Katili Koruma kitap kapağı

1. bölüm / 1

Katili Koruma

Oyun başlıyor

Vaveyla Yazarı: Helin Doğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Oyun başlıyor
  1. 1 Oyun başlıyor2.779 kelime · Okuduğun bölüm

Her yeni gün yeni umutlar yeni hayaller demekmiş ama Azad hayal kurmayı geleceğe dair gereksiz yere umutlanmayı çoktan bırakmıştı Şimdilik asıl hedefi bir kiralık katil olarak karşısında oturan kadının gösterdiği resimdeki genç kızı öldürmekti.

Azad bir süre daha fotoğrafa baktıktan sonra telefonu ona heyecanla bakan kadına uzatırken. "Sevda Hanım merakım maruz görün ama sormadan da edemeyeceğim bir insan kendi kızının ölmesini neden ister ki?" diye sordu.

Sevda sanki bu soruyu bekliyormuşcasına kendinden emin bir tavırla. "Kimse istemez sanırım ki... Ben de istemezdim ama, Melsa benim öz kızım değil. İşte bu yüzden böyle saçma sorular sormak yerine işini yap." deyip çantasından bir şeyler aramaya başladı. Azad bardağındaki son yudum içkiyi de içtikten sonra... "Yani benden üvey kızınızı öldürmemi istiyorsunuz doğru anlamışım değil mi?"

Sevda memnuniyetle gülümseyip. "Evet ve en az 6 ayın var."dedi. Sonunda çantasından aradığı şeyi bulup. "Ah... Bu arada bu kartvizit sende dursun üstteki numara benim alttaki isim Melsa'nın"dediğinde.

Azad kartı onu uzatan Sevda'ya " Kartta gerek yok üçünüzün de bilgileri bende kayıtlı." diyip telefonundan rehberi açıp ekranını Sevda'ya çevirerek "Bakın"dedi. Sevda nefesi kesilmişcesine.

" Ama..ama bu nasıl olur? Eşimin bile numarası var. Bir saniye dur beni neden 'Hedef' diye kaydettin?".diyince. Azad piskopatça sırıtıp.

"Sizin içinde teklif verenler oldu."dedi...

O an resmen ölüm sessizliğ oluşmuştu Sevda için. Sonunda sessizliği bozan biri olmuştu. Çalan kapı zili o kasvetli havayı birazcık dağıtmıştı sanki. Sevda kapıyı açmak için ayağa kalkan Azad'ta

" Apal mısın sen? Ya polis geldiyse ne yapacağız o zaman?" diye çıkıştı.Azap Sevda'nın bu lafına karşılık kapıyı göstererek.

"Sevda Hanım birincisi bu ev benim değil, ikincisi her yerde kameralar var, üçüncüsü ise kapıya yerleştirdiğim bir düzenek var. O zile bir kez daha basılırsa ev havaya uçar. Şimdi söyleyin sizin için hala aptal mıyım?"

Sevda daha az Azad'ın cümlesine bitirmesini beklemeden koşarak kapıyı açtı. Gelenin kim olduğunu bile bakmadan.

Azad'a doğru öfkeyle " Manyak ,psikopat seni dava edeceğim " diye bağırarak tekrar eskiii yerine oturdu. Azad, Sevda'yı takmayıp kapıda onları hayretle izleyen kuryeye. "Elindekiler oraya bırakıp, sağındaki üst çekmeceden kırmızı cüzdanı al ve git." dediğinde. Kurye bir an afalayıp.

Anlamadım beyefendi cüzdanı mı almamı istediniz?" diye sordu.

Kurye, Azad’ın sözlerine şaşkın bir ifadeyle baktı. Gergin bir şekilde yutkunarak elindeki paketi masaya bıraktı, ardından çekmeceyi açıp bahsedilen kırmızı cüzdanı buldu. Tereddütle Azad’a döndü.

"Ee… gerçekten almamı mı istiyorsunuz?" diye sordu.

