3. bölüm · Kayıp, Kaçış ve Çöküş

3. Bölüm

Bendeniz Zeze

Zehra: Ya Eylem, kalk artık ya! Kaç dakikadır seni uyandırmaya çalışıyoruz yeter ama ya! Bizdeki de sabır yani.

Begüm: Ya kalksana kızım. Bana bak yemin ederim ilk günden noodle yerim kahvaltı niyetine görürsün!

Evet, yaklaşık on beş dakikadır beni uyandırmaya çalışıyorlardı. Yani ben sadece bir kaç dakikasına şahit oldum, geri kalanında uyuyordum da.

Biraz daha uyanmayı yatmaya devam ettiğim için yastığımı falan çekmeye başladılar.

"Alın kalktım. Hayır ne var yani biraz daha uyusam? Siz de uyuyun. Niye kalkıyorsunuz?"

Bence gayet yerinde bir isyan bu. Niye kalkıyoruz abicim? Zaten yorulmuşum biraz yatmayalım mı?

Begüm: Ya bir susar mısın? Kalk hadi. Kahvaltıya gidicez daha.

Zehra: Zaten daha kahvaltı yapmadık. Ev temizlenecek, alış verişe gidilecek. Çok işimiz var hala yatıyorsun. Kalk. Eylem Ulusoy, kalk.

"Ay öff be. Tama kalktım." Yatakta doğrulup oturdum. Zehra üstünü falan değişmişti. Banyoya girdi söylene söylene. Bir süre Begüm ile boş boş birbirimize baktıktan sonra kalktım. Tuvalete girip, Zehra çıktıktan sonra banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp hemen üstümü değiştim. Karakola giderken giydiklerimi giydim üstüme. Şalımı değiştirdim ama, ful siyah olmak istemedim. Pek te fark etmedi yine siyah şal taktım ama içinde yeşiller de vardı o yüzden sıkıntı olacağını sanmıyorum.

Begüm hazırlanmış kapının önüne geçmişti. Zehra da eşarbını bağlıyordu. Ben de telefonumu, anahtarı, cüzdanımı falan aldıktan sonra evden çıktık.

Arabanın arka kapısını açıp oturdum. Begüm öne, Zehra da şoför koltuğuna geçtikten sonra yola çıktık.

Zehra: Biz yola çıktık ta nereye gideceğiz?

"İnan hiç bir fikrim yok."

Begüm: Ben bir yer görmüştüm, güzeldi orası. Konumu açayım da oraya gidelim.

Begüm konumu açtı ve yarım saat sonra varmıştık. Güzel bir yere benziyordu.

İçeri girdik ama hava güzel olduğu için açık alanda oturmaya karar verdik. Köşede bir masaya geçip oturduk. Garson kız yanımıza geldi. "Hoşgeldiniz. Ne alırsınız?" Bayağı tatlı bir kızdı. 20 li yaşlarda olması gerekiyordu tahminimce.

Zehra: Biz serpme kahvaltı alalım.

"İçecek olarak çay, meyve suyu, su, soda, gazoz... Ne istersiniz?"

Begüm: Çay olsun.

Kız siparişleri aldıktan sonra gitti. Bir süre manzaraya baktıktan sonra kızlara baktım,asıl manzaralarıma yani.

Zehra: Ay ilk geceden neler yaşadık ya. Akla mantığa uygun değil yani.

" Evet ya gerçekten. Manyak Veysi. Slaka mıdır nedir?"

Begüm: Şule salağın da ayrı ayar oldum. Hayır madem kocan evi niye bilmiyor? Ya da niye şikayet etmiyorsun, bir de içeri girer diye korkuyorsun? Haklı değil miyim?

"Yani ilk önce ben de öyle düşündüm ama belki tehdit ediliyordu bilemeyiz. Hem ben evli olduklarını düşünmüyorum. O işte başka bir iş var ama çıkar zaten yakında kokusu."

Zehra: Karşı komşularımız polis iş, buradan bunu öğrenmiş olduk. O diğeri ne ara gitti de üniformasını giydi ben onu hiç anlamadım.

Begüm: Nöbeti falan vardır. Ya da adamı korkutmak için giyinmiştir.

Zehra: Olabilir. Sonradan gelmişti zaten. O arada giymiştir.

"Hazır aklımdayken teşekkür ederim Begüm. Cüzdan için."

Begüm boş boş bana baktı. Ne diyor bu salak der gibi.

