4. bölüm · Karanlık Masa
Bölüm -4
Bu gelen not beni düşünceye sokmuştu. Cemil'i araştırmıştım, sadece ismi vardı. Benim anlayamadığım kısım masaya hükmeden bendim , ona rağmen hiç var olmamış gibiydi bu adam, hiç birşey yoktu onun hakkında. Ne bir görüntüsü nede bir ses kaydı vardı. Paravan olarak kullanacak olduğu bir iş yeri bile yoktu. Ve beni tanıdığını söylüyordu , benimse onu unuttuğu mu. Ve hatırlamam gerektiğini.
Daha fazla evde kalamazdım, bugün koltuğa oturduğum ilk gündü ve benim şuan şirkete gidip işleri devralmam gerekiyordu. Hızlıca kürkümü giyip indim aşağıya. Ferhat çoktan şirkete gitmişti. Serhat beni rezidansın önünde bekliyordu.
" Günaydın , hazır mısın yeni hayatına? " İçten bir şekilde gülümsedim ona bakarak.
" Doğuştan hazırım!"
Bir veliaht olmak için doğmamıştım ama bir veliaht olarak hayatımı sürdürmüştüm. Hayatımın her yerinde bu benim karşıma çıkmıştı. Babamın , ben ve dedemden başka kimsesi yoktu. Annem ile evlenemediği gibi bir başkası ile de evlenmemiş ve başka bir çocuğu olmamıştı.
Dedem güçten ve saygıdan kendisi vazgeçerek babama bırakmıştı koltuğunu , benim babama yaptığım gibi zorunda bırakılmamıştı. Ve bu sebeple vazgeçtiği için hayatı son bulmuştu.
Ama ben ne güçten vazgeçecektim nede üzerine oturduğum koltuktan.
**
Şirkete gelmiştik, ve etrafı dolanıyordum. Ne gibi değişikler yapacağım ile ilgili fikir sahibi olmam lazımdı ama etrafa bakınca bir değişiklik gerekmediğini anlamıştım, babam her zaman önem verirdi düzen ve modernliğe ve bu şirketin dekore edilmesinden bile belliydi. Bakana birdaha baktiran cinstendi. Şirkete daha önceleri gelmeme rağmen bu ciddiyet ile bulunmamıştım. Okula gider ve okuldan kalan zamanlarda tatile giderdim. En azından öyle bilirlerdi ama şirkete o kadar sık gelmezdim.
Ferhat benim için gelmişti sabah erkenden şirkete. Burada bir odam yoktu ve onu halledecekti. Babam ne kadar bana devretmiş olsada işleri ,şirkete hala gelecek ve söz hakkı bulunacaktı. Babamı bir koltuğundan indirmiştim zaten ,öbürüne gerek yoktu. O sebeple Ferhat odamı halletmek için gelmişti.
Odanın içine girince Ferhat'a bu konuda güvendiğim için kendime kızdım. Odanın mobilyaları Pembe renkdeyd. Gözüm seğirdi, etrafıma tekrar baktım. Gerçekten her yer pembeydi.
Serhat'a çevirdim yönümü , işaret parmağımı odaya çevirerek " gerçek mi bu hayal mi yoksa?"
" Gayet gerçek gibi duruyor Aden!" Oda gülmemek için kendini zor tutuyordu.
" Ferhat neden pembe aşkım bu oda? Normal bir renk yapamadın mı?"
" Aden kuşum, nesi var odanın pembe de gayet normal bir renk!" Bu odaya insanları sokmayacağımı bilmesi gerekiyordu. Üstelik güzel bir pembe bile değildi ki bu. Çingen pembesi gibi birşeydi , hiç bir olur tarafı yoktu bu odanın.
" Ferhat! Ben bu odaya nasıl insan sokacağım?"
" Sen sokmucan ki , ben sokcam."
"Ne diyon oğlum?" Serhat kafasının arka tarafına vurmuştu.
" Amına koyayım, benim odama neden insan soksun. Salak mısınız siz?"
"Senin odan mı burası." Soruyordum çünkü ona güvenemiyordum.
" Evet, çok güzel dimi!" Otuziki diş sırıtıyordu. Odada konsol vardı ve konsolun üstünde peluş oyuncaklar.
" Çok güzel, ama sende sokma buraya kimseyi!" Serhat resmen ağzımdan almıştı lafı .
" Kıskanıyorsunuz beni!" Bir yandan yürümeye başlamış ve kendine hazırlamış olduğu odanın karşısında bulunan odanın kapısını açmıştı.
Bu oda gerçekten güzeldi insanın içini açan bir havası vardı. Geniş bir masa onun önünde deri koltuklar , oda genel olarak gri renge hâkimdi,sağ tarafta bulunan konsolun üzerinde ise saksıda bulunan rengarenk çiçekler vardı. Tek kötü yanı ben çiçek sevmezdim, bakamazdım bile. Kendim ile birlikte onları da soldurur ve öldürürdüm.