Azad başını hafifçe yana eğip sıkılmış bir ifadeyle kuryeye baktı. "Buradan çık ve sorular sormayı bırak. Cüzdanı al, içinde senin için fazlasıyla yeterli bir bahşiş var. Eğer beş saniye içinde çıkmazsan, o cüzdanı senin kafana fırlatırım."

Kurye, gözleri korkuyla açılmış halde cüzdanı kavrayıp arkasına bile bakmadan kapıdan fırladı. Kapı kapanır kapanmaz Sevda, sinirle ayağa fırladı.

"Sen… sen gerçekten delirmişsin! Bu nasıl bir iş anlayışı? Şu an ne yapıyorsun farkında mısın?"

Azad, Sevda’nın gözlerinin içine baktı, umursamazca omzunu silkti. "Sana daha önce söyledim, Sevda Hanım. Bana karşı dürüst olmanız gerek. Eğer biri sizin ölmenizi istiyorsa, bunu bilmek benim hakkım."

Sevda, sinirden titreyerek nefes aldı. "Ve ne yapacaksın? İşleri mi tersine çevireceksin? Beni mi öldüreceksin şimdi?"

Azad, hafifçe sırıttı. "Kim bilir? Belki. Ama önce, bana yalan söylediğin kısımlar hakkında konuşalım. Çünkü ben basit işlere bulaşmam ve senin bu işte sakladığın bir şeyler var."

Sevda’nın yüzü bir an için gerildi. Gözleri kaçamak bakışlarla odanın köşesine kaydı. Azad bunu fark etti ve bıçağını masaya vurup ayağa kalktı.

"Beni aptal yerine koyduğunda ne olduğunu görmek ister misin, Sevda Hanım?"

Sevda bir adım geri çekildi ama sonra dudaklarını sıkarak kendini toparladı. "Sakladığım hiçbir şey yok!"

Azad, başını iki yana sallayarak güldü. "Yanlış cevap."

Sonra aniden hareket edip Sevda’yı kolundan yakaladı ve onu duvara yasladı. Sevda çığlık atacak gibi oldu ama Azad elini ağzına götürüp susturdu.

"Kızın gerçekten üvey kızın mı, yoksa senden saklamamı istediğin başka bir sırrın mı var? Çünkü bir insanın ölmesini istemek için sadece üvey anne olmak yeterli değil."

Sevda, gözleri korku ve öfkeyle parlayarak bir süre Azad’a baktı. Sonunda, derin bir nefes alıp kısık sesle konuştu.

"O kız… Melsa… benim değil ama… benim yüzümden var oldu."

Azad’ın gözleri kısıldı. "Ne demek istiyorsun?"

Sevda, derin bir iç çekti. "O… benim geçmişimin bir hatası. Benden çalınan bir şeyin bedeli."

Azad, başını hafifçe yana eğerek Sevda'yı dikkatle inceledi. "Devam et," dedi soğukkanlılıkla.

Sevda, gözlerini kapatıp fısıldadı.

"Onun ölmesi gerekiyor, Azad. Çünkü eğer ölmezse, ben öleceğim."
Azad, Sevda’nın gözlerinin içine baktı. Kadının titreyen sesi ve yüzündeki korku, ortada basit bir üvey evlat meselesinden fazlasının olduğunu açıkça gösteriyordu. Adam, ilgisini çeken şeyleri kaçırmazdı ve şu an Sevda’nın sakladığı sırrın kokusunu almıştı.

"Kim öldürecek seni, Sevda Hanım?" diye sordu Azad, ellerini cebine koyarak.

Sevda, bir an konuşmamak için direndi. Sonra bakışlarını kaçırarak, "Sana bu kadarını söylemem yeterli," dedi.

Azad gülümsedi. "Hayır, yetmez."

Bıçağını masanın üzerine koyarak ağır adımlarla geri çekildi. "Ben bir kiralık katilim. İşim, bana söylenen kişiyi öldürmek. Ama bana yalan söylendiğinde, oyunun kurallarını ben belirlerim."