Begüm: Ne cüzdanı be, ne diyor bu? İyice kafayı yedi vallahi.

Zehra: Emir bey Veysi salağını götürdükten sonra bunlar Alperen 'bey' ile arma yarışı verdiler ya. Sen de gittin cüzdanını verdin bunun. Ondan bahsediyor.

"Aynen ondan bahsediyorum."

Begüm: He onu diyorsun. Ne demek canım. Seni orda öyle bırakacak değildim ya. Hayır anlamadığım ona rağmen adam gülmeye devam etti. Ben bir tane geçirirsin diye düşünmüştüm. Silah da elindeydi aslında niye vurmadın?

Gülüşüm sönüp eski yüz ifadem geri gelince Zehra'ya baktım.

"Başladık yine."

Zehra: Aynen Begüm vursun adamı. Salak mısın sen ya?

"Kızım adam komiser. Vursam kaç yıldan başlar haberin var mı senin? Ayrıca niye vuruyorum adamı gülüyor diye?"

Begüm: Vuramam diyorsun yani.

Diyerek gülmeye başladı. Sabır Allah'ıma gerçekten sabır.

"Begüm. Sana şuradan bir tane geçireceğim şimdi. Saçmalamasana."

Böyle diyorum ama asla yapmam. Kıyamam yani. Bizim anlaşma şeklimiz bu ne yapabilirim?

Begüm: Ay tamam be, bir şey demedim.

O sırada kahvaltımız gelmişti. Yavaş yavaş kahvaltımızı yapmaya başlamıştık. Yarım saat sonra kahvaltımızı yapmış, çayımızı içiyorduk. Telefonumu çıkarıp not defterini açtım.

"Zehra söyle alınacakları, not edelim. Markette vakit kaybetmeyiz. Ama sadece temizlik malzemelerini alalım diyorum ben. Mutfak alışverişini internetten söyleyelim. Olur mu?"

Begüm: Olur bence ya. Hem vakit kaybetmeden evi temizlemiş oluruz. Kalan günler de dinleniriz.

Zehra: Olur olur. Söyleyeyim şimdi.

Biraz düşündükten sonra saymaya başladı.

Zehra: Beyazlar için toz deterjan, renkliler için toz deterjan, sıvı deterjan, yumuşatıcı, arap sabunu, tuz ruhu, cam silme suyu, bulaşık deterjanı, makine için tablet, sünger, bez...

Bunun gibi bir sürü şey saymaya devam etti. Bir kaç dakika sonra upuzun bir liste ile biraz bakıştım.

"Maşallah... Ne diyeyim?"

Begüm: Şöyle düşün bir kez alacağız, ondan sonra bittikçe alacağız. Yeni ev sonuçta.

Biraz daha bu duruma şaşırdıktan sonra birer bardak daha çay içtik ve hesabı ödeyip kalktık.

Arabaya binip markete geçtik hemen. Bir tane market arabası aldı Begüm. Rafların arasında dolaşmaya başladık.

Yaklaşık yarım saat geçtikten sonra bir kaç şey dışında çoğunu tamamlamıştık.

Begüm: Ay bu ağırlaştı iyice gitmiyor.

"Ben alayım mı biraz?"

Begüm: Olur olur, al.

Zehra yere çökmüş yumuşatıcı kokluyordu. Ben arabanın başına geçtim Begüm de Zehra'nın yanına.

"Az kokla az, kafan güzel olacak şimdi."

Zehra: Abartma ya, çok koklamıyorum.

Bir kaç dakika sonra Begüm ile birlikte lacivert kutulu olan yumuşatıcıyı beğeniler.

Begüm: İki tane alsana , hemen biter bu.

"Bencede iki alalım. Bir tık küçük zaten, sürekli bunu almaya mı geleceğiz?"

Zehra: Tamam iki alalım o zaman.

Kalan malzemeleri de bulduktan sonra kasaya geçtik. Üç kişi poşetliyorduk ama yetmediği için ekstradan bir çalışan yanımıza gelip yardım etti. Anca bitirdik zaten. Ödemeyi yaptıktan sonra poşetleri bagaja koyduk. Allah'tan ileri görüşlü kızçeler olarak jeep tercih etmiştik. Yoksa gelirken valizler, şimdi de poşetleri sığdıramazdık.

Bagağı kapatıp tekrar yerimizi aldık ve eve doğru yola çıktık.

Eve vardığımızda saat daha yeni on ikiydi. Bu iyi bir şey bence.

