4. bölüm · Kararan Kristal
4.Bölüm
Annemle yaptığım gergin konuşmanın ardından, zihnimdeki düşünceleri yatıştırmaya çalışarak adımlarımı 2. Kat’taki Analiz Odası’na doğru yönelttim. Koridorun soğuk hava akımı yüzüme vururken, tek düşündüğüm şey Baş Casus’u ve diyarın geleceğini nasıl kurtaracağımızdı.
Analiz Odası’nın ağır kapısını itip içeri girdiğimde Zane, Gideon ve Fyurl panelli masanın etrafında toplanmış, pürdikkat beni bekliyorlardı. Zane’in yüzündeki ciddiyet ve Gideon’un ilk defa takındığı o endişeli ifade, durumun ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Maria da her zamanki gibi bir gölge misali arkamdan odaya süzülmüştü. Tam Zane ile konuşmaya odaklanacakken, Maria arkamdan ince ve kısık sesiyle konuşmaya başladı:
"Efendim..."
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Onu duymazdan gelmeye, zihnimdeki hengameyi dağıtmamaya çalıştım. Ama pes etmedi.
"Efendim..."
Hızla arkamı döndüm, gözlerim öfkeyle parlayarak üzerine yürüdüm. "Ne var Maria, ne var?! Arkamda mıy mıy mıy... Gerginim zaten, bir de senin mi çenenin düşüklüğüyle mi uğraşacağız?!"
Maria hiç istifini bozmadan, dümdüz ve masum ifadesiyle bakarak, "Yok efendim, çenem düşmedi, yerinde," dedi.
Sinirle gözlerimi devirdim. Dişlerimi sıkarak derin bir nefes aldım ve yüzüme tamamen samimiyetsiz, sahte bir gülümseme oturtup omuzlarımı dikleştirdim. "Ne oldu Maria? Söyle, ne oldu?"
Maria ellerini önünde birleştirip anlatmaya başladı: "Anneniz, Komutan Drax ve sizin için tek bir oda ayırttı da... Üç gün orada birlikte kalacakmışsınız. Eee... Bir de şey, çarşafınız hangi renk olsun diye soracaktım."
O an beynimin içinde bir şeylerin kopup gittiğini hissettim. Gözlerim karardı, oda etrafımda bir anlığına fırdöndü gibi döndü. Annem, sahte evlilik tiyatrosunu bir adım öteye taşımış ve bizim aynı odada kalmamızı mı istiyordu! Kafayı sıyırmak üzereydim, hayır, kesinlikle çıldırıyordum.
Yüzümdeki sahte gülümseme donup kalırken, kısık ve yalvaran bir sesle mırıldandım: "Kafayı sıyırdım ben değil mi? Yani aslında çıldırıyorum, şu an başka bir şey oluyor... Lütfen öyle olsun, lütfen..."
Maria ne dediğimi tam anlayamayarak elini narince omzuma dokundurdu. "Efendim... Cevabınız?"
Gözlerimi kapatıp şakaklarımı sıktım. Sesim bir fısıltı ile gürleme arasında gidip geldi:
"Kaybol gözümün önünden..."
Maria saygıyla eğilip tek bir kelime etmeden odadan hızla gitti.
Annemin kararını zihnimden söküp atmaya, mantığımı yeniden devreye sokmaya çalışıyordum. Aynı odada... Drax ile... Yan yana! Beynim bu bilgiyi reddetmek için direniyordu. Yavaşca arkamı döndüm. Zane, komutanıyla aynı odada kalacağımı duyduğu an yüzünde patlayan o salakça sırıtmaya engel olamadı. Omuzları sarsılarak sessizce gülmeye başladığında, damarlarımdaki kanın kaynadığını hissettim.
"ZANE!" diye bağırdım, sesim Analiz Odası’nın taş duvarlarında yankılandı.
Zane anında dikleşti, yüzündeki gülümsemeyi zorlukla bastırmaya çalışarak elini şakağına götürdü. "Emredersiniz komutanım!" dedi.
Ama bu yaptığı durumu daha da berbat etti; çünkü Gideon onun bu haline dayanamayıp patladı ve ikisi birde benimle dalga geçmeye başladı. Kahkahaları odanın içinde çınlarken, gözlerimi buz gibi bir nefretle ikisinin üzerine diktim. Şakağımda bir damar atıyordu.