Sevda, nefesini tutarak Azad’ın ne yapacağını izliyordu. Azad bıçağını aldı, hızla fırlatarak Sevda’nın yanındaki duvara sapladı. Kadın irkilerek geriye çekildi.

"Şimdi konuşacaksın, yoksa seni öldürmek isteyen kişiyle doğrudan ilgilenirim. Ve emin ol, bu senin için çok daha kötü olur."

Sevda yutkundu. Parmaklarını birbirine kenetleyerek derin bir nefes aldı.

"Melsa benim kızım değil, evet. Ama onun varlığı, beni öldürmek isteyen bir adam için bir tehdit. Eğer Melsa ölmezse, o adam beni öldürecek."

Azad’ın yüzündeki ifade hiç değişmedi. "Kim?"

Sevda sessiz kaldı. Azad kaşlarını kaldırdı. "Kim, Sevda?"

Kadın gözlerini sımsıkı kapattı ve sonunda fısıldadı:

"Reşat Gencer."

Azad’ın gözlerindeki ifade değişti. Reşat Gencer adını biliyordu. Eski bir mafya lideri, yeraltı dünyasında yıllardır sessizce gücünü koruyan biri. Onun isminin geçtiği bir iş, basit bir üvey evlat meselesinden çok daha fazlasıydı.

Azad, hafifçe başını sallayarak tekrar masaya oturdu. İçkisinden bir yudum aldı, ardından Sevda’ya baktı.

"Bu işin içinde Reşat varsa, fiyat artar," dedi soğukkanlı bir şekilde. "Ama önce şu soruya cevap ver: Melsa onun neyi oluyor?"

Sevda, dudaklarını sıktı ve fısıldadı:

"Kızı."
Azad, duyduklarını bir süre sindirmek için sessiz kaldı. Bardaktaki içkiyi ağır çekimle çevirirken Sevda’nın yüzüne dikkatlice baktı.

"Reşat Gencer’in öz kızı, öyle mi?" diye tekrarladı.

Sevda başını yavaşça salladı. "Evet…"

Azad derin bir nefes alıp sandalyesine yaslandı. Bu işin artık sıradan bir infaz olmadığını anlamıştı. Reşat Gencer’in kızı… Eğer onu öldürürse, yeraltı dünyasının en tehlikeli adamlarından birini karşısına alacaktı. Eğer öldürmezse, Sevda'nın dediğine göre Reşat, onu öldürecekti.

Bir süre düşündü. Sonunda gülümseyerek, "Güzel," dedi. "Şimdi bana her şeyi anlat. Melsa’nın kim olduğunu, Reşat’la nasıl bir bağlantın olduğunu ve neden seni öldürmek istiyor?"

Sevda ellerini birbirine kenetleyerek titrek bir sesle konuşmaya başladı.

"Yıllar önce… Reşat’ın yanında çalışıyordum. Onun için muhasebe işleri yapıyordum. Güvenini kazanmıştım. Ama bir gün bir şey öğrendim… Onun için kara para aklayan adamlarından biri, paranın bir kısmını çalıyordu. Bunu fark edip Reşat’a söylediğimde, adamı gözünün önünde öldürdü. O gün bana ‘Bundan sonra bana daha yakın olacaksın’ dedi."

Azad başını hafifçe yana eğdi. "Ve sen de kabul ettin?"

Sevda acı bir gülümsemeyle, "Hayır, reddettim. Ama benim için planları vardı. Bana güveniyordu, ya da öyle sanıyordu. Ben de korkuyordum ama onunla devam etmek istemiyordum. Sonra bir gece, sarhoş olduğunda… Melsa’nın annesini bana emanet etti."

Azad kaşlarını kaldırdı. "Melsa’nın annesi mi?"

Sevda başını salladı. "Evet… Adı Aylin’di. Reşat’ın sevgilisiydi. Ama hamile olduğunu öğrendiğinde, Reşat onu öldürmek istemişti. Aylin kaçmaya çalıştı ama başaramadı. Sonunda, Reşat bana ‘Onunla ilgilen, çocuğu doğurt ve sonra ikisini de ortadan kaldır’ dedi."

