1. bölüm / 3
Kayan yıldızİlk gün, ilk yanlış
Bölümler 3Şu an: İlk gün, ilk yanlış
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yıldız
Sabah okula gitmek için sabah erkenden kalkmıştım . Sabah kalkmayı pek sevmiyordum ama mecburum sınıfta kalmak istemem. Şuan onbirinci sınıfın ikinci dönemiudi
5 de kalktım ve kendimi sıcakcık bir banyoya attım. Hızlıca duş aldıktan sonra üzerime forma, formanın üzerine ise bordo simli bir sweatshirt giydim. Hava Aralık ayı olduğu için buz gibiydi. Pantolon olarak siyah bol düz bir kot pantolon giydim. Aslında dar bir şeyler giysem daha çok yakışırdı vücudum Spor yaptığım için kıvrımlıydı ama tercihim değildi.
Malum okulda tüm erkekler sapık gibi bakıyorlar anlamış değilim. Okulumu pek sevmiyorum, daha doğrusu onlar beni sevmiyor açıkçası .17 yaşıma geldiğim için şükrediyorum ama bunu babama yada anneme diyemiyorum. Çünkü babam yanımda değil ve annemin üzülmesini istemiyordum.
Babam Almanyalı annem ise Antalya’da doğmuş, şuanda Antalya’da yaşıyoruz. Annem ve babam üniversitede tanışmışlar ve evlenmişler. Babam Almanyalı olduğu için orada yaşamak istemiş ama annem Türkiye’de kalmak istediğini yabancı ülkede olmak istemediğini söylemiş, babam dinlememiş mecbur Almanya’da 5 sene kalmışlar, annem 2. Senesinde bana hamile kaldığı için Türkiye’ye dönmek daha da zorlaşmış çünkü babam, annemin tek başına hamilelik geçirmesini istememiş. Ben 2 yaş 3 aylıkken annem bir şekilde tekrar Antalya’ya taşınmış. Babamı ayda sadece 2-3 kez görürüm, bazenleri ise aylarca eve gelmez. Artık eve gelse bile yabancıdan farklı değil zaten sadece ben baba diyorum o kızım başka yakınlığımız yok.
Sarı ve dalgalı saçlarımı tarayıp fön çektim. Ve bakım kremi sürüp açık bıraktım. Açık tenime çok çok az kapatıcı sürdüm aslında gerek yoktu çünkü göz altlarım mor değildi ve sivilcem ise yok denecek kadar az. Yeşil ve mavi karışımı gözlerime maskara sürdüm. Çok az da ruj ve gloss. Hazırım
Banyodan çıktıktan sonra atkım, montum ve eldivenimi giydim. Çantamı ve motor anahtarını aldım.
Evet motor kullanıyordum ve bu en sevdiğim şeylerden biriydi dün yağmur yağmadığı için bugün motor kullanabilirdim.
15 dakika sonra ...
Okulun bahcesinden içeri girmiştim bana tuhaf bakıyorlardı ama bir türlü anlayamamıştım.
Motorumu bir kenara bıraktım ve okulun kapısına doğru yürümeye başladım.
Çantam beni yorgunluktan öldürecekti belim kopacak gibi hissediyordum o derece ağırdı. Bir güne 9 dersim koyulur arkadaş.
Kapıdan içeriye girdiğimde onları gördüm. Cenk (eski sevgilim) yanında Rabia. Cenk’in eli Rabia’nın omuzundaydı yani sarılıyordu. Pekte umrumda değil açıkcası, ben Rabia’ya acıyordum.
Rabia’nın sol tarafında ise Erdem vardı.
Açıkçası erdemi yanında tutmasının tek nedeni ayak işlerini ona yaptırması ve erdemin her seferinde de her söyleneni yapmasıydı.
‘enayimi bu çocuk’ dedi iç sesim.
İçeri girdim ve onlara bakmadan dümdüz merdivenlere ilerlemeye başladım.
Cenk “Yıldız” diyerek adımı seslendi
Mecburen arkamı dönüp ‘ne istiyorsun’ dercesine baktım.
Yanıma gelip “naber ya bayadır konuşmuyoruz, bir ara beraber vakit geçirelim” diyerek göz kırptı
KÖR ŞEYTANLAR AL ŞU CANTAYI YEDİR diyor ama ben Medeni(!) bir insandım
Hiç duymamış gibi yapar geri sınıfıma yürümeye başladım.
Yanında sevgilisi varken bana dediğine bak
Rabia’nın genişlik baya fazla galiba, sevgilisi başka kızlara yavşarken o orda gülüyor.