" Nasıl ama, çok iyi olmuş dimi! Beğendin biliyorum." Gözümün içine bakıyordu.
" Beğendim , çok güzel olmuş." Gerçekten beğenmiştim. İlk gösterdiği oda ile ufak bir kalp krizi geçirmiş olsam da sonradan korkumun yersiz olduğunu anlamıştım.
" Başka bir imkan yok zaten!" Dudağının köşesi kıvrılmıştı. Özgüven akıyordu bu adamdan.
" Aklım çıkmıştı Ferhat pembe odayı görünce, burası baya iyi olmuş!" Serhat'ın bunu söylemesine gerek yoktu çünkü bu şekil düşündüğümüzü Ferhat da gayet açık bir şekilde biliyordu.
" Ne kadar kıskanç bir adamsın sen amına koyim , sende öyle bir oda istiyordun! Ama kendime yaptım. Götün yiyorsa kendi odanı kendin yap!" Cümlesi bitince hıh diyerek odamdan çıkıp kendi odasına gitmişti. Serhat ile göz göze gelince bu iflah olmaz bakışı atmıştık birbirimize.
Serhat deri koltuklardan birine kendini atmış önünde olan sehpaya bacaklarını uzatmıştı. Bende koltuğuma oturmuş Serhat'a bakarak gülümsemiştim.
" Bize neden daveti senin düzenlediğini söylemedin?" Dün gece geç olmasından kaynaklı onları geçiştirmiş, sabah ise şirkete gelince bu konu hakkında konuşamamıştık ,şuan sormak için uygun zamanı bulmuştu anlaşılan.
Ellerimi göğsümde birleştirmiş, bacaklarımı üst üste atarak masamın üzerine atmıştım. Gözlerimi Serhat'dan ayırmadan ona bakıyordum.
" Size güvenemedim." Yalan değildi, güvenmemiştim. Koskaca on beş yıllık güven yıkılmıştı. Abartıyor muyum diye düşünüyordum, hayır az bileydi güvenmemem.
Sinirlenmiş gibiydi. Üst dudağı titredi. Gibisi az kalırdı, sinirlenmişti.
" Bize mi güvenemedin? On beş yıllık dostlarına, nasıl güvenemedin. Yediğimiz içtiğimiz ayrımı bizim de bize güvenmedin!" Kendisi bunu diyordu . On beş yıllık dostuna nasıl güvenmezsin . Bazen dalga geçtiğini düşünüyordum. Yada büyük bir şakaydı.
" Yediğimiz içtiğimiz ayrı değil Serhat! Yani en azından ben öyle düşünüyorum. Ama dediğin doğru!"
Suratıma baktı " hangi dediğim?"
" On beş yıllık dostuna nasıl güvenemedin dedin ya! Siz nasıl bana güvenmediniz. Neden beni geçiştirdiniz?"
Onlara belli etmiyordum ne kadar kırıldığı mı sadece tavır yapıyordum. Ama hem kalbimde hem de aklımda yer edinen bu acıya bir isim bulamıyordum. Ben onları üzmemek için içimde yaşıyordum bu kırgınlığımı ama onlara güvenmediğim için suçluymuşum gibi davranıyordular.
" Aden, sana güvenmiyormuş gibi hissettirdik." Lafını böldüm.
" Evet, öyle hissettirdiniz. Ama ne var biliyormusun? Arden'e bile güvenip ikinci günden yanında oldunuz ama bana bir açıklama yapmadınız!"
" Sana güvenmediğimiz anlamına gelmiyor, dediğimiz gibi eski bir dost sadece başka bir durum yok!"
Öyle olduğunu biliyordum ama içimde başka şeyler olduğunu da biliyordum.
" Serhat, siz her zaman en yakın arkadaşlarım olacaksınız ama şunu bil siz bana gerçeği söyleyesiye kadar yada eksiksiz söyleyesiye kadar, size tam anlamıyla güvenmeyeceğim. Ve yapacak olduğum şeylerden haberiniz olmayacak! Yaptığımda öğrenirsiniz yada hiç öğrenmezsiniz."
Bu saatten sonra onlara bir kırgınlığım da olmayacaktı. Eskiden olduğu gibi onlarla gülecek, ağlayacak ve eğlenecektim ama güvenmeyecektim. Yanında olacaklardı ama sadece olacaklardı.
"Aden!"
" Çıkabilirsin Serhat!" Gözlerimle kapıyı gösterdim. Birşey söyleyecek gibi olmuştu ama bakışlarım ona o izni vermediği için odadan çıkmıştı.