Burada diyarın kaderi pamuk ipliğine bağlıydı, Baş Casus’un yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorduk, diyar elden gidiyordu ama bu iki zevzek hâlâ benimle dalga geçiyordu!
"Hadi yapın şu her ne rüyasıysa! Halledelim, bitsin bu iş hemen!" dedim, sesimdeki tehlikeli tonu gizleme gereği bile duymadan.
Gideon ağzını gevşetip yüzüne yayvan bir sırıtış yerleştirerek Zane’i taklit etti: "Emredersiniz komutanım!"
"Uğraşamayacağım ben sizinle ya!" diye kestirip attım, sabrımın son kırıntısı da tükenmişti. "Annem uğraşsın sizinle!"
Arkamı dönüp hızla kapıya doğru büyük adımlarla yöneldim. Tam kapı koluna uzanmışken Gideon’un neşeli sesi anında panik dolu bir tona büründü.
"Abla tamam, dur abla!" dedi arkamdan koşar gibi adımlar atarak. "Abla tamam, söz dalga geçmeyeceğiz abla, dur!"
Hışımla arkamı döndüm. Gözlerimden adeta alevler fışkırıyordu. İkisi de bir anda mum gibi dizilmiş, ciddiyet maskelerini yüzlerine takmaya çalışıyordu.
"Hadi," dedim dişlerimin arasından, işaret parmağımı Zane’e doğru sallayarak. "Halledin şunu!"
Zane hemen toparlandı, derin bir nefes alıp masadaki Mavi Büyülü Kristal Panel’in başına geçti. "Tamam Valeska, sakinim," dedi geyik yapmayı bir kenara bırakıp zihin bağı odaklanmasına geçerek. "Rüya köprüsünü kuruyorum. Baş Casus hâlâ bilincini tamamen kaybetmediyse, birkaç saniye içinde zihnine sızmış olacağım."
Zane, kristal panelle zihinsel bir köprü kurmaya çalışırken odaya bir anda giren kişi tüm gerilimi zirveye taşıdı. Drax içeri girdi, omuzları dik, ifadesi her zamanki gibi soğuk ve otoriterdi.
Gideon ise ortamın gerginliğini daha da körüklercesine, geniş bir gülümsemeyle "Ooo, enişte hoş geldin!" dedi.
Artık hiçbir şeyi umursamıyordum. Sinirlerim o kadar yıpranmıştı ki, Gideon’un bu saçmalığına verecek bir cevabım bile kalmamıştı. Tek bir isteğim vardı; şu işin hallolması. "Şu iş bir hallolsun, başka hiçbir şey istemiyorum," diye mırıldandım kendi kendime, ama sesim odada duyulmuştu.
Drax kaşlarını çattı, şaşkınlıkla Gideon'a bakıp, "Ne eniştesi?" dedi.
Sabrım taşmıştı. Hızla ona döndüm, parmağımı dudaklarıma götürerek sertçe, "Sus artık!" diye çıkıştım. Ardından elimle Zane’i işaret ettim. "Zane , zihnine girmeye çalışıyor, sessiz ol!"
Drax umursamaz bir tavırla omuz silkti. "Nereden bilebilirdim şu an zihnine girmeye çalıştığını?"
dedi "Ne demek nereden bilebilirdim?! Biz burada ne yapmaya çalışıyoruz sanıyorsun? Oyun mu oynuyoruz? Baş Casus’un zihnine sızmaya çalışıyoruz! Biraz beynini çalıştırsaydın, burada ne döndüğünü anlardın!"
Drax’ın gözleri kısıldı, sesi buz gibi soğuklaştı: "Ha, öyle mi? Yani bana 'beyinsiz' demeye çalışıyorsun?"
Tam " evet, tam olarak öyle..." diye cümleme başlayıp hakaretimi tamamlayacaktım ki, o ana kadar gözleri kapalı kristale odaklanmış olan Zane, odadaki gürültülü karmaşayı bozarak
"SUSUN ARTIK!" dedi
Zane’in bu ani patlamasıyla ikimiz de donup kaldık. Drax bana, ben Drax’a ters ters baktıktan sonra, Zane’in konsantrasyonunu tamamen bozmamak için ikimiz de birer sandalyeye çöküp mecburiyetten sustuk. Odanın içinde sadece kristalin çıkardığı hafif ses kalmıştı. Hepimiz, nefeslerimizi tutmuş bir şekilde Zane’in tekrar odaklanmasını ve Baş Casus’un zihnine o köprüyü kurmasını bekliyorduk.Oda sessizliğe gömülmüştü. Dakikalar su gibi akıp geçerken kimse nefes almaya bile cesaret edemiyordu. Tam ortamdaki gerilim iyice tırmanmışken, kapı çat diye açıldı ve içeri Aveline girdi.
