4. bölüm · Karanlık Kalpler(ara verildi)
Kız gecesi
Çağrı'nın beni eve bırakmasının üzerinden iki gün geçmişti. Daha doğrusu, o olaylı günün ardından koskoca iki gün...
Bu iki gün boyunca üst üste hastaneye gitmiş olduğum için bugün izin günümdü.
Günlerden pazardı. Benim için mükemmel bir gün olsa da ailem için sıkıcıymış gibi herkesin suratı beş karıştı.
Salonda oturmuş tırnaklarını törpüleyen kardeşim Asu, adeta gözleriyle beni yiyordu. Elimde kalacağından haberi yoktu ama elbet onun da sırası gelirdi.
Yine de ona bulaşıp asıl kişiliğimi kirletemezdim.
Elimde tuttuğum yeşil elmadan -canım çok çekti - üçüncü ısırığımı sesli bir şekilde aldım. Tadına hayran kalmıştım ama Asu çıkardığım sesten pek hoşlanmamış olacak ki "of"layarak odadan çıktı.
Gıcık olduğunu bildiğim için arkasından keyifle güldüm; onunla uğraşmak hoşuma gidiyordu.
Bir elimle elmamı tutup, diğer elimle koltuğun köşesine bıraktığım telefonu aldım. Bugün Serpil ile buluşacaktım.
Serpil... En yakın arkadaşım, aşkım, bebeğim, canım... Kısacası her şeyim denebilirdi.
Arkadaşım diye demiyorum ama kendisi oldukça ünlü bir psikologdu. Çalıştığı klinikte hafta sonları tatildi ve abartısız her hafta sonu buluşup, dedikodu eşliğinde bakım yapardık. Aile evinde olduğum için genelde onun evinde toplanırdık.
"Serpilimm 🤨" kişisinden bir yeni mesajınız var.
Serpilimm 🤨: Canım, çıktın mı?
Ben: Hayır, şimdi çıkıyorum. Bekle beni bebiş.
Serpilimm 🤨: Memnuniyetle.
Sohbetten çıkıp üst kattaki odama gittim. Çantamı ve araba anahtarımı alıp dudağıma bordo rujumu sürdüm.
Hafif makyajım, bordo rujla birlikte adeta patlamış; son derece hoş bir görünüm kazandırmıştı.
Topuklu babetlerim, üzerimdeki o hem saten hem de samimi hava veren beyaz gömlek ve altındaki siyah şort etekle fevkalade görünüyordum.
Yalan yok, özellikle güzellik konusunda egom vardı.
Aşağı indiğimde babamla karşılaştım. Şirkete gidiyor olmalıydı; üzerinde, hafif göbeğini bile belli etmeyen şık bir takım elbise vardı.
Babamı gördüğüm an ifadesiz yüzümde kocaman bir tebessüm oluştu.
Hani bazı kızların babası ilk aşkı olur ya, ben işte o kızlardandım.
Adım seslerimi duyunca saatini takmayı bırakıp bana döndü. Sakin bakan gözleri beni görünce bir an değişti. Sanki aklına bir şey gelmiş ve buna sinirlenmiş gibi kaşlarını çattı.
Bakışları üzerimde gezindi; ama ne kıyafetime takılmıştı ne de rujuma. Zaten hiç karışmazdı giyimime ama bu kadar güzel olma birinin gönlünü alacaksın diye hep takılırdı bana ama bugün aynı şey yoktu.Onun derdi başka gibiydi.
"Erken çıkıyorsun," dedi durduk yere.
Sesi normaldi ama tonunda tuhaf bir gerginlik vardı. Saatime baktığımda 14.22 geçtiğini gördüm.
Omuz silktim. "Serpil'le buluşacağım ya, söylemiştim."
Başını salladı. "Hı." Kısa. Fazla kısa... Gözleri bir anlığına benden kaydı, sanki düşünmemesi gereken bir şeyi düşünüyormuş gibiydi.
