2. bölüm · KARANLIK BAĞLAR

KAAN VURAL BÖLÜM İKİ

İsa

KAAN VURAL
BÖLÜM İKİ
Yağmur sabaha kadar dinmedi.
Zeynep Kaya karakoldaki masasına oturduğunda saat henüz 06:12’ydi. Dosya önündeydi ama açmak için acele etmiyordu. Kahvesi soğumuştu. Fark etmemişti bile.
Fotoğraf masanın üzerinde duruyordu.
Adam gülümsüyordu.
Zeynep bir süre sadece baktı. O gülüşte bir şey vardı. Rahatsız edici ama tanıdık. Sanki bu yüzü daha önce görmüş gibi…
Dosyayı açtı.
İsim: Murat Aydın
Meslek: Özel hastane yöneticisi
Temiz sicil. Kusursuz bir hayat.
“Kimse kusursuz değildir…” diye mırıldandı Zeynep.
Bilgisayarı açtı. Eski kayıtları taramaya başladı. Yıllar öncesine gitti. Gereksiz görünen, kapanmış dosyalar… unutulmuş olaylar…
Ve sonra buldu.
2014 yılına ait bir haber.
“Şüpheli çocuk ölümü – ihmal iddiası.”
Zeynep ekranı biraz daha yaklaştırdı. Haber kısaydı. Detay yoktu. Ama isimler vardı.
Murat Aydın.
Ve başka isimler…
Zeynep’in gözleri daraldı.
“Bu bir tesadüf değil…”
Bu bir tesadüf olamaz...
Ekran bir an dondu.
Zeynep'in parmakları ekranda kaldı.
Olay karmakarışık'tı.
Şüpheli çocuk ölümü.-ihmal iddiası
Zeynep'in kaşları çattı içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk yükseldi.
Haber kısaydı detay yoktu.
Zeynep hızlıca sayfayı aşağı kaydırdı. Haber kısa tutulmuştu ama altında arşiv bağlantıları vardı. Çoğu silinmişti.
“Tabii…” diye fısıldadı. “Temizlemişler.”
Ama biri gözünden kaçmıştı.
Eski bir forum linki.
Tıkladi.
Sayfa yavaşça yüklendi.
Anonim kullanıcıların yazdığı dağınık yorumlar… komplo teorileri… öfke dolu cümleler…
Ve bir tanesi.
Zeynep’in dikkati orada takılı kaldı.
“O çocuk ölmedi. Öldürüldü. Ama kimse dinlemedi.”
Zeynep’in nefesi yavaşladı.
Aşağı indi.
“Hastane sustu. Polis sustu. Aile susturuldu.”
Zeynep’in yüzü sertleşti.
“Polis mi…” diye mırıldandı.
Biraz daha aşağı.
Ve sonra isimler tekrar ortaya çıktı.
Bu sefer daha net.
Murat Aydın.
Dr. Selim Erten.Dr. Selim Erten.
Avukat Cenk Karaca.
Ve…
Zeynep durdu.
Son ismi okuduğunda kaşları hafifçe çatıldı.
Tanıdı.
Ama nereden?
Kaan Vural.
KAN VURAL
Aynı anda, şehrin başka bir yerinde…
Kaan Vural bir binanın karşısında duruyordu.
Işıklar yanıyordu.
Perdenin arkasında bir siluet hareket etti.
Kaan başını hafifçe eğdi. Gözleri sabitti.
Elindeki zarfı açtı.
İçinden fotoğrafı çıkardı.
Bu sefer tek bir kişi vardı.
Bir adam.
Beyaz önlük içinde.
Gülümsüyordu.
Kaan fotoğrafa baktı.
Sonra binaya.
“İki…” diye fısıldadı.Kaan kapıya doğru yürüyordu.
Adımları sakindi.
Elini kaldırdı.
Kapıyı çalmadı.
Zaten açıktı.
Yavaşça itti.
Kapı gıcırdayarak aralandı.
İçerisi karanlıktı.
Ve sessizdi.
Kaan içeri adım attı.
Yüzünde hâlâ o aynı ifade vardı:
Hiçbir şey.
Ama gözlerinde…
Bitmemiş bir şey vardı.
Kaan kapıyı arkasından yavaşça kapattı.
Kilidin sesi çok net duyuldu.
Evdeki sessizlik bir anda daha ağırlaştı.
Koridordan hafif bir ilaç kokusu geliyordu. Eski, steril bir koku… hastane gibi.
Kaan bir an durdu.
Gözleri karanlığa alışırken duvarları inceledi.
Çerçeveler vardı.
Fotoğraflar.
Beyaz önlükler, törenler, gülümseyen kalabalıklar…
Hepsi aynı yüzün etrafında toplanmıştı.
Dr. Selim Erten.
Kaan’ın bakışı fotoğrafların arasında gezdi.
Hiç acele etmiyordu.
Sanki buraya ilk kez gelmiyordu.
Sanki her şeyi daha önce defalarca yaşamıştı.Bir ses yoktu.
Ama sonra…
Üst katlardan hafif bir sürtünme sesi geldi.
Kaan başını kaldırdı.
Dinledi.
Sessizlik tekrar geri döndü.
Ama bu kez farklıydı.
Canlı bir sessizlik.
Kaan kapının önüne geldi.
Elini yavaşça uzattı.
Tam o anda içeriden bir ses geldi.
“Kim var orada?”
Kaan durdu.
Bir anlık sessizlik.
Sonra çok sakin bir sesle cevap verdi:
Hatırlaman gerekiyor.”
Ve kapı aralandı.
Kaan içeri girdi.
Loş ışık odanın sadece yarısını aydınlatıyordu. Diğer yarısı karanlıkta kalmıştı.
Dr. Selim Erten geri çekildi.
Bir adım.
Sonra bir adım daha.
Gözleri Kaan’ın yüzüne kilitlenmişti ama bakışlarında tanıma yoktu.
Sadece tedirginlik vardı.
“Kimsin?”
Kaan cevap vermedi.
Bir anlığına odayı inceledi. Duvarlar, raflar, çerçeveler… Hepsi çok düzenliydi. Fazla düzenli.
Sonra bakışlarını adama çevirdi.
Sakin bir sesle konuştu:
“Tanıyorsun beni.”
Selim Erten’in yüzü gerildi.
“Hayır… hayır, tanımıyorum.”
Kaan bir adım attı.
Ahşap zemin hafifçe gıcırdadı.
O ses, odadaki tek gerçek şeydi.
“Tanıyorsun,” dedi Kaan tekrar. Bu kez daha yavaş. Daha ağır.
Sessizlik uzadı.
Selim’in nefesi hızlandı.
“Ne istiyorsun?”
Kaan’ın gözleri kısa bir an odadaki bir fotoğrafa kaydı.
Beyaz önlük… bir tören… gülüşler…
Sonra tekrar adama döndü.
“Hatırlamanı.
Ve o an, evin dışında bir siren sesi uzaktan duyuldu.
Yaklaşıyordu.
Ama içerideki sessizlik bozulmadı.
Çünkü Kaan artık acele etmiyordu.
Ve Selim Erten ilk kez şunu fark etti:
Bu bir ziyaret değildi.
Bu… gecikmiş bir hesaplaşmaydı.