1. bölüm / 1
KAYIP FREKANSSeçenek-1
Bölümler 1Şu an: Seçenek-1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 1: Kilit ve Anahtar (10 Yıl Önce)
Beyazın, yalnızca beyazın hüküm sürdüğü bir oda. Duvarlar, zihindeki her türlü yankıyı yutacak kadar kalın akustik panellerle kaplıydı. Havada keskin bir antiseptik kokusu ve lambaların çıkardığı o hafif, tiz vızıltı vardı.
On yaşındaki Marsel, soğuk metal masaya uzatıldığında elleri titriyordu. Göğsünün üzerindeki tulumun kumaşı sıyrılmış, sol karnının üzerine değen metalik cihazın dondurucu soğukluğu derisini dağlar gibi yakmıştı. Gözlerini kapattığında İzmir’deki evlerinin bahçesini, portakal ağaçlarının altındaki rüzgârı hatırlamaya çalıştı ama zihni sanki pamukla doldurulmuş gibi bulanıktı.
“Klinik protokol 42-B aktif,” dedi beyaz önlüklü silüetlerden biri, sesinde insanî hiçbir sıcaklık yoktu. “Özne-1 stabil. Mühürleme başlatılıyor.”
Marsel’in karnına bastırılan lazer uçlu cihaz, cildine derin ve kusursuz bir kavis çizdi. Küçük kız acıyla dişlerini sıktı, hıçkırığını içine gömmeye çalıştı; çünkü onlara ağlamamaları gerektiği söylenmişti. Kanın sıcaklığı teninden süzülürken, o kesiğin üzerine enjekte edilen özel nanoteknolojik mürekkep bir yıldız formunu aldı. Yıldız dövmesi. Zihnine atılan ilk kilit buydu.
Aynı dakikalarda, koridorun diğer ucundaki başka bir tecrit odasında, on iki yaşındaki Talay vardı.
Talay, Marsel’e kıyasla daha dik ve öfkeliydi. Çanakkale’deki sahil kasabasından buraya nasıl getirildiğini hatırlamıyordu; zihni dün geceye ait büyük bir boşluktan ibaretti. Kolunun üzerine bastıran çelik kelepçelere karşı koymaya çalıştı ama elleri tutmuyordu.
“Özne-2 direnç gösteriyor,” dedi başka bir ses.
“Önemi yok, frekans eşitlemesi %90’a ulaştı. Bağlantıyı kurun.”
Talay’ın sol koluna indirilen lazer, cildini yakarak önce keskin çizgili bir güneş, ardından etrafını saran bir ay motifi çizdi. Ay ve Güneş dövmesi. Canı yanıyordu ama acıdan ziyade zihninin içinde bir şeylerin zorla yerinden oynadığını, kabloların birbirine bağlandığını hissediyordu.
O an, iki ayrı odadaki iki çocuk, aynı anda başlarını geriye atıp sessiz bir çığlık kopardılar.
Fiziksel olarak aralarında kilometrelerce koridor vardı ama o odalardaki büyük bilgisayar ekranlarında dalga boyları birbirine çarptı ve tek bir çizgi hâline geldi.
Marsel’in zihninde aniden Çanakkale’nin o tuzlu deniz kokusu, Talay’ın gördüğü rüya belirdi. Talay ise aynı saniyede, İzmir’in sıcak yaz akşamındaki limon çiçeklerinin kokusunu ve bir kız çocuğunun kalp atışını kendi göğsünde hissetti.
“Frekans kilitlendi,” dedi baş araştırmacı, büyük camın arkasından izlerken gözlerinde saplantılı bir parıltıyla. “Zihinler mühürlendi. Şimdi hafızalarını silin ve onları en uzağa savurun. Bu ağ, doğru zaman geldiğinde kendi kendine uyanacak.”
Sonra karanlık. Derin, soğuk ve her şeyi silen bir siyahlık.
Çocukların gözlerindeki o anlık bilinç ışığı söndü. Onları bu binaya getiren hatıralar, ailelerinin yüzleri, hatta kendi isimleri bile zihinlerinden kazınıp çıkarıldı. Geride kalan tek şey, tenlerindeki o mühürler ve beyinlerinin en derin köşesine gömülen, zamanı geldiğinde patlamayı bekleyen o Kayıp Frekans’tı.
Bölüm etkileşimi
