5. bölüm · KARAZADE
Araftayım (3.bölüm)
(3. BÖLÜM)
6 Şubat 2000 / Rize
“Neden çiçek topluyoruzki?” Diyerek söyleniyordu ahu. Rize’nin en sıcak olduğu günlerden biriydi Gine. ahunun perti çıkmıştı Alpay ve Ömer onu sabahın köründe oyun oynıcaz diyip kandırarak çiçek toplamaya getirmişlerdi.
“Bugün öğretmenler günü akıllım , o yüzden topluyoruz çiçekleri” dedi ömer yerden bir papatya kapartırken.
“Off niye öğretmenler günü diye bir şey varki çok saçma!” Demiştiki yerde kırmızı bir gül gördü. Hemen onu kopartıp çantasına koymuştu annesine verecekti. Çünkü onun öğretmeni annesiydi.
Ama annesi öğretmenlerden farklı olarak ona sayıları yada alfabeyi öğretmiyordu annesi ona saygıyı, merhameti, sevgiyi öğretiyordu.
Bir çocuğa verilebilecek en iyi eğitim merhamet, saygı ve sevgiydi.Bunları öğrenmedikten sonra alfabeyi öğrense ne olacaktıki
“ öğretmenler günü saçma değildir ahu. Sana alfabeyi öğreten bir kadın senin için artık bir öğretmen değildir ikinci bir annedir. Nasıl okul ikinci evimizse öğretmenlerde öyledir.”
“Ömer’e katılıyorum bize alfabeyi ve daha bir çok şeyi öğreten bir kişiye çiçek almak boynumuzun borcudur. Aslında çiçekten daha fazla şeyler hakediyorlar ama bizim elimizden gelen bu.” Diyerek dinlenmek için bir taşa oturdu Alpay. Ahu ya bakıp;
“Gel taşa otur baya terlemişsin sonra eve gidince hasta oluyorsun” dedi. Ahu onu dinleyerek pıtı pıtı adımlarla Alpay’ın yanındaki taşa oturdu.
Alpay kızın üstüne baktı. Kirazlı elbisesi çamur olmuştu muhtemelen Banu teyzesi yeni almıştı ona bunu. Ağzına sıçması garantiydi. Sarı saçları ise alnına yapışmıştı.
Alpay yanındaki termosa uzanıp kapağını açtı sonra ahuya eliyle yaklaş hareketi yaptı ahu dinleyip Alpay’a yaklaştı. Alpay eline sudan azıcık döktü ve kızın saçından tutarak yüzünü yıkamaya başladı.
Ahu küçük çaplı bir şekilde boğuldu. Ama serinlemişti. Alpay ahunun kafasını kaldırıp yüzüne baktı sonra bir daha eğdi ve eline aldığı suyla bir daha yüzünü yıkadı.
Ömer bu ikisinin haline güldü Alpay’ın elinde olsa ahuyu bir duşa sokup çitilerdi çünkü şuan o derece pisti.
“Ay yeter bobdun beni!” Diyerek böğürmeye başladı ahu. En sonunda Alpay saçını bırakınca kaçarcasına ayağa kalkıp ondan en uzak köşeye gitti. Alpay gülmüştü bu yaptığına.
“Kirazlı elbisen ne kadar güzeldi bok etmişsin” dedi Alpay gülerken.
“Off, anniy zorla giydiydi!” Ayağını yere vurdu sinirle ahu. Sabah annesi döve döve giydirmişti elbisesini. Alpay’ın annesi Şevval teyze ile çarşıya çıktıklarında almıştı annesi ona bu elbiseyi.
Hem güzel falan da değildi, kirazların ağaçta olması gerekirken ne diye hepsi bir elbiseye toplanmıştı. Çok ama çok saçmaydı!
“Hadi artık burda fazla oyalandık, öğretmenimiz okuldan çıkmadan önce gidip verelim bu çiçekleri” dedi Ömer.
Alpay ayağa kalkıp üstünü silkeledi sonra çiçekleri eline alıp ahuya döndü.