Azad sessizce dinliyordu. Sevda devam etti.

"Ben… Aylin’i sakladım. Ona yardım ettim. Çocuğu doğurduğunda, Reşat’a yalan söyledim. ‘Öldüler’ dedim. Ama aslında, Melsa’yı alıp büyüttüm. Reşat’ın bilmediği bir şehirde, başka bir isimle büyüdü. Onun varlığını saklamak için elimden geleni yaptım. Ama bir şekilde, Reşat öğrendi."

Azad, bardaktaki içkiyi tek seferde içip bardağı masaya koydu. "Ve şimdi Melsa’nın yaşadığını bildiğine göre, seni de ortadan kaldırmak istiyor."

Sevda başını salladı. "Evet. Reşat, Melsa’nın yaşadığını biliyor ama onun tam olarak nerede olduğunu bilmiyor. O yüzden önce beni yok etmek istiyor, sonra kızı bulacak. Ben ölmeden Melsa’nın ölmüş olduğuna emin olmak istiyor."

Azad derin bir nefes aldı. Artık olayın çok daha büyük bir oyunun parçası olduğunu anlamıştı. Bu iş sadece bir kiralık katilin görevinden ibaret değildi.

"Yani," dedi Azad, gözlerini kısarak, "Benden, Reşat Gencer’in kızını öldürmemi istiyorsun. Ama aslında bu, seni kurtarmak için bir hamle."

Sevda gözlerini kaçırarak fısıldadı: "Evet…"

Azad başını yavaşça salladı. "Peki. Bir soru daha: Eğer Reşat Melsa’yı bulursa, ona ne yapacak?"

Sevda gözlerini yere indirdi. "Onu yaşatmaz. Reşat Gencer’in kanından bir çocuğun hayatta kalmasını istemez. Onun varlığı, onun gücü için bir tehdit."

Azad, ellerini masaya koyarak yavaşça ayağa kalktı. Bıçağını aldı, cebine koydu ve Sevda’ya baktı.

"Bu iş düşündüğümden daha karmaşık. Ama sana bir şey söyleyeyim, Sevda Hanım."

Kadın ona endişeyle baktı. Azad hafifçe gülümsedi.

"Ben aptal değilim. Ve eğer Reşat bu işin içindeyse, oyunu onun kurallarına göre oynamayacağım."

Sevda yutkundu. "Yani… kabul ediyor musun?"

Azad, paltosunu omzuna attı ve kapıya yöneldi.

"Hayır," dedi soğukkanlılıkla. "Ben kendi planımı yapacağım. Ve bunun ilk adımı, Melsa’yı bulmak."

Sonra kapıyı açıp çıkarken Sevda’nın sesi arkasından yankılandı:

"Azad! Dur, nereye gidiyorsun?"

Azad, duraksadı ama arkasına bakmadı.

"Reşat Gencer’in en büyük hatasını bulmaya…"

Azad kapıyı çekip çıkarken yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Sevda’nın korkusu, çaresizliği… Bunlar ona keyif veriyordu. İnsanların zayıflıklarını görmek, onları ellerinde bir oyuncak gibi hissetmek… İşin en eğlenceli kısmı buydu.

Asansöre binerken cebinden sigarasını çıkardı, yaktı ve aynadaki yansımasına göz ucuyla baktı. Kendini izlemeyi severdi. Bir katilin yüzüne sahip olup olmadığını düşünürdü bazen. Ama hayır, o herhangi bir katil değildi. O, oyunu kontrol eden kişiydi.

"Reşat Gencer… Demek sen büyük patron olduğunu sanıyorsun ha?" diye mırıldandı kendi kendine.

İçinden gülmeye başladı. Küçük işlerle uğraşmaktan sıkılmıştı. Ama şimdi… Şimdi karşısında gerçekten güçlü biri vardı. Ve o gücü kırmak, yerle bir etmek… İşte bu eğlenceli olabilirdi.