**
Odam da tek kalınca şirket ile ilgili dosyalara bakmıştım. Mesai saati biteli saatler oluyordu. Ama ben daha şirketteydim. Babam bugün şirkete gelmemişti, uzunca bir süre gelmeyeceğini de biliyordum. Haksızlık etmiştim belki de ama bana da haksızlık edilmişti. Serhat ile Ferhat da hala şirketteydi, ben kalınca mecbur onlarda kalmıştı. Kapım birden açılınca , gözüm dosyalarda olmasına rağmen konuştum.
" Noldu , serhat?" Kapının açılış şeklinden bile gelenin o olduğunu biliyordum.
" Hicran aradı, gelmiyor muyum diye soruyor." Artık çıkalım demekti bu, haklı bir isyandı. Saat gece onu gösteriyordu ve Hicran'ın merak etmesi de gayet normaldi.
" Sen çıkabilirsin, Ferhat da çıksın söyle . Ben buradayım daha!" İkisini bugün için daha fazla yormak istemiyordum.
" Güzelim, saatlerdir çıkmadın odadan! Biraz nefes al , bırak hep beraber gidelim!"
" Nefes almaya zamanım yok, Ferhat! Sen çıkabilirsin dediğim gibi, bekletme Hicran'ı. Onu çok öptüğü mü söylersin."
Hicran bu aralar pek iyi değildi. Ve ben onun yanına bile gidememiştim. Bazen kötü bir arkadaş olduğu mu düşünüyordum. Ama Hicran ile ne kadar az görüşürsem onun o kadar güvende olacağını biliyordum.
"Ben çıkıyorum o zaman , Ferhat kalır seninle, iyi geceler cennetim!"
" Sanada canım!"
Serhat sonunda gitmişti. Ona karşı duyduğum sevgi kelimeler ile anlatılmazdı, tek Serhat da değil Ferhat ve Hicran da aynıydı benim için onlar için can da alırdım canımı da verirdim.
Hiç olmamış kardeşim gibiydi üçü bu sebeple Hicran beni kıskanmazdı Serhat'dan, çok kıskanç bir kızdı normalde, hatta artık şirkete gelecek olduğunu duyunca bile olay çıkarmıştı.
Birbirlerini çok seviyorlardı dile kolay onbeş sene geçirmiştiler beraber. Birbirlerinin herşeyi olmuştular sırdaş, arkadaş, anne, baba, kardeş ama en önemlisi hayat arkadaşı olup birbirlerini anlamıştılar. İkiside birbiri için çok fedakarlık yapmıştı ve yapıyordu.
Bazen , çok azda olsa onlar gibi bir ilişkim olsa nasıl olur diye düşünüyordum. Herşeyim olurdu büyük ihtimalle ama öyle birisi hiç olmamıştı ve bu saatten sonra da olmayacaktı. Olması için bir hayatı olmalıydı insanın nede olsa.
Odamda bulunan kahve makinasından kendime kahve yapmış ve tüm duvarı kaplamış olan pencerenin önüne geçmiştim. Gece olunca bu şehir ayrı güzel oluyordu, gecenin karanlığında etrafa yayılmış ışıklara baktım, renk renkti. Bu şehir bana nazaran karanlığın da bile ışık saçıyordu.
Daha fazla çalışmak istememiştim, kahve içmek için ara verince tekrar odaklanamamıştım. Ferhat'ın odasına gittim , kapıyı yavaşça açtım. Bu odayı görmek gözlerimi kör ediyordu.
Benim küçük sempazem odasında bulunan koltukta uyumuştu. Bir bacağı koltuğun sırt yaslama kısmından taşmış diğer bacağı ise koltuğun koluna doğru uzanmıştı. Ağzından salyalar akıyor, aynı zamanda horluyordu.
Çok yorulmuş olduğunu anlamıştım. Ferhat uyurken hiç horlamazdı yada ağzından salyalar akmazdı . Uyandırmaya kıyamadım onu bu sekilde görünce. Kapıyı yavaşça kapattım ve çıkış yönüne doğru yürüdüm. Buraya Serhat ile geldiğim için arabam yoktu. Şirketin alt katında bulunan otoparka çevirdim yönümü. Buradan şirkete ait bir araba alacaktım.
Arabalardan birini almış ve yola koyulmuştum, gecenin geç saatleri olduğu için tek bir araba bile yoktu etrafta. Kafam çok doluydu iyi bir arkadaş olamamam, artık şirketi yönetmem ve masada bulunanlar ile ne yapacağım konusunda. Farkında olmadan hızımı artırmıştım, hızımı düşürürken beni bir arabanın takip ettiğini fark etmiştim. Bunu fark etme sebebim hızımı düşürmem ile onunda yavaşlaması olmuştu. Ne zamandır takip edildiği mi bilmiyordum bile yada kimler tarafından takip ettirildiği mi?
