolum da daha çok morarmıştı arabadan inen askere bakıp
"Valizimi bagaja koy asker!"
Valizimi koyulunca arabaya bindim Emre'ye sinirle baktıktan sonra arabaya binip karargahtan ayrıldım ve arabada hüngür hüngür ağlamaya başladım hem canım aciyordu hem de Ahu ve Cengize veda edememiştim üstüne üstlük yakın arkadaşımdan birisini kaybetmiştim.
Yolun kenarında bir benzinlikte durdum buz varsa biraz buz peçete bir kaç atıştırmalık ve su alacaktım hele buza çok ihtiyacım vardı kolum mosmor olmuştu buz iyi gelir diye düşünüyorum.
Benzinlik
Gökay gözünden
Acil bir durumdan dolayı birkaç saatliğine şehir dışına çıkmıştım geri dönerken ihtiyaçımı gidermek için benzinlikte durmuştum tuvaletten çıktığımda bir kadınla çarpıştım
"Önüne baksana kardeşim!" Dedim kadına baktığımda perişan hâldeydi dudağının kenarı kanıyordu ama bundan daha değişik birşey vardı bu kadın 2 yıl önce kavga ettiğim yüzbaşıydı
"Gökay"dedi halsiz bir sesle beni tanıyordu demek ki
"Yolumuz yine kesişti he yüzbaşı noldu Bartunun kanı ağır mı geldi ne bu hâl'
"Gökay gerçekten senle kavga edecek halim yok çekil önümden" koluyla beni itti ve tuvalete girdi ne oldu bu kadına 2 yıl önce ki hırçın kadın gitmiş yerine ölmüş bir kadın gelmişti.
Tuvaletten çıktığında dudağında ki kanı silmişti ama izi duruyordu
"Yüzbaşım iyi misiniz"
"İyiyim"
"Değilsiniz bence bu hâl ne"
"Sizi ilgilendirmiyor üsteğmenim"
"Asena"
"Adımı hatırlıyorsun demek"
"Bu önemli değil Asena gel bı konuşalım"
"Gökay, buz varsa alır mısın?" Dedi sesi o kadar çaresiz çıkmıştı ki
"Tamam"dedim oda arabasına doğru yürüdü. Ne olmuştu bu kıza? Ne yapmışlardı? Dudağında ki yara neydi? Niye bu kadar kötü bir durumdaydı kimse bakmıyor muydu bu kıza?
Asena için buz su peçete ve bir kaç atıştırmalık aldım ve yanına doğru yürüdüm koluna bakıyordu
"Buyrun yüzbaşım siz benden sadece buz istediniz ama bunlara ihtiyaçınız olur diye düşündüm."
"Teşekkürler Gökay" buzu aldı ve koluna tuttu koluna baktığımda mosmordu
"Asena bu ne!?"
"Bağırma salak!"
"Asena bu ne! ne oldu sana?"
"Gökay şimdi konuşmayalım ben karargaha gidip dinlenmek istiyorum sonra konuşuruz"
"Tamam ama arabayı kullanabilecek misin?"
"Evet"
"Peki o zaman al bakalım şu atıştırmalıklati bak daha yolumuz uzun he ye bunları aç kalma"
"Tamam üsteğmenim"dedi ve arabaya bindi bende arabama doğru yürüdüm ilk benzinlikten o çıktı arkasından da ben çıktım ve yola devam ettik.
3 saat sonra önde giden asenanin arabası durdu ve Asena arabadan indi yolun kenarında ki çalılığa eğilip kusmaya başladı bende arabayı durdurup indim.
"Asena! Bak sana iyi değilsin demiştim!"
"Gökay kes artık şu sesini kusuyorum burada!"
"Tamam bak azıcık daha dayan az kaldı karagaha"
"Tamam hadi devam edelim" dedi su şişesinden su içmeden önce ben hala Asenaya bakıyordum Asena da başını sag tarafta döndürüp "ya sabır" dedi.
Karagaha sağ salim varabildik Selim albay ve barut timi bizi bekliyorlardi bahçede Asena arabayı park etti bende onun yanına Park ettim ve aynı anda arabalardan indik
Asenanın gözünden
"Selamün aleyküm" dedi Gökay sevinçle
"Ve aleyküm selam komutanım bir kişi gittiniz iki kişi gelmişsini-"
sözünü tamamlayamadı Bartu çünkü karşısında beni görmeyi beklemiyordu.bartuya endişeli ve masum bir küçük kız gibi bakıyordum iki yıl önce onu ben ölüme terk etmiştim ama mecburdum.
Bartuya bakıyordum hâlâ o da bana bakıyordu ama hangi duygularla bakıyordu anlamıyordum sinirli gibi kırgın gibi bir türlü karar veremiyordum.
Gözlerimi ondan ayırdım ve Batur timine baktım onlar bana 'hoşgeldin' gözüyle bakıyordu. Amcama baktım oda bana bir baba gibi bakıyordu.
Ve son olarak arkamda duran 2 yıl önce bana bağırıp çağıran Gökay karaya baktım o da bana hafif bir kızgınlıkla bakıyordu haklıydı.
Gözlerimi tekrardan bartuya çevirdim
"Bartu"
Bişey demedi
"Affet beni"
Yine bir ses yok
"Mecburdum"
Yine
"Bişey de ne olursun"
"Yüzbaşım kim size küsüm dedi acaba"bartuya baktım konuştu ve kızgın bir şekilde değildi tam arkadaş gibiydi gülümsedim ve Bartuya doğru yürüdüm önüne geldiğimde
"Affettin yani beni"
"Evet"
Sonra bir ürperti geldi sanki ruhum çekilir gibi oldu artık dizlerim bana dayanamıyordu Bartunun önünde diz çöktüm sonra yana doğru düştüm sonrası derin ve sessiz bir karanlık...
~~~~~~~
Evet ikinci bölüm bu şekildeydi
Uzun oldu mu bilmiyorum ama elimden gelen bu
Devam edeyim mi acaba?
Pek beğenmedim ama bakalım
Bölüm etkileşimi
