1. bölüm / 1
Karanlıkta açan zambakKaranlığa ilk adım
Bölümler 1Şu an: Karanlığa ilk adım
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur camlara sertçe vuruyordu.
Aren, odasının penceresinin önünde durmuş, elindeki kabul mektubuna sessizce bakıyordu.
Yurt dışında okumak…
Belki de yıllardır istediği hayat tam olarak buydu.
Yeni bir ülke.
Yeni insanlar.
Ve kimsenin onu tanımadığı bir başlangıç.
Ama içinde açıklayamadığı bir korku vardı.
Odası sessizdi. Duvar saatinin tik takları dışında hiçbir ses yoktu. Aren derin bir nefes alıp gözlerini kapattı.
Polis olmak istiyordu.
İnsanların korktuğu yerde güçlü durabilmek…
Birilerini kurtarabilmek…
Belki de küçükken hissettiği çaresizliği başka kimse yaşamasın diye.
Masasının üstünde duran pasaportuna baktı.
Hayatı değişmek üzereydi.
Henüz bilmiyordu…
Gideceği şehirde iki farklı insanın, onun bütün dengelerini altüst edeceğini.
Biri karanlığı olacaktı.
Diğeri ise kaçmaya çalıştığı ışık.
Ve Aren, ilk kez kalbiyle vicdanı arasında kalacaktı. Uçağın camından dışarı baktığında gördüğü tek şey gri bulutlardı.
Aren kulaklığını çıkarıp derin bir nefes aldı. İçindeki heyecanla korku birbirine karışmıştı. Türkiye’den ilk kez bu kadar uzağa gidiyordu.
Yeni bir ülke.
Yeni bir hayat.
Belki de gerçekten değişebilirdi.
Telefon ekranında annesinin mesajı duruyordu:
“Kendine dikkat et kızım.
Aren istemsizce gülümsedi.
Annesi bunu her zaman söylerdi.
Telefonu kapatıp başını koltuğa yasladı. İnsan bazen geçmişinden kaçmak için değil… kendini bulmak için giderdi.
Ama Aren henüz neyle karşılaşacağını bilmiyordu.
Şehir beklediğinden daha soğuktu.
Hava kararmaya başlamıştı. Sarı sokak lambaları yağmurla parlayan asfaltın üstüne vuruyordu. Aren valizini çekerek okulun kampüsüne doğru yürüdü.
Burası filmlerdeki üniversitelere benziyordu.
Eski taş binalar…
Sessiz koridorlar…
Yabancı yüzler…
Kalbi hızlandı.
Tam o sırada omzuna biri çarptı.
“Özür dilerim.”
Aren başını kaldırdığında koyu kahverengi gözlerle karşılaştı.
Çocuk uzun boyluydu. Siyah kapüşonunun altından dağınık saçları görünüyordu. Yüzünde hiçbir duygu yoktu ama gözleri garip şekilde yorgun görünüyordu.
Bir saniye boyunca sadece birbirlerine baktılar.
Sonra çocuk gözlerini kaçırdı.
“Yeni misin?” diye sordu sakin bir sesle.
Aren kısa bir tereddütten sonra başını salladı.
“Evet.”
Çocuk birkaç saniye sustu.
“Bu okul… göründüğü kadar iyi bir yer değil.”
Ve hiçbir şey söylemeden yürüyüp gitti.
Aren arkasından bakarken içinde açıklayamadığı tuhaf bir his oluştu.
Adını bile bilmiyordu.
Ama o an, hayatının değişmeye başladığını hissetmişti. Aren birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Çocuğun söyledikleri kulağında yankılanıyordu.
“Bu okul göründüğü kadar iyi bir yer değil.”
İçini sebepsiz bir huzursuzluk kapladı ama bunu yorgunluğuna verdi. Valizini tekrar çekip yurda doğru yürüdü.
Koridorlar sessizdi. Duvarlardaki eski tablolar ve loş ışıklar binayı daha da kasvetli gösteriyordu.
Odasının kapısını açtığında içeride kimse yoktu.
Derin bir nefes verip yatağına oturdu.
Her şey gerçekten başlamıştı.
Aren pencereye yürüdü. Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu.
Tam perdeyi kapatacakken aşağıda aynı çocuğu gördü.
Siyah kapüşonuyla binanın önünde durmuştu. Başını hafifçe kaldırıp yurda baktı.
Bir anlığına göz göze geldiler.
Aren’in kalbi garip şekilde hızlandı.
Ama çocuk hemen sigarasını yere atıp uzaklaştı.
Ertesi gün okul beklediğinden daha kalabalıktı.
Koridorlarda yabancı diller birbirine karışıyordu. Aren elindeki ders programına bakarken birine çarptı.
“Hey, dikkat etsene—”
Neşeli bir erkek sesi duyuldu.
Aren başını kaldırdığında bu kez bambaşka biriyle karşılaştı.
Kumral saçlı, ela gözlü bir çocuk ona gülümsüyordu.