Bizi bir arada, böyle gergin ve tuhaf bir halde görünce şaşkınlıkla, "Ne oluyor burada?" diye sordu.
Gözlerimi devirip bıkkınlıkla ellerimi başımın arasına aldım. "bir sen eksiktin..." diye mırıldandım.
Fyurl hemen Aveline’e baktı ve parmağını dudaklarına götürerek sessiz olması için işaret etti. Aveline kaşlarını çattı, bana bakarak kafasını "Ne oluyor?" der gibi salladı. Ben de ona mimiklerimle sertçe "Sus!" işareti yaptım.
Tam o sırada Zane gözlerini açtı, alnından terler süzülüyordu. "Yok, olmuyor! Zihni çok güçlü, bir türlü bağlanamıyorum," dedi bitkin bir sesle. Ardından gözü kapıdaki Aveline’e kaydı. Yüzünde ansızın bir gülümseme belirdi, ama durumu çaktırmamak için hemen kendini toparlamaya çalıştı. Oturduğu yerden nazikçe kalkarak, "Prenses Aveline, isterseniz buraya oturabilirsiniz," dedi.
Aveline kaşlarını çatarak masadaki mavi büyülü kristale baktı. Gerçeği fark ettiği an şokla elini ağzına götürdü: "BÜYÜ YAPIYORSUNUZ! HEM DE ZANE YAPIYOR!"
Sanki her an bayılacakmış gibi elini yelpaze gibi sallayarak kendini serinletmeye çalıştı. İçinde bulunduğumuz durum o kadar absürt ve komikti ki, kendimi tutamayıp salak salak gülmeye başladım. Diğer tarafta diyar elden gidiyordu, burada ise yaşananlar tam bir tiyatroydu!
Aveline panikle ellerini bacaklarına vurarak bağırmaya devam etti: "Annem... Annemin haberi var mı bundan?! Eyvah, annem sizi yakacak, eyvah!"
Gideon araya girip, "Aveline, annemin haberi var," dedi düz bir sesle.
Aveline kaşlarını daha da çattı, şaşkınlıkla "Yakmamış ama sizi?!" diye söylendi.
Gideon artık dayanamayarak Aveline’i omuzlarından tutup kapıya doğru iteklemeye başladı. "Çıksana sen odadan ya! Bütün dikkati dağıttın!"
Aveline, "Ama abi... Abi dur!" diye direnmeye çalışsa da Gideon onu hızla dışarı itip kapıyı yüzüne kapattı. "Bu da halloldu!" diyerek ellerini birbirine vurdu, sonra Zane’e döndü: "Hadi Zane, tekrar dene."
Zane başını iki yana salladı, umutsuzca: "Hayır, yapamam..." dedi.
Drax öfkeyle sandalyesinden fırladı. Dev gibi cüssesiyle Zane’in üzerine doğru adım atarken adeta kükredi:
"Ne demek yapamam lan?! Dene dedik düzgünce!"
Odadaki herkes Drax’ın bu sert çıkışıyla bir anlığına donup kaldı. Zane ise korkuyla geriledi.Hemen bende ayağa kalktım ve "Neden yapamıyorsun Zane?!" diye sordum.
Zane ellerini havaya kaldırıp savunmaya geçerek, "Yani şimdi şöyle ki... Zihne tekrar bağlanmaya çalışırsam ölebilirim. Çünkü bu aşırı güç isteyen bir şey ve ben ilk denemede gücümün neredeyse tamamını harcadım," diye açıkladı bitkin bir sesle.
Tam o sırada, günün yorgunluğu ve stresi bir anda üzerime çöktü. Ağzımı kocaman açarak uykulu uykulu esnedim. Bir anda odadaki bütün gözler bana döndü.
"Ne var?!" dedim kendimi savunarak. "Uykum geldi işte!"
Fyurl panikle araya girdi: "Yani ne yapacağız şimdi? Yarın sabah ne olacak?"