Ya sabırrr
Sınıfıma çıktım ve yerine oturdum. Zil çalmıştı ve ilk ders Türkçeydi sevdiğim bir ders olduğu için uyumamaya karar verdim hoca gelene kadar kulaklığımdan müzik açtım
10 dakika sonra hoca geldi ve ders anlatmaya başladı. Derse biraz katıldım birazda uyumuştum.
Saatler böyle geçerek 12 olmuştu öğle arası. Yanıma biraz para aldım ve aşağı kata kantine indim kantinimiz çok büyük değildi bu yüzden çok kişi burada oturmayı tercih etmezdi.
Kantin zemin kattaydı ve ben seviyordum. Burda çalışanlar buraya ferah ve temiz tutuyorlardı.
Buranın bir alt katı daha var ama oraya hiç inmedim.
Yine her zamanki gibi yemek içecek ve tatlı aldım ve arka tarafta bir yere oturdum. Yemeğimi yerken arkamda birin hissettim. Arkama döndüğümde gördüm
Cenk’ti
Hiç bakmadaydım keşke, gözüm kanıyorrr
Hiç aldırmadan önüme dönüp telefonumu çıkarttım ve onla uğraştım
Bir kaç dakika sonra Cenk karşıma oturdu.
“Yıldız” kafamı kaldırıp Cenk’e baktım.
“Yıldız ben barışmak istiyorum” birden yanıma gelip dizlerinin üzerine çöktü ve ellerimi tuttu. “Ben sana yaptığım şeyler için çok pişmanım Yıldız, lütfen geri barışalım, lütfen...” derken timsah göz yaşları döküyordu
“Barışalım mı?” diyerek sesli bir şekilde güldüm. “Bana yaptığın bunca zorbalıktan sonra barışmak mı istiyorsun? Bak bakım benim anlımda enayimi yazıyor” ciddi bir şekilde bakıyordum ve biryandan ellerimi çekmeye çalışıyordum.
“Yok valla yazmıyor benim salaklığım. Lütfen diyorum bak ben kimseye yalvarmam”
ne demek istiyoruz bu? Kimseye yalvarmam derken beni hayatındaki değerli biriymişim gibi hissettirmeye çalışıyordu fakat yemezdim. Bana yalvarırken Allah bilir kaç tane flörtü daha vardı. Kesin Rabia’dan ayrıldığı için geldi kesin.
Ayağa kalktım ve daha fazla uzatmadan sınıfa çıktım hiç uğraşmadım.
Ne kadar anlatsamda yüzsüz olduğu için barışmak istediğini söyleyecekti
Zil çaldı ve tarih dersine girdik. Benim için uyku vakti yani.
Tarihim iyi olduğu için çokça dert etmiyordum.
Kulaklığımdan müzik açtım ve montumu sıraya yastık gibi koyup uyudum.
2 YIL ÖNCE
Liseye yeni başlamıştım. Üzerimde kıpır kıpır oluyor ,heyecanlanıyordum
Yeni okul
Yeni sınıf
Yeni arkadaşlar
Üzerimde arkadaş edinebilecek miyim derdi vardı.
Okulun bahçesine girmiştim. Okullar açılmadan önce okulun çevresini gezme fırsatım olmuştu.
Giriş kapısının sağ tarafında kocaman halı saha vardı. Sahanın biraz aşağısında voleybol sahası vardı.
Ben geldiğimde burada kimse yoktu ama şuan çoğu öğrenci topların peşinde koşturup oynuyorlar arada kavga ediyorlar arada gülüyorlardı.
Kapının sol tarafında ortada büyük bir kamelya, etrafında küçük banklar ve ağaçlar vardı. Bazı ağaçlara kuş kafesi koyulmuştu fakat kafeslerin üzerleri boyanmış bir vaziyetteydi.
Baya geniş ve ferah bir okula benziyordu. Kapının tam karşısında ileride okul vardı.
Okulun arka bahçesi küçük ve hiç bir şey yoktu.
Sınıfımı bildiğim için sınıfıma doğru yürümeye başladım. Sınıfa girdiğimde çoğu kişi sınıftaydı ve boş sıra azdı.
Gözüme tatlı ve masum gelen bir kızın yanına doğru gittim.
“Selam oturabilir miyim?”
Kız hemen gülümsedi ve karşılık verdi
“Selam tabi ki otur” diyerek eliyle sandalyeyi gösterdi. Bende hemen yerleşip kıza doğru döndüm.
“ ben yıldız” diyerek elimi uzattım
“Bende Rabia. Memnun oldum” ikimizde gülümsedik.