“Sanırım bu okul yeni gelenleri korkutuyor.”
Aren istemsizce küçük bir gülümseme oluşturdu.
“Biraz.”
Çocuk elini uzattı.
“Ben Luca.”
Aren birkaç saniye tereddüt edip elini sıktı.
“Aren.”
Luca gözlerini kısmış şekilde ona baktı.
“Türkiye’den misin?”
Aren şaşırdı.
“Nereden anladın?”
“Gözlerinden.”
Aren ne diyeceğini bilemedi.
Tam o sırada Luca’nın bakışları Aren’in arkasına kaydı. Yüzündeki gülümseme hafifçe silindi.
Aren arkasını döndüğünde dün geceki çocuğu gördü.
Siyah kapüşonlu çocuk…
Alex.
Alex’in bakışları doğrudan Luca’ya çevrilmişti.
Koridordaki hava bir anda değişmiş gibiydi. Luca elini yavaşça cebine soktu.
“Tanışıyor musunuz?” diye sordu rahat görünmeye çalışarak.
Alex birkaç saniye sessiz kaldı.
Bakışları kısa süreliğine Aren’e kaydı.
“Hayır.”
Sesi soğuktu.
Aren neden bilmiyordu ama Alex konuştuğunda içi daralıyordu. Sanki söylemediği yüzlerce şey vardı.
Luca hafifçe gülümsedi.
“Ben Luca.”
Alex cevap vermedi.
Koridordaki sessizlik rahatsız edici bir hâl almaya başlamıştı. Aren tam konuşacakken Alex omzunun yanından geçip yürümeye başladı.
Ama geçerken çok hafif şekilde durdu.
“Dikkatli ol,” dedi düşük sesle.
Kimin için söylediği belli değildi.
Sonra uzaklaştı.
Luca gözlerini Alex’in arkasından ayırmadan hafifçe güldü.
“Her zamanki hâli.”
Aren kaşlarını çattı.
“Onu tanıyor musun?”
“Bu okulda herkes Alex’i tanır.”
“Nasıl biri?”
Luca birkaç saniye sustu.
“Karışık biri.”
Bu cevap Aren’in kafasını daha çok karıştırmıştı.
Günler geçmeye başladı.
Aren okula alışmaya çalışıyordu ama ne zaman Alex’i görse içindeki huzur bozuluyordu. Çocuk sürekli yalnızdı.
Kimseyle konuşmuyor…
Kimseye yaklaşmıyordu.
Ama Aren fark etmeden gözleri onu arıyordu.
Bir akşam kütüphanede ders çalışırken elektrikler kısa süreliğine kesildi. Birkaç kişi panikle ses çıkarırken Aren rafların arasında tek başına kalmıştı.
Telefonunun ışığını açmaya çalışırken arkasından sakin bir ses duydu.
“Korktun mu?”
Aren irkilip arkasını döndü.
Alex.
Karanlığın içinde yüzü yarım görünüyordu.
Aren kalbinin hızlandığını hissetti.
“Hayır,” dedi sessizce.
Alex ona birkaç saniye baktı.
“Yalan söylüyorsun.”
Aren cevap veremedi.
Çünkü ilk kez biri onun korkularını bu kadar kolay görmüştü.
Tam o sırada ışıklar geri geldi.
Alex gözlerini kaçırıp geri çekildi.
Ama Aren bu kez onu durdurdu.
“Sen neden hep yalnızsın?”
Alex’in yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
Sanki bu soruyu uzun zamandır kimse sormamıştı.
Dudaklarını hafifçe araladı ama cevap vermedi.
Sonra sadece şunu söyledi:
“Çünkü insanlar yakınlaştığında… zarar görüyor.” Alex’in söyledikleri Aren’in içinde yankılandı.
“İnsanlar yakınlaştığında… zarar görüyor.”
Bu cümlede garip bir gerçeklik vardı.
Aren onun gözlerine baktığında sadece soğukluk görmüyordu. Sanki Alex’in içinde kimsenin bilmediği büyük bir kırıklık vardı.
“Belki herkes zarar vermez,” dedi Aren sessizce.
Alex hafifçe başını eğdi.
“Kendini kandırma.”
Sonra arkasını dönüp gitmeye başladı.
Ama Aren bu kez nedenini bilmeden onun arkasından seslendi.
“Alex!”
Çocuk durdu.
Aren ne söyleyeceğini bilmiyordu. Kalbi çok hızlı atıyordu.
“Sen… gerçekten kötü biri misin?”
Alex birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.
Sonra omzunun üzerinden ona baktı.
“Bilmiyorum.”
Ve gitti.
O geceden sonra Aren’in aklı daha da karıştı.
Çünkü Alex’ten korkması gerektiğini hissediyordu… ama aynı zamanda ona yaklaşmak istiyordu.
Bu his onu rahatsız ediyordu.