Zane yorgun bir halde başını salladı: "Yarını bekleyeceğiz, başka çare yok."
Saat çoktan gece yarısını geçmişti. Zihnim artık durma noktasına gelmişti. "İyi, ben uyuyacağım," dedim ve Fyurl’a döndüm. "Fyurl, yarın erken saatte bütün casuslar burada olsun. Aralarından birini geçici olarak Baş Casus’muş gibi göstereceğiz... Sonrasında ise..."
Cümlemin ortasında bir kez daha engel olamadığım devasa bir esneme geldi. Gideon bu halime kıkırdayarak gülmeye başladı.
Kaşlarımı sinirle çattım. "Sonrasında..." dedim, pes etmiş bir tavırla sallayarak. "Niye her şeyi ben düşünüyorum ya?! Bunu da Gideon düşünsün! Uyumaya gidiyorum ben."
Arkamı dönüp kimsenin bir şey demesine fırsat vermeden hışımla Analiz Odası'ndan çıktım.
Tam kendi odama doğru adımlıyordum ki koridorun köşesini dönmemle annemle burun buruna gelmem bir oldu.
Eyvah...
"Valeska!" dedi sarsılmaz, otoriter sesiyle.
Yüzüme anında sahte bir gülümseme oturtup, "Annecim..." dedim.
"Ne oldu? Hallettiniz mi?" diye sordu gözlerini kısıp yüzümü süzerek.
Durumu fazla uzatmadan kısa bir özet geçtim. Zane’in gücünün bittiğini, bu gece bir şey yapamayacağımızı, yarın sabah ise saraydaki casuslardan birini geçici olarak Baş Casus gibi göstereceğimiz planı anlattım.
Annem başını onaylarcasına yavaşça salladı. "Güzel..." dedi, sonra aniden duraksayıp kaşlarını kaldırdı. "Drax’a söyledin mi?"
"Neyi?" dedim anlamamazlıktan gelerek.
"Aynı odada kalacağınızı," dedi, sanki gayet sıradan bir hava durumundan bahsediyormuş gibi.
Dişlerimin arasından tıslar gibi, "Anne..." dedim.
Annem de sesini sertleştirerek, "Valeska!" diye uyardı beni. "Git bul ve aynı odada kalacağınızı söyle Valeska. Ya krallık görürse ayrı odalarda kaldığınızı, ne olur biliyor musun?!"
Bıkkınlıkla, "Ne olur anne?" dedim.
"Rezil oluruz Valeska, rezil! Başka ne olabilir?!" dedi gözlerini devirerek.
"Of anne of!..." diye feryat ettim.
Annem hiç oralı olmadan, "Git Drax’ı bul," deyip arkasını döndü ve emredici adımlarla koridorda gözden kayboldu.
Arkasından bakakaldım. "Ya bunu niye ben söylüyorum ya?!" diye kendi kendime söylenmeye başladım. "Banane ya ondan! Ne yaparsa yapsın!"
Çok sinirliydim, üstelik uykusuzluktan göz kapaklarım kapanıyordu. Bu halde gidip Drax’a "Biz üç gün aynı odada kalıcakmışız" diyemezdim. "Bari Maria’yı bulayım da o söylesin!" diye düşündüm ve koridorlarda esneye esneye Maria’yı aramaya başladım.
✨️
Koridorun sonuna doğru bakarken Maria’nın kendi odasına doğru ilerlediğini fark ettim. Hiç vakit kaybetmeden koşar adımlarla arkasından seslendim: "Maria!"
Maria anında durup bana döndü. "Buyrun efendim?"
"Şey diyecektim ben sana..." dedim nefes nefese.
"Ney?" dedi merakla.
"Oda nerede?" diye sordum.
Maria boş gözlerle yüzüme baktı. "Ne odası efendim?"
Dişlerimi sıkarak bastıra bastıra tekrarladım: "Maria, oda nerede?"
"Efendim ne odasından bahsediyorsunuz, anlayamadım?"
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Salak mıydı bu kız? Derin bir nefes alıp, "Maria, sen saf mısın?" dedim.
Maria dümdüz ve ciddi ifadesiyle, "Yok efendim, ben sizin hizmetçinizim," dedi
Sinirden hafifçe gülmeye başladım. Çıldırmanın eşiğindeydim. Kendi kendime, "Sakinim... Sakinim..." diye mırıldandım.
