9. bölüm · KARANLIK ANLAŞMA

7. BÖLÜM: BERDELİ KABUL EDİYORUM

İsra Özdemir

Merhaba herkese . Arkadaşlar bol bol yorum yapar mısınız acaba bide yıldıza basmayı unutmayın lütfen 🥰🥰🥰😘😘😘❤️❤️❤️😍😍😍

*Normalde bölüm salı günü gelicekti ama dayanamadım

ALLAH'IM LÜTFEN OY VERENLERE VE YORUM YAPANLAR İNŞALLAH İSTEDİKLERİ ÜNİVERSİTEYİ KAZANIRLAR. AMİNNN

*

*

*

"Senin burada ne işin var?!"

Bornozuma daha sıkı sarılarak birkaç adım geri çekildim.

Azad ise sanki kendi odasındaymış gibi rahat bir şekilde yatağın üzerinde oturuyordu.

"Pencereyi açık unutmuşsun."

"Bu sana odama girme hakkı vermiyor!"

Azad'ın yüzündeki gülümseme silindi.

"Tamam. Haklısın."

Bu kadar kolay kabul etmesi beni şaşırtmıştı.

"Korkuttum seni."

"Korkutmak mı?" diye sinirle güldüm. "Az önce çığlık attım Azad!"

Azad ayağa kalktı.

Bu kez yüzü ciddiydi.

"Asıl korktuğun kişi ben değilim."

Kalbim duracak gibi oldu.

Bakışlarım istemsizce yüzüne kilitlendi.

"Ne demek istiyorsun?"

Azad birkaç saniye sustu.

Sonra cebinden telefonunu çıkarıp bana uzattı.

Ekranda bir fotoğraf vardı.

Fotoğraftaki kişi Ciwan'dı.

Ve yanında tanımadığım silahlı adamlar duruyordu.

"Bu fotoğraf bu sabah çekildi."

"Neden bana bunu gösteriyorsun?"

"Çünkü Ciwan geri döndü Hisar."

Sesindeki sertlik beni huzursuz etti.

"Ve bu gelişin seninle ilgisi olduğunu düşünüyorum."

Nefesim kesildi.

Yıllardır sakladığım geçmiş yeniden karşıma çıkıyordu.

Üstelik bu kez kaçacak yerim kalmamıştı.

" Sen ..ne saçmalıyorsun.Ciwan ne alaka?

Öğrenilmesinden korktuğum gerçekler bir bir gün yüzüne çıkıyordu.

Geçmişinden kaçtıkça geçmiş peşimi gerçektende bırakmıyordu

Azad bir adım bana doğru yaklaştı.

Aramızdaki mesafe çok azdı.

"Hisar ....ne saklıyosun benden ?"

Nefes almakta güçlük cekiyodum.

" Saç- saçmalama ne saklayabilirim senden? seni ne ilgilendiriyor Ciwan hayırdır? Ayrıca sen ciwani nerden tanıyosun?"

" Ciwan bizim rakip şirketlerimizden birisinin sahibi. Eski zamanlardan beridir aramızda bir güç savaşı var . Uzun zamandır tanırım onu.

Eskiden babası Erkan bey vardı şirketin başinda ama babası yaşlanınca oğlu Ciwan geçti işlerin başına.

İşte son bir kaç yıldır da o ilgileniyor işlerle. "

İşte bunu beklemiyordum. Annem öldükten sonra buraya hiç gelmediğim için ciwani da bi daha hiç görmemiştim. Ciwanda zaten hemen hemen annem ölmeden 1 yıl önce ortadan kaybolmuştu. Ama evet babası Erkan beyi hatırlıyodum . Eskiden bazı akşamlar beraber yerdik yemeğimizi.

Demek o geçmişti işlerin başına.

Benden uzak dursunda istediği haltı yiyebilirdi.

" Eee yani bu anlattıklarının buraya geliş sebebinle ne ilgisi var ?"

Sürekli saçma bahanelerle görüşüyorduk ve bu tesadüf değildi sanki bilerek yapıyordu bunu.

" Hisar sen ciddimisin söylediklerinde? Ha söylesene. Kızım ben malmiyim anlamiyomuyum sanıyosun?

Adam pardon adam demeye bin şahit gerek sana aşık. Hatta dur ya ne aşkı saplantılı kızım.

Sence ben farkında degilmiydim bunun . Ciwan annen ölmeden önce ortadan kaybolmuştu hatırlıyomusun ?

Kim gönderdi sanıyosun onu burdan?"

Ne ? Şaka bu olamazdı değilmi? Nasıl yani Azad ın herşeyden haberi var mıydı?

Omu göndermişti ciwani buradan iyide neden?

" Na- nasıl yani sen biliyomuydun? "

" Neyi ciwanin sana takıntılı olduğunumu ? Onu soruyorsan evetde başka biseydemi var benim bilmediğim?"

Oh neyseki taciz konusunu bilmiyordu öğrenilmesini istemezdim birde karşımıza Ciwan belasını alamazdık.

" Yok... Yok baska bişey de şeyi anlamadım. Sen ciwani nasıl gönderdin buradan ?"

" Ha omu bunlar eskiden bu kadar güçlü değildi . Sonradan güçlendiler. Ben farkındaydım zaten ciwanin sana nasıl baktığının . Bi şekilde babamın gücünude kullanarak sürgüne yollamıştık bunları . Öyle yani."

Azad'ın sözleri bittikten sonra odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.

Kalbim göğsüme sığmıyordu.

Yıllardır unuttuğumu sandığım isim yeniden hayatımın ortasına düşmüştü.

"Yani..." dedim güçlükle. "Onu sen gönderdin."

Azad omuz silkti.

"O zamanlar sana zarar vereceğini düşündüm."

"Ve şimdi?"

Azad'ın bakışları gözlerime kilitlendi.

"Şimdi daha tehlikeli."

Kaşlarım çatıldı.

"Neye dayanarak bunu söylüyorsun?"

Azad cebinden tekrar telefonunu çıkardı.

Bu kez ekranda başka bir fotoğraf vardı.

Fotoğraf birkaç saat önce çekilmiş gibiydi.

Ciwan bir kafede oturuyordu.

Karşısındaki kişiyi görünce nefesim kesildi.

"Bu..."

"Evet." Azad başını salladı." Şimdi anladın mı ne demek istediğimi?"

Boğazım düğümlendi.

Tanıyordum.

Hem de çok iyi tanıyordum.

Yıllar önce annemin ölümünden sonra ortadan kaybolan adamdı bu.

Annemin en güvendiği kişi.

Dayım.

"Bu imkânsız..." diye fısıldadım.

Azad dikkatle yüzüme baktı.

Hata yaptığımı o an anladım.

