Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: Su Marshell

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Bölüm 1

Hava soğuk...
Dışarıdaki yağmur sesleri bir çok şiddetli. Rüzgar ağaç dallarını sanki camı kıracakmış gibi sert bir kuvvetle estiriyor. Ve yine aynı bağırışlar
" Yardım edin!! Kimse yok mu? Lütfen beni kurtarın!!"
Etrafıma bakınıyorum ama kimse yok. Nereden geliyor bu sesler. Bir koridora geliyorum aniden. Sağ dönüyorum ve bir hastanenin koridorunda olduğumu fark ediyorum. Kafamda tek bir soru
" Neler oluyor"
Koridoru yürümeye başlıyorum. Yaklaştıkça sesler yakınlaşıyor. Koridorun sonuna geldiğimde ise kapısı açık olan bir oda karşılıyor beni. İçeri girmek istiyorum ama adımlarım beni engelliyor. Sanki çivilenmişim gibi...
Hareket edemiyorum. Ve sesler tekrar gelmeye başlıyor
"Yardım edin!!Kimse yok mu? Lütfen beni kurtarın!!"
En sonunda engel ortadan kalkıyor. İçeriye ilk adımımı atıyorum. Ve bir anda gözlerim bağlanıyor. Gözlerimi açmaya çalışıyorum ama olmuyor. Nefesim kesiliyor. Titremeye başlıyorum. Bana neler oluyor. Sesler tekrar gelmeye başlıyor
"Yardım edin!!Kimse yok mu? Lütfen beni kurtarın!!"
Birisi sarsıyor beni.
" Su kendine gel. Beni duyuyor musun? Su!! Aç gözlerini!! Su! Su! SU!"

Gözlerimi açtığımda her şeyin bir rüyadan ibaret olduğunu anladım. Rüya mı? KABUS!
Yağız’ın uzattığı ilacımdan derinleşen nefesimi sakinleştirmek için bir nefes çektim. 10 saniye sonraysa çektiğim nefesimi dışıma bıraktım.
- Yine mi aynı rüya?
Başımı salladım.
- Yine mi aynı son?
Tekrar başımı salladım ve ayağa kalkıp masanın üzerindeki bardağa su doldurdum ve tek bir dikişte içtim.
- Artık bu durumundan annene ve babana bahsetmemiz lazım. Bilmeleri gerek.
dedi Yağız sakin bir tavırla. Sakin bir şekilde söylemiş olsa bile bu konudan ölesiye nefret ettiğimi bildiği halde konuyu açması sinirimi bozmuştu. Hiçbir şey demedim ve bardağı masanın üzerine koyup kapıya doğru yöneldim.
-Acıktım.
dedim. Sorusuna olumsuz cevap verdiğimi anlayınca başını salladı ve beraber aşağı indik.

Ah bu arada. Kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Su Marshell. 27 yaşında hukuk alanında kariyer sahibi bir kızım. Doğduğumdan beri tek arkadaşım olan Yağız ile birlikte yaşıyoruz. Yağız benim için arkadaşlıktan çok öte bir kavram. 27 senedir olan bu yakınlığımız kardeşliği bile geçmiş durumda. Birbirimizden asla gizlimiz olmaz. Büyük tartışmalarımız bile en fazla 1-2 saat sürer. Sonunda haksız olan taraf gelip özür diler ve sorun ortadan kalkar. Biz oldu mu olası böyleyizdir. Her türlü birlikteliklerimizde bile birbirimize saygı duyarız. O gün kimin misafiri varsa diğeri mola odasına geçer ve o gidene kadar ortalıkta bulunmaz. Gerçi benim bu güne kadar bir tane bile birlikteliğim olmadığı için her zaman mola odasını kullanan ben olurum. O ise misafirini " ağırlama" kısmındadır. Neyse ilerki zamanlarda bizi daha iyi tanırsınız.

Ben yemek yapmayı çok seven birisi olmadığım için mutfağa geçip bar tabureye oturdum ve onun bana bir şeyler hazırlamasını bekledim. Çok fazla geç saatlerde yemek yiyen birisi değilimdir ama böyle kabuslu gecelerimde yaptığım tek şey Yağız tostu yemektir. O tostunu yaparken bende sessizce onu izledim her zaman yaptığım gibi. Onu görmek, onu yanımda hissetmek beni tarifsiz bir rahatlamaya yönlendiriyor. Ne zaman kötüleşsem yaptığım ilk şey etrafımda Yağız’ı aramak. Onu gördüğümde rahatlıyorum. Bu yüzden çoğunlukla birlikte uyuyoruz. Ona sarılarak uyumak tarifsiz bir huzur veriyor bana.