“Sen eve git üstün çamur olmuş zaten havada güneşli ama biraz esiyor hasta olursun. Sakın ama sakın alt mahalleye gidip Ali ile oynamaya çalışma gebertirim doğrudan eve gidiyorsun!”
Ahu başını iki yana doğru salladı “hayır bende gelcem!”
Ömer döndü bu sefer “lütfen ahu zaten geç kaldık biz hızlıcana gidip gelelim.sanada gelirken gazoz alırım olurmu?”
Ahu sevinmişti çünkü gazozlara bayılırdı.
“Tamam o zaman ama gagozları unuytma”dedi.
Alpay şoklardan en şok olanını beğeniyordu şuan ahu onu dinlemeyip Ömer’i niye dinlemişti.hemende tamam diyi vermişti.
“Senin bana garezin falanmı var he, ben söyleyince niye dinlemiyorsun kızım?” Diye sordu Alpay.
Ömer kafasını alpaya çevirip kendiyle gurur duyuyormuş gibi göğsünü kabarttı.
“Ne demişler tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır”
Ahu Ömer’in verdiği cevaptan hiç bir şey anlamamıştı. Anladığı tek bir şey vardı oda yılan diye bahsettiği kişinin kendisi olduğuydu.
“Yılan derken kraliçe demek istedin sanırım!” Dedi ahu bağırarak o anca olsa olsa kraliçe falan olurdu.
Ömer ahunun yanıtına cevap vermeden Alpay la ikisi okul yoluna doğru koşmaya başlamışlardı. Baya geç kalmışlardı zaten bu yüzden ahuya laf yetiştiremezlerdi.
Ahu da oflayarak eve doğru yol aldı.
Dakikalar sonucunda eve ulaştı kapıyı tıklatıp açılmasını bekledi. Serpil ablası açmıştı kapıyı. kumral saçlı mavi gözlü bir kadındı Serpil. daha 20 yaşında genç bir kadındı ahuların evinde hizmetçi olarak çalışıyordu.
“Hoş geldin fındık kız, nerelerdeydin” dedi Serpil ahuyu kucağına alırken.
“Çiçek topluyorduk serpil teyze, annem evdemi?”
“Evet salonda” dedi ve kapıyı kapattı. Sonra ahunun ayakkabısını çıkardı.
Ahu heyecanla “anniy!” Diye bağırdı.
“Kıziy!” Diye seslenerek kızını taklit etti Banu akça.
Ahu hemen annesine doğru koşup sarıldı. Anneside onu kucağında tutarak saçlarını defalarca öptü , kokusunu defalarca içine çekti.
“Cennet kokuyor benim kızım,mis gibi kokuyor!”dedi yanaklarından tutup öperken.
Banu ve zülfikarın sadece bir çocukları vardı. O da zar zor olmuştu. Tüp bebekti ahu. Doktorlar defalarca Banu’ya sizin hamile kalmanız çok zor deyip durmuştu. Banu bu sözlerden sonra vazgeçmişti hemde zaten eşinin dünyası fazla karanlıktı.
Ama bir gün Banu reglisinin baya bir geçtiğini gördü. Bu yüzden hastaneye gitmişti ve öğrenmiştiki her bir doktorun imkansız dediği şey olmuştu. Hamileydi
Çok riskli bir doğum süreci geçirmişti. Ama ahu doğmuştu hemde 4 kilo 200 gram kiloyla baya bir sağlıklı çocuktu.
Asla ele avuca sığmayan, bir dakika yerinde oturamayan, susmayan, her ota boka zırlıyan, çok yaramaz ve inatçı bir çocuktu. Banu ahuyu 5 yaşına getirene kadar 20 kilo vermişti. Çok zor bir dönemden geçmişti.
Ama 5. Yaşında ahuya yeni eklenen bir şey vardı adıda: pislikti!