Yüzümdeki ifadeden her şeyi anlamıştı.

"Haklıymışım."

"Azad..."

"Hisar." Sesi ilk kez bu kadar sert çıkmıştı. "Benden ne saklıyorsun?"

Gözlerim doldu.

Çünkü ilk kez cevap vermek istiyordum.

Ama gerçeği söylersem her şey değişecekti.

Tam konuşacakken telefonum çaldı.

İkimiz de ekrana baktık.

Numara kayıtlı değildi.

Ancak gelen mesaj ikimizin de kanını dondurmaya yetmişti.

"Geçmiş er yada geç seni bulur. Benden kaçamazsın küçük kadınım.

Herşey daha yeni başlıyor.

Seni Azad a yar etmem . Sen benimsin sadece benim.."

Mesajın altında tek bir isim vardı.

Ciwan.

Ve o, beni bulduğunu açıkça ilan ediyordu.

Azad telefonu öfkeyle elimden aldı.

" * rusbu * ocuğu . Senin sülaleni bellemezmiyim ben . Yar etmicekmiş sen kimsin lan"

Telefonu yatağın üzerine atıp odanın içinde volta atmaya başladı.

" Şimdi ne olucak ? "

" Hisar evlen. Evlen benimle başka yolu yok. Bak sen bunu yeterince tanımıyorsun eskisi gibi değiller artık çok güçlendiler.

Seni başka türlü koruyamam. Söz evliliğimiz sadece anlaşmalı olucak gerçek bir evlilik olmayacak söz veriyorum sana."

Yok bu taktı evliliğe evlenelimde kurtulalım ya . Ay ne diyorum ben.

" Eee ne diyorsun evlenicekmisin Benimle?"

" Azad gerek yok buna farkındaysan ben bir savcıyım. Kendimi pekala koruyabilirim."

" Hisar sence senin savcılığın burada geçerlimi. Burası Mardin. Vurdururlar seni. Suçu üstüne alacak tonlarca insan var burada ."

Lanet olsunki haklıydı. Tamam savcı olabilirdim ama Mardin'de işler boyle işlemiyodu.Burada birine suikast kurmak çok kolaydı bi savcı olsan bile.

" Azad benim bunu düşünmem gerek . Hemen karar veremem.lutfen bana biraz zaman ver."

" Tamam . Tamam olur düşün sen "

" Babanlar hala baskı yapıyomu berdel için ?"

" Evet umrumda değiller ama daha fazla oyalayamam.Hisar bak ben sana bişey söylicem.

Berdeli kabul et . Et ki hem kardeşlerimiz kurtulsun hemde ben seni koruyabileyim."

" Azad dediğim gibi düşünmem lazım."

" Tamam "

" Sen gitsen artık üstümde müsait değil ya hani?"

Bir adım daha yaklaşıp yanağıma küçük bir öpücük kondurdu .

Yanaklarımın kıpkırmızı olduğuna yemin edebilirim.

Azad odadan çıktıktan sonra birkaç saniye olduğum yerde öylece kaldım.

Elimi yanağıma götürdüm.

Az önce yaptığı şey yüzünden mi yoksa söyledikleri yüzünden mi bilmiyordum ama kalbim deli gibi atıyordu.

Lanet olsun.

Her şey üst üste geliyordu.

Ciwan geri dönmüştü.

Dayım ortaya çıkmıştı.

Azad ise evlilik konusunda giderek daha ciddi davranıyordu.

Kapıyı kapatıp yatağa oturdum.

Tam düşüncelerimi toparlamaya çalışırken telefonum yeniden titredi.

Bu kez bilinmeyen numaradan bir fotoğraf gelmişti.

Ekranı açtığım an kanım çekildi.

Fotoğrafta ben vardım.

Bugün.

Az önce çıktığım kafenin önünde.

Fotoğraf uzaktan çekilmişti.

Yani biri beni izliyordu.

Titreyen parmaklarla fotoğrafı büyüttüm.

Altında tek bir mesaj vardı.

"Kaçamazsın."

Bir anda ayağa fırladım.

Perdeyi araladım.

Sokağa baktım.

Ama kimseyi göremedim.

Telefonum yeniden çaldı.

Bu kez arayan Azad'dı.

"Hisar."

Sesindeki gerginlik anında dikkatimi çekti.

"Ne oldu?"

"Evin önünden ayrılmadım."

Kalbim duracak gibi oldu.

"Neden?"

"Çünkü içime sinmedi."

Tam cevap verecektim ki aşağıdan bir fren sesi geldi.

Ardından bağrışmalar...

Sonra silah sesi.

Bir.

İki.

Üç.

Elimdeki telefon yere düştü.

"Hisar!" diye bağırdı Azad telefondan. "Kapıyı kilitle!"

Nefesim kesilmişti.

Pencereye tekrar koştum.

Aşağıda siyah bir araç hızla uzaklaşıyordu.

Azad ise aracının yanında durmuş öfkeyle arkasından bakıyordu.

Birkaç saniye sonra başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

Bu artık basit bir tehdit değildi.

Savaş başlamıştı.

Ve ben o savaşın tam ortasında kalmıştım...

Ben kendime gelmeye çalışırken odamın kapısı kirilircasina açıldı. Abim elinde silahıyla yanıma gelmiş sıkı sıkı sarılmıştı.

" Güzelim bişeyin varmı iyimisin?"

" İyiyim abi yok biseyimde onlar kimdi?"

" Bende bilmiyorum kim olduklarını ateş açıp kaçtılar sadece."

Başımı sallayıp oturdum koltuğa.

Tam o sırada abimin telefonuna peşpeşe bildirimler gelmeye başladı.

Ardından telefon çalmaya başladı.

Abim telefonu eline alıp gelen aramayı cevaplandırdi.

Arayan kimdi bilmiyorum ama yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu.

" Tamam. Tamam Furkan kapat. Siz bişey yapmayın haber vericem ben size ."

Diyip kapattı telefonu.

" Abi noluyo kimdi o ?"

Soruma cevap vermeden pencerenin önüne yürüyüp dışarıyı seyretmeye başladı.

Bende yanına doğru adımlayıp yanında durdum.

Abim birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Bu sessizlik beni daha çok korkutuyordu.

"Abi..."

Baran derin bir nefes verdi.

"Şirketlerden biri saldırıya uğramış."

Kaşlarım çatıldı.

"Nasıl yani?"

"Depolarımızdan biri ateşe verilmiş. Üç tır kullanılamaz halde."

Kanım çekildi.

Bu tesadüf olamazdı.

Az önceki saldırı...

Mesajlar...

Ve şimdi de şirket...

Hepsi aynı güne denk gelmişti.

Baran yumruklarını sıktı.

"Bu bir gözdağı."

Tam o sırada telefonu yeniden çaldı.