Arabayı park edip poşetleri yere indirdik. Sonra ikişer ikişer çıkarırken bir adam binaya doğru yaklaştı. İçeri girerken bizim poşetleri görünce durdu. "Merhaba, iyi günler. Yanlış anlamazsanız yardım etmemi ister misiniz?"

Begüm: Hayır teşekkürler, biz hallediyoruz.

Begüm'ün millete olan şu tutumuna bayılıyorum gerçekten ya. Harika, biz dışında kimseyi sevmiyor. Tabiki seviyor ama yani böyle şeyler olunca genelde öldürmesi geliyor. Bazen bizi de sevdiği şüpheli gerçi ama olsun.

Zehra: Zahmet olmasın, biz hallediyoruz zaten. Teşekkürler.

Adam kısaca Zehra'ya bakıp bakışlarını Begüm'e çevirdi. Esmer, kahve gözlü bir adamdı. Kısa bir süre, ama Begüm için uzun, baktıktan sonra "Yok zahmet olmaz ama siz bilirsiniz tabi ki. İyi günler." deyip binaya doğru yürüdü.

"Bu binada mı oturuyorsunuz?"

Adam durup bize döndü tekrar. "Yok, bugün taşındım sayılır."

Begüm: Bina da başka boş daire yok diye biliyordum.

Adam bakışlarını tekrar Begüm'e çevirdi. "Tek değilim, iki tane polis arkadaşım var. Çocukluk arkadaşıyız. Onların yanına taşınıyorum." dedi.

Polis? İki polis? Aynı anda kızlarla bakıştık. Büyük ihtimalle hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk şu an.

Adam bizim susmamızı anlamamıştır sanırım. Bir süre bize baktıktan sonra "Bir şey mi oldu?" diye sordu. Beni bir gülme aldı nedensizce ama kendimi tutmayı başararak yere çevirdim gözlerimi.

Begüm: Yok, bir şey olmadı. Kusura bakmayın, iyi günler.

Diyerek iki tane poşeti alıp binaya girdi ve merdivenleri çıkmaya başladı. Adam bir süre Begüm'ün arkasından baktı. Çok kısaydı ama baktı. İşte şimdi sıra bendeydi. Madem o Alperen bey üzerinden bana imada bulunuyordu ben de bu adam üzerinden yapabilirdim. Her şey karşılıklı sonuçta.

Adam bizim istememiş üzerine ısrar etmeyip binaya girdi. Kalan poşetleri de Zehra ile bölüşüp bizde çıktık yukarı. Ve tahmin ettiğimiz gibi adam tam olarak karşı dairemizdeki 'İki polis' arkadaşının yanına taşınıyordu. Bizim de karşı eve girdiğimizi görünce bir şey demedi ama önünü dönünce güldüğünü düşünüyorum. O kapıyı çalarken bizde elimizdeki poşetleri kapıdan Begüm'e veriyorduk. Zehra poşetleri Begüm'e verip içeri geçti. Ben de elimdekileri Zehra'ya verirken karşı dairenin kapısı açıldı. "Emre, hoş geldin kardeşim."diye bir ses geldi bir kaç saniye sonra. Emir beyin sesiydi.

" Zehra arabanın anahtarını versene. Benzin almaya gideyim, gelirim hemen. Siz de dinlenmiş olursunuz." dedim ve anahtarları Zehra'dan aldım. Aşağı inerken başımla komşularımıza selam verdim ve indim.

ZEHRA'DAN

Eylem'den poşetleri aldıktan sonra anahtarı verdim ve o gitti. Poşetleri içeri bıraktıktan sonra ayakkabıları toplayıp kapıyı kapatmak için kapıya gidince karşı evin kapısı hala açıktı. Poşet ve valiz taşıyordu Emir bey ve yeni komşumuz. Bir an Emir bey ile göz göze geldik. "İyi günler." dedi gülümseyerek.

"İyi günler." dedim aynı gülümseme ile karşılık vererek. "Nasılsınız Zehra hanım? En son ifade vermeye gelmişsiniz ama görmedim ben sizi." diye sordu. Niye görecekse?

"İyiyiz, bir sıkıntı yok. İlk günden böyle bir şey yaşamamız garip oldu ama geçti gitti. Görmediyseniz nereden biliyorsunuz geldiğimizi?"