Banu bir keresinde ahuya bahçede salyangoz yemeye çalışırken yakalmıştı, mesela zakkum çiçeklerini koparıp onun suyunu sıkıp bir şişeye doldurmuştu annesi onu yakaladığında ve ne yaptığını sorduğundada verdiği cevap aynen şuydu
‘Alpay’la Ömer’i zehirlicem anniy’ demişti masum masum.
“Anniy bak sana ne getirdim” dedi ve cepine soktuğu gülü çıkardı.ve annesine uzattı.
“Öğretmenler günün tuçlu olsun”
Banu çiçeği aldığında gülümseyerek kızına baktı “Ben öğretmen değilim birtanem bunu öğretmen olan birine verseydin”
“Kim demiş öğretmen değilsin diye sen benim öğretmenimsin!”
“Tamam bakalım öyle olsun, teşekkür ederim”dedi ve kızının saçını bir kere daha öptü.kızını öpmelere asla doyamayacaktı.hayatta sahip olduğu için kendini çok şanslı hissettiği iki şey vardı Banu’nun.bunlardan biri
Zülfikardı
Diğeride,
Birtanecik kızı ahuydu.
**Ömer ve Alpay okula ulaşmışlardı. Ve öğretmenlerini arıyorlardı.
“Ömer sen bizim hocanın ismini biliyonmu” dedi Alpay büyük bir utançla.İsimleri aklında tutamıyordu. Tutabildiği 6 isim vardı;
AhuÖmerBanu teyzesiZülfikar amcasıYasmin teyzesiBurak amcasıydı onun haricindekileride tek tük hatırlıyordu.
Ömer’in ona dönen bakışlarını farketti büyük bir şokla bakıyordu “öğretmeninin ismini bilmiyormusun sen?”
“Bilmiyoruz işte, söylesen ölmezsin!”
“Söylicem ama bir iki dakika sonra unutursun sen Gine” dedi ve kahkaha attı.
“Oğlum söylesene!”
“Off, Ayla Kara ismi”
“Şükür söyleyebildin, hocanın ismide güzelmiş”
“Tabi oğlum ayla ayın, güneşin ve yıldızların etrafında bazı zamanlarda görülen halka, ışık çerçevesi, beyaz ışık demek”
“Anlamıda güzelmiş-“demiştiki karşıdan gelen öğretmenini gördü hemen Ömer’in koluna yapıştı. Ömer daha ne olduğunu anlayamadan kolundan tuttuğu gibi koşuşturmaya başladı “buldum orda koş!”
İkiside hocasının yanına koştular.
“Hişt çocuklar nereye böyle, yavaş olun düşebilirsiniz” dedi öğretmenleri.
Üstünde bembeyaz bir elbise vardı elbise ayak bileklerine kadar uzanıyordu . Başında ise beyaz elbisesiyle uyumlu olan beyaz başörtüsü vardı. Aynı melekler gibi olmuştu.
Ömer ve Alpay topladıkları çiçekleri öğretmenleri ayla kara ya uzattı ve gülümsediler.
“Öğretmenler gününüz kutlu olsun öğretmenim!” Dedi İkiside aynı anda.
Ayla iki çocuğun ona uzattığı çiçekleri alıp onlara sımsıkı sarıldı. Öğretmen olmak böyle bir şeydi.
Onları çok sevmek ve canı pahasına korumak….
******
Alpay Karazade
Sabahtan beri ahuyla ilgili kafamı karıştıran çok soru vardı.
Neden ismi kan kraliçesiydi?
14 yaşında ne olmuştu?
Ve yağmur görünce neden ağlıyordu?
Bu sorular kafamı fazla kurcaladığı için onu kapsamlı araştırtmıştım.
Kapım çaldı.
“Gel!” Dediğim gibi arel girdi içeri. Ahuyu ona araştırtmıştım.
“Kuzen neler buldum inanamazsın!” Dedi heyecanla.
Evet bu farklı göz benim kuzenimdi. Benim gibi renkli gözlüydü ama onun bir gözü yeşil diğer gözü maviydi yani Heterokromi hastasıydı. Ve biz ailecek ona Van kedisi diyorduk.