Tostu hazırladığında masaya koydu ve karşımdaki tabureye geçip benim tostu yememi izledi. Sıcak olduğu için ilk ısırığımda dişlerim yandı ve bağırmaya başladım.
- Sana daha kaç defa şu lanet yemekleri benim önüme sıcak koyma diyeceğim!!
Ciddiye almadı bile. Gülmeye başlayıp yanaklarımı sıktı.
- Bende sana daha kaç defa diyeceğim yemeden önce biraz bekle diye.
Gözlerimi devirdim ve tosta geri döndüm.
Tost bittiğinde bakışlarımı Yağız’a çevirdim. Düşünceli bir şekilde önümdeki tabağa bakıyordu. Ne düşündüğünü bildiğim için hiçbir şey demeden ayağa kalktım ve tost yediğim tabağı makinaya koydum. Sonra bir bardak su içtim ve arkamı dönüp Yağız’a baktım.
- Doydum. Artık gidebiliriz.
Düşüncelerin arasından kurtulup bana döndü ve başını salladı. Sonra ayağa kalktı ve yatak odasına doğru ilerledik.
Odaya girdiğimde direkt yatağa girdim. Soğuk yatağın için girmeye bayılıyorum. Yağız’da ağır adımlarla yatağa girdi. Sonra kollarını bana sardı ve beni iyice kendine çekip alnıma bir öpücük kondurdu. Ardından " İyi geceler"
deyip gözlerini kapattı. Bende ona daha da sokuldum ve başımı göğsüne yaslayarak kokusunu içime çektim. Sonra da gözlerimi kapatıp kendimi rahat uykunun kollarına bıraktım.

- ... tamam birazdan geliyorum.
Gözlerimi yavaşça açarken Yağız’ın giyim odasına doğru ilerlediğini gördüm.
5 dakika sonunda odadan çıktı. Yine nefes kesici gözüküyordu.
Bana döndü.
- Uyandın mı?
Başımı salladım.
-Noldu?
diye sordum yatakta doğrulurken. Çünkü normalde bu saatte şirkete giden birisi değildi. Benim daha erken saatlerde gittiğimde olurdu ama o uykusundan ödün veren birisi pek değildir.
- Az önce aradılar. Şirkette bir dosyada sorun oluşmuş.
dedi. Kafamı saate çevirdiğimde saat 07.20'ydi. Normalde bu saate kadar uyuyan birisi değildim. Ancak Yağız’ın kollarında uyuduğumda bu saate kadar uyuybiliyordum.
-Gelmeme gerek var mı?
diye sordum. Başını salladı.
- Sen bugün görüşeceğin avukatla görüştükten sonra şirkete gelecektin unuttun mu?
Başımı salladım.
- Tabi ki hayır. Sadece sordum. Aman yardım etmek isteyende kabahat zaten.
dedim ve ayağı kalkıp masaya doğru yöneldim ve bir bardak su içtim. Arkamı döndüğümde Yağız yine kıravat bağlamakla uğraşıyordu. Kaç defa nasıl bağlanacağını gösterdiğim halde hala bağlayamıyordu. Tabi bu onun benim düşünmemi istediği düşünceydi. Kravatını bağlamam hoşuna gittiği için yapamıyormuş gibi uğraşıyordu. Çünkü direkt söylese uğraşamayacağımı söyleyeceğimi adı gibi biliyordu. Nefesimi dışarı verdim ve onun yanına gittim. Önünde durup kravatını bağlamaya başladım.
- Bir kravat bile bağlayamadığını aman şirket duymasın. Senin hakkında bir yeni dedikodu daha çıkar.
dedim. Güldü ve bana yaklaştı.
- Ne istediğini söyle.
dedi. Sırıtıp bende ona yaklaştım.
- Bu ay eve kız atmak yok.
Numaradan yüzünü astı.
-Ama bu ayki hatunlar çok fenaydı. Bunu bir sonraki ay yapsak olmaz mı?
dedi. Kravatını boğazına kadar sıktım. Nefes nefese kaldığında kravatı tekrar düzelttim.
-Ellerin benim üzerimdeyken seninle pazarlık yapılmayacağı her defasında nasıl aklımdan çıkıyor benim!
dedi kendine kızar gibi. Sırıttım. Kravatını düzeltmem bittiğinde ondan ayrıldım. O da arkasını dönüp telefonunu, arabasının anahtarını ve güneş gözlüğünü aldıktan sonra arkasını dönüp yanağıma bir öpücük bıraktı ve "görüşürüz" deyip hızla odadan çıktı. Onun bu haline gülüp bende üzerimi değiştirmek için kıyafet odasına yöneldim.