Asansörün kapısı açıldığında lobideki birkaç kişi ona meraklı gözlerle baktı. Azad onların bakışlarını görmezden geldi. İnsanlar her zaman bakardı. O ise sadece kendine değer verirdi. Diğerleri? Onlar bir hiçti.

Binadan çıkıp gecenin soğuk havasına adım attı. Sigaranın dumanını havaya üflerken gözleri parladı. Artık yeni bir hedefi vardı. Ama bu kez sadece birini öldürmekle yetinmeyecekti.

Önce Melsa'yı bulacaktı. Sonra Reşat Gencer'e oynaması gereken gerçek oyunu gösterecekti.

Ve en güzeli de, herkesin iplerini elinde tutacak olmasıydı.

"Bakalım kim hayatta kalabilecek?" diye fısıldadı kendi kendine ve gecenin içine doğru kayboldu.

Azad, gecenin içine doğru yürürken yüzünde soğuk bir gülümseme vardı. Reşat Gencer… Onun adını yıllardır duymuştu. Güçlüydü, acımasızdı, korkulan bir adamdı. Ama Azad için bu hiçbir şey ifade etmiyordu. Korkulması gereken kişi Reşat değil, kendisiydi.

Şimdi yapması gereken ilk şey Melsa'yı bulmaktı. Ama sadece onu bulmak yetmezdi. Oyunun kurallarını tamamen değiştirmek istiyordu.

Bir taksiye atladı. Şoför dikiz aynasından ona baktığında, Azad hafifçe eğilip sırıtışını gösterdi.

"Korkuyor musun?" diye sordu aniden.

Şoför afalladı. "Ne?"

Azad gözlerini şoförünkine kilitleyerek tekrar sordu. "Korkuyor musun? Benden?"

Şoför gözlerini kaçırdı. "Eee… nereye gideceksiniz?"

Azad güldü. "Yanlış cevap."

Taksi şoförü bir şey söyleyecek gibi oldu ama Azad ceketinin iç cebinden bıçağını çıkarıp parmaklarının ucunda çevirmeye başlayınca, adamın yüzü kireç gibi oldu.

"Ben nereye gitmek istiyorum biliyor musun?" dedi Azad yavaşça. "Önce, Reşat’ın kimlere güvenebileceğini görmek istiyorum. Sonra o güveni kırmak istiyorum. Ve en sonunda…"

Bıçağı aniden şoförün boğazına hafifçe değdirdi. "Onu kendim öldürmek istiyorum."

Şoför yutkundu, eli titreyerek vites değiştirdi. "L-lütfen… bana zarar verme."

Azad kahkahasını bastı. "Daha sana ne yaptım ki?" Bıçağı geri çekti, gözlerini kapatıp başını koltuğa yasladı. "Hadi, bizi Şehremini tarafına götür. Orada bir kız bulmam gerekiyor."

Şoför hızla gaza bastı. Azad, camdan dışarı bakarken yüzündeki sırıtmadan vazgeçmedi.

Bu gece, birinin hayatı sona erecekti. Ama kimin olacağına sadece o karar verecekti.

,Taksi, Şehremini’nin tenha sokaklarına doğru ilerlerken Azad’ın zihni planlarla doluydu. Melsa’yı bulmak kolaydı. Ama mesele onu bulmak değil, oyunun içine çekmekti. Birini öldürmekten daha eğlenceli olan tek şey, onu kendi ipleriyle boğmaktı.

Taksici hala tedirgindi. Dikiz aynasından Azad’a kaçamak bakışlar atıyordu. Azad bunu fark etti ve içten içe keyif aldı. Korku... İnsanları yönetmenin en kolay yoluydu.

Şehir ışıkları yüzüne vururken, telefonunu çıkardı. Parmakları birkaç kez ekranda gezindi. Sevda’nın verdiği kartvizitte Melsa’nın numarası vardı, ama aramak için acele etmeyecekti. Önce biraz eğlenmek istiyordu.

Taksiciye döndü. “Beni iyi bir bara bırak.”