Maria da beni taklit eder gibi başını sallayarak, "Sakinsiniz, sakinsiniz..." dedi.
"Maria!" diye bağırdım sinirle.
"Efendim?"
"Drax ile kalacağımız oda nerede Maria?!"
Maria’nın yüzünde aniden bir aydınlanma belirdi. "Hee, o mu? 2. kat, Oda 3 efendim."
Derin bir "oh" çekip, "Sonunda!" dedim.
Tam arkasını dönmüş kendi odasına giriyordu ki panikle, "Maria dur!" dedim tekrar.
Yeniden bana döndü. "Efendim?"
"Drax’a söyler misin aynı odada kaldığımızı? Odayı ve kat numarasını da söyle lütfen," dedim.
Maria şaşkın şaşkın yüzüme baktı, gözleri kocaman açılmıştı.
"Maria?" dedim kaşlarımı çatarak. "Anlamadın mı yine?"
"Yok efendim, anladım da... Niye ben?" diye sordu çekingen bir sesle.
Üsteleyerek hemen hamle yaptım: "Ben mi yapayım Maria? Peki tamam, ben gidiyorum o zaman!"
Maria panikle ellerini salladı. "Efendim, efendim tamam! Halledeceğim ben, siz geçebilirsiniz odaya."
Yüzümde bir anda güller açtı. Bütün gerginliğim bir saniyeliğine buharlaştı, neşeyle gülümsedim ve gidip Maria’ya sıkıca sarıldım. "Harikasın!"
Maria neye uğradığını şaşırıp donakalırken, ben vakit kaybetmeden 2. kattaki 3 numaralı odaya doğru adımlarımı attım. Yorgunluktan ölüyordum ve tek istediğim kendimi o yatağa atmaktı.
✨️
Odaya girdiğim gibi vakit kaybetmeden lavaboya geçip üzerimdeki ağır giysilerden kurtuldum ve rahat bir şeyler giydim. Lavabodan çıkıp odaya döndüğümde geniş yatağı gördüm ve gözlerim doğrudan ortadaki tek devasa yatağa kaydı.
Tek bir yatak mı?!
Anneme içimden bir kez daha sitem ederek yatağa doğru ilerledim. Yataktaki iki yastıktan birini tuttuğum gibi hırsla yere fırlattım. Zaten yorgan örtünmeyi de hiç sevmezdim, yorganı da kenara itip Drax için yerdeki yastığın yanına çarşaflardan yatacak yer hazırladım. Ardından yatağa girip Drax’ın yatacağı yerin tam zıt tarafa, sırtımı onun tarafına dönerek uzandım.
Tam gözlerimi kapatmış uykuya dalmak üzereydim ki kapı açıldı ve Drax içeri girdi. Ona zıt yönde yattığım için ne yaptığını tam olarak göremiyordum ama odanın ışığı hâlâ açıktı. Kafamın içindeki o yoğun yorgunluk yerini saçma sapan düşüncelere bırakmaya başladı. Mesela şu an arkamda devasa cüssesiyle koskoca Komutan Drax’ın tek başına komik hareketlerle dans ediyor olabileceği fikri zihnime düştü.
Bu düşünce o kadar absürt geldi ki tutamayarak hafifçe kıkırdadım.
Eyvah... Pot kırmıştım!
Ve Drax’ın sert sesini duydum: "Uyumadın mı sen?"
Her ihtimale karşı gözlerimi sımsıkı kapatıp onun olduğunu tarafa yönelerek, hiç bozuntuya vermeden cevap verdim: "Uyurum ya da uyumam, sana ne bundan?"
"Gözlerini neden kapatıyorsun?" dedi, sesindeki meraklı tonla.
"Uykum kaçmasın diye!" dedim kestirip atarak.
"Kaçmasın diye..." diye tekrarladı.
"Evet, ışığı da kapat artık bir an önce!" diye çıkıştım.
Drax sakince, "Üstümü giymedim daha, giyeyim kapatacağım," dedi.
İçimden kocaman bir "Ne?!" diye homurdandım. Üstünü giymemiş miydi?! Hırsla yatakta diğer ters tarafa iyice dönüp gözlerimi daha da sıkı kapattım. Lavaboda giyinebilirdi, salak mı bu adam?! diye sövdüm içimden.
Birkaç kumaş hışırtısının ardından en sonunda odadaki o parlak ışık kapandı ve zifiri karanlık çöktü.