Üzerimi değiştirdim. Odayı da toparlayıp aşağı indim. Kahve makinasını çalıştırdım. Kahvaltı etmeyi pek seven birisi değilimdir. Yağız olmadığı zaman sadece kahve içerim. O olduğunda da onun zoruyla bir kaç şey yerim. Kahvem olduğunda fincanı alıp masanın üzerine koydum. Bir yandan kahvemi içerken diğer yandan da maillerimi kontrol ediyordum.
Kahvem bittiğinde bardağı makinaya koyup ayağa kalktım ve çantamı alıp evden çıktım. Garajın düğmesine bastım ve kapı açıldığında içeri girdim. Gözüme çarpan anahtarı aldım ve düğmesine bastım. Açılan arabanın yanına doğru ilerleyip kapısını açtım ve bindim.
Görüşeceğim avukat ile buluşacağımız yere geldiğimde avukatın beni beklediğini gördüm. Garsonun eşliğinde avukatın oturduğu masaya ilerledim. Adam beni görünce ayağı kalktı ve hafif bir eğilme ile beni selamladı.
Bende başımla selamladıktan sonra elini uzattı.
- Merhaba Su hanım. Sizinle tanışmak benim için büyük bir şeref. Ben IDS şirketinin özel avukatı Ferit Alpak
dedi. Uzattığı elini tuttum ve tekrar başımla onaylayıp elini bıraktım. Tam oturacağım sırada beni durdurdu. Kare olan masayı dolanıp yanıma geldi ve sandalyemi çekti oturmam için.
- Teşekkür ederim.
deyip çektiği sandalyeye oturdum. Ben oturduktan sonra o da kendi yerine geri oturdu. O oturduğunda onu göz süzgecimden geçirmeye başladım. Benim yaşlarımda birisiydi. Sakal tıraşını yaklaşık 1 hafta önce olduğu belliydi. Saçlarına da bayağı özendiği belliydi. Ama kesimi düzgün değildi. Giydiği gömleğinin yaka kenarında hafiften kırışıklıklar vardı. Muhtemelen sabah alelacele bir ütü vurup çekmişti. Bu nedenle pek düzgün değildi. Saatini ise ters takmıştı. Allahım!
Adamı başka birisi görse son derece titiz, kül yutmaz, düzenli ve tertipli birisi sanır. Ama benim gördüklerim asla bunlar değildi.
Garson elinde iki menüyle yanımıza yaklaştığında gözlerimi ondan çekip garsona çevirdim. Zoraki gülümseyen suratıyla menüleri bize uzattı ve kağıt kalemini eline alıp siparişlerimizi beklemeye koyuldu.
Saat 10-11 civarı olduğu için ağır şeyler yerine daha hafif bir şeyler sipariş ettim. Avukat Ferit benimle aynı şeyleri sipariş ettikten sonra garson menüleri aldı ve yine zoraki bir gülümseme eşliğinde yanımızdan ayrıldı. O gidince benim de bakışlarım karşımdaki kişiye döndü. Tuhaf bir şekilde bana bakıyordu. Büyük ihtimalle dün arkadaşlarıyla benim hakkımda konuşup biraz bilgi almıştı ve birazdan da sanki daha öncesinden beni araştırmış gibi muhabbete girecekti. Bu sahte muhabbetten hoşlanmadığım için direk konuya girdim.
- Sizi dinliyorum Ferit Bey.
dedim. Adam benim konuşmamla kendine geldi ve boğazını temizleyip konuşmaya başladı.

Aradan 2-2.30 saat geçmişti. Adamla olan konuşmamız nihayet sona ermişti. İkimizde yemeklerimizi yemiştik ve şu an hesabı ödüyorduk. Daha doğrusu o ödüyordu 'hesabı erkek öder' mantığıyla.