“Ne buldun lan!” Diyerek dosyaya uzanmıştımki vermedi. Dosyayı açarak odamdaki sandalyelerden birinde oturmaya başladı.
“Ahu akça 26 kasım 2000 de doğmuş, burcu yay üç farklı şeye alerjisi var bunlarda-“ demiştiki sözünü kestim.
“Toza, kediye ve dometese alerjisi var”
“Evet, ve sırların aralandığı kısma geldik” dedi salak bir heyecanla devam etti.
“Kan kraliçesi lakabını 14 yaşında almış, çünkü bu yaşta babasının bir çok düşmanını öldürmüş ve babasına çok iyi ve sağlam bir taht kurmuş” demek kan kraliçesi lakabını bu yaşta almıştı.
Buna mecbur kalmıştı
Bu sefer dün akşam gördüğüm bir görüntüye değindim. “ Yağmur yağınca ağlamasının nedeni ne?”
Umutsuz bir bakışla kafasını iki yana salladı “dediğin şey ile ilgili elimde hiçbirşey yok kuzen, ama kadın hasta!”
“Hasta derken?”
“3 yıl akıl hastanesinde kalmış, ve aklının alamayacağı kadar kötü raporları var. en önemlisi ise 33 kere intihar etmeye kalkışmış ama gördüğün üzere bi bok olmamış”
Annesinin yaşı kadar intihar etmeye kalkışmış
“Biraz daha açık konuş, ne gibi raporları var?”
“Valla afedersin ama ne arasan var . Psikopatlık, akıl hastası,sinir hastası,çoklu kişilik bozukluğu ve bir türlü anlayamadığım bir şey daha var 5 yılda şizofren teşhisi konulmuş”
Duyduklarım beni büyük bir şekilde afallatmıştı.kendimi koltuğa bıraktım. Ne yaşamıştı bu kadın. Sanki uçmaya çalışan bir kuştu ama bir kafesin içinde takılı kalmış gibiydi. Kafesin anahtarı ise babasındaydı sanki.
“Bu kadının iyi bir şeyi falan yokmu?”
“Abart istersen var tabiki, her ay yetiştirme yurduna gidip çocuklarla vakit geçiriyormuş. Ve her bir yetiştirme yurduna çok fazla miktarda para yatırıyormuş ” durdu ve masamdaki suya uzanıp bi yudum içti.
“Bu kadarmı?” Diye sordum.
“Tabikide hayır. Huzur evlerini haftada 2 kez ziyaret ediyormuş. Ve bir çok dil biliyo yada hepsini.”
“ tayca biliyo, çinçe, Japonca,İngilizce, Arapça,Rusça,İtalyanca, İspanyolca bu gibi dilleri biliyo”
Zeki diye geçirdim içimden. Küçükken babalarımızın zoruyla ezberlemiştik ingilizceyi o yüzden buna şaşırmamıştım.ama diğerlerine şaşırmıştım yalan yok.
“Ve..”durup bana baktı arel “yılda bir annesinin mezarını ziyaret ediyo”
Zorla yutkundum arel bana suçlarcasına bakıyordu. Bizim suçumuzdu hepsi.
“Neyse 16 yaşından 25 yaşına kadar 23 sevgili yapmış. En uzun ilişkisi Emre topluymuş 3 yıl sürmüş. Diğerleri çok uzun sürmemiş. He birde şuanlık sevgilisi yok ama aşığı var ismide Osman korkmazer”
“Başka bilmem gereken bir şey varmı?”
“Birde dövüş sanatlarında usta tekwondo,boks gibi şeylerde madalyaları ve birçok kupası var” küçükken az dövüşmemiştik o cadıyla o yüzden bunada şaşırmadım.
******
Ahu akça
Geçen gün hastaneden taburcu olmuştum. Aynı şekilde babamda hasteneden çıkmıştı.
Mutlu değildim ama mutsuzda değildim arafta kalmış gibiydim.