Kaşlarımı çattım. "Ne oldu?"
Sorumu duyar duymaz yüz ifadesi değişti. Az önceki o sertlik bir anda silindi, yerine alışık olduğum o sakin ve kontrollü hali geldi. Dudaklarına hafif bir gülümseme yerleştirdi. "Hiçbir şey," dedi. "Sadece aklımda işler var."
İnanmamıştım.
Bu ani değişim beni şüpheye düşürse de durumu şirketteki "casus" mevzusuna bağladım ve üstelemedim.
"İyi bari," dedim.
"Ben de çıkıyorum zaten, şirkete uğrayacağım," diyerek başını salladı.
Yanından geçip hole çıktım. Her zamanki gibi o genişlik insanı yutuyordu. Tavandan sarkan kristal avizenin ışığı mermer zeminde kırılıp etrafa dağılıyordu. Boydan boya uzanan dev aynada kendime kısa bir bakış attım. Saçımı düzelttim, çantamı omzuma yerleştirdim.
Babetlerimin mermerde çıkardığı tok ses eşliğinde kapıya yöneldim.
Dışarı çıktığımda bahçedeki o "düzenli lüks" yine karşımdaydı.
Ama bu kez babamın arabası yalnız değildi. Önünde ve arkasında siyah camlı araçlar bekliyordu.
İçlerinde kim olduğu seçilmeyen adamlar...
Korumalar.
Kaşlarım çatıldı. Garipti ama yeni değildi; sadece bu sefer gözüme fazla gelmişti. Babam her zaman "İş bağladığım kadar düşman da bağlıyorum," dediği için bu durumu çok dert etmiyorduk.
Babam arkamdan çıkıp bana baktı. Az önceki tuhaf halinden eser yoktu. Yanına gidip yangını öptüm.
"Geç kalma," dedi mesafeli bir tonla.
"Sen de," diye karşılık verdim.
Arabasına bindi ve araçlar aynı anda hareket etti. İçimde kısa, anlamsız bir huzursuzluk belirdi ama üzerinde durmadım.
Bugün kurcalama günü değil, Serpil günüydü.
Arabama binip emniyet kemerimi taktım. Serpil'den gelen mesaja bakıp sırıttım:
Serpilimm 🤨: Mesut, gelemeyebilirsin xbbdbdbdjsjs
Siz: Abartma, geliyorum. (Şüpheli)
Serpilimm 🤨: İnşallah... Eğer gelmezsen beklemekten ağaç olan vücudum meyve verecek.
Siz:

Siz:5 dakikaya oradayım.
Radyoyu açtım. En sevdiğim şarkı o tanıdık nakaratı bitirmiş, sözlerine başlıyordu:
"Hatırla sevgili o mesut geceyi Çamların altında verdiğim buseyi..."
Herkesin övdüğü sesimle şarkıya eşlik ederek sürmeye devam ettim.
Sonunda o 42 katlı gökdelene varmıştım. Serpil'in "41 kere maşallah" diyerek aldığı 41. kattaki dairesine çıkmak için güvenliğe selam verip asansöre bindim.
Tam kapılar kapanacağı sırada bir el uzanıp engel oldu.
Aynadaki yansımamdan bakmayı bırakıp önüme döndüm. İçeri giren adam bana hafifçe tebessüm edip başını eğince ben de karşılık verdim.
Adam önümde arkası dönük dururken, silüetinin Çağrı'yı ne kadar çok andırdığını fark ettim. Geniş omuzlar, bir doksana yakın boy... Ya gerçekten benziyordu ya da ben bu aralar Çağrı'yı fazla düşünüyordum. Panel onun tarafında olduğu için nazikçe sordu:
"Hangi kat?"
"41," dedim.
"Ne tesadüf, aynı kat," dediğinde ayıp olmasın diye "Öyleymiş," demekle yetindim. Sessizliği telefonuma gelen bildirim sesi böldü.