Ekrana baktı.

Yüzü bir anda buz kesti.

"Kim?" diye sordum.

Baran birkaç saniye telefona baktıktan sonra çağrıyı cevapladı.

"Orospu çocuğu..." diye mırıldandı kendi kendine.

Benim duymamı istememişti ama duymuştum.

"Ne istiyorsun Ciwan?"

Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.

Telefonun diğer ucunda gerçekten Ciwan vardı.

Baran'ın yüzündeki öfke giderek büyüyordu.

"Beni tehdit mi ediyorsun?"

...

"Yapamazsın."

...

"Hisar'ın adını ağzına alma."

Nefesim kesildi.

Baran bir anda bağırdı.

"Sen kafayı yemişsin!"

Telefon görüşmesi birkaç saniye daha sürdü.

Sonra Baran çağrıyı kapatıp telefonu duvara fırlattı.

Telefon paramparça oldu.

"Abi!"

Baran ellerini saçlarına geçirdi.

Hayatımda onu ilk kez bu kadar çaresiz görüyordum.

"Ne dedi?"

Gözlerini bana çevirdi.

Sanki söylemek istemiyordu.

Ama sonunda konuştu.

"Ciwan geri dönmemiş Hisar."

Boğazım düğümlendi.

"Ne demek bu?"

"Dönmek için gitmiş olması gerekir."

Anlamamıştım.

Baran devam etti.

"Yıllardır bizi uzaktan izliyormuş."

Kanım dondu.

"Ne?"

"Şirketlere yapılan hamlelerin çoğunun arkasında o varmış."

Dizlerim güçsüzleşti.

Baran dişlerini sıktı.

"Ve şimdi açık açık savaş ilan ediyor."

"Ne istiyor?"

Soruyu sorduğum anda pişman oldum.

Çünkü cevabı biliyordum.

Baran'ın yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

"Seni."

Odamın içindeki hava bir anda yok olmuş gibiydi.

"Ne?"

"Seninle evlenmek istiyor."

Bir adım geri çekildim.

Yıllardır kaçtığım kabus yeniden karşıma dikilmişti.

"Hayır..."

Baran öfkeyle başını salladı.

"Bu kadarla da kalmadı."

"Abi..."

"Şirketleri birkaç ay içinde iflasa sürükleyebileceğini söyledi."

Gözlerim büyüdü.

"Ne?"

"Elindeki güç sandığımızdan çok daha büyükmüş."

Baran pencereye döndü.

"Ya seni ona vereceğiz..."

Sesi kesildi.

"Ya da ailemizi yok edecek."

Nefes almakta zorlanıyordum.

Çünkü Baran'ın bilmediği bir şey vardı.

Ciwan'ın benimle evlenmek istemesinin sebebi aşk değildi.

Saplantıydı.

Ve yıllardır sakladığım o korkunç gerçek...

Eğer ortaya çıkarsa her şey daha da kötü olacaktı.

Tam o sırada telefonuma yeni bir mesaj düştü.

Titreyen ellerimle ekranı açtım.

Mesaj tek satırdı.

" Azad a söyle bu sefer beni sürgüne gönderemez. Çünkü artık bütün oyunun sahibi benim."

Altında ise bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafa baktığım anda nefesim kesildi.

Bu yıllar önce çekilmiş bir fotoğraftı.

Ben...

Ve Ciwan...

Ciwanin 9. Yaş günümde bana tacizde bulunduğu anların fotoğrafıydı.

Fotoğrafı görünce geçmiş bütün ağırlığıyla üzerime çöktü.

Çünkü o günün ardından hayatım bir daha asla eskisi gibi olmamıştı.

Başka yolu yoktu mecburdum bunu yapıcaktım. Kararlı adımlarla odamdan çıktım.

Abimin arkamdan seslenişlerini duymazdan geldim.

Hızlı adımlarla mutfağa girip telefonumu açıp onu aradım.

Telefon çalıyordu. Bir yandanda pencereden dışarıyı izliyodum.

Abim evin önüne koruma yığmıştı resmen.

Sonunda açıldı telefon

" Azad?"

" Hisar biseymi oldu iyimisin?"

" Musaitmisin?"

" Musaitim noldu konuşacak mısın artık?"

" Kabul ediyorum."

" Ne ? Neyi kabul ediyosun anlamadım?"

" Seninle evlenmeyi kabul ediyorum Azad Karahan. Topla aşireti yarın akşam istemeye gelin beni . Berdeli kabul ettigimi söyle."

" Tamam. Sen en doğru olanı yaptın Hisar. Seni benimle evlendiğine asla pişman etmicem."

" Heveslenme hemen bu gerçek bir evlilik olmayacak."

" Yanılıyorsun. Yanılıyorsun Hisar. Bu tamda gerçek bir evlilik olacak. Sen benim gerçektende karım olacaksın."

Cevap vermeyip kapattım telefonu.

Ben ben nasıl yapıcaktım . Onunla gerçek bir çift olacağımızı söylemişti.

Ben ona gerçektende bir eş olacaktım.

Ama bu düşünce eskisi gibi korkutmuyordu beni.

Ben her ne kadar kabul etmek istemesemde Azad a karşı biseyler hissediyodum.

Tıpkı onunda bana hissettiği gibi.

Mesela o beni öptüğünde rahatsız olmuyodum.

Kabul etmek istemesemde bu böyleydi ve ben bunu kabullenicektim .

Azad a gerçek bir eş olacaktım.

*

Güneş artık batmış gecenin karanlığı Mardin'in üzerine bir gölge gibi çökmüştü.

Beyaz ayak bileklerime kadar uzanan straplez elbisemin içinde adeta bir kuğu gibi süzülüyordum.

Kan kırmızısı rujumuda sürünce tam olmuştum.

( Hisari bunun gibi düşünebilirsiniz yani sadece kıyafetini)

Azadlarda birazdan gelirdi.

Dün akşam azadla konuştuktan sonra konağa dönmüş babama ve abilerime berdeli kabul ettigimi söylemiştim.

Kerim abim adeta delirmişti.

Buna gerek olmadığını beni asla onlara vermeyeceğini söyleyip durmuştu.

Ama onlara olan biten herşeyi baştan anlatıp bayağıda ısrar edince kabul etmek zorunda kalmışlardı.

Saçlarimida düzleştirince tam olmuştum.

Kapı tiklatilinca ' gel ' dedim .

Gelen Eslem yengem di.

Oda yeşil şifon elbisesiyle çok güzel olmuştu.

" Hisar....güzelim bu ne güzellik kız. Hayırdır Azad ağayı evlenmeden mezara koymayımı düşünüyosun?"

" Abartma yenge ağzından yel alsın. Normal halim işte. Onu bunu boşverde Azad in ailesi geldimi?"