Fark etmemiş gibi yoluma devam etmiştim. Bir zaman sonra sağa saparak ormanlık bir yola sapmıştım ve tahmin ettiğim gibi peşimde olan araçta girmişti. Kendisini bana fark ettirmemek için far lambaları kapalıydı aracın. Ama ben çoktan fark etmiştim, onunsa bilmediği şey buydu ve benim fark etmemin üzerine yarım saattir peşimde onu buraya kadar sürüklemiştim. Arabada sadece iki kişi vardı , alt edemeyeceğim bir şey değildi. Ne Ferhat'ı nede Serhat'ı aramıştım. Hicran kötüydü ve Serhat onun ile kalmalıydı, Ferhat ise yorgunluktan bayılmıştı ve ben ikisinide bu saatte rahatsız etmek istememiştim.
Zaten onlardan başka arayacak kimsem yoktu ve onları da aramamaya karar vermiştim. Ya ecelim gelmişti ölecektim yada ecelleri olup öldürecektim.
Bende arabanın far lambalarını kapattım, ormanlık bir alanda olduğumuz için burada pek bir ışık yoktu ağaçların sık olduğu bir yere sürmüştüm arabamı, şoförlüğüme güveniyordum o yüzden bu kadar rahattım. Geldiğim noktanın yeterli olduğuna karar verince arabadan inmiş ve koşarak bir ağacın gövdesini kendime siper etmiştim.
Bir kaç dakika sonra da peşimde olan araba, arabamın arkasında durmuştu ve içerisinde bulunan adamlar inmişti. Olanları görebilecek ve duyabilecek bir noktadaydım.
" Piç, senin yüzünden kaçırdık!" Adamlardan biri beni kaçırdığı için diğer adama kızıyordu.
" Ben naptım amına koyim, arabayı sen sürüyordun!" Öbür adam kendini savunmaya almıştı.
" Ben onu bunu bilmem, kadını bulamazsak , patronun bize yapacak olduğu şeyler senin suçun!" Patron diye bahsettiği kişiyi merak etmiştim. Ama şuan için onların eline düşmemem yada öldürülmemem gerekiyordu, daha zamanı değildi.
" Bu orospuyu bulamazsak, onun yerine bizi siker patron, onu biliyorum!"
" Benim anlamadığım. Ölü yada diri fark etmez , her türlü istiyorum dedi!" Benim hakkımda konuştuklarını dinliyordum. Ama bu adanlar arabanın yanından ayrılmıyordu bile, karanlıktan korkma ihtimalleri yoktu herhalde.
" Her türlü sikileceğiz, bu karı çok taşaklı oğlum! Masaya rest çekmiş ilk kadın ve üsttelik masadan güçlü bir ismi öldürüp adamın adını tarihe yazdı!" Namım benden önce yürüyordu anlaşılan.
Burada beklemekten sıkılmıştım ama şu anlık yapabilecek olduğum birşey yoktu. İki adamda beni aramaya karar vermiş olmalı ki yürümeye başlamıştı. Bir saniye olsun birbirlerinden ayrılmıyordular.
Arkasında saklanmış olduğum ağaca yaklaşmıştılar, ince vücudumu ağaca iyice yapıştırmış ve onların gelmesini bekliyordum. Çok geçmeden yanımdan geçecekleri sırada adamlardan bir tanesinin kafasını tuttuğum gibi ağacın gövdesine çarptım. Diğer adam anlık şok ile bir kaç adım geriye gitmişti. Bu ağacın arkasında olmamı beklemiyorlardı anlaşılan.
" Seni orospu!" Hakaret değilde bir iltifat olarak kabul ediyordum. Sonuç olarak baş edilemeyen her kadına bu sıfatı takıyorlardı.
" Biraz önce ne kadar taşaklı olduğum hakkında konuşuyordun." Adam birden kolumdan tutup beni hızla fırlattı . Sırtım bir ağacın gövdesine çarpmıştı. Acıyla inledim ama o kadar kısık çıkmıştı ki sesim onların duyması imkansızdı .
Hızla ayağa kalktım. " Tek yapabildiğin bu mu , fino?"
" Geldiğin yere sokacağım seni, o izni aldım!"
" İzinsiz hareket edememek ne kadar kötü, baksana arkadaşın pert oldu bile!"
Uzun yıllar jimnastik ve akrobasi ile uğraşmıştım ve bunun yanında ikizlerden almış olduğum dövüş dersleride cabasıydı. Yakın dövüş konusunda elime su dökülmesi oldukça zordu.
Adam bana doğru gelmeye başlayınca olduğum yerde zıplamış ve tam kulağının üzerine bir tekme atmıştım. Ayakkabımın sivri ucu oldukça canını acıtmış olmalıydı. Ve kulağının şuan çınladığına yemin edebilirdim. Tam ona yeni bir hamlede bulunacağım sırada , diğer adam ayılmış olmalı ki kollarımdan beni tutmuş ve üzerimde hakimiyet kurmaya çalışıyordu. Tekme attığım adam üzerime doğru gelince elinde tuttuğu bıçağı gördüm, tek bir korku emaresi yoktu yüzümde. Adam bana iyice yaklaşınca iki bacağımı karnıma doğru aniden çekmiş ve var gücümle karşımdaki adamın karnına vurmuştum. Adam bir kaç adım sendeleyerek yerde bulunan bir taşa takılıp yere düşmüştü.
