7. bölüm · Kefaretin gölgesi
Kavga
Oya, bir günlük dinlenme ve doktorun sert ilaçlarıyla toparlanmıştı. Vücudu iyileşmiş olsa da, ruhunda Timur'un yüzüne hapşırmanın getirdiği utanç ve korku hüküm sürüyordu. Timur, o olaydan sonra onu bir daha görmemişti, ama Oya, cezalandırılmanın kaçınılmaz olduğunu biliyordu.
O gün, malikânede Nehir Öztürk'ün nişanlısı, Ediz Çelebi, misafirdi.
Ediz Çelebi, kibirli ve soğuk bir zarafeti temsil ediyordu. Yirmi dokuz yaşındaydı, Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş, Savcılık stajına hazırlanıyordu. Upuzun boyu, bembeyaz ve pürüzsüz teni, keskin hatları ve her zaman kusursuz dik duruşuyla gerçekten bir manken gibiydi. Nehir'le olan ilişkileri, iki kibirli ruhun buluşmasıydı.
Nehir ve Ediz, sabah kahvaltısında, malikânenin büyük, camlarla çevrili kış bahçesinde oturuyorlardı. Oya, onlara kahve ve taze meyve tabağı servisi yapıyordu.
Oya, tabağı Ediz'in önüne dikkatle bıraktı. Ediz, Oya'ya bakmadan, sadece hafifçe elini kaldırarak durdurdu.
"Nehir," dedi Ediz, sesi fazla kibar ve yapmacıktı. "Bu çileklerin rengi ne kadar soluk. Bence bu mevsimde daha canlı, kan kırmızı çilekler olmalı. Hizmetliniz sanırım kalite kontrolde biraz aceleci davranmış."
Nehir, dudaklarının kenarında zalim bir gülümsemeyle Ediz'e katıldı. "Haklısın, aşkım. Kalite her zaman önceliktir."
Nehir, Oya'ya döndü. "Oya, duydun değil mi? Kusurlu çilekler. Yenilerini getir. Ve bu kez, gözlerini kullanmayı unutma."
Oya'nın kalbi sıkıştı. Saatlerce mutfakta en taze meyveleri seçmişti. Ama itiraz etmek imkânsızdı.
"Hemen efendim," diye fısıldadı Oya ve
kış bahçesinden ayrılmak için hızla döndü.
Oya, elinde boş meyve tabağıyla mutfağa dönerken, Nehir ve Ediz'in olduğu yerden yüksek sesli kahkahalarıduyuluyordu. Sanki, Oya'nın bu küçük aşağılanması, onların eğlencesi olmuştu.
Oya, sinirle tabağı tezgaha bıraktı. Yorgunluk, hastalık, utanç, ve şimdi de bu haksız aşağılama... Tüm bunlar, Oya'nın içindeki ateşli isyanı körüklüyordu. Oya, Nehir ve Ediz'e yeni çilek tabağını hazırlarken, Ediz, mutfak koridorunun başından Nehir’e seslendi.
"Canım, kahvemi içerken çalışmam gereken bir dosya var. O dosyamı çalışma odasından alır mısın? Tamam mı?" Ediz'in sesi, emredici ve umursamaz bir tondaydı.
Nehir, yapmacık bir nazla cevap verdi: "Peki, sevgilim. Ama hızlıca gelirim."
Nehir, Ediz'in kahvesini Oya'ya doğru uzattı. "Oya, kahve soğumasın. Bu sana verilen ek görev. Onu Ediz'in çalışma odasına götür. Dosyasını alana kadar oyalansın."
Oya, tepsiyi aldı. Ediz'in kahvesi, Nehir'in kibrinin ve Ediz'in kendini beğenmişliğinin sembolü gibiydi.
Oya, Ediz'in oturduğu kış bahçesine yaklaştı. Ediz, telefonunda bir şeyler okuyordu, Oya'nın yaklaştığını hissetti ama başıyla onaylamaktan başka bir tepki vermedi.
Oya, tepsiyi masanın üzerine bıraktı.