Ailesini pek fazla hatırlamıyodum.

Sadece kulüpte kardeşi asiyeyi görmüştüm.

Birde diğer kardeşleri Serdar ile Mahir vardı.

Annesi Heja hanımıda tanırdım . İyi kadındı oda zamanında samimiydik en azından .

Ama babasını pek fazla tanimiyodum .

Biz böyle konuşmaya dalmisken ardarda korna sesleri gelmeye başladı.

Gelmişlerdi.

Derin bir nefes alıp dışarıya çıktım kapının önüne.

Babam ve abimler ayakta kapinin önünde bekliyorlardı.

Bende yanlarina doğru geçtim. En başlarında babamın yanında duruyodum.

Sonunda konağın kapısı sonuna kadar açılmıştı.

Azad ın babası Abdullah Karahan yılların verdiği yaşlılıkla ama bir o kadarda asaketle kapının önünde duruyordu.

Ardında karısı Heja hanım giydiği mor fistaniyla çok zarif olmuştu.

Yanlarındada çocukları Mahir Karahan Serdar Karahan ve Asiye karahan vardı.

Asiyenin karnı hafiften belirginleşmişti.

Giydiği kırmızı yöresel fistaniyla karnı daha çok belli oluyordu.

İlk babasının elini öpüp saygıyla

" Hoşgeldiniz efendim buyrun" dedim.

" Hoşbulduk" dedi sesindeki yorgunlukla .

Ardından eşi Heja hanımında elini öpüp alnıma koydum.

" Hoşgeldiniz Heja hanım . Buyrun lütfen."

" Hanımda neymiş sen gelinimsin artık benim herşeyden öte kızımsın bundan sonra tamam mı?"

" Ta - tamam anne "

Onlarda geçince 1.90 boylarında iri yarı bir adam girdi içeriye.

Bu Mahir Karahan olmalıydı.

Abisi gibi yakışıklıydı oda. Gerçi Karahan erkeklerinin hepsi oldukça yakışıklıydı.

Yanıma gelip elini uzattı. Uzattığı elini sıktım hafifçe.

" Merhaba yenge. Ben Mahir . Azad in kardeşiyim. Bahsettikleri kadar güzelmişsin bu arada "

Ettiği iyi niyetli itirafa gulumsemekle yetinmiştim.

" Teşekkür ederim Mahir abi buyrun lütfen."

Asiye de yanıma gelip samimiyetle sarılmıştı.

" Yenge özür dilerim seni buna mecbur ettiğim için lütfen beni affet."

" Tamam sorun yok sende istemezdin böyle olmasını.Bebegin var senin üzülme o yüzden."

Başını sallayıp oda içeriye girmışti.

En sona Azad kalmıştı sadece.

Kapıdan içeriye adım attığı anda donakaldi.

" His - Hisar çok güzel olmuşsun güzelim"

Güzellimmi? Eee sen böyle konuşursan ben kalpten giderim.

Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu.

Başımı önüme eğip uzattığı kırmızı gulleri aldım.

Utançtan yüzüne bakamıyodum.

" Hoş - hoşgeldin Azad geç içeri lütfen"

Kısa bir kahkaha attı.

" Bu kadar utangaç olma güzelim. Evlendiğimizde fazlası olacak."

Cevap vermemi beklemeden içeriye geçti oda .

Resmen yanıyodum .

Eslem yengemin bana seslenmesiyle kendime gelip mutfağa geçip kahveleri yapmaya başladım.

Adetlere göre damadın kahvesinin içine tuz koyulurdu ama ben bal koymak istiyodum.

O bana kurban olsun.

Kahveleride alıp tepsiyi içeriye götürdüm.

Başta babalarımız olmak üzere Heja hanıma daha sonrada diğerlerine servis ettim .

En son sıra Azad a gelmişti.

Önünde hafifçe eğilip kahvesini uzattım.

Eğildiğimden ötürü göğüs dekoltem fazlasıyla açılmıştı.

Azad in bakışları oraya kaydı bir an .

Derince yutkundu.

Ağzının içinde ' siktir ' dediğini duydum en son .

Onunda kahvesini verip Eslem yengemin yanına oturdum.

Azad kahvesinden bir yudum alınca şaşkınlıkla bana baktı.

Sanırım tuz yerine bal koymamı beklemiyordu.

Gerçi bende beklemiyordum. Ben ne ara kocacı olmuştum ya.

Azad hafif gülümsemeyle karşılık vermişti bana .

Nihayet kahvelerde içilmiş asıl konuya gelmiştik.

Abdullah Ağa hafif doğrulup kahvesini sehpanın üzerine koymuştu.

" Eee Musa ağa . Sebebi ziyaretimiz belli.

Allah'ın emri peygamberin kalbi ile kızınız Hisarı oğlumuz azada isteriz"

Bütün nefesler tutulmuştu.

" Verdim gitti ."

Ayağa kalkıp Heja hanımın ve Abdullah beyin elini öptüm. Ardından kendi babamın elini öptüm .

Azadda aynısını yapmıştı.

Ardından azadla yan yana geldik.

Yüzüklerimiz takılmıştı. Biz artık sözlüydük.

Gozlerim doldu bir an . Kalbim sıkıştı. Keşke annemde yanımda olsaydı.

Gözlerimin dolduğunu bir tek Azad fark etmişti.

Boş bardakları tepsiye koyup bu bahaneyle mutfağa kaçtım hemen.

Tepsiyi masanın üzerine koydum .

İçim bir tuhaf olmuştu.

Keşke annemde yanımda olsaydı. Kızının Mürüvvetini görseydi.

Arkamdan belime sarılan kıllarla irkildim birden ama arkamı dönemedim. Çok sıkı sarılıyordu çünkü .

" Hisar güzelim iyimisin birtanem?"

" İyiyim yok biseyim."

Ardından arkamı dönüp sıkıca sarıldım ona .

Bedeni kaskatı kesildi bir anda . Ona sarılmamı beklemiyordu.

Ardından daha da sardı bedenimi.

Sebebsizce o bana sarılınca rahatlıyodum.

" Sakinleştinmi rahat mısın şimdi güzelim?"

" Evet teşekkür ederim"

Başımı hafifçe kaldırdım omzundan .

Yüzlerimiz arasındaki mesafe çok azdı.

Nefeslerimiz birbirine karışıyordu.

Gözleri dudaklarıma kaydı bir an .

Derince yutkundu.

Daha ne olduğunu anlamadan elini belime atıp sertçe dudaklarıma yapıştı.

Donakaldım bir anda . Dudakları yumuşacıktı. Ama dudaklarının yumuşaklığının aksine dudaklarımı sömürüyodu resmen.

Üst dudağımı ağzının içine alıp emmeye başladı.