Arkamdaki adam hala beni zapdetmeye çalışıyordu.
" Dur artık, ne zorlaştırdın ve karı!"
Gözüm seğirdi, sinirden.
Kafamı var gücümle arkaya arttığımda bir kaç yüz kızartıcı küfür duymuştum. Galiba burnu kırılmıştı. Yerde bulduğum bir taşı elime alarak burnunu tutan adamın kafasına geçirdim. Yere yığıldı, bir daha vurdum. Olaylar çok saniyelik gelişiyordu ne olduğunun çözemiyordum. Galiba ölmüştü. Açıkçası pek umrumda da değildi. Diğer adamın beni ensemdeki saçlarımdan tutarak çekiştirmesi sonucu ayağa kalkmıştım. Saçlarım olmazdı, kıyamazdım onların tek bir teline.
" Seni orospu, burdan seni almadan gidermiyim sanıyorsun. Ya onunla ya onsuz." Yerde yatan adama çevirdi yönümü. Boynuma yaslı bir bıçak vardı.
" Şimdi öldür beni, şayet yaşarsam. Ölümlerden ölüm beğen kendine , orospu çocuğu!" Cümlem ağzımdan zehir gibi çıkmıştı. Küfür etmezdim ki ben , insanın ağzını bozuyorlardı.
" Beni öldürmek için bir zamanın olamayak!"
Bıçak boynumda beni arabasına doğru sürükledi. Arka kapıyı acacagiy sırada bir sürü silah patladı etrafta. Adam benim ile birlikte kendini de aşağıya çekmişti bıçak hala boğazımdaydı. Kulağımın dibine adeta kükredi.
" Kimi aradın, kim söyle!" Bu kadar korkmasının sebebi neydi.
Dudaklarımdan kahkahalar döküldü. Bir insan özellikle birisinin boğazına bıçak dayamış olduğu bir zamanda bu kadar korktuğunu belli etmemeliydi.
" Birisini aramadım! Ama sen kimden bu kadar korkuyorsun?"
Boğazımdaki bıçağı biraz daha bastırdı.
" Masayı yöneten bir kadınsın sen , kimseyi aramadığını mı söylüyorsun?"
Silahlar sıkılmaya devam ediyordu. Bu bir çatışma değildi , bir uyarıda bulunuyorlardı ama kim içindi orasını bilmiyordum.
" Sende tam o masayı yöneten kadını öldürmek ile tehdit edip , boğazına bıçak dayıyorsun, ama benim kimseyi aramadığıma inanmıyorsun? Komikmiş." Başkası olsa bu durumda dalga geçmeye bilirdi ama bu adam beni öldürmeyecekti, benim ölümüm bile ona korku veriyordu.
" Tik !tak! Aziz dakikan doldu! Çık dışarı yavrum!" Bu ses tanıdıkdı ama pek çıkaramamıştım.
Adının Aziz olduğunu öğrenmiştim .
Aziz , bıçağı hala boğazıma dayar bir şekilde beni havaya kaldırdı. Karşımda Arden'i ve sayamayacağım kadar adamı görmeyi beklemiyordum.
" Arden! Bırakmam. Patrona götüreceğim! Yolumdan çekil." Titriyormuydu bana mı öyle geliyordu. Arden den korktuğu belliydi.
" Ulan puşt!" Bana döndü " pardon leydim!" Azize çevirdi tekrar bakışlarını.
" Benim kadınıma dokunan eli , bilekte bırakır mıyım ben!"
Nerden kadını oluyordum , hiç sorgulamadım bu durumda.
" Kadir iti nerde , çıksın oda!" Arden öyle bir bağırdı ki onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum.
" Bu karı , öldürdü onu!"
" Aziz misin , Azize misin bilmem ama bana karı , orospu ve taşaklı demeye devam edersen eğer! SENİN SOYUNU SİLERİM BU DÜNYADAN!"
Elindeki bıçağı biraz daha bastırdı. Her ağzımı açtığımda biraz daha bastırıyordu.
" Ona , bunları söyledin mi? " Sadece Arden'in gözlerine baktı. " CEVAP VER BANA!" Öyle bir kükredi ki yerimden sıçradım.
" Her gün bir başkasıyla yatan birisi ne olabilir? Bunu herkes biliyor, Sultan Süleyman bir, Aden Turgutlu iki diyorlar!"
"Adeni bırak, yaşamak istiyorsan!" Sesi oldukça tehditkardı. Üzerimizde bize çevrili bir sürü silah vardı ve Arden'in tek bir lafına bakıyordu.