Bir bana bir arkamda duran Begüm'e baktı. Sonra tekrar bana döndü. "Begüm hanım biraz ainirliymiş sanırım. Oradan duydum." dedi. Anlayabiliyorum çünkü bizim canım arkadaşımız sinirli sinirli ifade vermişti. Veysi salağı da binada bunun dediklerini söyleyip şikayetçi olmak isteyince daha da sinirlenmişti. Allah'tan şikayetçi olamadı. Bir de olsa karakolu yıkacaktı sanırım. Aslında o kadar abartmaya gerek yok ama anlaşılan karakolda biraz ünlü olmuşuz.

"Yani... Olabilir böyle şeyler bazen. Gecenin bir yarısı kapımız yumruklanınca sinirlendi tabi."

Bir şey demedi, hak veriyordu bence. "Bencede,haklısınız zaten bir şey diyemem." dedi. Bir şey demeden bir kaç saniye durduk. Ne diyecektik ki mantıken?

"İyi günler o zaman." dedim. "İyi günler." dedi o da ve kapıyı kapattık.

Kapıyı kapatıp ayakkabıları ayakkabılığa yerleştirirken düşündüm hemen. Sabah olaylardan fark edememiştir ama gözleri bayağı yeşildi. Ama açık yeşil değil koyu yeşil mi denir? Öyle bir şey işte, tam bilmiyorum. Her neyse.

Arkamı dönüp Begüm'e baktım. O da durmuş beni izliyordu.

"Karakolda adın çıkmış bak."

Begüm: Çıkacak tabi. Asma bir de bana suç atamaya çalışıyordu sessiz mi kalsaydım. Hem bak, polis bile bana hak veriyor.

"Tamam canım bir şey mi dedim ben. Yürü geç oturalım. Eylem gelince başlarız temizliğe."

Begüm: O nereye gitti?

"Benzin almaya benzinliğe gitti. Gelir birazdan."

Balkona geçip oturduk. Perdeleri de çektik, başımızı açtık. Oturduk bayağı bir süre.

Biz otururken Eylem de geldi. Arabayı görünce aşağıya bakıp izlemeye başladık. Arabadan inip binaya girince Begüm de kapıya koştu. Bende içeri geçtim.

Eylem: Hadi oturmadan başlayalım. Odaları temizleyelim detaylıca. Sonra mutfağı temizleriz. Yarın da salonu koridoru falan hallederiz.

"Tamam. İyi hadi değil üstünü de başlayalım."

Eylem hemen elini yıkayıp üstünü değişti. Sonrasında işte işimiz başlamıştı...

Önce yattığımız odayı temizlemeye karar verdik. Çarşafları yeni takmıştı ama yatakların başını falan silmemişrik sonuçta. Üçümüzde biraz huylu olunca çıkarmaya karar verdik. Çarşafları makineye attık ama kısa programa. Onlar yıkanırken bizde yatakları, masaları çekip süpürüp sildik bir güzel. Eylem camı silliyordu, ben süpürmüştüm şimdi de yatakların başlarının tozunu alıyordum. Begüm de yerleri silliyordu. Ben masaları ve dolapları silmeye geçince Begüm de yıkanan Çarşafları balkona asmaya gitti.

Saat 18.54

İki odayı ve mutfağı temizlemiştik. Mutfağın eşyalarını daha yerleştirmemiştik, çünkü odaları temizleyip eşyalarımızı yerleştirmek uzun sürmüştü. İki kişilik odada ben ile Begüm, tekli odada da Eylem kalacaktı. Anca yerleştirmiştik odaları. Halılar balkonda havalanıyordu onları sere ektik birazdan.

Mutfağı da halletmiştik,ama yerleştirmemiştik. Ama sonuç olarak artık temizdi. Yarın yerleştiririz zaten. Ama bir sıkıntımız var ki çok acıktık. Ve evde yemeye dair bir şey yok. Elimizde olan tek şey gelirken aldığımız mısır ekmeği. O da çok az.

Eylem: Ne yiyeceğiz şimdi?

Begüm: Dışarı çıkamam valla. Aşırı yoruldum.

"Bizde yorulduk zaten gidemeyiz. Biraz otursak sonra düşünsek olmaz mı? Vallahi çok yoruldum"

İkisinide cazip gelmişti ki direkt koltuklara serildik. Koltukları süpürüp silmedik ama zaten duşa gireceğimiz için sıkıntı yok.

Tam oturduğumuz sırada kapı çaldı. Bu sefer düzgün ve kibar bir şekilde çalındı ama şükür.