İşin içine dilide karışınca derince inledim.

İnlememle birlikte sahada hoyratlaştı.

Daha fazla dayanamayıp bende karşılık vermeye başladım.

Karşılık aldığını hissedince dudakları milim ayrıldı dudaklarimdan .

Hafifçe gülümsedi.

Daha sonra dahada sert yapıştı dudaklarıma.

Birbirimizi hırçınca öpüyoduk.

Nefessiz kaldığımı hissettim bir an.

Azadda nefessiz kaldığımı anlayıp ayırdı dudaklarımızı.

Alnını alnıma yaslayıp soluklandık. Gözlerimin içine bakıyordu.

Hafifçe gülümsedim.

Alnını alnıma yaslayıp soluklandık. Gözlerimin içine bakıyordu.

Hafifçe gülümsedim.

Azad tam bişey soyliyecekken dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı.

Azad hemen silahını kavrayıp mutfaktan çıkacakken arkasını döndü.

Yanıma gelip alnıma bir öpücük kondurdu.

" Burada kal . Ben halledicem."

Çıktı mutfaktan ve ben öylece kaldım.

Dışarıdan bağrış sesleri gelmeye başladı. Kendime gelip bende dışarıya çıktım.

Gördüğüm görüntü karşısında donakaldım.

Ciwan .

Ciwan gelmişti.

Siyah arabasının önüne yaslanmış duruyordu.

Baran abim bir adım öne çıkıp

" Ne işin var lan senin burda?"

" Tebrik ederim nişaniniz varmış. Hediyemi vermeye geldim."

Ardından yere bir zarf bırakıp gitti öylece.

İlahi bakış açısı

Ciwan'ın aracı konağın önünden uzaklaşırken avludaki sessizlik daha da ağırlaştı.

Kimse konuşmuyordu.

Azad elindeki zarfı sımsıkı tutuyordu.

"İçinde ne var?" diye sordu Hisar.

Azad cevap vermedi.

Bu kez Baran zarfı onun elinden çekip aldı.

Fotoğraflara baktığı anda yüzündeki öfke yerini şoka bıraktı.

"Bu şerefsiz..."

Hisar'ın kalbi hızlandı.

"Abi, ne var?"

Baran fotoğrafları kapatmaya çalıştı.

Ama artık çok geçti.

Hisar elini uzatıp fotoğraflardan birini aldı.

Ve dünyası başına yıkıldı.

Fotoğraf yıllar öncesine aitti.

Dokuzuncu yaş gününe...

O gün giydiği elbiseyi bile hatırlıyordu.

Elleri titremeye başladı.

Nefesi kesildi.

Çünkü fotoğraf, yıllardır kimseye anlatamadığı o korkunç günün bir kanıtıydı.

Hisar'ın gözleri doldu.

Fotoğraf elinden kayıp yere düştü.

Azad eğilip fotoğrafı aldı.

Birkaç saniye baktı.

Sonra yüzündeki bütün renk çekildi.

"Hisar..."

Sesi ilk kez bu kadar yumuşaktı.

Hisar başını iki yana salladı.

"Bakma..."

Ama artık çok geçti.

Azad gerçeği görmüştü.

Yıllardır saklanan sır bir anda ortaya çıkmıştı.

Baran öfkeyle silahını çekti.

"Onu öldüreceğim."

"Baran!" diye bağırdı Musa Ağa.

Ama Baran kimseyi duymuyordu.

Hisar ise olduğu yerde donup kalmıştı.

Çünkü zarfın içinde tek bir fotoğraf yoktu.

Daha fazlası vardı.

Ve Ciwan açıkça şunu söylüyordu:

'Geçmişini saklayamazsın.'

Azad yavaşça Hisar'ın yanına geldi.

Omzuna ceketini bıraktı.

Sonra herkesin duyacağı kadar net konuştu.

"Kimse ona tek bir soru sormayacak."

Avludaki herkes sustu.

Azad'ın gözleri öfkeyle kararmıştı.

"Bu saatten sonra bu mesele Hisar'ın değil."

Çenesini sıktı.

"Benim meselem."

Hisar ilk kez gözlerini kaldırıp ona baktı.

Azad'ın bakışlarında acıma yoktu.

Sadece öfke vardı.

Ve Ciwan'ın o gece yaptığı en büyük hata buydu.

Çünkü artık karşısında yalnızca Hisar değil...

Azad Karahan da vardı.

Azad Hisar ı yavaşça kucağına alıp odasına çıkardı.

Hisarı yavaşça yatağının üzerine bıraktı.

Tam ceketini çıkarmak için geri ayağa kalkıcaktıki Hisar onun gideceğini sanıp elini tuttu.

" Azad lütfen yalnız birakma beni lütfen"

Azad in içi yanıyordu. Sevdiği kadını bu hale getiren Ciwan şerefsizini öldürmek istiyordu.

" Şşsşt sakin ol bebeğim. Buradayım ben kimse sana bişey yapamaz sakin ol tamam mı güzelim?"

Hisar başını sallayıp sırtını yatağın başlığına yasladı.

Azadda hisarin yanına uzanıp sırtına yasladı başlığa.

" Hisar?" Dedi Azad yumuşacık sesiyle

"' efendim?"

" O gün bana ne olduğunu anlatabilir misin?"

" 9. Yaş günümdü. Burada kutlayacak tık doğum günümü.

Annemler abilerim hepsi vardı.

Ciwanda Baran abimin arkadaşı olduğu için oda gelmişti.

Fotoğraf makinesi istediler. Bende benim odamdaydı alıp geleyim dedim .

Odamda fotoğraf makinesini ararken Ciwan geldi. Arkamdan kapıyı kilitledi.

Sonra beni kucagina alıp yatağa yatırdı..."

Hisar anlattıkça Azad sinirden kıpkırmızı oluyordu.

Azad devam et der gibi elini sıktı Hisarın.

" Sonra işte istemediğim şeyler yapmaya başladı. Odaya Baran abim yaklaşınca saklandı dolaba.

Banada eğer birine anlatırsan seni gebertirim dedi kimseye söyleyemedim."

Hisar gözyaşlarını durduramıyordu.

Azad ellerini yumruk yaptı.

" Gebertirmiş Hah . Ben sorucam ona bunu merak etme güzelim. Yaptıklarının hesabını verecek. Hemde en ağır şekilde."

" Azad bak benim yüzümden başına bela almanı istemiyorum lütfen "

Azad dudaklarını Hisarın alnına değdirdi.

" Saçmalama lütfen ne biçim bi laf o . Sen benim artık namusumsun . Duymamış olayım."