Yatma sebebimi ise dün öğrenmiştim. Hastanede büyük bir sinir krizi geçirip her yeri dağıtmıştım bir kaç doktor ve hemşireyede zarar vermiştim. Ömer’in kaşını patlatmışım.çok kötü bir kriz geçirdiğim için doktorlar beni bir hafta boyunca uyutmuşlardı.
Ama ben o oralarda bazen yataktan kalkmıştım. İlacın etkisi geçtiği anlarda yatağımdan kalkıp koridora yürümüştüm ama ben bunları hatırlıyormuydum Tabikide hayır.
Bu günlerde annemin hayalini daha fazla görmeye başlamıştım. Bir gün hastanede başımda saçımı okşarken görmüştüm, bir gün hastanenin kantininde bir kerede babamın başında saçını okşayıp alnından öptüğünü görmüştüm.
Hayal gücüm fazla genişti. Yoksa bunun başka bir açıklaması olamazdı.
Bu mükemmel düşüncelerimden çıkıp yatağımdan kalktım. Kriz geçirdiğimde kendimede zarar vermiştim bileklerim çiziklerle doluydu zaten ve onlara yenisi eklenmişti.
Bileğimdeki bu çizikleri gördükçe herkesten ve her şeyden nefret etmeye devam ediyordum. Hayat zorluyordu beni buna.
Dolabıma yürüyüp bin türlü çeşitleri olan fularlı dolabımı açtım. Azıcık spor yapacaktım yoksa kendime gelmem zaman alırdı.
Üşengeç bir insan olduğum için eğer bir yerde yatıyorsam o yerden kalkmaya çok üşenirdim ve asla kalkmazdım.
Fularlarıma baktım mavi renkli olan çok cezbedici görünüyordu onu aldım. Aynamın karşısına geçip tarağımı aldım. Her bir tutamını özenle taradım çok severdim saçlarımı. Fuları kafama taktım. Kendime en çok yakıştırdığım şeylerden biri fularlardı.
İkinciside ise simsiyah maskarayla bordo bir rujdu ikisini için kurşun atar kurşun yerdim o derece seviyordum.
Aynamın karşınsından kalkıp bu seferde giysi dolabımı açtım. Spor kıyafetlerimi giyecektim. Fularımla uyumlu olsun diye mavi bir tayt üstünede mavi yarım atlet giydim.
Boy aynamın karşısına geçtim ve kendime baktım “ya bu ne güzellik abi ya benden bir tane daha yok ya. Allah özene bözene yaratmış beni vallahi” dedim büyük bir egoyla.
Evet egoluydum hemde fazla. Benden güzeli falan yoktu mesela. Etrafımdaki insanlar çok egolusun falan diye zırvalıyorlardı. Kendimi sevmem suçmu yani ben anlamadım.
Son kez ayna bakıp kapıya yürüdüm. Açıp aşşağıya indim. Karnım açtı dünyayı yiyebilirdim.
Hemen masadaki yerime kuruldum. Sonra merdivenden pijama takımıyla inen melek’İ gördüm oda yerine oturdu babam, üvey annem,amcam,yengem, kuzenlerim derken herkes yerlerine oturdu.
Kadın hizmetçiler servis açmaya başladılar.
Gözümün oyalandığı beni benden alan o üç yemeği gördüm.
Patates kızartması Lahana sarmasıMenemen
Ağzım sulanmaya başlamıştı. Üçünüde diğerlerini zerre düşünmeden önüme çektim ve afiyetle yemeye başladım.yemek ve ben dünyadaki en iyi Ship’dik.
Menemene ekmeğimi bandırıp ağzıma attım ve şapırdatarak yemeye başladım.
Melek ile üvey annemin tiki vardı.
Ve ben sevmediğim insanların sevmediği şeyleri yapmaya bayılıyordum. Karakterim böyleydi.değiştiremezlerdi.
İkisinin bana olan sinirli bakışları o kadar zevk veriyorduki. Anlatılamaz bir duyguydu.
“Düzgün ye şunu!” Diye bağırdı Biricik üvey annem. karşımda oturuyordu başımı kaldırdım ve ağzıma bir tane lahana sarması atıp dahada şepleme başladım.