" Bırakırsam , beni öldürür." Bu kadar korktuğu kimdi bu adamın.
" Eğer bırakmazsan , ben sana neler yaparım onu düşündün mü? Özellikle bu söylediklerini duyduktan sonra!"
Cevap vermek yerine bıçağı biraz daha bastırmıştı. Bunu gören Arden o kadar hızlı hareket etti ki gözlerime inanamamıştım. Belindeki silahı çıkarıp, Aziz'i iki kaşının ortasından vurması bir saniyeyi bulmamıştı.
Kurşunun girdiği yerden, sıçrayan kanlar yüzüme geldi. Bu çok iğrençti, güzel yüzüm kirlenmişti. Ama sorun değildi.
" Beğendin mi yaptığını?"
" Temizleriz yüzünü birşey olmaz!"
" Yahu! Ben ondan bahsetmiyorum ki! Bu kadar kolay ölmemeliydi." Çok kolay bir ölüm olmuştu.
" Senin aklında onu nasıl bir şekilde öldürmek vardı ki?" Yüzü çok ciddi şekilde bana bakıyordu.
" Canlı canlı organlarını çıkarıp, o izlerken hayvanları yedirmeyi düşünüyordum. Eğlencemi elimden aldın!" Bu pislik herif hakketmişti.
Yüzü bir anlığına dondu kendini hemen toparlamıştı ama ben fark etmiştim.
" Sen kimsin bu arada? Hatırlayacağım, hatırlayamıyorum!"
Biz konuşurken adamları etrafı temizliyordu.
" Ben Cemil Arden Soylu! Tanıştığıma memnun oldum!"
" Cemil?" Bu o olabilir miydi? Yoksa sadece iki adımı vardı.
" İlk ismim. Daha doğrusu eskiden bir yakınım bana öyle seslendirdi , bir nevi lakap!"
" Anladım, sana iyi geceler diliyorum ben evime gidiyom artık, teşekkür ederim!"
Elini uzattı ve yanağımda olan kanı baş parmağı ile sildi , izlemek ile yetindim.
" Rica ederim leydim, iyi geceler!"
Arabaya bineceğim sırada sesini duydum. Kısık konuşmaya çalışıyordu ama o kadar kızgındı ki , beceremiyordu.
" İkinizide siktim duydun mu? Ne işe yarıyorsunuz siz!" Çalışanları ile ilgili bir sorun olduğunu düşündüm ve arabama bindim , benim arabamı çalıştırmam ile peşime ortalığı temizleyenler hariç bütün adamlar takıldı. Hiç istemiyorum gibi tartışmaya girmedim çünkü yorgundum ve tartışacak gücüm yoktu , el mecbur kabul ettim ve benimle gelmelerine ses etmedim.
**
Evimin kapısından girmiştim. Pencereden bakınca bana eskortluk eden adamların evin önünde beklediğini fark etmiştim. Hiç bir zaman kapımın önünde bekleyen birileri olmamıştı , gerek görmemiştim ama bu saatten sonra olması gerekiyordu bunu anlamıştım. Yorgunluk kendimi büyük koltuğun üzerine bırakmış ve bacaklarımı uzatmıştım. Aslına bakılırsa canım çok sıkılmıştı, iki adamın üstesinden bile gelememiştim, kendime yakın dövüş konusunda çok güveniyordum ama uzun bir süre antrenman yapmadığım için köreldiğimi fark edememiştim. Arden gelmemiş olsa ya ellerinde esir olacaktım yada ölmüş olacaktım.
Ona güzel bir şekilde teşekkür etmem gerekiyordu.
Kapı alacaklı var gibi çalıyordu, bu kadar fazla çalınması da ayrı bir sinirimi bozmuştu. Aslına bakılırsa şuan uçan bir kuş görsem niye uçuyor diye dertlenebilirdim.
Başımı ellerim arasına almış derin bir nefes çekmiştim içime, çok huzursuzdum ama derdimi anlatamıyordum kimseye. Bu sırada kapı hala çalıyordu, istemesem de koltuktan kalkmış ve gidip kapıyı açmıştım.
" Aden!" birden boynuma sarıldı " şükürler olsun , iyisin!" Saçlarımın kokusunu içine çekiyordu Ferhat. Korkmuş olduğu her halinden belliydi.
Kolunu okşadım " iyiyim canım, korkma!"
Bir yandan salona doğru yürümeye başlamıştık , koltuğa oturunca kapı tekrar çalmaya başladı. Aynı istek ve hırsla beraber.
" Sen aç." Gözlerimle kapıyı gösterdim. Oturduğu yerden kalkarak kapıyı açmaya gitti. Kapıyı açtığı an bir yumruk yiyerek yere yatması bir olmuştu.
Serhat, yere düşen Ferhat'ın üstüne çıkmış onu yumruklayordu.
