Kararan gül kitap kapağı

2. bölüm / 3

Kararan gül

1.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Kübra Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 1.BÖLÜM

İşten çıkmış elimdeki reçeteyle birlikte eczaneye gidiyordum. Annemin almam gereken ilaçları vardı. Yanımdaki paralar hepsine yetmiyordu. Sağlığı için en çok hangisine ihtiyaç duyuyorsa onu alacaktım. Aslında hepsini almam gerekiyordu ama hepsine gücüm yetmiyordu. Bu ay ki maaşımı aldığımda yarısı borçlara, yarısı faturalara ve diğer yarısıylada ev kirasına verdim. Kalan paraylada annemin ilacını alacaktım. Ekmek alacak param dahi yoktu. Hayatım hep bu döngü içerisinde dönüp duruyor hiçbir çıkış yolu bulamıyordum. Ne kadar çabalarsam çabalayayım ne kadar yorulursam yorulayım, yetemiyordum hiçbir şeye sanki her geçen gün omzuma yüklenen ağırlık artıyordu, rahat bir nefes bile almıyordum artık çaresizlik her geçen gün ruhumu kemiriyordu bedenimde. Düşüncelerimi bir kenara atıp hızlı hızlı yürüdüm. Daha fazla oyalanamzdım dışarıda, beni bekleyen bir annem vardı. Onu telaşlandıramazdım

Eczanenin önünde durduğumda camdaki yansımama bakamadım bile. Omzumdaki çanta sanki içine taş doldurmuşlar gibi ağır geliyordu. İçeri girdiğimde o serin, ilaç kokulu hava yüzüme çarptı ama beni ferahlatmadı. Aksine, o temizlik kokusu benim yoksulluğumu daha da belirginleştiriyordu.
Reçeteyi masaya bıraktım. Eczacı ilaçları dizerken ben ellerimi montumun ceplerinde sıktım. İçeride kalan son bir iki kağıt parayı, metal paraların soğukluğunu parmak uçlarımla sayıyordum.
"Toplam 680 lira," dedi adam, yüzüme bile bakmadan.
Cebimdeki her şeyi masaya döktüm. Onluklar, beşlikler, bozuk paralar... Hepsini topladım, yan yana dizdim ama adamın dediği rakamın yanına bile yaklaşamadım. Adam paraya baktı, sonra bana baktı. O bakıştaki acımayı görmek, aç kalmaktan daha çok canımı yaktı.
"Bu kadarı yetmiyor kızım," dedi yavaşça.
"Biliyorum," dedim, sesim kendi kulağıma bile yabancı geldi. "En önemlisini verin bana. Hangisi olmazsa annem daha kötü olur? Onu alayım, diğerlerini... diğerlerini sonra alırım."
Aslında o "sonra"nın hiç gelmeyeceğini ikimiz de biliyorduk. En hayati olan kutuyu aldım, kalan paraları cebime geri koydum. Çıktığımda rüzgar yüzüme vurdu. Cebimde kalan o son birkaç kuruşla ekmek bile alamazdım. Yarın işe yürüyerek gitmem gerekecekti, öğle yemeğini geçiştirmem gerekecekti. Ama bunlar umurumda değildi; asıl canımı yakan, eve gittiğimde annemin o eksik ilaç paketini gördüğünde yüzünde oluşacak o mahzun ifadeydi.

Sokak lambalarının altında yürürken kendimi bir hayalet gibi hissettim. İnsanlar yanımdan geçip gidiyordu, arabalar vızır vızır akıyordu ama ben o döngünün dışına bir türlü çıkamıyordum. Ne kadar dikiş dikersem dikeyim, ne kadar mesaiye kalırsam kalayım, hayatımın sökükleri bir türlü dikilmiyordu. Çaresizlik artık sadece bir duygu değildi; tenime yapışan, kemiklerimi sızlatan bir ağırlıktı.
Eve giden o karanlık yokuşun başında durdum. Dizlerim artık beni taşımak istemiyordu. Ruhumun yavaş yavaş benden çekildiğini, yerini kaskatı bir yorgunluğun aldığını hissediyordum. O an bir şey olsa, bir el uzansa ya da bir uçurum açılsa, arkama bakmadan gidecek kadar tükenmiştim.