“Neden hoşuna gitmiyormu?”
Kaşlarını çattı “gitmiyo!”
Gözlerimi devirerek “senin hoşuna ne gidiyorki zaten”Diye mırıldandım.
“Tamam susun artık bu kadar gerginlik yeter!” Diye bağırdı babaannemin oğlu.
Babam kolumdaki yarayı farketmiş olacakki “ahum boncuk gözlüm noldu koluna?”
Melek babamın bu sözleriyle küplere binerken ben şaşırmıştım. Ona o sözleri söyledikten sonra babam değişmişti.
Ne mutlu bana!
“Hastanede olmuş hatırlamıyorum” dedim. Tam yanımda olduğu için yaralı olan kolumdan tuttu. Ve öptü.
“Yaraları geçince öper derler” dedi. Gözündeki hüzünle.
Kolumu çektim “her yara öpünce geçmez” dedim ve ayağa kalktım her şeyi kolay affedemezdim kalbimdeki kırıklar fazlaydı.
Babamın bakışlarını sırtımda hissetsemde ona dönmedim.
Dışarı çıktım ve büyük bir nefes çektim içime.
Tamam Ahu sakin ol hayat hep böyle. sana karşı hep acımasız hep kötü. Hayat bizi sevmiyo biz kendimizi seveceğiz bizim kimseye ihtiyacımız yok.diye kendi kendime mırıldandım.
Korumalara doğru yürüdüm.
“Naber lan şebekler!”
Hepsi bana döndü ve gülümsediler. İsa bana dönüp “ahu hanım yeni bir koruma geldi haberiniz olsun”
“Bi bakıyım kim o?”
Biraz daha yürüyüp yeni korumaya doğru döndüm muhtemelen ağzım şuan O şeklindeydi.
O kadar benziyordukki. Mavi gözleri beni görünce dalgalanmaya başlamıştı. Sarı saçları güneşte parlıyordu ikiz gibiydik resmen. Annem ölmeseydi o doğurdu derdim o derece.
“İsmin ne?”bana çok değişik bakıyordu sanki çok sevdiği biri vardı karşısında. Anlayamadığım bir şekilde hüzünlüydü.
“İsmim asaf a-ahu hanım” dedi çok kısık bir sesle.
Aklıma annemle kaçırılmadan önce konuştuğumuz şeyler geldi.
“Anne kardeşim olursa ismi asaf oçunmu?”
“Asafmı neden birtanem?”
“Güzel bir isim anne, kardeş istiyom ben!”
Küçükken anneme hep yalvarmıştım kardeş istiyorum diye.ama olmamıştı ne yazıkki.
“İsmin güzelmiş bir gün odama gel birebir tanışalım asaf”
Tebessüm etti “tabii Ahu abla yani hanım”
Güldüm bu haline. sempatik bir çocuktu, bir de baya yakışıklıydı.
“Abla diyebilirsin sorun yok” dedim ve göz kırptım.
Bahçeye doğru yürüdüm. Haydi başlasın koşu.
🩸👑
Evet yeni bölümden merhabalarrr! Bu bölüme bayılacaksın çok güzel oldu hemde farkettiyseniz yeni yeni karakterler gelmeye başladı. Neyse bu arada çocukluk anılarının olduğu yerde bir öğretmen ismi geçiyor bu ismi biliyorsunuz 😉
Yorum hiç yok kalbim çıt pıt yani. Lütfen yorum yazınız plissss!
Bu aralar kendimi yazmaya çok kaptırdım zaten okur sayım yükseliyor ve bu çok mutlu edici bir şey. Bölümü çok yakın zamanda atıcam yani meraklanmayınız.
100 kişiye az kaldı bu arada. 1k olunca watpadd ve kitappad’e de yayınlıcam.
Yani okuyamayan okurlarım okuyabilecekler. Onlara da giremiyorlarsa şayet watsapp ta kanal kurucam pdf atarım artık.
Hazerin siziiii öpücüklerle uğurluyor efenimmm.