" Sen artık gitsenmi babamlar yanlış anlar şimdi uzun zamandır odadayız"

" Tamam giderim birazdanda ne dicem sana. İmam nikahını yarın kıyalım diyorum. Düğünüde 1 hafta içinde yaparız.olurmu ?"

Hisar hafifçe doğruldu yerinden.

" Niye bu kadar acele ediyoruzki?"

" Hisar ben senden daha fazla uzak kalmak istemiyorum ayrica senin güvenliğin açısından da en doğrusu"

"Peki tamam olur yapalım "

" Ben gideyim o zaman. Görüşürüz kendine dikkat et "

Diyip Hisarın yanağına küçük bir öpücük daha kondurup çıktı odasından.

Hisar 'dan

Azad kapıyı kapatıp odadan çıktıktan sonra derin bir nefes verdim.

Oda bir anda sessizleşmişti.

Başımı yasladığım yerde tavana bakarken olanları düşünmeye başladım.

Hayatım birkaç gün içinde tamamen değişmişti.

Ciwan geri dönmüştü.

Geçmişim ortaya çıkmıştı.

Ve ben şimdi Azad'la evlenmeye hazırlanıyordum.

Gözlerimi kapattım.

Ama ne zaman kapatsam aynı görüntüler aklıma geliyordu.

Annem...

Çocukluğum...

Ve yıllardır sakladığım sırlar...

Kapının ardından gelen seslerle düşüncelerim bölündü.

Konakta alışılmadık bir hareketlilik vardı.

İnsanlar sürekli bir yerlere gidip geliyor, korumalar avluda nöbet tutuyordu.

Sanki herkes yaklaşan bir fırtınayı hissediyordu.

Yatağımdan kalkıp pencereye yürüdüm.

Avlunun köşesinde Baran abimle Azad konuşuyordu.

İkisi de oldukça gergin görünüyordu.

Tam o sırada telefonum titredi.

Kalbim hızlandı.

Ekrana baktığımda numara görünmüyordu.

Titreyen parmaklarımla mesajı açtım.

Kanım çekildi.

Mesajın devamında bir konum vardı.

Kaşlarımı çatarak ekrana baktım.

" Ne kadar saklanırsan saklan gerçek değişmez sen benimsin.. "

Burası yıllar önce annemin beni götürdüğü eski bağ eviydi.

Ama asıl dikkatimi çeken şey mesajın altındaki tek cümle oldu.

"Annenin ölümü hakkında bilmedigin şeyler var öğrenmek istersen konum belli."

Nefesim kesildi.

Bu bir oyun muydu?

Yoksa gerçekten bilmediğim bir şey mi vardı?

Cevap yazmayıp kapattım telefonu.

Ardından bir bildirim daha düştü telefona yine ne yazmıştı acaba

"Hisar hanım ben Mardin adliyesinden Havin Sancak. Sizin adliyedeki sekreterinizim. Müdürümüz neden gelmediğinizi bildirmenizi istedi."

Yanilmistim. Ciwan değildi.

Havin hanima hemen kısa bir mesaj yazdım.

"Havin hanim merhaba tanıştığıma memnun oldum. Ben yıllık izinimi bu ay kullanıcam. Bu aralar hiç müsait değilim çünkü düğünüm var yakında."

Anında okundu.

" Bende memnun oldum sayın savcım. Tabiki yetkili kişilere iletiyorum hemen. Hayırlı olsun Allah mutlu mesut etsin"

Telefonu elimde tutarken gözlerim istemsizce Ciwan'ın gönderdiği mesaja kaydı.

"Annenin ölümü hakkında bilmediğin şeyler var..."

Bu cümle beynimin içinde dönüp duruyordu.

Annem...

Onun ölümü zaten hayatımı altüst etmişti.

Peki ya gerçekten bilmediğim bir şey varsa?

Başımı iki yana salladım.

Hayır.

Bu bir tuzaktı.

Ciwan benim zayıf noktalarımı biliyordu.

Ve beni o bağ evine çekmeye çalışıyordu.

Tam telefonu kapatacakken kapım çalındı.

"Gel."

İçeri Baran abim girdi.

Yüzü hâlâ gergindi.

Odaya girer girmez kapıyı kapattı.

"Hisar, seninle konuşmam lazım."

Bir terslik olduğu belliydi.

"Neler oluyor abi?"

Baran birkaç saniye sustu.

Sonra cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı.

"Bu bugün şirkete ulaştı."

Kâğıdı açtım.

Üzerinde sadece birkaç kelime vardı.

"Geçmişte kalan mezarlar açılacak."

Boğazım düğümlendi.

"Bu ne demek?"

"Bilmiyorum."

Baran pencereye yürüdü.

"Ama Ciwan sadece seni istemiyor."

Arkasını döndü.

"Sanki yıllardır saklanan bir şeyin peşinde."

Kalbim hızlandı.

Çünkü aynı şeyi ben de düşünüyordum.

Annemin ölümü...

Dayımın aniden ortaya çıkması...

Ciwan'ın yıllardır bizi izlemesi...

Bunların hepsi birbirine bağlı olabilir miydi?

Tam o sırada aşağıdan korumalardan birinin sesi duyuldu.

"Ağa!"

Baran hemen pencereye koştu.

Ben de arkasından baktım.

Avluda bir araç durmuştu.

Araçtan yaşlı bir adam iniyordu.

Adamı görünce Baran'ın yüzü değişti.

"Bu olamaz..."

"Kim o?"

Baran cevap vermedi.

Merdivenlere yöneldi.

Ben de peşinden gittim.

Aşağı indiğimizde konağın salonunda herkes toplanmıştı.

Adam bastonuna dayanarak içeri girdi.

Bakışları doğrudan bana çevrildi.

Sonra titreyen sesiyle konuştu.

"Sen..."

Kalbim hızlandı.

Adamın gözleri dolmuştu.

"Tıpkı annen gibisin."

Salondaki herkes sessizliğe gömüldü.

Ben ise onu tanımıyordum.

"Affedersiniz..." dedim. "Siz kimsiniz?"

Yaşlı adam derin bir nefes aldı.

Sonra bütün konağı şoke eden cevabı verdi.

"Aşk olsun insan dayisini tanımaz mi?"

Ve o anda herkes donup kaldı.

Salondaki herkes donup kalmıştı.

Ben ise olduğum yerde nefes almayı unutmuş gibi adama bakıyordum.

"Dayım mı?" diye fısıldadım.

Adam başını yavaşça salladı.

"Evet kızım... Ben annenin ağabeyi Selim."

Baran abim hemen önümde durdu.

"Seni yıllardır görmedik. Şimdi neden geldin?"

Selim Bey derin bir nefes aldı.

"Çünkü artık saklanmanın anlamı kalmadı."

Babam kaşlarını çattı.

"Ne demek istiyorsun Selim?"

