1. bölüm / 4
KARANLIK TESLİMATBÖLÜM 1
Bölümler 4Şu an: BÖLÜM 1
- 1 BÖLÜM 11.161 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 21.877 kelime
- 3 BÖLÜM 31.837 kelime
- 4 Bölüm 42.268 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Yeni bi konu fırsat verip okuduğunuz için teşekkür ederim. Resim kısmında karakter isimleri bulunmakta, keyifli okumalar. destek olmayı unutmayın♡)
Çöp arabasını beklemeye başladım bunlardan kurtulmam için son gündü. Her şey planlanmıştı güzel ilerliyordu. Telefonuma gelen bildirime baktım
bilinmeyen numara : kurtulman için göz yumuyorum ;)
Kafamı telefondan kaldırdığımda o duvar yazısı ile göz göze geldim..
5ay önce
(Lara'dan)
Sonunda başarmıştım istediğim bölümde okuma fırsatı yakalamıştım. Sevdiğim insan benimleydi arkadaşlarım,ailem her şey yoluna girmişti. Özgüvenim yerine gelmişti sonunda bunun için çok çabaladım. Bilirsiniz bazı şeyleri yoluna oturtmak gerekir kulaklıklarımı takıp Spotify son çalınan (anxiety-doechii) çalıyordu. Girdiğimiz ara sokakta kendimi ritme kaptırmayı ihmal etmedim tabi ellerim havada sağa ve sola kıvırmaya başladım bi anda düzelip yürümeye devam ettim.
Bi süre sonra eve gelmiştim kapıyı açarak içeri girdim. "Lovee!" Diye seslendim gözlerimi devirip karşımda duran anneme baktım "yine mi yok?" "Yok lara". Kapıdan girdiğğm gibi geri geri çıktım telefonu elime alıp aramaya başladım. Çalıyordu ama açan yoktu. Yaşadığımız mahalle' de arkadaşlarımın evleri bir iki sokak aşağı veya yukarıdaydı. Tabii sevgilim stefan'ınında. Jack benim bilgisayar mühendisliği okuyan ve oldukça başarılı bir yardımsever diyebilirim. Evleri üst sokakta oraya doğru yürürken bi yandan Love'ı arıyordum. Love ablam. Kendi benden beş yaş büyük yirmi beş yaşında olması onun büyğk olduğu anlamına gelmiyor aslında o bi gerizekalı. Genelde içki.uy*** gece kulüpleri takılır ve asla evi düşünmez. Kendi sonunu bile.
Jack evin önünde bisikletini zincirliyordu amerika ve güzel sokakları..
"Hangi rüzgar attı seni?" Diye bir soru yöneltti. "Love" gözlerini devirip kaldırıma çöktü.
"Hiç akıllanmayacak gibi" "bu yüzden mi ayrıldın?" Diye ekledim. Cevap vermeden içeri geçti bende arkasından devam ettim.
Evin içine adımımı attığımda Jack çoktan bilgisayarının başına geçmişti. Masanın üzerinde dağınık kablolar, yanıp sönen küçük ışıklar vardı. “Her zamanki gibi…” diye mırıldandım.
“Sen hâlâ arıyor musun Love’u?” dedi gözünü ekrandan ayırmadan.
Telefonumu gösterdim. “Onuncu kez. Açmıyor. Bir terslik olmalı Jack.”
“Belki de yine kulüpte, Lara. Alış artık. O böyle biri.”Sesindeki umursamazlık canımı sıkmıştı.
ekranı bana çevirip lüks bir evden gelen sinyali gösterdi ve HD görüntü mobeselerden bir sofra ve bir sürü kişi vardi parti havası gibi. "Demiştim: dedi Jack. İçimde tarif edemediğim bu öfke sadece uykumu getiriyordu.
Jack’in evinde fazla oyalanmadım. İçimde tuhaf bir huzursuzluk vardı ama bunu bastırıp eve döndüm. Telefon hâlâ elimdeydi, Love’a attığım aramalar cevapsız kalmıştı. Birkaç dakika sonra kapı çalındı. Kapıyı açtığımda karşımda Stefan’ı gördüm.