Adam bir şey sormaya cesaret edemedi, başını sallayıp hızlandı. Azad, dışarıyı izlerken içindeki karanlık düşünceler de giderek şekilleniyordu. Bu oyunda herkes piyondu. Ama şah kimdi, bunu zamanla görecekti.

Taksi, Azad’ı Şehremini’nin arka sokaklarından birinde indirdi. Burası fazla gösterişli olmayan, ama yeraltı dünyasında adı bilinen adamlara ev sahipliği yapan bir yerdi. İçgüdüleri ona bu bölgenin kendi oyununu başlatmak için mükemmel bir sahne olduğunu söylüyordu.

Taksiden indikten sonra yavaş adımlarla ilerledi. Dar bir sokağa girdiğinde yerde yatan birini fark etti. Adamın pahalı takım elbisesi, kanlı yüzü ve parçalanmış kravatı onun basit bir serseri olmadığını söylüyordu.

Azad kaşlarını kaldırdı. Yerde yatan adamın yüzünü daha iyi görmek için yaklaştı ve hafifçe diz çöktü.

“Reşat Gencer...” diye mırıldandı hafif bir sırıtışla.

Bu beklenmedik bir şeydi. Yeraltı dünyasının en tehlikeli adamlarından biri, bu karanlık sokakta, bir hiç gibi yerde yatıyordu.

Azad, eğilip Reşat’ın nabzını kontrol etti. Zayıf ama hala hayattaydı.

O an bir seçim yapabilirdi. Onu burada bırakırsa, muhtemelen biri gelip işini bitirirdi. Ama hayatta tutarsa... Oyunun kurallarını kendi elleriyle yazabilirdi.

Kendi kendine gülümsedi. Bazen birini öldürmekten daha zevkli olan şey, ona borçlu hissettirmekti.

Reşat’ı omzuna aldı ve sokağın köşesindeki eski bir depoya sürükledi. Kapıyı tekmeleyerek açtı ve adamı yere bıraktı.

Cebinden bıçağını çıkarıp, ucuyla Reşat’ın yanağına küçük bir kesik attı. Adamın göz kapakları titredi.

Azad hafifçe eğilip, fısıltıyla konuştu:

“Hadi uyan büyük patron... Bakalım seni kim devirmek istemiş?”

Reşat’ın gözleri yavaşça aralandı. Başını kaldırmaya çalışırken, Azad hemen ona engel oldu, başını tutarak yere yatırdı. Reşat’ın gözlerindeki acı, ona neredeyse zevk veriyordu. Bir yılan, başı kesilmeden ölmezdi. Ama Azad, onun ölmesine izin vermek yerine, oyununu daha da büyütmek istiyordu.

Reşat, boğazından çıkardığı zor bir hışırtıyla derin bir nefes aldı. “Sen… kimsin?” dedi, sesi neredeyse duyulmazdı.

Azad, biraz daha yaklaşıp, Reşat’ın kanlı yüzüne bakarken soğukkanlı bir şekilde cevap verdi.

“Ben Azad. Sana hayat borcun olacak.”

Reşat, hafifçe başını salladı, gözleri hala bulanıktı. Azad’ın kim olduğunu anlamıştı, ama bu kadar kolay vazgeçmeyecekti. İkisi de gücün peşindeydi, ama bu gece Azad, Reşat’ın hayatını kurtaran kişi olmuştu.

Azad, Reşat’ı omzundan tutarak yavaşça kaldırdı. “Biraz zamanın var. Ama unutma, büyük patron, bu iyiliği unutman mümkün olmayacak.”

Reşat, dudaklarını ısırarak gözlerini kapadı. Azad’ın söyledikleri, kafasında dönüp duruyordu. “Bunu sana nasıl ödeyeceğim?” diye sordu, sesi hala zayıftı.

Azad, Reşat’a hafif bir gülümseme attı.

“Beni tanıdığından beri hayatını sana borçlusun, Reşat. Bir gün bu borcu ödeyeceksin. Ve o gün geldiğinde…” Azad bir an duraksadı. “O gün, senin için çok geç olacak.”