Saate baktım daha dersin başlamasına vardı. Rabia’ya dönüp.
“Derse daha var aşağıya inelim mi?”
Kafasını ‘olur’ anlamında aşağı yukarı salladı.
Merdivenlerden inmeye başlamıştık.
“nerelisin?” diyerek sordu .
“Almanya’da doğdum ama Antalya’da büyüdüm. Babam Alman, annem Türk. Sen nerelisin?”
“Türkiye de büyümen güzel olmuş” diyerek ekledi “ben Kahramanmaraşlıyım ama yakın zamanda buraya taşındık”
“cidden mi? Maraş’ı hep merak etmişimdir nasıl bir yer”
“ çok güzel. Anlatılmaz yaşanır, bir gün kesinlikle git”
“ ölmezden önce yapılacaklar listesine ekledim bunu” dedim ve ikimizde güldük bahçeye çıkmış etrafta dolanıyorduk.
Arka bahçeye doğru yürüyorduk. Tam dönüp arka bahçeye giricekken bir ses geldi. Sanki biri, birine tekme atıyordu.
“Yapmayın lütfen” bir tekme daha “İstediğinizi yaparım, lütfen rahat bırakın beni”
Bir anda duraksadık ve Rabiayla birbirimize baktık ikimizdende çıt çıkmıyordu
Kafamızı duvara yakınlaştırıp gizlice bakmaya çalıştık. Doğru tahmin etmiştim. Biri yerde yatmış neredeyse cenin pozisyonuna gelmişti ve elleriyle kafasını tutuyordu. Hemen önünde biri ayakta durmuş ve ona bakıyordu. Aynı şekilde sağında ve solunda iki kişi daha vardı. Aklımda bir sürü soru oluştu. Neden böyle bişey yapıyorlardı? Bu okul bu kadar kötü bir yer miydi? Soruları kenara bırakıp dinlemeye başladım.
Önümdeki adamdan ses geldi. Sanki mutluydu. Yere doğru eğildi ve adamın çenesinden tutup ona bakmasını sağladı
“istediğimiz malzemeleri bugün getirmen gerekiyordu. Ama sen yalan söyledin” yüzünde korkutucu gülümseme vardı “bunun cezasız kalacağınımı düşündün?”
Yanındaki kişi “eğer bizden biri olmak istiyorsan ilk önce isteklerimizi gerçekleştirmen lazım”
Eğilen adam konuşana baktı ve “sen sus Erdem ben hallediyorum”
Demek adı erdemdi.
Eğilen adam diğer tarafında olana baktı ve el işareti yaparak “Mert, kaldırın Cenki o odaya götürün orda devam edelim” dedi ve bizde Rabia’yla birbirimize baktık ikimizde korkmuştuk
Oradan koşarak ön bahçeye gittik, yakalanmak istemezdik.
Demekki bu okulda yaklaşmamam gereken 3 kişi vardı
MERT,ERDEM VE ADINI DAHA ÖĞRENMEDİGİMİZ ADAM
Hatta adamda denmezdi bunlara çok büyük durmuyorlar açıkçası benden 1 yaş falan büyükler gibi.
Ve bu üç kişinin arasına Cenk de eklenecek gibi duruyordu. En azından duyduklarım bunu söylüyordu.
Rabia’ya baktım. Bembeyaz olmuştu ve bende aynı şekilde olduğuma emindim
“biz az önce ne gördük Rabia”
“umarım duyduğumuzu öğrenmezler, ya bize bişey yaparsalar, bu okulu hiç sevmedim ilk günden olanak bak”
“ bence görmemiş gibi davranalım”
Rabia beni kafa hareketi ile onayladı ve sınıfa çıktık.
O gün sadece bunu düşündüm aklımdaydı sürekli
Cenk dedikleri çocuğun yüzü vücudu, heryeri neredeyse kandı. Çok mide bulandırıyordu. Düşünmemeye çalıştım ama elimde değildi. Adını bilmediğimiz çocuğun adınıda öğrendik
Utku’ydu
Fark ettiyseniz çocuk diyorum çünkü 10. Sınıfa gidiyormuş. Öğrenmemiz çokta zor olmamıştı neredeyse tüm okul onları konuşuyor ve bazıları hayranlık duyuyordu. Duyduklarında göre
Rabia sanki çokta umurunda değilmiş gibi davranıyordu. Hatta bana bir ara gelip “Utku çok yakışıklı değil miydi” bunu duyunca bişey demedim ama tuhaf tuhaf baktım.