Hesabı ödedikten sonra ikimizde arabalarımızın yanına doğru ilerledik. Yüzüme sahte bir gülümseme takındım ve Ferit’e döndüm.
- Ayrıntılar için sekreterim ile görüşebilirsiniz. O size her şeyi açıklayacaktır.
dedim. Gülümseyerek başını salladı.
- Umarım iki taraf içinde güzel bir anlaşma olur.
dedi. Başımı olumlu anlamda sallayıp elini bıraktım ve arabama döndüm.
-İyi günler Su hanım. Umarım en kısa sürede tekrar karşılaşırız.
dedi Ferit. Arabamın kapısını açarken ona döndüm ve
- İyi günler.
deyip arabaya bindim. Binmeseydim muhabbet daha fazla uzayacak gibiydi. Fazla muhabbet seven birisi kesinlikle değilimdir. Gereksiz samimiyet en nefret ettiğim şeydir ve bunu da her görüştüğüm kişiye karşı yapmak zorundayımdır. 'Nezaket Kuralları'
Uzun bir yolculuk sonunda nihayet şirkete varabilmiştim. Yağız’ı fazla özlemiştim. Umarım toplantıda değildir diye düşünerek arabadan indim. İçeri girdiğimde herkes selam vermeye başladı.
- Günaydın Su hanım.
- Hoşgeldiniz Su hanım.
- Merhaba Su hanım
Vs.
Hepsine başımla selam verip Yağız’ın odasına doğru ilerledim. Sekreterinin yanında durdum ve
- Odasında mı?
diye sordum. Ayağa kalkıp
- Hayır efendim hala toplantıda. Ama toplantısının bitmesine çok az kaldı.
dedi saate bakarak. Başımı salladım ve odasına girdim. Odası fazla havasızdı.
Bu sekreterler ne işe yarıyor acaba?
Çantamı koltuğun üzerine koydum ve camları açtım. Sonra geçip koltuğun üzerine oturdum ve başımı arkaya yaslayıp gözlerimi kapattım. Sabah sabah Ferit denen adamla olan muhabbet fazla başımı ağrıtmıştı.

Tam gevşiyorken bir anda bacaklarımın üzerindeki kafayla gözlerimi açtım. Karşımda Yağız’ı görünce rahatladım ve tekrar gözlerimi geri kapattım.
- Keşke hala 10 yaşındaki Yağız ve Su olsak. Büyümek ne zor iş. 4.30 saattir toplantıdayım. Sabah sabah başım çatlıyor.
dedi şikayetçi sesiyle. Güldüm.
- 10 yaşındayken de aynı şeyleri büyümek için söylüyordun. " Keşke büyüsek. Çocuk olmak ne zor iş. Her gün okula gidiyoruz. Bu nasıl bir işkencedir."
dedim. Onun taklidini yapınca ikimizde güldük.
- Sanki sen hiç şikayet etmiyordun!
dedi. Başımı salladım.
- Tabi ki etmiyordum. Ben senin gibi aptal değildim. Büyük olmanın küçük olmaktan daha zor olduğunu bildiğim için asla küçük olmaktan şikayet etmedim.
dedim. Sonrasında tekrar sessizlik oldu.
- Başın fazla mı ağrıdı?
diye sordum gözlerimi açmadan. Başını salladı.
- Fazla karışıklık olmuş. Çözümlemek bayağı zamanımı aldı.
- Masaj yapmamı ister misin?
diye sordum. Olumsuz anlamda başını salladı.
- Belli sende fazla yorulmuşsun. Boşver biraz daha yatayım geçer birazdan.
dedi. Ama ben onu dinlemeyip yerimde dikleştim ve onu da bacağımdan kaldırıp dik konuma getirdim.

Başına yavaş yavaş masaj yaparken rahatladığını hissedebiliyordum. O rahatlayınca benim de tüm yorgunluğum geçti ve kendimi masaja biraz daha vererek daha iyi yapmaya başladım.
- Sen olmasan ben ne yapardım cidden bilmiyorum.
dedi rahatladığını hissettiren sesle. Gülüp konuşmaya başladım.
- Böyle bir şey asla olmayacağı için düşünmene gerek yok. Bunu düşüneceğin zamanı işlerine versen belki daha iyi bir yerde olurduk.
dedim. Bu dediğime ikimizde gülmeye başladık.
- Zaten en iyisiyken daha uğraşmamıza ne gerek var?
dedi egoist sesiyle. Güldüm. Ve masaj yapmayı bıraktım.
- Neden durdun?
dedi şikayetçi sesiyle.
- Bana laf yetiştirdiğine göre rahatlamışsın. Artık masaja gerek yok.
dedim. Arkasını döndü ve ellerimden tutup tekrar başının üzerine koydu.
- Tamam sustum. Sen yapmaya devam et.
dedi. Sırıttım ve masaja devam ettim.