Yazmam başımda olduğu için direkt ben kalktım.

"Ben bakarım."

Kapıya gidip delikten bakınca Emir'i gördüm. Ne olduğunu anlamadım ama beklemeden açtım kapıyı.

"Emir bey"

"Merhaba Zehra hanım. Rahatsız ettik kusura bakmayın."

"Yok ne kusuru? Buyurun, bir şey mi oldu?"

"Yok bir şey olmadı. Şimdi şöyle... Evi temizlediniz bugün sanırım. Sabah Emre, bizim arkadaşımız sizi görmüş aşağıda. Mutfak malzemesi yoktu deyince, bir de temizlik yaptığınızı tahmin ettiğimizden yemek yapamamışsınızdır diye düşündük. Yanlış anlamayın lütfen, biz komşusever insanlarız. Yemek yaptık kabul ederseniz... "

Açıkçası şaşkınım. Hatta bayağı şaşkınım. Resmen hazır el yapımı yemek. Aslında iyi olurdu ama yine de Eylem'le Begüm'e sormak istedim.

"... Ben bir kızlara sorayım. " dedim. O da tabii anlamında başını salladı. Kapıyı yarım açık bırakıp salona gittim hemen.

"Çabuk söyleyin, boş boş bakmayın. Emir bey gelmiş. Temizlik yaptığımız için yemeğimiz olmadığını düşünmüşler ve yemek yapmışlar. Kabul eder misiniz diye soruyorlar. Ne diyeyim?"

İkiside şaşırmış bana bakıyordu.

Begüm: Kabul etmesek mi acaba? Ama çok da açız ne yapsak? Sence?

Eylem: Bilemedim ki. Bir şey olmaz ya, bu insanlar polis. Bir şey olmaz, hem zaten açız. Bu seferlik alalım, sonra bir şey yapıp veririz. Dur geliyorum.

Eylem kalkıp başını örterken ben tekrar kapıya gittim. Bizim kapının bir kaç adım gerisinde Emir, onların evin kapısında da Alperen bey duruyordu. Tekrar gelince bana baktılar.

"Ya böyle olunca da çok mahcup oluyoruz ama... Kabul edelim bu seferlik." deyince ikiside olur mu hiç öyle şey falan dediler. Sonra Eylem de geldi arkadan, selamlaştılar.

Eylem: Merhaba.

Alperen bey "Merhaba" dedi direkt. Emir bey de başıyla selam verdikten sonra Alperen beyden bir tepsi alıp bize verdi.

Eylem: Çok teşekkür ederiz de keşke zahmet etmeseydiniz. Hiç olmadı böyle.

"Olsun ya ne olacak? Her zaman yaptığımızın miktarını artırdık sadece. Bugün biz yardım ederiz, zamanı gelir siz bize yardım edersiniz. Komşuyuz artık, olur böyle şeyler." dedi Alperen bey. Bu adamı ilk kez bu kadar uzun açıklama yaptığını görüyorum. Gerçi daha ikinci görüşüm falan ama olsun, garip.

Emir beyden tepsiyi aldıktan sonra teşekkür ettik yine.

"Çok teşekkür ederiz tekrardan, elinize sağlık. "

"Afiyet olsun Zehra hanım, iyi akşamlar."

Kapıyı kapatıp içeri gittik. Tepsiyi balkona masaya koydum. Kapakları açıp bakınca birinde pilav, birinde fırında tavuk patates, birinde de cacık vardı. Gayette güzel görünüyordu açıkçası.

"Güzel yapmış gibiler."

Eylem: Gibi değil, güzel bence. Baksana pilava, tane tane. Beceriyorlar demekki.

Begüm: Erkeklerin becerisi var mıydı ya?

Eylem:Varmış demek ki.

"Demek ki."

Tabak, kaşık getirip balkona oturduk ve komşularımızın verdiği yemeklerle karnımızı doyurduk. Gerçekten de güzel olmuş. Yemek yedikten sonra teker teker duşa girdik ve balkona geçtik tekrar. Çay içtik, sohbet ettik, telefona baktık derken saat çoktan 00.00 olmuştu. Balkonu toplayıp odalara geçtik ve bu gün de bu şekilde bitmişti. Zaten o kadar yorulmuşum ki yattığımız gibi uyumuşuz hepimiz. Eylem'im bugün kendi odasında yattığı için üzüldük biraz demek isterdim ama üzülmeye vakit bulamadan uyumuşuz zaten...