Reşat, Azad’ın gözlerinde bir şeyler gördü. Bir tehdidin ötesinde bir şey vardı, bir oyun. İçinde bulunduğu durumun ne kadar tehlikeli olduğunu fark etti. O geceyi unutmamalıydı. Ama Azad, ona verdiği hayat borcuyla, onu daha da tehlikeli bir yola sürüklüyordu.

Azad, Reşat’ı yerine oturturken son bir kez ona baktı. “Sakın unutma, Reşat. Bugün kurtardım seni ama bir gün seni öldürmek için de aynı şekilde gelirsem, o an hiçbir şey seni durduramayacak.”

Reşat, gözlerini açıp Azad’a sert bir bakış attı. Ama bu bakış, bir meydan okuma değil, karanlık bir anlaşmaydı. Bu ikisi, birbirlerinin hayatına borçlu olacaklardı.

,Azad, Reşat’ın gözlerindeki kararsızlık ve korkuyu fark etti. Her şeyin bir bedeli vardı. Reşat’ın ona hayat borcu olduğunun farkında olması, ikisi arasındaki ilişkinin başından sonuna kadar bir tehdit gibi hissediliyordu. Ama Azad bu gece, sadece bir kiralık katil olmayı değil, aynı zamanda bir oyuncu olmayı da planlıyordu.

Reşat’ın yanında otururken, daha fazla acı çekmeden bir hamle yapmak gerektiğini biliyordu. Yavaşça, tavrını değiştirdi, gözlerini yere indirip derin bir nefes aldı.

“Gerçekten bir iş istiyorum, Reşat.” Azad’ın sesi artık soğuk, sakin bir tınıya sahipti. “Hayatım, hiç beklediğim gibi gitmedi. Para yok, güç yok. Geçimimi sağlamak için her türlü pisliğe bulaştım. Belki sana bir işte yardımcı olabilirim.”

Reşat, gözlerini daraltarak Azad’a bakarken, şaşkınlıkla kafa salladı. “Sen, benden iş mi istiyorsun?”

Azad, omuzlarını silkerek gülümsedi. “Evet, çünkü sana başka bir seçeneğim yokmuş gibi görünüyor, değil mi?”

Reşat bir süre sessiz kaldı. Azad’ın görünüşü, solgun ve dağınık olsa da, içinde ona güven verici bir şeyler vardı. O kadar güçlü bir karaktere sahipti ki, şu an ona can borçlu olmak bile mantıklı görünüyordu. Azad’ın zayıf bir anını beklemeden bu kadar derin bir öneriyi ona kabul ettirebilmesi… gerçekten şaşırtıcıydı.

Reşat, derin bir nefes aldı ve elini Azad’a doğru uzatarak, gözlerinde bir belirsizlikle birlikte teklifini yaptı. “Tamam, sana iş teklif ediyorum. Ama bunun karşılığında… canının bedeli var, anlaştık mı?”

Azad bir an için duraksadı, sonra başını sallayarak teklifi kabul etti.

“Anlaştık. Ne iş verirsen ver, kabul ederim.”

Reşat’ın ifadesi, biraz daha rahatlamıştı. “İhtiyacım olan bir şoföre ihtiyacım var. Ve bu işte başarılı olursan, sana daha fazla iş ve konforlu bir ev de verebilirim.”

Azad, Reşat’ın söylediklerini dikkatlice dinledikten sonra gülümsedi. “Görünüşe göre, sen de bana bir borç daha veriyorsun.”

Reşat, gözlerinde bir ironiyle Azad’a baktı. “Sadece dikkatli ol, Azad. Her borç her zaman geri ödenir.”

Azad, ona kısa bir bakış atıp başını eğerek gülümsedi. “Bunu hep hatırlatacağım, Reşat. Ama unutma, bazen en büyük borçlar, canını kurtardığın kişiye ödenir.”

O anda, ikisi de anladı ki bu ilişki artık başka bir boyuta geçmişti. Reşat’ın teklif ettiği iş ve ev, Azad’ın hayatındaki dönüm noktalarından biri olacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18