Yaklaşık 10 dakika boyunca konuşmadan sadece masaj yaptım. En sonunda kollarım yorulduğu için masajı bıraktım ve arkama yaslandım.
- Yeter bu kadar kollarım yoruldu.
dedim. Arkasını döndü ve yanağıma bir öpücük kondurdu. Sonra ayağa kalktı ve masanın yanına gidip telefonu eline aldı. Bir düğmeye bastı ve kulağıma götürdü.
- Ayda; Su için bir espresso ve benim içinde her zamankinden kap gel. Acele et.
dedi ve telefonu kapattı. Hala ona bakan bana döndü ve
- Bunu hak ettin.
dedi. Gülümsedim ve arkama yaslanıp gözlerimi kapattım.

Saat 20.46'ydı. İkimizde son işlerimizi halledip şirketten ayrıldık.

Eve vardığımızda ikimizde perişan haldeydik. Gözlerimi zar zor açık tutuyordum. Hemen duş alıp yatmak istiyordum.

Yağız benden önce davranıp banyoya ilk o girmişti. Bende kendi odama gidip hemen duşa girdim. Soğuk suyun altında kendime masaj yaparken bir anda kapı tıktıklandı. Suyu kapatıp dışarı seslendim.
- Noldu?
- Yemek sipariş edicem ne yersin?
Biraz düşündükten sonra istediğim şeyi söyledim. Cevabımdan sonra kapının kapanma sesi geldi. Bende suyu açıp duşumu hızlandırdım ve banyodan çıktım. Aynadan kendime bakıp odama girdim ve üzerimi değiştirip aşağı indim.

Aşağı indiğimde Yağız’ın yemekleri ödediğini gördüm. Kurye fişi beklerken bir anda göz göze geldik. Beni baştan aşağı süzmeye başladı. Sonra tekrar gözlerime baktı. Gözlerime baktığında gözümdeki bakışlardan duruşunu düzeltti ve hemen önüne dönüp fişi aldı ve Yağız’a uzattı. Ardından hemen arkasına bakmadan kapıdan uzaklaştı. Yağız arkasını döndüğünde beni gördü ve gülümseyip ellerindeki poşetleri gösterdi.
- Seç filmi ben bunları hazırlayıp geliyorum.
dedi. Başımı sallayıp sinema TV'sinin yanına gittim. Kumandayı alıp aralarından film seçmeye başladım. En sonunda bir aksiyon filminin üzerinde durdum. Tam o sırada Yağız de içeri giriyordu. Yemeğimi bana uzatırken gözleri TV'ye döndü.
- Yanlış hatırlamıyorsam sıra romantizmdeydi.
dedi. Gözlerimi devirdim.
- Her hafta zaten canlı yaşıyorsun. Ne gerek var filmini izlemeye?
dedim şikayetçi bir sesle. Kumandayı elimden alıp başını salladı.
- Siz aşka inanmıyor olabilirsiniz hanımefendi ama ben romantizm seviyorum ve sıra bende olduğuna göre istediğim şeyi açmak istiyorum. Hem sen bu ay yasaklamadın mı? Bırak bari filmini izleyeyim.
dedi. Tekrar gözlerimi devirdim ve bakışlarımı TV'ye çevirdim. İğrenç bir romantizm filmi açmıştı. Mecbur olmasaydım 1 saniye bile kalamazdım ama sinema günlerimizde sevsekte sevmesekte izlemek zorundaydık. Bunun için anlaşma imzalamıştık ve izlemezsek sonuçlarına katlanmak zorunda kalırdık. Bundan hoşlanmadığım için sesimi çıkartmadan izlemeye koyuldum.

Her saniyesinden vıcık vıcık iğrençlik akıyordu. İnsanların midesi bunu nasıl kaldırıyor aklım almıyor. İki kişi karşılarında seks yapıyor ve insanlar bunu izlemek istiyor. Cidden saçmalık!

Neyseki kısa bir filmdi ve nihayet bitmişti. Ama bende bitmiştim. Benim sıramda bende öyle bir şey açacağım ki onun midesini ağzına getireceğim.

Yediklerimizi toplayıp yatak odalarımıza doğru ilerledik. Odalarımız yan yana olduğu için beraber yukarı çıkmıştık. Odalarımızın kapısına geldiğimizde birbirimize iyi geceler dileyip odalarımıza girdik.

Odama girer girmez direkt dişlerimi fırçalayıp yatağa attım kendimi. Derin bir nefes alıp pikenin altına girdim ve üzerimi örtüp gözlerimi kapattım. Kısa bir zaman sonunda da tekrar uykuya daldım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18