1. bölüm · KARANLIK DOSYA
*GİRİŞ*
"Zihnim de büyüyen o gri ve tekinsiz dünyayı sonunda özgür bırakıyorum. Bu benim ilk polisiye kurgum; kelimelerimle inşa ettiğim, her satırında heyecanımı ve kalbimi bıraktım. Benimle birlikte bu karanlık sokaklara adım atmaya cesaret eden, bu yolculukta yanımda olan her bir okura sonsuz teşekkürler. Umarım Sırçalı'nın sokaklarında kaybolurken, en az benim yazarken aldığım kadar keyif alırsınız."
*İyi okumalar*
Kastamonu’nun derin çam ormanlarının arasına sıkışmış Sırçalı kasabasında güneş neredeyse hiç tam anlamıyla doğmazdı. Gökyüzü sürekli griydi. Sis, dar sokakların arasından ağır ağır sürünür; taş konakların duvarlarına, paslanmış tabelalara ve eski pencerelere sinerdi.
Kasaba halkı bu karanlığa alışmıştı. Çünkü Sırçalı’da bazı şeyler yalnızca gecede var olurdu.
Sonbaharın gelişiyle sokaklar erkenden boşalmıştı. Yağmur, günlerdir durmadan yağıyor; rüzgâr eski ahşap kapıları yumruklar gibi dövüyordu.
Kasabanın merkezindeki saat kulesi sisin içinde güçlükle seçiliyor, ışıkları titreşen sokak lambaları karanlığı tamamen dağıtmaya yetmiyordu.
O gece kasabanın giriş tabelasının önünden kırmızı bir araba geçti.
Farların ışığı yoğun sisin içinde boğuluyor, lastikler yağmurla parlayan asfaltın üzerinde sessizce kayıyordu. Direksiyondaki kadın yorgundu.
Saatlerdir hiç durmadan araba kullanmıştı ama gözleri hâlâ dikkatliydi. Yol boyunca tek kelime etmeden kasabayı izledi. Taş binaları, dar sokakları, karanlık pencereleri...
Sanki burasıyla ilgili unutamadığı bir şey vardı.
Araba yokuşlardan aşağı inerken yağmur daha da hızlandı. Sis, kasabanın üzerine kapanan devasa bir gölgeye benziyordu.
Aynı dakikalarda, kasabanın en ucunda bulunan eski adli tıp binasında başka bir sessizlik hüküm sürüyordu.
Morgun beyaz ışıkları metal masaların üzerinde donuk yansımalar bırakıyordu. İçeride yalnızca neşterlerin metal tepsiye çarpan sesi ve camları döven yağmur duyuluyordu.
Adam elindeki cerrahi aleti yavaşça temizledi.
Hareketleri kusursuzdu. Tek bir hata payı bırakmayan, ezberlenmiş hareketler… Yüzünde hiçbir duygu yoktu. Sakin görünüyordu ama o sakinliğin altında rahatsız edici bir şeyler gizliydi.
Metal tepsiden çıkan tiz ses morgun duvarlarında yankılandı. Adam ağır adımlarla pencereye yürüdü ve dışarıdaki sise baktı.
Tam o sırada kasabanın girişinden merkeze doğru ilerleyen kırmızı araba dikkatini çekti. Farlar sisin içinde silik iki çizgi gibi görünüyordu. Adam birkaç saniye boyunca arabayı izledi. Sonra hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü ve masanın üzerindeki dosyaya uzandı.
Sırçalı o gece sessizdi.
Ama kasaba, yaklaşan felaketin kokusunu çoktan içine çekmişti.
*Giriş bölümünün sonu...