Annem 🫢: Kızım evde yokmuşsun, neredesin? Babana sordum cevap vermedi, bir sorun mu var?
Siz: Her zamanki gibi Serpil'e geldim, anniş. Sorun falan yok, merak etme.
Asansör tiz bir sesle durup kapılarını açtı. Beyefendi nazik bir hareketle önceliği bana verdi. 1313 numaralı dairenin önüne gelip tam kapıya vuracakken kapı hızla açıldı.
Serpil beni içeri çekip kocaman sarıldı. Kokusu her zamanki gibi pahalı parfümler ve hafif mum çiçeği karışımıydı.
"Sonunda! Meyve vermeme saniyeler kalmıştı," dedi beni antreye doğru çekiştirirken. "Ayrıca o bordo ruj ne? Birini mi öldüreceksin yoksa birinin aklını mı alacaksın?"
Güldüm. "İkisi de seçenekler dahilinde, bebeğim."
Salona geçtiğimizde masanın üzerinde çoktan hazırlanmış yüz maskeleri, peeling setleri ve Serpil'in meşhur ev yapımı soğuk kahveleri bizi bekliyordu. Koltuğa kendimi bıraktığımda Serpil karşıma geçip bacaklarını altına topladı. Kumral saçları ev topuzuydu ama özenli duruyordu. Bir psikolog edasıyla ama bir o kadar da merakla gözlerimin içine baktı.
"Dökül bakalım," dedi. "İki gündür sesin soluğun çıkmıyor. Hastane yorgunluğu tamam da, senin o parlayan gözlerin 'yorgunum' demiyor, 'bir şeyler oldu' diyor. Çağrı mı?"
Sehpadaki kahve bardağına uzanırken omuz silktim. Neredeyse 15 dakika tüm olayları anlattım. "Çağrı beni eve bıraktıktan sonra hiç görüşmedik. Ama garip bir şey var, bugün asansörde ona tıpatıp benzeyen birini gördüm. Ya da ben kafayı sıyırdım, her yerde onu görüyorum."
Serpil kaşlarını kaldırdı. "Buna psikolojide 'algıda seçicilik' diyoruz, canım; ama senin durumun daha çok 'algıda saplantı' gibi. Adamın yüzünü gördün mü?"
"Tam değil, sadece Çağrı'nın aksine kızıldı ,arkası dönüktü ama omuzları, boyu... Tıpkı oydu. Ama asıl garip olan o değil," dedim sesimi biraz alçaltarak. "Evden çıkarken babam çok tuhaftı. Korumalar falan... Bir şeyler dönüyor gibi ama çözemiyorum."
Serpil bir süre sessiz kaldı, sonra maske paketlerinden birini yırtıp uzattı.
"Babanın işlerini biliyorsun, hep bir gizem. Ama şu an babanın işlerini değil, senin bu 'Çağrı benzeri' gizemli adamı değil Çağrı'yı konuşmamız lazım. Hadi, anlat bakalım o gece kapının önünde tam olarak ne oldu? O vedalaşma sahnesini kare kare istiyorum!"
Maske paketini açarken heyecanla sorduğu bu soru beni gülümsetmişti.
Maskeyi sehpadaki aynaya bakarak yüzüme yerleştirirken dudaklarımı çok oynatmaya çalışıp anlatmaya başladım.
"Eve gidene kadar elim elinin üstünde kaldı. Bana mı öyle geldi bilmiyorum ama sanki elimi çekmemi istemiyormuş gibi tuttuğu eli hiç hareket ettirmedi. Evin önünde duyduğunda benden kavga ettiği için özür diledi. Ne yapacağımı bilemedim, sadece kafamı salladım, rezillikti."
İç çektiğim sırada Serpil daha fazla dayanamamış gibi kahkaha attı.