Yaşlı adam bastonuna biraz daha yaslandı.

"Ciwan'ın peşinde olduğu şey Hisar değil sadece."

Salondaki herkes sessizliğe gömüldü.

Azad bir adım öne çıktı.

"O zaman peşinde olduğu şey ne?"

Selim Bey gözlerini bana çevirdi.

"Annenin ölümü bir kaza değildi."

Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.

"Ne dedin sen?"

Annem yıllar önce geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Herkes bunu biliyordu.

Yaşlı adam başını eğdi.

"O gece frenler kesilmişti."

Salonda derin bir sessizlik oluştu.

Babam ayağa fırladı.

"Bu imkânsız!"

"İmkânsız değil Musa Ağa." dedi Selim Bey. "Ben o gece her şeyi araştırdım."

Azad'ın çenesi gerildi.

"Peki bunu yapan kimdi?"

Selim Bey cevap vermeden önce uzun süre sustu.

Sonra yavaşça konuştu.

"Annen bir şey öğrenmişti Hisar."

"Neyi?"

"Yıllar önce yapılan büyük bir anlaşmayı."

Baran kaşlarını çattı.

"Nasıl bir anlaşma?"

"Şirketler, aşiretler ve milyonlarca liralık bir miras meselesi."

Benimse aklım tek bir cümlede takılı kalmıştı.

"Annem öldürülmüş olabilir mi?"

Selim Bey gözlerini kapattı.

"Ben öyle olduğuna inanıyorum."

Tam o sırada dışarıdan korumalardan birinin sesi duyuldu.

"Ağa!"

Herkes aynı anda kapıya döndü.

Koruma nefes nefese içeri girdi.

"Konağın kapısına biri bırakıp kaçmış."

Elindeki küçük kutuyu masanın üzerine bıraktı.

Azad hemen kutuyu kendine çekti.

"Kımıldamayın."

Kutuyu dikkatlice açtı.

İçinden eski bir anahtar çıktı.

Anahtarın üzerinde küçük bir not vardı.

Hisar'ın elleri titreyerek kâğıdı açtı.

"Gerçekleri öğrenmek istiyorsan annenin odasına bak."

Altında tek bir isim yazıyordu.

Ciwan.

Azad'ın gözleri öfkeyle karardı.

"Bu adam bizimle oyun oynuyor."

Ama ben anahtara bakıyordum.

Çünkü onu tanıyordum.

Bu, annemin boynunda taşıdığı anahtardı.

Ve annem öldüğü gün ortadan kaybolmuştu.

Demek ki Ciwan gerçekten bir şey biliyordu.

Belki de yıllardır aradığım cevaplar...

Bu anahtarın ardında saklıydı.

Koridorda yankılanan sesler yavaş yavaş uzaklaşırken Hisar elindeki eski anahtara baktı.

Kalbi hızla atıyordu.

Bu anahtar...

Annesinin boynunda taşıdığı anahtardı.

Yıllardır kayıp olan anahtar.

Kimse fark etmeden merdivenlere yöneldi.

Konağın en üst katındaki koridorun sonunda duran kapının önünde durdu.

Annesinin odası...

Annesi öldükten sonra o kapı bir daha hiç açılmamıştı.

Titreyen elleriyle anahtarı kilide soktu.

Tık.

Kapı yılların sessizliğiyle aralandı.

İçeri adım attığında eski ahşap ve lavanta kokusu karşıladı onu.

Sanki annesi biraz önce odadan çıkmış gibi her şey yerli yerindeydi.

Makyaj masası...

Kitaplık...

Pencerenin önündeki sallanan sandalye...

Hisar'ın gözleri doldu.

"Anne..."

Fısıltısı boş odanın içinde kayboldu.

Tam geri dönecekken gözü aynanın üzerindeki küçük işlemeli kutuya takıldı.

Kutunun kilidi yoktu.

Kapağını kaldırdığı anda içinden eski mektuplar ve deri kaplı bir günlük çıktı.

Günlüğün ilk sayfasında annesinin el yazısıyla tek bir cümle yazıyordu.

"Eğer bunu okuyorsan gerçekler sonunda seni bulmuş demektir kızım."

Hisar'ın elleri titremeye başladı.

Sayfaları çevirdi.

"...Onu sevmiştim."

"...Hayatım boyunca kimseyi onun kadar sevmedim."

Hisar kaşlarını çattı.

Sayfaları okumaya devam etti.

"Şiyar..."

Kalbi duracak gibi oldu.

Bu isim ona yabancı değildi.

Şiyar Ağa...

Abdullah Ağa'nın yıllar önce hayatını kaybeden ağabeyi.

"Birbirimizi sevmiştik ama kader bize izin vermedi."

Hisar gözyaşlarını silerek okumaya devam etti.

"Ailelerimiz bunu asla kabul etmezdi."

"Bir süre sonra hamile olduğumu öğrendim."

Hisar'ın nefesi kesildi.

"Fakat bebeğimizi kaybettik."

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Annesi bunları yıllarca tek başına yaşamıştı.

Sayfalar ilerledikçe yazılar daha da ağırlaşıyordu.

"Şiyar dağlara gitmek zorunda kaldı."

"Ben ise ailemin kararıyla babanla evlenmek zorunda kaldım."

Hisar birkaç sayfa daha çevirdi.

Sonraki satırda yazanları görünce ise kanı çekildi.

"Bunu bilen tek kişi vardı."

"Esat..."

Hisar'ın elleri titremeye başladı.

Abdullah Ağa'nın küçük kardeşi.

Hisar nefes almakta zorlanıyordu.

Sayfayı çevirdi.

Yazılar aceleyle yazılmış gibiydi.

"Korkuyorum."

"Esat'ın her şeyi öğrendiğini düşünüyorum."

"Şiyar'a olan öfkesi giderek büyüyor."

"Başımıza kötü bir şey gelmesinden korkuyorum."

Hisar'ın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Son sayfaya geldiğinde ise el yazısı titriyordu.

"Eğer bana bir şey olursa bunun bir tesadüf olmadığını bil kızım."

"O zaman gerçeği ara."

"Ve ne olursa olsun korkma."

"Çünkü gerçek er ya da geç ortaya çıkar."

Hisar günlüğü kapattı.

Odanın içinde derin bir sessizlik vardı.

Annesi yıllar önce ona bir mesaj bırakmıştı.

Ve şimdi sonunda onu bulmuştu.

Tam o sırada odanın kapısı yavaşça açıldı.

Azad kapının eşiğinde durmuş ona bakıyordu.

Hisar elindeki günlüğü sımsıkı tuttu.

Gözleri doluydu.

"Azad..."

Azad birkaç adım yaklaştı.

"Neler oldu güzelim?"

Hisar titreyen sesiyle cevap verdi.