“Gözlerin kıpkırmızı, yine ağladın mı?” dedi hafif endişeyle.
Başımı salladım. “Love ortalarda yoktu… merak ettim. Ama annem birazdan geleceğini söyledi.”
Stefan elini omzuma koydu. “O kendine bakamaz ama sen ona bakmaya mecbur değilsin, Aşkım. Hadi biraz hava alalım. Adams ve diğerleri aşağıda bekliyor.”
Merdivenlerden birlikte indik. Mahallede akşam üzeri serinliği vardı; yolun başında Coraline ve Avril kahkahalar atarak bir şeyler tartışıyorlardı. Adams ise köşede, telefonuyla uğraşıyordu.
“İşte ekibimiz!” diye bağırdı Avril, beni görünce. “Lara, yüzünü biraz güldür artık. Daha okulun ilk ayındayız, moralini düşürme.”
Coraline hemen söze atladı: “Yarın kampüs kulübünde tanıtım partisi var, hepimiz gideceğiz. Sen de geleceksin, bahanen yok.”
Gülümsedim ama içimdeki ağırlık geçmedi. Love hâlâ eve dönmemişti, içimde bir şeyler ters gidiyor hissi dolaşıyordu. Stefan elimden tutarak yanımda yürürken fısıldadı:
“Biliyorum… ablan aklını kurcalıyor. Ama bazen bilmediğimiz şeylerin üstüne gitmemek gerekir.”
Sözleri kulağıma uğursuz bir yankı gibi geldi. Ama yanımda olduğunu bilmek beni mutlu ediyordu gözlerine baktığımda ruhunu görüyordum,
&
Eve vardığımda kapıyı açar açmaz salondan gelen kahkahayı duydum. Love kanepede yayılmış, televizyonu açmış, elinde patlamış mısır vardı. Gözlerime inanamıyordum.
“Laraa! Küçük prensesim gelmiş!” diye seslendi. Hemen ayağa kalktı, üzerime yürüdü, sarılmak istedi.
“Cidden mi?” dedim, çantamı yere bırakırken. “Bütün gün ortalarda yoksun, telefonlarıma cevap vermiyorsun… şimdi de böyle karşılama mı yapıyorsun?”
Love dudaklarını büzdü, sanki hiç bir şey olmamış gibi gülerek omzuma dokundu.
“Hadi ama… bir ablan seni böyle karşılıyorsa keyfini bozma. Bugün farklı hissediyorum, sana iyi davranmak istiyorum. Belki de sana yeterince iyi bir abla olmadım. Telafi edebilirim.”
Alaycı bir gülümseme ile "kendine hayrı olmayan birinin bana ne iyiliği olabilir?"
"Alışveriş?" Dedi gülümseyerek
Alışveriş mi?” dedim sertçe. “Love, ben çocukken bile seni telafi etmeye çalışıyordum. Her zaman peşini topladım. Annemle tartışmalarını, gece kulüplerinden sabaha karşı dönüşlerini, sarhoşluğunu… Şimdi bir gülümsemeyle hepsini unutmamı mı bekliyorsun?”
Love bir an durdu. Gözlerindeki o ciddiyet alışık olmadığım bir şeydi. Yutkundu.
“Evet… belki de tam olarak onu bekliyorum.”
Odama geçmek için sırtımı döndüm. İçimde bir şeyler çatışıyordu; onu hem sevmek hem de nefret etmek gibiydi. Kapımı kapatırken "parayı nereden buldun love?" Diye bağırdım.
Hala kahkahalarla film izliyordu. Kapımı çarpıp odama girdim. İçimde öyle bir fırtına kopuyordu ki… bazen Love’a sarılmak, onunla kahkaha atmak istiyordum; bazen de yüzüne bile bakmak istemiyordum.
Yatağa uzandım, tavana bakarken kulaklarım salondan gelen kahkahalarla doluyordu. Televizyon sesi, patlamış mısırın çıtırtısı, Love’un umursamaz kahkahaları… Sanki dalga geçer gibi.