Okuldan sonra eve gidip direkt kendimi yatağa attım ve Instagramımı açtım. Bir istek gelmişti.
Cen_k482
O olabilir miydi acaba. Eğer oysa niye istek atsın ki? Merakıma yenik düşüp kabul ettim. Hemen yazdi
-Merhaba(Cenk)
-Merhaba?
-Sizi gördüm(Cenk)
-Pardon kimsiniz?
-Bugün Utku tarafından dövülen çocuk🙃 sizi gördüm ve konuşmak istedim(Cenk)
Kanım dondu. Acaba bişey yaparlar mıydı yoksa cidden tanışmak içinmi yazmıştı.
-Korkma kimseye demeyeceğim, sadece seni orda görünce yazmak istedim.(Cenk)
Korktuğum için cevap vermedim on dakika sonra tekrar yazdı
-İstediğin zaman konusalım iyi geceler(Cenk)
Görüldü atıp çıktım ve uyumak için yattım.
Ertesi gün
Rabia ile evlerimiz yakındı bu yüzden ortak bir yerde buluşmaya karar verdik.
Ben motorumla Rabia’yı aldıktan sonra okula geçtik ve hemen hemen her şey aynıydı. Derse girdik, teneffüste dışarda dolandık ve bol bol Rabia’la konuştuk.
Son teneffüste aşağıya indik. Rabia “az önceki çocuğu gördünmü” diyerek kahkaha attı.
Buyük ihtimalle çocuğun doğum günüydü ve arkadaşları ona küçük bir şaka yapmak istemişlerdi. Bu yüzden heryeri yumurta ve unla kaplı bir şekilde söverek gidiyordu
“Görmez miyim ya, yazık olmuş(!)” diyerek bende güldüm. Bir yandan da bahçeyi turluyorduk
Hafifçe Rabia’nın kulağına eğildim “Duydun mu bizim sınıftan Zeynep erdemle çıkıyormuş” şok olmuş bir şekilde söylüyordum “kıza şimdiden acıyorum nasıl bulaşır ki öyle insanlara aklım almıyor”
Rabia şok içinde baktı
“Neeee! Dün arka bahçede gördüğümüz Erdem mi? İkinci günden sevgilimi olmuşlar? Kız cidden beklemiyordum” gözlerini iyice açmış benden cevap bekliyordu
“ evet ikinci günden ama zeynepte çok güzel Erdem kapmış taş gibi hatunu” dediğimde kahkaha attım rabiada aynı şekilde güldü.
Zil çaldığı için yukarı merdivenlerden çıkmaya başladık. Dünkü olaylar hala aklımdan çıkmıyor çoğu zaman cihanın Instagramımı nerde bulduğunu sorguluyorum. Acaba bizi fark ettikleri için mi cihana yazmasını istemişlerdi bilmiyordum. Sınıfımızın olduğu katta yürüyorduk artık. Ben düşüncelere dalmış gitmiştim. Rabia beni dürttü.
“Yıldız Utku gil orada bak” dedi parmağıyla işaret ederek. Göz devirdim.
‘Valla hepsi birbirinden salak ergenler ya yürüyüşlere bak’ iç sesim çok haklısın ama dışa vuramıyorum seni.
Utku ortada bir yanında Erdem diğer yanında Mert, Mert’in arkasında ise Cenk vardı.
Rabia’ya “Hızlı yürü görmesinler bizi” diyerek kolundan çekiştirdim. Daha hızlı yürümeye başladık.
Utku gil neredeyse 2 adım önümüzden geliyorlardı, karşılıklı yürüyorduk. Yüzümü görmesinler diye kafamı yere eğdim.
O gün onları görmemiş büyük hataydı ve bide bizi tanıyıp rezil etmelerini istemiyordum. Allah bilir ne yaparlardı.
Ayağımın takılmasıyla bir anda burnuma çok sert bişey çarptı ve şu ses geldi.
“Utku aşkımm”
Biz kapının arkasındayken kız kapıyı açmıştı. Ama nasıl açmıştı. Tekmelemiş bile olabilir o derece yani
Dudaklarımdan çığlık koptu. Elimi burnuma görürdüm, kanıyordu ve kesin şişmeye başlamıştı bile.
Herkes bize bakıyordu. Bazıları etrafımıza geçmişti.
İstemsizce yere çöktüm gözlerimden yaşlar, burnumdan kanlar akıyor ve ben ne yapacağımı şaşırıyordum. Rabia neredeydi?