Bir gece yurda dönerken yağmur aniden bastırdı. Aren koşarak binaya ulaşmaya çalışırken ayağı kaydı.
Tam düşecekken biri kolundan tuttu.
Alex.
Nefes nefese kalmıştı. Siyah montunun üstü tamamen ıslanmıştı.
“İyi misin?”
Aren birkaç saniye konuşamadı.
Alex’in eli hâlâ kolundaydı.
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki bunu onun da duyacağından korktu.
“İyiyim…” dedi sonunda.
Alex yavaşça elini çekti.
“Daha dikkatli yürü.”
Aren hafifçe kaşlarını çattı.
“Sen neden hep bir anda ortaya çıkıyorsun?”
Alex ilk kez çok hafif güldü.
Küçücük bir gülümsemeydi… ama Aren’in içindeki bütün dengeyi bozmuştu.
Tam o sırada uzaktan bir ses duyuldu.
“Aren!”
Luca.
Elinde şemsiyeyle koşarak yanlarına geldi. Ama Alex’i görünce yüzündeki ifade değişti.
“Tabii…” dedi düşük sesle. “Yine sen.”
Alex’in yüzündeki gülümseme anında kayboldu.
Yağmur sessizce yağmaya devam ederken üçü ilk kez aynı anda aynı yerde duruyordu.
Ve Aren ilk kez şunu hissetti:
Bu hikâye hiçbirini eskisi gibi bırakmayacaktı. Luca şemsiyeyi Aren’in üstüne tutarken gözlerini Alex’ten ayırmıyordu.
“Yağmurda tek başına dolaşmayı bırakmalısın,” dedi Aren’e bakarak.
Ama sesi Alex’e söylenmiş gibiydi.
Alex ellerini montunun cebine soktu.
“Seni ilgilendirmez.”
Hava bir anda gerilmişti.
Aren ikisinin arasındaki garip nefreti hissedebiliyordu ama nedenini anlayamıyordu.
Luca derin bir nefes verdi.
“Hâlâ aynı tavırlar…”
Alex sertçe gözlerini çevirdi.
“Luca.”
Sesinde uyarı vardı.
Aren şaşkın şekilde ikisine baktı.
“Siz birbirinizi nereden tanıyorsunuz?”
İkisi de aynı anda sustu.
Bu sessizlik Aren’in içini daha çok huzursuz etti.
Sonunda Luca konuştu.
“Eski meseleler.”
Alex’in çenesi gerildi.
“Konuşmayı seviyorsun.”
“En azından insan gibi davranıyorum.”
Aren aralarındaki gerginliği daha fazla hissediyordu. Sanki geçmişte yaşanan bir şey hâlâ ikisinin arasında duruyordu.
Alex bir adım geri çekildi.
“Geç oldu. Yurda dön.”
Bu kez cümleyi sadece Aren’e söylemişti.
Sonra arkasını dönüp yağmurun içinde uzaklaştı.
Aren farkında olmadan onun arkasından baktı.
Luca bunu fark etti.
Ve ilk kez yüzündeki sıcak ifade hafifçe değişti.
O gece Aren uyuyamadı.
Alex’in sözleri…
Bakışları…
Ve Luca’nın ondan hoşlanmaması…
Hepsi kafasının içinde dönüp duruyordu.
Tam telefonu eline almıştı ki bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
“Alex’ten uzak dur.”
Aren’in kalbi duracak gibi oldu.
Mesajın altına tekrar bir bildirim düştü.
“O sana göründüğü gibi biri değil.”
Aren hızla yatağında doğruldu.
Parmakları titreyerek yazdı:
“Kimsin?”
Mesaj birkaç saniye boyunca görüldü olarak kaldı.
Sonra cevap geldi.
“Sadece dikkatli olmanı isteyen biri.”
Ve numara çevrimdışı oldu.
Aren’in içini kötü bir his kapladı.
Ama onu asıl korkutan şey şuydu:
Mesajı okumasına rağmen…
Alex’ten uzak durmak istemiyordu. Ertesi sabah Aren aynaya baktığında gözlerinin altında hafif morluklar vardı.
Neredeyse hiç uyumamıştı.
Telefonundaki mesajı tekrar açtı.
“Alex’ten uzak dur.”
İçindeki huzursuzluk büyüyordu ama merakı daha güçlüydü.
Ders çıkışı kampüs beklediğinden sessizdi. Hava kapalıydı ve rüzgâr sert esiyordu.
Aren kulaklığını takıp yürümeye başladı.
Tam merdivenlerden inerken ileride Alex’i gördü.
Bir duvara yaslanmıştı. Siyah kapüşonu yine başındaydı. Ama bu kez yalnız değildi.
Yanındaki adam Aren’in daha önce okulda görmediği biriydi. Sert yüzlü, uzun boylu bir adam…
Alex’le hararetli şekilde konuşuyordu.
Aren istemsizce yavaşladı.
Adam bir anda Alex’in yakasına yapıştı.
Bölüm etkileşimi
