Bölümler 1Şu an: Karanlığın yuttuğu
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karanlığın tam ortasında, ıssızlığın gürültüsü hüküm sürüyordu. "Aura-9" araştırma gemisi, Dünya’dan ışık yılları uzaklıkta, haritalandırılmamış bir uzay boşluğunda sürükleniyordu. Kaptan Selim, komuta köprüsündeki camdan dışarıdaki sonsuz siyahlığa bakarken içini kaplayan huzursuzluğu bastırmaya çalıştı.
Gemi, birkaç saat önce kökeni belirsiz, sinusoid dalgalar yayan devasa ve terk edilmiş görünen çelik bir yapıya yanaşmıştı. Ekip, bunun kadim bir uzay istasyonu olduğunu düşünmüştü. Ancak içeri giren ilk araştırma timinden haber alınamayalı tam iki saat olmuştu.
Telsizden sadece cızırtılar ve garip, yankılı bir nefes sesi geliyordu.Selim, güvenlik görevlisi Leyla ile birlikte kurtarma prosedürünü başlatıp bağlantı tüpünden istasyona geçti. İstasyondaki hava ağır, metalik ve çürümüş bir kokuyla doluydu. Yerçekimi simülatörü bozulmuştu; ayaklarının altındaki metal zemin her adımda kasvetli bir çınlamayla sarsılıyordu.
Koridorda ilerlerken duvarlardaki tuhaflığı fark ettiler. Paslı çelik levhaların arasından, damar gibi uzanan ve ritmik bir şekilde atan koyu mor organik dokular sarıyordu duvarları. Bilim ile biyolojinin, tekinsiz bir biçimde birbirine kaynadığı bir yerdi burası.
"Kaptan..." dedi Leyla, fenerini koridorun sonundaki devasa kapıya doğrultarak. "Buradaki sistemler ölmemiş. Sadece... başka bir şeye dönüşmüşler."
Tam o sırada telsiz cızırdayarak açıldı. Kaybolan biyolog Emre'nin sesi duyuldu, ancak sesi titriyordu:
"Gelmeyin... Burası bir istasyon değil. Burası bir canlı... Ve bizi dinliyor. Zihnimin içineSözler yarıda kesildi. Bir çığlık ve ardından kemik kırılma sesleri koridor boyunca yankılandı.
Selim ve Leyla ana kumanda odasına koştuklarında dehşetle donakaldılar. Emre, devasa bir veri sunucusunun önünde duruyordu. Ancak vücudunun yarısı, kalın fiber optik kablolar ve organik damarlarla terminale bağlanmıştı. Gözleri kapkaraydı ve yüzünde insanı iliklerine kadar donduran, sabit bir gülümseme vardı.
Yavaşça başını Selim'e doğru çevirdi. Ağzını açtığında konuşan Emre değil, aynı anda binlerce farklı frekanstan yayılan mekanik bir sesti:
"Veri aktarımı başladı. Et ve makine... Artık tek bir formda."İstasyonun acil durum ışıkları aniden kan kırmızıya döndü. Tavandan aşağıya doğru sarkmaya başlayan kablo benzeri uzuvlar, Leyla ve Selim'e doğru harekete geçti. Zaman ve mekânın unuttuğu bu karanlık köşede, teknolojinin insanlığı kurtarmak yerine onu yutmaya hazır bir canavara dönüştüğünü anlamışlardı. Ama artık kaçacak hiçbir yer yoktu.Karanlığın tam ortasında, ıssızlığın gürültüsü hüküm sürüyordu. "Aura-9" araştırma gemisi, Dünya’dan ışık yılları uzaklıkta, haritalandırılmamış bir uzay boşluğunda sürükleniyordu. Kaptan Selim, komuta köprüsündeki camdan dışarıdaki sonsuz siyahlığa bakarken içini kaplayan huzursuzluğu bastırmaya çalıştı.
Gemi, birkaç saat önce kökeni belirsiz, sinusoid dalgalar yayan devasa ve terk edilmiş görünen çelik bir yapıya yanaşmıştı. Ekip, bunun kadim bir uzay istasyonu olduğunu düşünmüştü. Ancak içeri giren ilk araştırma timinden haber alınamayalı tam iki saat olmuştu.
Telsizden sadece cızırtılar ve garip, yankılı bir nefes sesi geliyordu.Selim, güvenlik görevlisi Leyla ile birlikte kurtarma prosedürünü başlatıp bağlantı tüpünden istasyona geçti. İstasyondaki hava ağır, metalik ve çürümüş bir kokuyla doluydu. Yerçekimi simülatörü bozulmuştu; ayaklarının altındaki metal zemin her adımda kasvetli bir çınlamayla sarsılıyordu.
Koridorda ilerlerken duvarlardaki tuhaflığı fark ettiler. Paslı çelik levhaların arasından, damar gibi uzanan ve ritmik bir şekilde atan koyu mor organik dokular sarıyordu duvarları. Bilim ile biyolojinin, tekinsiz bir biçimde birbirine kaynadığı bir yerdi burası.
"Kaptan..." dedi Leyla, fenerini koridorun sonundaki devasa kapıya doğrultarak. "Buradaki sistemler ölmemiş. Sadece... başka bir şeye dönüşmüşler."
Tam o sırada telsiz cızırdayarak açıldı. Kaybolan biyolog Emre'nin sesi duyuldu, ancak sesi titriyordu:
"Gelmeyin... Burası bir istasyon değil. Burası bir canlı... Ve bizi dinliyor. Zihnimin içineSözler yarıda kesildi. Bir çığlık ve ardından kemik kırılma sesleri koridor boyunca yankılandı.
Selim ve Leyla ana kumanda odasına koştuklarında dehşetle donakaldılar. Emre, devasa bir veri sunucusunun önünde duruyordu. Ancak vücudunun yarısı, kalın fiber optik kablolar ve organik damarlarla terminale bağlanmıştı. Gözleri kapkaraydı ve yüzünde insanı iliklerine kadar donduran, sabit bir gülümseme vardı.
Yavaşça başını Selim'e doğru çevirdi. Ağzını açtığında konuşan Emre değil, aynı anda binlerce farklı frekanstan yayılan mekanik bir sesti:
"Veri aktarımı başladı. Et ve makine... Artık tek bir formda."İstasyonun acil durum ışıkları aniden kan kırmızıya döndü. Tavandan aşağıya doğru sarkmaya başlayan kablo benzeri uzuvlar, Leyla ve Selim'e doğru harekete geçti. Zaman ve mekânın unuttuğu bu karanlık köşede, teknolojinin insanlığı kurtarmak yerine onu yutmaya hazır bir canavara dönüştüğünü anlamışlardı. Ama artık kaçacak hiçbir yer yoktu. Kapak fotoğrafı yap
Bölüm etkileşimi