" Lan şerefsiz, böyle mi göz kulak oldun lan! Sana güvenemeyecek miyim?"
Oturduğum yerden hızla kalkarak Serhat'ın önüne geçtim.
" Dur, vurma ona!" Diye bağırıyordum.
Ama Ferhat kabullenmiş bir biçimde kılını bile hareket ettirmiyordu. Serhat'ın ona vurması onun gözünde görmüş olduğum pişmanlığı azaltacak diye düşünüyordu. Uyuyarak beni tek bıraktığı için , suçu kendinde buluyordu.
Serhat beni dinlemiyordu, sesim kulaklarına ulaşmıyordu. Şuan için sadece ikisi varmış ve öfkesini ondan çıkarmalıymış hissi vardı onda. Ama benim yaşadığım pişmanlık daha fazlaydı bu durumda, ikisinede kıyamamıştım ama onlar benim için birbirlerine kıyıyorlardı.
"YETERR!" diye bir çığlık attım, atmış olduğum çığlık sonrasında bir fısıltıya dönüştü "yeter!" ikiside durmalıydı artık.
"ADEN! sen niye bu hergeleyi uyandırmadın , neden beni aramadın. Zorun ne kızım senin!"
" Size kıyamadım. Ferhat'ı uyandırmaya kıyamadım, seni Hicran'ın yanından cağırmaya kıyamadım. Hicran yeterince tek kalıyor, onun daha fazla tek kalmasını istemedim."
Yapamamıştım , onlar beni anlamıyordu. Eski biz değildik hiç birimiz. Hayatımızı mahveden bendim ve kendi hayatım ile birlikte dünyada en değer verdiğim üç kişiyi de yakmıştım.
" Kıyacaktın bize, ya sana birşey olsaydı!"
" Hayatım boyunca , sizin bakıcılığınızda yaşayamam! "
Serhat kanlar içinde kalmıştı, yerde yatıyordu ve bizde Serhat ile kavga ediyorduk. Bu durum iyice sarpa sarmıştı.
"GEREKİRSE YAŞAYACAKSIN!" Adeta kükremişti. Tam ona cevap vereceğim sırada arkadan bir ses geldi.
" O sesin, bir daha ona yükselirse Serhat. Kendine bir mezar kazsan iyi edersin!"
Serhat'ın arkasına bakmıştım. Gelen kişi Arden'di , buraya niye geldiğini merak etmiştim. Serhat'ın birden Ferhat'a saldırmasından kaynaklı kapı açık kalmıştı ve Arden de içeriye bu sebeple girmişti. Herşey niye bu kadar üst üste geliyordu, hayatın benim ile alıp veremediği bir şey olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Arden'in bunu gelmesi ile Serhat bir hışımla kapıdan çıkıp gitmişti. Ardından koşar adım yerde yatan Ferhat'a koşmuş , başını dizlerim üzerine koymuştum.
" Fe-ferhat, iyimisin?" Suratını iki elimin arasına almıştım. Arden de yere eğilmiş Ferhat'a bakıyordu.
"İ-iyiyim, özür dilerim!" Bu durumda bile benden özür diliyordu, bunu yapmaması gerekiyordu olduğumdan sahada pişman hissediyordum cunku.
"Ferhat! Bana bak! " Arden'in sesini duymasıyla ona döndü.
"Hiç tek bırakmıyorsun bakıyorum beni!"
"Ulan it, sen nasıl askersin! İki yumruk yedin diye ne yatıyon hala?" Delirmek üzereydim, Ferhat iki yumruk yememişti ki, suratı tanınmayacak hale gelesiye kadar dövülmüştü, ve kılını dahi kıpırdatmamıştı.
"Yardım et bana, kaldıralım onu!" Benim sesim ikisi arasında oluşacaktır gerilimi bozmuştu. Arden bana yardım ederek Ferhat'ı kaldırmış ve odasına götürmüştü. Ferhat yatağa yatınca ben onun yüzündeki kanları önce temizlemiş, sonrasında yaralarına batikon ve bazı merhemler sürmüştüm.
"Affet beni." Kısık çıkmıştı sesi zar zor duymuştum. Ben ona kızmamıştım veya küsmemiştim ki onu affedeyim.
" Affedilecek bir durum yok aşkım, sen dinlen şimdi ." Basının üzerine bir öpücük bırakıp odadan çıkmıştım. Arden hala salondaydı.
"Gitmemişsin?"
"Yanından çıkmanı bekledim, konuşmak istiyorum seninle!" Ne konuşacaktı bilmiyorum ama istemiyordum.
" Duşa gireceğim ben." Belki sonra konuşuruz demesini beklemiştim ama olmamıştı.
" Sen gir duşa, beklerim."
"Peki, kendi evin gibi rahat olabilirsin!"