Ediz, tepsiyi alırken dikkatsizce elini uzattı ve kahvenin kenarına hafifçe değdi. Kahveden birkaç damla, Ediz'in bembeyaz, pahalı gömleğinin manşetine sıçradı.
Ediz'in yüzü anında buz kesti. Oya'ya döndü.
"Ne yapıyorsun sen?!" diye bağırdı Ediz, sesi beklenmedik bir şiddet içeriyordu. "Gözlerin nerede senin? Bu gömleğin fiyatı, senin bir yıllık maaşından fazla!"
Oya, şokla ve korkuyla geri çekildi. "Çok özür dilerim Ediz Bey. Ben... ben kazaydı, gerçekten."
"Kaza mı?" Ediz, sandalyesinden kalktı. Uzun boyu, Oya'nın üzerinde baskı kuruyordu. "Sizin gibiler, her zaman bir şeyleri mahveder. Nehir haklı. Sen bu evde sadece borcun bir sembolüsün. Sıfır değer."
Ediz'in bu aşağılayıcı ve kalpsiz sözü, Oya'nın tüm sabrını tüketti. Hapşırma olayıyla zaten kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını hissetti.
Oya, titreyen bir sesle ama yüksek ve net konuştu:
"Benim babamın borcu olabilir, ama benim değerim sıfır değil! Sizin kibirle kurduğunuz bu hayattan daha değerli bir vicdanım var! Sadece, bir hata yaptım diye bana hakaret edemezsiniz!"
Oya'nın bu isyanı, malikânenin duvarlarında yankılandı. Ediz, Oya'nın bu beklenmedik çıkışıyla donakaldı. Yüzünde, inanılmaz bir öfke birikiyordu
Tam bu gergin sessizlik anında, Nehir, koridorun köşesini döndü. Oya'nın sesini duymuştu. Gördüğü manzara, Ediz'in Oya'nın karşısında, öfkeden bembeyaz bir yüzle durmasıydı.
Nehir, durumu anladı. Oya, sevgilisine itiraz etmişti.
Nehir'in gözleri anında bir volkan gibi patladı. Ediz'e ne olduğunu sormak yerine, doğrudan Oya'ya odaklandı. Oya'nın Ediz'e bağırması, Nehir'in otoritesine ve nişanlısının onuruna yapılmış bir saldırıydı.
Nehir, hızla Oya'nın yanına yürüdü.
Yüzünde kesin bir nefret vardı. Ediz'in şaşkın bakışları altında, Nehir, hızlı ve sertbir şekilde elini kaldırdı ve yüksek sesli bir tokat Oya'nın yüzüne indi.
Oya'nın başı yana savruldu. Yüzü anında kızardı ve kulağı uğuldamaya başladı. Gözlerinde, şokun ve acının birleşimivardı.
Nehir, elini indirirken, sesi buz gibiydi: "Senin görevin konuşmak değil, hizmet etmek. Ediz'e itiraz etmek, benim otoriteme karşı gelmektir. Tekrar isyan etme cüretini gösterirsen, hayatını cehenneme çeviririm!"
Oya, ağlamaklı bir sesle sendeledi, yanağı yanıyordu.
Bu olay, malikânenin büyük mermer merdivenlerinin hemen yakınında gerçekleşmişti.
Timur Öztürk, üst kattaki çalışma odasından, Nehir'in yüksek sesli bağırışını duymuştu. Her zaman mesafeli ve kontrollü olan Timur, merdivenlerin başına gelmişti ve kış bahçesinin girişini tam olarak görüyordu.
Timur, Nehir'in, Oya'ya tokat attığını açıkça gördü.
Nehir'in o zalim gücü ve Oya'nın yüzündeki çaresiz acı, Timur'un içindeki bir teli aniden ve beklenmedik bir şekilde titretti. Bu, haksızlık değildi; Timur, Oya'ya çok daha kötüsünü yapmıştı. Ama Nehir'in kontrolsüzlüğü ve kibirle yaptığı bu eylem, Timur'un otoritesini hiçe saymak gibi geldi.
Timur'un yüzü, bir anda alev almış gibi kıpkırmızı oldu. Soğukkanlılığı paramparça oldu.
"NEHİR!"