Evin önüne vardığımda, apartmanın o rutubetli merdivenlerini çıkarken her basamakta durup nefeslendim. Elimdeki küçücük poşet, sanki içinde tonlarca taş varmış gibi parmaklarımı acıtıyordu. Kapının önüne geldiğimde anahtarı kilide sokmaya mecalim yoktu. "Ya sorarsa?" dedim içimden. "Ya diğerlerini neden almadın diye gözlerimin içine bakarsa?"
Kapıyı açtığımda içerideki o loş ışık karşıladı beni. Annem her zamanki köşesinde, üzerine eski bir battaniye çekmiş, televizyondaki sessiz görüntüleri izliyordu. Beni görünce yüzü aydınlandı ama o aydınlık bile soluktu.
"Geldin mi yavrum?" dedi, hafifçe öksürerek. "Çok yoruldun bugün, yüzün kireç gibi olmuş."
Yanına gittim, diz çöktüm. Poşeti masanın üzerine bıraktım. "Geldim annem. İlacını getirdim, hadi iç de rahatla."
Gözleri masadaki tek kutuya takıldı. Bir süre öylece baktı. O sessizlikte kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Annem hiçbir şey sormadı, neden diye üstelemedi. Sadece elini uzatıp saçlarımı okşadı. Avucunun içi sıcacıktı, titriyordu.
"Sağ ol kızım," dedi fısıltıyla. "Eksik olma."
O an ağlamamak için dudaklarımı öyle bir ısırdım ki tadı ağzıma geldi. Keşke bağırsaydı, "Hani diğerleri?" deseydi. Ama o susunca, o razı gelince insanın içi daha çok parçalanıyormuş.

Gözlerim dolmuştu ağlamak üzereydim. Annemin beni bu halde görmesini istemeyerek, mutfağa geçip, musluğu açıp yüzüme su çarptım. Biraz rahatlamaya çalıştım, derin bir nefes alarak boğazımdaki o yumrunun geri gitmesini sağladım.

Mutfağın o sararmış ışığı altında, tezgaha yaslanmış öylece duruyordum. Buzdolabının o bitmek bilmeyen hırıltısı, sessizliği daha da çekilmez kılıyordu. Elimi yüzümü yıkadım ama o yorgunluk hissi sanki derimin altına işlemişti; suyla akıp gitmiyordu.
İçeriden annemin sesi geldi. Hafif, hırıltılı bir öksürük... O ses, her seferinde kalbime bir iğne gibi saplanıyordu. Gidip yanına oturdum. O tek kutu ilacı büyük bir özenle hazırladım, bir bardak suyla ona uzattım.
"İç bunu annem," dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Yarın sabah çok daha iyi hissedeceksin."
Annem ilacı alırken gözlerimin içine baktı. O bakışta her şeyi gördüm; eksik ilaçları bildiğini, cebimdeki paranın bittiğini, ekmek alacak kuruşumun kalmadığını... Ama hiçbirini söylemedi. Sadece ilacı yuttu ve elimi tutup dizine koydu.
"Yorma kendini bu kadar Gazel," dedi fısıltıyla. "Benim vaktim gelmişse, hiçbir ilaç kar etmez. Sen kendi canını böyle yakma, ben sana kıyamam."
O an boğazımda bir hıçkırık düğümlendi. "Öyle deme anne," diyebildim sadece. "Düzeleceksin. Her şey yoluna girecek."
Odama geçip yatağa uzandığımda karanlık tavan üzerime çökecek gibiydi. Gözlerimi kapatsam, dikiş makinesinin o bitmek bilmeyen tıkırtısı kulaklarımda yankılanıyordu. Açsam, karşımdaki duvarda annemin gölgesi titriyordu. Yarın sabah yine o yokuşu inecektim, yine o tozlu atölyeye girecektim ama sonuç değişmeyecekti.
Ne kadar çabalarsam çabalayayım, hayat benden hep daha fazlasını istiyordu. Ben bir delik dikiyordum, hayat on yerden patlak veriyordu. Yastığa başımı gömdüm. Sessizce ağlamak bile lükstü benim için; annem duyar da içi yanar diye nefesimi tutarak ağladım.
Çaresizlik... İnsanın ruhunu gerçekten kemiriyormuş. O gece o yatakta yatarken sadece bir beden gibiydim; ruhum sanki çoktan o karanlık sokaklarda, eczane kapılarında, boş cüzdanların içinde kaybolup gitmişti. Artık sadece bir çıkış yolu, bir mucize ya da bu acıyı bitirecek bir son bekliyordum.

Herkese hayırlı ramazanlar diliyorum., ;⁠-⁠)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

95okunma 20beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18