Bu konuşmamızın üstüne duşa girmiş ve olabildiğince uzun kalmıştım bir zamandan sonra daha fazla kalamayacağı mı anlayınca çıkmıştım.
Üzerime pijamaları mı giymiştim , duştan sonra pijamadan başka birşey giymezdim.
Şort ve askılı bir pijamaydı, saten kumaşından dolayı siyah rengi daha çok göze batıyordu. Sütyen takma gereğinde bulunmamıştım. Üzerimi giyinip ,sadece saçımı tarayarak salona geçmiştim.
Salona girince telefonu ile ilgilendiğini fark etmiştim. Ama adım seslerini duyunca başını kaldırıp bana bakmıştı.
Bana bakınca boydan boya beni incelemiş ve en sonunda gözlerini benim gözlerim ile birleştirmişti.
" Bu mevsimde, ne bu üstün ve saçın?"
"Pardon?" Ne demek istiyordu anlamamıştım.
" Hasta olursun sen, bu havada niye böyle giyiniyorsun!"
"Evin sıcaklığından bir habersin galiba?"
Ev oldukça sıcaktı, ve evde genelde bu şekilde olurdum. Ben ona cevap verdiğimde çoktan ayağa kalkmış ve beni elimden tutarak odama doğru götürmüştü. Cevap vermedim ne yapacağını izledim sadece.
Dolabı açarak ordan kalın bir kazak ve eşofman vermişti bana.
" Bunları giy, daha sıcak tutar!" Tek kaşım havalanmıştı. "Lütfen." Diyerek cümlesine devam edince elinden almıştım. Arden banyoda giyinirim sanmıştı galiba ama ben çoktan pijamamın üstünü eteklerinden tutarak çıkarmıştım. Göğüslerim onun önündeydi şuan da ama benlik bir sıkıntı yoktu, böyle şeylerden utanamazdım. Kazağı kafamdan geçirince gözlerim Arden'e takıldı, dönük bir şekilde bana bakıyordu. Sonra şortumu çıkarınca altımda bulunan dantelli iç çamaşırım ile kalmıştım, Arden şoklardan şoklara giriyordu. Bana vermiş olduğu eşofmanıda giyince gözlerimi ona dikmiştim.
"Giyindim, oldu mu?" Konuşmam ile transtan çıkmış gibi kafasını iki tarafa sallamıştı, bu halini görünce gülmüştüm.
"Olmadı!" Gözleri ile makyaj masamı göstermiş ve oraya oturmamı işaret etmişti. Neden bilmiyorum ama onun sözünün üstüne söz söylemek istemiyordum şuanda , beni Aziz'den kurtardığı için ona duymuş olduğum minnet olduğunu düşünüyordum. Ve makyaj masasının pufuna oturmuştum , kurutma makinasını almıştım ve makinayı çalıştırmış saçlarıma doğru tutuyordum. Elimin üzerinde bir el hissedince , elimin hareketi durmuştu. Arden , elimden makinayı almış ve saçımı kurutmaya başlamıştı, donup kalmıştım şuan da sadece saçımı kurutmasını bekliyordum.
Ondan kaçmak amacıyla duşa girmiştim kaçamamış üstüne de saçlarımı kurutturuyordum.
Çok garip bir histi , babam daha önce saçımı bile isteyerek okşamamıştı ama yeni tanıştığım bir adam saçımı kurutuyordu, tek tek her bir telini. Bana zarar verme ihtimali varmış gibi küçük parçalar halinde ayırıyor saçlarımı ve o şekilde kurutuyordu. Kendimi çok garip hissetmiştim. En sonun tüm saçım kuruyunca, birbirine dolanmış olan saçlarımı taramıştı.
"Şey -" ben tararım diyecektim ama lafımı kesti.
"Şuan değil Aden, daha sonra!" Saçlarım ile arasında bir şey varmış ve aralarına girmemem gerektiğini söylüyordu sanki. İstediğini yaptım ve sustum . Saçlarım ve Arden arasına girmemiştim. Saçlarımı da tarayınca,bu defa saçlarımı örmeye başlamıştı. Şaşırmıştım bir erkek nasıl bu kadar kusursuz saç örebilir diye çünkü ben hala bilmiyordum, saç örmesini. Artık saçımla işi bitmişti. Omuzlarımdan tutarak eğildi ve aynadan ikimize baktı.
" Birdaha duştan sonra ıslak saçla durma ve bu kadar açık giyinme, hasta olursun!" Sesi şuan huzur veriyordu bana, yada anın büyüsüne çok kapılmıştım. Çok garipti bu yaşıma kadar hiç böyle birşeyle karşı karşıya gelmemiştim. Fısıldar bir şekilde çıkmıştı sesim.
"Öyle yaparım!" Aynadan birbirimize bakıyorduk hala, hiç anın büyüsü bozulmasın ister gibiydik.
Umarım beğenmişsinizdir.