Timur'un sesi, malikânenin duvarlarını titreten, vahşi bir kükreme gibiydi. Merdivenlerden hızla inerken, sesi her zamankinden daha tehditkâr ve yüksek çıktı.
"DERHAL DUR!"
Nehir ve Ediz, Timur'un bu öfke patlaması karşısında irkildiler. Nehir, abisinin bu kadar sinirleneceğini beklemiyordu; sonuçta Oya, sadece bir hizmetçiydi.
Timur, birkaç saniye içinde yanlarına ulaştı. Gözleri, saf öfkeyle Nehir'in üzerindeydi.
"SEN NE HAKLA BİR İNSANA EL KALDIRIRSIN?!" diye bağırdı Timur, Nehir'in kolunu sertçe tuttu.
Nehir, şaşkınlığını gizleyemedi. Sonra, o ukala tavrı geri geldi. Yüzünde alaycı, küçümseyen bir gülümseme belirdi.
"Ne oluyor, Abi? Bir hizmetçiye ders veriyordum. Ediz'e bağırdı. Senin kurallarını uyguladım. 'İsyan etmenin bedeli'..."
Nehir, bir adım geri çekildi. Umursamazca omuz silkti ve gözlerini Oya'nın kızarmış yanağına çevirdi.
"Abartılacak bir şey yok, Timur. Alt tarafı bir tokat. Zaten borçlu değil mi? Daha sertine alışması gerek."
Bu saygısızlık ve soğuk alay, Timur'u çileden çıkardı. Timur'un öfkesi, şimdi sadece Oya için değil, Nehir'in kendisine karşı gösterdiği itaatsizlik içindi.
Timur, kış bahçesinin ortasında, kızgın bir heykel gibi durdu. Yüzü kıpkırmızı, nefes alıp verişi hızlıydı.
"SENİN YERİN Mİ VAR BU EVDE KURAL KOYMAYA, NEHİR?! OYA'NIN CEZASINI KİMİN VERECEĞİNE BEN KARAR VERİRİM! ŞİMDİ HIZLICA ODANA ÇIKIYORSUN!"
Timur'un sesi, kesin bir emirdi. Nehir, abisinin bu denli kontrolsüz öfkesine daha fazla dayanamayacağını biliyordu. Yüzündeki alay dondu. Ediz, durumu yumuşatmak için öne çıktı.
"Timur, sakin ol. Nehir sadece..."
"SEN KARIŞMA, EDİZ!" diye gürledi Timur. Ediz, savcı adayı olsa bile, Timur Öztürk'ün öfkesi karşısında hızla geri çekildi.
Nehir, abisine son bir nefret dolu bakış attı ve kış bahçesinden hızla çıktı.
Timur, omuzları düşmüş ve hala ağlamaklı olan Oya'ya döndü. Göz göze geldiler. Oya, Timur'un yüzünde hala o vahşi öfkeyi görüyordu, ama bu öfke kendisine karşı değildi.
Timur, Oya'nın yanına yaklaştı. Eli, Oya'nın kızarmış yanağına doğru uzandı. Oya, refleksle irkilerek geri çekildi.
Timur'un eli, havada asılı kaldı. Bir an, o sertlik yerini başka bir şeye bırakacak gibi oldu. Ama sonra Timur, yeniden soğuk maskesini taktı.
"Mutfağa geri dön,” dedi Timur, sesi şimdi daha düşük ama ölümcül bir ciddiyet taşıyordu. "Ve bir daha, ne Nehir'e ne de Ediz'e, hatta kimseye karşı gelme cüretini gösterme. Aksi takdirde, Nehir'in sana verdiği ceza, bir tatil gibi kalır."
Timur, kış bahçesinden çıktı ve çalışma odasına doğru hızla yürüdü. Kapı sertçe kapandı. Oya, yalnız kaldı. Yanağı yanıyor, kalbi hızla çarpıyordu.
Timur, onu Nehir'den kurtarmış mıydı? Yoksa sadece kendine ait olanı korumak için mi Nehir'e bağırmıştı? Oya, cevabı bilmiyordu, ama bu olay, Timur'un otoritesinin sarsılmazlığını bir kez daha kanıtlamıştı.
