4. bölüm · Karanlık bağ

KARANLIK BAĞ 3.

🦢Flora🦢 ★Lory★

KARANLIK BAĞ

3. Bölüm — temas

Zeynep, odasına girdiğinde kapıyı sessizce kapattı.

Az önce yaşananları zihninden uzaklaştırmaya çalışıyordu ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın Erdem’in söyledikleri aklından çıkmıyordu.

Erdem'in bakışlarında garip bir kararlılık vardı. Sanki söylemediği şeyler, söylediklerinden çok daha fazlaydı.

Telefonu titredi.

Erdem: Uyumadın, değil mi?

Zeynep birkaç saniye ekrana baktı.

Zeynep: Hayır.

Cevap neredeyse anında geldi.

Erdem: İyi. Aşağı gelsene.

Zeynep kaşlarını çattı.

Zeynep: Bu saatte?

Erdem: Beş dakika güzelim.

Zeynep istemese de merakına yenildi.

Aşağı indiğinde Erdem'i kapının yanında beklerken gördü. Zeynep'i görünce yüzündeki sert ifade biraz yumuşadı.

"Gel."

Zeynep yanına yaklaştı.

"Ne oldu?"

Erdem cevap vermek yerine onun elini tuttu.

Zeynep şaşırdı.

"Erdem..."

"Bir dakika."

Sesinde bu kez alışılmış sertlik yoktu.

Erdem'in böyle olması Zeynep'i daha da şaşırtıyordu. Çünkü Erdem ne kadar öfkeli, mesafeli ya da inatçı görünürse görünsün, Zeynep'in yanında olduğunda sürekli bir yakınlık arıyordu. Yan yana yürürken omzuna dokunuyor, konuşurken elini tutuyor, bir şey anlatırken yanında durmak yerine mutlaka biraz daha yakınına geçiyordu.

Sanki aralarında mesafe olduğunda huzursuz oluyordu.

"Sen neden böyle yapıyorsun?" diye sordu Zeynep.

Erdem kaşlarını kaldırdı.

"Nasıl?"

"Her fırsatta elimi tutuyorsun."

Erdem kısa bir süre sustu.

"Çünkü seviyorum."

Zeynep'in bakışları yumuşadı.

"Neyi?"

"Sana yakın olmayı."

Bu kez Erdem gözlerini kaçırmadı.

"Ben öyle kolay kolay alışamam insanlara. Ama birine alıştıysam da arama mesafe koymak istemem."

Zeynep hiçbir şey söylemedi.

Erdem, onun sessizliğini yanlış anlamış olacak ki elini biraz gevşetti.

"İstemiyorsan bırakırım."

Zeynep başını iki yana salladı.

"Hayır."

Erdem'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Tamam güzelim."

Bir süre öylece kaldılar.

Fakat o sakinlik uzun sürmedi.

Erdem'in telefonu çaldı.

Ekrana baktığı anda yüzündeki ifade değişti.

Zeynep bunu hemen fark etti.

"Kim?"

Erdem telefonu cebine koydu.

"Önemli değil."

"Önemli olmasa yüzün değişmezdi."

Erdem derin bir nefes aldı.

"Zeynep, bazı şeyleri bilmen gerekmiyor."

"Benimle ilgiliyse bilmem gerekiyor."

Bu cümle Erdem'i susturdu.

Çünkü Zeynep ilk defa geri adım atmıyordu.

Erdem birkaç saniye onu izledi. Sonra elini tekrar tuttu.

"Tamam," dedi alçak sesle. "Ama duyacakların hoşuna gitmeyebilir."

Zeynep'in kalbi hızlandı.

"Neymiş?"

Erdem cevap vermeden önce çevresine baktı.

"Bu gece biri seni takip etmiş."

Zeynep'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Ne?"

"Emin değilim. O yüzden seni korkutmak istemedim."

"Sen nereden biliyorsun?"

Erdem sustu.

İşte Zeynep'in asıl korktuğu şey buydu.

Erdem'in bazı şeyleri bilmesi.

Hem de Zeynep'in bilmediği şeyleri.

"Erdem..."

"Yarın hiçbir yere tek başına gitme yavrum."

"Neden?"

"Çünkü bu kez gerçekten dikkatli olmamız gerekiyor."

Zeynep onun gözlerine baktı.

Erdem'in eli hâlâ elindeydi.

Bu kez o temas Zeynep'e huzur vermek yerine kafasını daha da karıştırdı.

Çünkü Erdem'in yanında kendini güvende hissediyordu.

Ama aynı zamanda onun sakladığı şeylerin, bu karanlık bağın en büyük sırrı olduğunu da biliyordu.

Ve o gece Zeynep'in aklında tek bir soru kaldı:

Erdem onu gerçekten korumaya mı çalışıyordu, yoksa bütün bunların sebebi zaten Erdem miydi?

Zeynep bu sorunun cevabını bulamadan Erdem elini hafifçe sıktı.

"Yavrum..."

Zeynep gözlerini ona çevirdi.