Bir yandan yüzündeki maskeyi tutarken diğer yandan konuşmaya çalışıyordu.
"A-ay şeyde deseydin, Allah razı olsun!"
Yanımdaki yastığı alıp fırlattım, karnına çarptı ama çok umursamadan gülmeye devam etti.
Kötü bakmak için aklıma gelen iğrenç anıları bile getirdim ama çok fazla dayanamayıp ben de gülmeye başladım.
Nihayet gülmemizi durdurduğumuzda Serpil hâlâ kıkırdıyordu.
"Yemin ederim," dedi nefesini
toparlamaya çalışarak, "sen tam rezillik paketisin."
Gözlerimi devirdim. "Kes ya, sanki sen çok düzgünsün."
"Ben en azından arabada adamın elini tutup bırakmayan tip değilim," dedi sırıtarak.
"Ben de en azından ilk iş günümde ayağım kaydı diye patronun önünde yere düşmedim. Ayrıca bırakmadım değil!" diye itiraz ettim. "O çekmedi!"
Kaşlarını kaldırdı.
"O çekmedi yani..." dedi uzatarak.
Serpil ellerini çırptı. "AYYY, İŞTE BU!"
"Elini çekmedi çünkü istemedi," diye devam etti, gözleri parlıyordu.
"Bu ne demek biliyor musun?"
"Hiçbir şey demek," dedim hızlıca.
"Aşk," dedi hiç düşünmeden.
"Saçmalama."
"Elektrik."
"Yok."
"Gerilim."
"Hiç yok."
"Çekim."
"Serpil!"
Kahkaha attı. "Tamam tamam, sustum ama bak... bu işler böyle başlar."
Yastığı alıp bir kez daha attım. "Senin bütün hayatın dizi gibi ya."
"Çünkü gerçekleri görüyorum canım," dedi cool bir şekilde saçını geriye atmaya çalıştı,ama topuz yaptığı saçı eline gelmeyince surat ifadesi çok komik olmuştu.
Gözlerimi devirdim ama gülmemi engelleyemedim. Sehpadan kahvemi alıp bir yudum içtim.
"Abartıyorsun," dedim. "Adam sadece kibar."
Serpil bana öyle bir baktı ki...
"Sen," dedi parmağıyla beni işaret ederek, "kibarlıkla ilgiyi ayıramayan klasik vakasın."
"Ay, hadi oradan."
"Ciddiyim. Bir erkek ya ilgilidir ya değildir. 'Kibar' diye bir kategori yok."
"Var."
"Yok."
"Var."
"Yok."
İkimiz de bir an durduk. Sonra aynı anda gülmeye başladık.
Serpil başını iki yana salladı. "Bak göreceksin... bu çocuk sana yazacak."
"Yazmaz."
"Yazar."
"Yazmaz."
"Yazar."
"Yaz-"
Telefonum titreşti.
İkimiz de sustuk.
Yavaşça telefonu elime aldım. Serpil gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu.
"Eğer bu... oysa..." diye fısıldadı.
Kalbim gereksiz yere hızlandı. Ekrana baktım.
Serpil kaşlarını kaldırdı. "Kim?"
Telefonu biraz indirip ona baktım. Gözlerim irice açılırken Serpil bana annesinden su bekleyen bebekler gibi bakıyordu.
Serpil yerinde zıpladı.
"Bak!"
"Baktım."
"KİM!"
"ÇAĞRI..."
🖤🖤🖤🖤🖤🖤🖤🖤🖤🥺🖤🖤🖤🖤🖤🖤🖤
Bölüm şükür bitti çok yoruldum ama iyi bi bölüm oldu lütfen oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
En sevdiğiniz sahne nedir?
Serpil hakkında ne düşünüyorsunuz?
Fazıl -Sıla'nın babası-hakkında düşünceleriniz neler?
Haftaya görüşmek üzere bayss
Hayırlı cumalar