“Parayı nereden buldun, Love?” diye bir kez daha bağırdım. Sesim odanın duvarlarına çarpıp yankılandı.
Bir anlık sessizlik oldu. Belki de sorum ona dokunmuştu. Belki de ilk kez gerçekten ciddileşecekti. Kalbim hızlandı, yanıtını bekledim.
Ama sonra…
“Filmdeki çocuğa bak ya, tam senin tipin!” diye kahkahayla bağırdı.
Öfkem boğazıma düğümlendi. Yorganı kafama çektim. O an anladım ki bu evde, bu şehirde, bu hayatta her şeyin üstünü kapatmayı en iyi bilen kişi Love’dı.
yastığı ağzıma kapatıp çığlık atmakla yetindi.
stefandan:
Güneş hafifçe batarken basket sahasında topun yere çarpma sesi yankılanıyordu. potaya şutumufırlattım, top çemberden geçti.
“İşte bu! Stefan, nihayet biraz formda gözüküyorsun,” dedi Jack, topu almak için ileri atılırken.
Adams omuz silkti. “Formu mu? Ben bu kadar havalı bir şut göremedim daha.”
gülümseyerek topu Adams’a pasladım. “Havalı olması yetmez, arkadaş. Önemli olan sayıyı almak. Ama tabii sen topu fırlatınca sayıyı almak mucize gibi.”
Jack kahkaha attı ve topu yeniden aldı. “Siz ikiniz de çok ciddi gözüküyorsunuz. Sanki basket maçından çok bir felsefe tartışması yapıyorsunuz.”
Adams topu potaya fırlattı ve top çemberden geçti. “Görüyor musunuz? İşte bu gerçek yetenek.”
kaşlarını kaldırdım. “Yeteneğin çoğu şansla geliyor. Benim oyunum strateji ve disiplin üzerine kurulu.”
Jack alaycı bir sesle güldü: “Strateji mi? Adams tek hamlede potayı geçiyor, sen hâlâ kendi stratejini anlatıyorsun. Biraz da aksiyona geç.”
Üçümüz birden kahkaha attık.
carolinedan:
Laptopu açtım, Lara ve Avril hazırdı. Birkaç saniye sessizlik oldu, sonra ekranın köşesinden Love da belirdi. Hemen Lara’nın yanına gelmiş, omzuna sarılıyordu.
“İşte benim küçük prensesim!” diye espri yaptı Love. “Gün boyu ortalarda kayboldun ama eve gelince seni buluyorum.”
Lara dudaklarını büzerek geri çekilmeye çalıştı, ama Love sımsıkı sarılmıştı.
“Love! Bırak artık, gözüme gözlüğünü bastırıyorsun,” dedi sinirli ama hafif gülümseyerek.
Avril kahkaha attı. “Aman tanrım, Love seni resmen boğuyor!”
“Boğmak mı? Ben sadece sevgimi gösteriyorum,” dedi Love ciddiyetsiz bir tonla, sonra göz kırptı. “Ve tabii biraz da dedikodu fırsatını kaçırmıyorum.”
“Dedikodu mu?” diye sordum gülerek. “Hadi bakalım, bu sefer neler var?”
Lara hâlâ Love’un kolundan kurtulmaya çalışırken, Love esprili bir şekilde, “Eğer Stefan’ı konuşuyorsak, ben de burada olacağım. Abla olarak müdahale hakkım var!” dedi.
Kızlar ve ben birden kahkahayı bastık. Lara sessizce gözlerini devirdi ama yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Love, omzunu geri çekmeden, Lara’ya patlamış mısır verdi:
“Al bakalım, ablanın ikramı. Ama sonra açıklama bekliyorum, okulun dedikodularını bana anlatacaksınız!”
Avril gülerek ekledi: “Tamam, Love ablamız müdahale ediyor. Ama biz yine de dedikoduyu yapacağız."
BÖLÜM SONU.
NASIL BULDUNUZZZ? 2017 WATTPAD YAZARI OLARAK YAZMAYI ÖZLEMİŞİM ♡
Bölüm etkileşimi