"Evet?"

"Bana güveniyor musun?"

Bu soru beklemediği bir anda gelmişti.

Zeynep birkaç saniye sustu.

"Sana güvenmek istiyorum."

Erdem'in bakışları yumuşadı.

"Benim için yeter."

Zeynep elini çekmeye çalışmadı. Erdem de bırakmadı. Parmaklarını onun elinin üzerinde sakin bir şekilde tuttu. Onun için bu küçük temas bile önemliydi. Zeynep'in yanında olduğunu hissetmek, söyleyemediği birçok şeyi biraz olsun susturuyordu.

Bir süre sessizce yürüdüler.

Zeynep sonunda dayanamadı.

"Bir şey soracağım."

"Sor güzelim."

"Sen neden bana dokunmadan duramıyorsun?"

Erdem hafifçe gülümsedi.

"Fark ettin demek."

"Fark etmemek mümkün değil."

Erdem omuz silkti.

"Ben böyleyim."

"Nasıl yani?"

"Sevdiğim insanlara yakın olmayı seviyorum. Elini tutmak, yanında yürümek... Bunlar bana normal geliyor."

Zeynep başını eğdi.

"Ya ben rahatsız olursam?"

"O zaman söylersin. Hemen bırakırım."

Erdem'in cevabı hiç düşünmeden gelmişti.

Zeynep ona baktı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Zeynep, Erdem'in elini kendisi tuttu.

Erdem bunu fark edince yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

"Bak," dedi. "Şimdi daha güzel."

Zeynep gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

"Şımarma."

"Sen böyle yaparsan şımarırım."

İlk kez o gecenin ağırlığı biraz olsun üzerlerinden kalkmıştı.

Fakat birkaç dakika sonra Erdem'in telefonu yeniden çaldı.

Bu kez ekrana baktığında gülümsemesi kayboldu.

Arayan numarayı açmadı.

Zeynep hemen fark etti.

"Yine aynı kişi mi?"

Erdem başını salladı.

"Sanırım."

"Kim?"

"Bilmiyorum."

"Nasıl yani bilmiyorsun?"

Erdem telefonu cebine koydu.

"Numara gizli."

Zeynep'in yüzündeki merak giderek arttı.

"Ne zamandır arıyor?"

"Üç gündür."

"Üç gündür mü?"

"Evet."

"Peki neden bana söylemedin?"

Erdem bir an sustu.

"Çünkü zaten yeterince korktun."

Zeynep kaşlarını çattı.

"Benim adıma karar verme."

Erdem'in yüzü ciddileşti.

"Haklısın."

Bir adım yaklaştı ama Zeynep'in tepkisini bekledi.

Zeynep geri çekilmeyince elini onun omzuna hafifçe koydu.

"Özür dilerim bebeğim."

Zeynep onun gözlerine baktı.

"Bir daha benden bir şey saklama."

"Söz veremem."

"Neden?"

"Çünkü seni korumak için bazen bazı şeyleri saklamam gerekebilir."

Zeynep'in kaşları çatıldı.

"Bu hiç adil değil."

"Biliyorum."

Erdem elini geri çekti.

"Ama sana zarar gelmesini istemiyorum."

Tam o sırada telefon yeniden titredi.

Bu kez bir mesaj gelmişti.

Erdem ekrana baktı.

Yüzündeki bütün ifade değişti.

Zeynep hemen sordu:

"Ne yazıyor?"

Erdem cevap vermedi.

"Ne yazıyor Erdem?"

Telefonu Zeynep'e uzattı.

Mesajda yalnızca tek bir cümle vardı:

"Yanındaki kişiye güvenme."

Zeynep'in gözleri Erdem'e çevrildi.

İkisi de konuşmadı.

Çünkü mesajın asıl korkutucu tarafı, gönderen kişinin onları o anda gördüğünü belli etmesiydi.

Erdem Zeynep'in elini tekrar tuttu.

Bu kez temasında alışılmış rahatlık yoktu.

Daha çok onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Yavrum, bana bak."

Zeynep gözlerini kaldırdı.

"Ne olursa olsun," dedi Erdem, "yanından ayrılmayacağım."

Zeynep'in aklındaki soru ise değişmişti.

Artık mesele sadece Erdem'e güvenip güvenmemek değildi.

Onu uyarmaya çalışan kişi kimdi?

Ve neden özellikle Erdem'e güvenmemesi gerektiğini söylüyordu?

Erdem telefonu cebine koydu.

"Şimdi eve gidiyoruz."

"Ya sen?"

"Ben de geleceğim."

"Nereye?"

Erdem bu kez hiç tereddüt etmedi.

"Sen neredeysen oraya."

Zeynep bir şey söylemedi.

Ama Erdem'in elini bırakmadı.

Çünkü bu karanlığın içinde, güvenebileceği tek kişinin gerçekten Erdem olup olmadığını henüz bilmiyordu.

Ve belki de en tehlikeli olan buydu.

Birine güvenmekten çok, ona güvenmek istemekti...