1. bölüm / 1
KAZASKERAskerlik:Cesaret,Sevgi
Bölümler 1Şu an: Askerlik:Cesaret,Sevgi
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ordu-2000
Akşam, köyün üzerine ağır ağır inmeye başlamıştı. Güneş ufkun arkasına çekilirken gökyüzü önce turuncuya, sonra mora dönüyordu. Uzaktan gelen rüzgâr serinlemişti. Dut ağacının yaprakları hafifçe hışırdıyor, arada bir kopan bir yaprak yavaşça yere süzülüyordu.
Avlunun ortasında küçük bir çocuk vardı.
Boran…
Henüz yedi yaşındaydı.
Üzerinde biraz büyük gelen eski bir tişört vardı. Ayakları toz içindeydi. Az önce yerde oynarken dizleri toprağa bulaşmıştı. Ama o bunları hiç umursamıyordu.
Çünkü küçük avucunun içinde bir şey vardı.
Babası az önce ona verdiği küçük metal rozet.
Boran o rozete sanki çok değerli bir şeymiş gibi bakıyordu. Onu avucunda çeviriyor, güneşe tutuyor, tekrar bakıyordu. Rozetin üstündeki küçük şekiller akşam ışığında parlıyordu.
Boran’ın kalbi garip bir heyecanla dolmuştu.
Küçük bir çocuk için bu sadece metal bir parça değildi.
Bu…
bir asker rozetiydi.
Ve ona babası vermişti.
Boran’ın içindeki merak büyüyordu. Babasına sormak istediği o kadar çok şey vardı ki… ama nasıl soracağını bilmiyordu. Bir süre sessizce durdu. Sonra başını kaldırıp babasına baktı.
Babası avludaki eski sandalyede oturuyordu.
Elleri dizlerinin üzerindeydi. Yorgun görünüyordu ama gözleri oğlunu izlerken yumuşamıştı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
Boran birkaç saniye boyunca sadece ona baktı.
Sonra küçük adımlarla yanına yürüdü.
Elindeki rozeti sıkıca tutuyordu.
“Baba…” dedi yavaşça.
Babası başını kaldırdı.
“Efendim oğlum?”
Boran bir süre konuşamadı. Gözleri hâlâ rozetteydi.
Sonra cesaretini toplayıp sordu.
“Bu asker rozeti mi?”
Babası hafifçe gülümsedi.
“Evet.”
Boran’ın gözleri parladı.
“Sen askerken mi taktın bunu?”
Babası başını salladı.
“Evet. Askerliğimden kaldı.”
Boran bir süre daha rozete baktı. O küçük metal parça onun gözünde sanki çok büyük bir şeydi.
Sonra aklındaki en önemli soruyu sordu.
“Benim de bir gün böyle rozetlerim olur mu baba?”
Babası bu soruyu duyunca hemen cevap vermedi.
Önce oğluna baktı.
Yedi yaşında küçük bir çocuk…
Ama gözlerinde çok büyük bir merak vardı.
Babası yavaşça konuştu.
“Olur oğlum.”
Boran’ın yüzü aydınlandı.
“Gerçekten mi?”
Babası başını salladı.
“Olur. Eğer kalbin güçlü olursa… korkmazsan… vatanını seversen… çok rozetin bile olur.”
Boran’ın kalbi hızlandı.
Rozeti göğsüne bastırdı.
“Ben büyüyünce asker olacağım baba.”
Babası onun saçlarını karıştırdı.
“Olursun Boran…” dedi.
“Olursun.”
O akşam Boran avluda biraz daha oynadı. Ama aklı hep o rozetteydi. O küçük metal parça artık onun için bir oyuncaktan çok daha fazlasıydı.
Bir süre sonra tekrar babasının yanına geldi.
Merakı hâlâ bitmemişti.
“Baba…”
“Efendim oğlum?”
Boran biraz çekinerek sordu.
“Sen askerdeyken neler yaptın?”
Babası bir an sustu.
Gözleri uzaklara gitti.
Sanki köy avlusunda değil de yıllar önceki günlerdeydi. Soğuk gecelerde… uzun nöbetlerde… aynı üniformayı giydiği insanlarla birlikte olduğu zamanlarda.
Yavaşça konuşmaya başladı.
“Çok şey yaptık oğlum…”
Boran dikkatle dinliyordu.
“Uzun yürüyüşler yaptık. Bazen saatlerce nöbet tuttuk. Bazen soğuk gecelerde uyuyamadık.”
Bir an durdu.
Ama sonra yüzü yumuşadı.
“Ama askerlikte en önemli şey bunlar değildir.”
Boran hemen sordu.
“Nedir baba?”
Babası hafifçe gülümsedi.
“Kardeşlik.”
Boran anlamadı.
“Kardeş mi?”
Babası başını salladı.
“Evet. Askerlikte insan çok kardeş kazanır.”
Boran’ın gözleri büyüdü.
“Gerçek kardeş mi?”
Babası gülümsedi.
“Kan kardeşi değil… ama kalp kardeşi.”
Boran sessizce dinliyordu.
Babası anlatmaya devam etti.
“Aynı sofrada yemek yersin. Aynı yerde uyursun. Aynı nöbette saatlerce yan yana durursun.”
Rüzgâr biraz daha esmişti. Dut ağacından birkaç yaprak yere düştü.
Babası konuşmaya devam etti.
“Bir süre sonra fark edersin… o insanlar artık sadece arkadaş değildir.”
Boran merakla sordu.
“Ne olurlar?”
Babası yavaşça cevap verdi.
“Kardeşin olurlar.”
Boran’ın gözleri parlıyordu.
Babası Boran’ın omzuna elini koydu.
“Biri üşürse montunu verirsin. Biri yorulursa yükünü alırsın. Biri üzülürse yanında durursun.”
Bir an durdu.
Sonra daha derin bir sesle söyledi.
“Ve bir gün anlarsın ki… onları canından bile çok seversin.”
Boran bunu duyunca hiç konuşmadı.
Bir süre düşündü.
Sonra küçük bir sesle sordu:
“Senin de öyle kardeşlerin var mı baba?”
Babası başını salladı.
“Var.”
“Çok mu?”
“Çok.”
Boran’ın yüzü aydınlandı.
“Benim de olacak mı?”
Babası Boran’ın elindeki rozete baktı.
Sonra onun gözlerinin içine baktı.
“Olacak Boran.”
Boran heyecanla ayağa kalktı.
“Ben onları korurum!”
Babası gülümsedi.
“Onlar da seni korur oğlum.”
Gökyüzünde ilk yıldızlar görünmeye başlamıştı.
Boran elindeki rozeti tekrar göğsüne bastırdı.
O küçük kalbin içinde artık yeni bir hayal vardı.
Bir gün büyüyecek…
Bir gün üniforma giyecek…
Ve babasının anlattığı o asker kardeşlerinden biri olacaktı.
Babası ise onu sessizce izliyordu.
Belki de o an içinden aynı düşünce geçiyordu:
Bu küçük çocuk…
Bir gün gerçekten çok rozet taşıyan bir asker olacaktı.
*
Bölüm etkileşimi