Elim burnumdan akan kanları tutuyor, bir yandan kolumla gözlerimi siliyordum. Artık etrafımda daha çok kişi vardı ve beni daha çok strese sokuyordu. Rabia neredeydi?
Olanları düşündüm. Ayağım nasıl olduysa düz zeminde takılmış aynı saniyede ise kapı hızlı bir şekilde açılmıştı.
“Yıldız” yanıma koşarak biri geldi ve diz çöktü. Elinde biraz peçete vardı. Peceteyi burnuma bastırdı ve yüzümü havaya kaldırdı.
“Peçeteyi tut kımıldama”
Cenk...
Gözlerimden hala yaşlar firar ediyordu.
Biraz daha peçete aldı ve gözlerimi sildi
“Ağlama artık. Çok mu acıyor?” evet anlamında kafamı yukarı aşağı salladım.
“Tamam geçecek ağlama”
“Rabia nerde?” yüzüme tuhaf tuhaf baktı.
“Yanindaki kızi diyorsan bir yere koşarak gitti”
Gitti. Gitsin bakalım
Cenk’e bulanık gözlerle baktız eli ayağina dolanmıştı. Etrafımızdaki insanlar fısıldaşıyordu bu beni gittikçe strese sokarken içlerinden biri “kızı revire götür kanamasını durdurup buz koyarsınız” diyerek adeta emir verdi.
O kişiye baktım. Utku konuşmuştu hemen yanımda arkadaşlarıyla dikilip beni izliyordu.
Cenk kolumdan tutup kaldırmaya çalıştı ama başım dönüyordu ve gözlerimin önünü göremiyordum. Burnum la beraber gözlerim gittikçe şişiyor ve görüş alanını kapatıyordu.
Cenk “ böyle olmayacak” diyerek beni geri yere bıraktı ve kucağına almaya çalıştı. Ve gücü yetmedi aslında sadece 58 kiloydum beni taşıyamayacak kadar güçsüzmü?
Böyle erkek mi olur aq dedi iç sesim, hak veriyorum
Bir anda biri ayaği ile Cenk’e vurup “güçsüz velet çekil şuradan” dedi ve bir anda biri kollarının birini bacağıma diğerini belime koyarak beni havaya kaldırdı. Ben kendi derdinden kimseyi takacak halde değildim.
Hızlı bir şekilde revire gittikçe beni oturttular. Beni alan kişiye baktığımda şok oldum. Utku, evet evet bildiğimiz o utku.
Ben uykuyu incelerken o hemşireyi çağırmış bana olanlari anlatıyordu. “Burnuna çok hızlı kapı çarptı ve başı dönüyormuş” hemşire yanıma gelip burnumu kontrol etti gözlerime ışık tuttu.
Kanamayi durdurmak için pamuk verdi ve çok sürmeden bir şekilde kanamayı durdurduk. Doktor burnunuz hafif incindiğini , baş dönmesinin normal olduğunu ve bir süre burada dinlenmem gerektiğini söyleyip gitti.
Gözlerim hala yaşarıyordu ama artık sadece iç çekerek burnunuz sızısı ay ağlıyordum.
Utku yanıma sandalye çekip oturdu. Bumu duygusuz biriydi, sanki Cenk’i döven Utku gitmiş yerine merhametli beni düşünen biri gelmişti.
“Teşekkür ederim, beni buraya getirdiğin için” aslında biraz korkuyordum Utkudan ama bana karşi nazik gibiydi.
“Kız Arkadaşım yüzünden bu haldesin o yüzden getirdim yoksa umurumda değilsin”
“umurunda değilsem niye hala burdasın kız arkadaşın bekliyordur” kız arkadaşın derken vurgulamıştım. Onu nazikçe kovmuştum, hala niye bekliyor anlamıyorum.
Hiçbir şey demeden ayağa kalktı ve kapıyı kapatıp gitti. Sözümü dinlemesini beklemiyordum açıkçası.
Biraz zaman geçtikten sonra Cenk geldi “daha iyi misin ?” kafamı evet anlamında aşağı yukarı salladım.
“gelmene gerek yoktu daha yeni tanışıyoruz beni bu kadar önemseme” dedim
“Daha yeni tanışıyoruz ama ben sanki seni yıllardır tanıyomuş gibi hissediyorum yıldız” sözleriyle dönüp kaldım. Sacmalıyormu yoksa ciddiydi anlayamıyorum. “akşam yazarım, hoşça kal” dedi ve gitti.
Rabia yanıma gelmemişti. Acaba başına bir şey mi geldi, yoksa benim bilmediğim bişey mi vardı? Bilemiyorum...
Bölüm etkileşimi