"Annemin ölümü..."

Başını kaldırdı.

"Belki de bir kaza değildi."

Azad'ın yüzündeki ifade sertleşti.

"Ne öğrendin?"

Hisar günlüğü ona uzattı.

"Sanırım bu savaş sandığımızdan çok daha eski."

Ve o gece ilk kez ikisi de şunu anladı:

Ciwan yalnızca geçmişi geri getirmemişti.

Yıllardır gömülü kalan sırların mezarını da açmıştı.

*

Güneş Hazeyan konağını tüm zarafetiyle aydınlatıyordu.

Pencereden baktığımda çalışanlar erkenden uyanmış kahvaltı masasını bahçeye kurmuşlardı.

Üstüme siyah kruvaze elbisemi giyip kahverengi glosumuda sürdüğümde tam olmuştum.

Çantamın içine silahımı Arabamın anahtarinida koyup aynadan kendimi sonkez kontrol ettim.

Bugün düğün alışverişine çıkacaktık.

Gozlerim masanin üzerindeki annenin odasının anahtarına kaydı.

Hala dün öğrendiklerimin etkisindeydim.

Öğrendiklerimi kimseyle paylaşmamıştım.

Çünkü ciddi anlamda şüphelendiğim şeyler vardı. Mesela herkes ki buna kendi aileside dahil Abdullah ağanın abisi şiyar ağanın trafik kazasında öldüğünü sanıyordu. Ama hayır Şiyar ağayı öz ve öz kardeşi Esat ağa öldürmüştü.

En azından annem günlüğünde böyle anlatmıştı.

Masanın üzerindeki anahtarıda çantanın içine atıp odamdan çıktım.

Aşağı indiğimde herkes masada beni bekliyordu.

" Günaydın herkese."

" Günaydın kızım. Hayırdır hazırlanmış sin böyle?"

" Kaynanamlarla düğün alışverişine çıkacağız baba."

Babam başını sallayınca Eslem yengemin yanına oturdum.

Tam kahvaltımızı bitirmek üzereydik ki konağın önünden korna sesleri yükseldi. Miran heyecanla ayağa kalktı.

"Geldiler!"

Balkondan baktığımda Heja hanım, Asiye, ve birkaç kadın arabaların yanında bekliyordu.

Heja hanım beni görünce gülümsedi.

"Hadi gelin hanım, bugün seni gelin yapacağız."

İstemsizce gülümsedim.

Gelin...

Bu kelimeyi kendim için duymak hâlâ garip hissettiriyordu.

Çantamı alıp ayağa kalktım.

Babam yanıma gelip başımı okşadı.

"Mutlu ol kızım."

Gözlerim dolsa da belli etmedim.

"İnşallah baba."

Avluya çıktığımda Azad da oradaydı.

Siyah gömleği ve koyu renk pantolonuyla arabasının yanında durmuş beni izliyordu.

Beni görünce birkaç saniye sustu.

"Hay maşallah."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Ne var?"

"Her seferinde daha güzel olmayı nasıl başarıyorsun onu düşünüyorum."

Yanaklarım ısındı.

"Asıl işine bak sen."

Azad hafifçe güldü.

"Bugün seni yalnız bırakmam."

"Alışverişe kadınlar gidiyor."

"Fark etmez."

Tam cevap verecekken Abdullah Ağa sertçe boğazını temizledi.

"Azad, bırak kadınlar rahat alışveriş yapsın."

Herkes gülmeye başladı.

Azad ise sanki büyük bir haksızlığa uğramış gibi başını iki yana salladı.

"Tamam ama akşama kadar haber bekliyorum."

Arabaya binip yola çıktık.

Mardin'in taş sokakları arasında ilerlerken herkes düğün hazırlıklarından konuşuyordu.

Asiye heyecanla bana döndü.

"Önce gelinliği seçeceğiz."

Eslem yengem gülümsedi.

"Azad ağayı görünce dili tutulacak kesin."

"Abartıyorsunuz."

"Hiç de abartmıyoruz." dedi Heja hanım.

"Kızım sen gelinlikle çok güzel olacaksın."

Bir süre sonra mağazanın önünde durduk.

İçeri girer girmez gözlerim etraftaki beyaz gelinliklere takıldı.

Dantel işlemeler...

Uzun kuyruklar...

Parlayan taşlar...

Bir an için nefesimi tuttum.

Belki de ilk kez bunun gerçekten olacağını hissetmiştim.

Satıcı kadın gülümseyerek yanımıza geldi.

"Nasıl bir model düşünüyorsunuz?"

Heja hanım bana baktı.

"Kararı gelinimiz versin."

Bir süre modeller arasında dolaştım.

Sonunda sade ama zarif bir gelinliğin önünde durdum.

Uzun kolluydu.

İnce işlemeleri vardı.

Gösterişli değildi ama tam benlikti.

"Bunu denemek istiyorum."

Kabine girip gelinliği giydiğimde aynanın karşısında birkaç saniye öylece kaldım.

Karşımda gördüğüm kişiyi tanımakta zorlandım.

Gerçekten gelin gibi görünüyordum.

Perdeyi açıp dışarı çıktığım anda herkes sustu.

Asiye'nin gözleri büyüdü.

"Hisar..."

Eslem yengem gülümsedi.

"Oldu işte."

Heja hanımın gözleri dolmuştu.

"Çok güzel olmuşsun kızım."

Aynaya baktım.

Belki de gerçekten olmuştu.

Belki de hayatımın yeni bir dönemi başlıyordu.

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Bilinmeyen numara.

Kalbim hızlandı.

Mesajı açtım.

"Sana beyaz hiç yakışmamış Hisar. Çünkü senin kaderin çoktan siyaha boyandı."

Kanım çekildi.

Mesajın altında tek bir isim vardı.

Ciwan.

Telefonu hızla kapattım.

Ama bir sonraki mesaj saniyeler sonra geldi.

"Kaç gün koruyabilecekler seni bakalım?"

Yüzümdeki değişimi fark eden Heja hanım yanıma yaklaştı.

"Bir şey mi oldu kızım?"

Telefonu çantama koyup başımı salladım.

"Yok, önemli değil."

Ama içimde kötü bir his vardı.

Çünkü Ciwan yalnızca geri dönmemişti.

Her adımımızı izliyordu.

Evettt yorumlarınızı alalım bakalım. Bölüm nasıldı. Bundan sonra bu uzunlukta yazarım arkadaşlar oy ve yorumlarınızı bekliyorum ve sizleri KOCAMAN ÖPÜYORUM 🥰 😘 😘 ❤️ ❤️ 😍 🥰 😘 😘 ❤️ ❤️ ❤️ 😍 😍 🥰 😘 ❤️ 😍 🥰 😘 😘 ❤️ 😍