2. bölüm / 4
KARANLIĞIN İÇİNDEN1.Bölüm -Kayıp sessizlik-
Bölümler 4Şu an: 1.Bölüm -Kayıp sessizlik-
- 1 GİRİŞ198 kelime
- 2 1.Bölüm -Kayıp sessizlik-2.035 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Semboller ve Kişileri307 kelime
- 4 2. Bölüm249 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Dik dur,” dedi dedem bastonunu soğuk mermer zemine tıklatarak. “Karanova soyadı taşıyan bir kadın asla eğilmez.”
dedemin gözlerine baktım. Bir zamanlar korkuyla baktığım o gözlerde şimdi yalnızca mesafe ve alışılmış bir öfke vardı. Dudaklarımı sıkıca kapadı, gözlerini kısmadan karşılık verdi.
“Ben düşersem kendi kararlarımla düşerim, dede,” dedim, sesimde ne kırgınlık vardı ne de saygıdan gelen bir sıcaklık. Her zamanki gibi dedem ne bir nasılsın ne de bir iyi misin diye sormamıştı.
Dedem tekrar konuşmaya başladı . “Bugun önemli bir toplantı var her bir adımın çok önemli, öncellikle okyanus için.” Okyanus benim için bu aleme atıldığım kardesimdi.
Ceketimi düzeltirken içimden geçeni belli etmemeye çalıştım. “Sizin sınavlarınıza küçükken yeterince girdim zaten. Bu sadece yeni bir oyun.”
Küçüklüğümü bile yasayamamıştım ki.
“Bu oyun değil, Lavin. Bu dünya seni ya yutar ya da şekillendirir,” dedi, bastonuna daha sıkı bastı.
“Beni sen zaten yıllar önce yuttun, dede,” dedim ve arkama dönüp yürümeye başladım. Yüreğimde bir gölge gibi bastırılmış çocuğun çığlıkları vardı sanki.
Villanın kapısından çıktığımda karşısımda Barlas’ı görünce bir an durdum.
“Sen hâlâ buradaydın demek.”
Barlas gülümsedi. “Daha yeni geldik kızım.”yanina gidince sesim yumuşamıştı sadece abime. “Toplantıya sen de geliyorsun, değil mi?”
Barlas gözlerini kaçırmadan baktı. “Geleceğim. Ama önce dedemle bişey konuşmam lazım.”
“Anladım,” dedim başımı bir kez sallayarak. Ama içimden geçen başkaydı:
Bir zamanlar çocuk olduğumuz bu evde, şimdi düşmanlarının arasında sırt sırta duracak iki kardeş...
Ve kimse onların kardeş olduğunu bilmeyecekti.
✨
Odanın havası yoğun ve baskılıydı. Loş ışıklar, duvarlardaki eski tabloların üzerine düşüyordu. Masanın etrafında toplanmış liderlerin bakışları, sanki her an bir savaş başlayacakmış gibi gerilim yüklüydü.
Karmen, masanın karşı ucunda oturuyordu. Gözleri benim üzerimdeydi, ama ifadesi okunamıyordu. Onunla ilgili bir şeyler tanıdık geliyordu, ama ne olduğundan emin değildim. Hafızamda bir boşluk vardı, sanki bir parça eksikti. Barlas, sol çaprazımda, sessizce oturuyordu. Kardeşim. Ama bu odada, sadece başka bir örgütün lideriydi. Ayrıca kimse kardeş olduğumuzu da bilmiyordu.
Efsun, sağ tarafımda, alaycı bir gülümsemeyle beni izliyordu. Roberto, Karmen'in yanında, dikkatle etrafı süzüyordu. Bora, Barlasın yanında, sessizce olan biteni gözlemliyordu. Masaya parmaklarımla hafifçe vurdum.
"Bugün burada, yeraltı dünyasının geleceğini şekillendirecek kararlar almak için toplandık. İhanet, sadakat ve güç dengeleri masaya yatırılacak. Her birinizin bu masada söyleyecek sözü olduğunu biliyorum. Ancak unutmayın, bu masada konuşulanlar, dışarı sızarsa, bedeli ağır olur."
Karmen, soğukkanlı bir ifadeyle konuştu:
"Bazılarının sadakatinden şüphe ediyorum. Özellikle de geçmişini hatırlamayanların."
Of yine boş boş konuşmaya başlamıştı, geçmişte bazı şeyleri hatırlayamayor oluşum benim suçum değildi.
"Geçmişini hatırlamamak, geleceği inşa etmeye engel değildir."
Efsun, alaycı bir şekilde gülümsedi:
"Bazı şeyleri unutmak, bazılarını ise bilerek hatırlamamak... Ne fark eder ki?"
Barlas, sessizliğini bozdu:
"Geçmişin gölgesi, bugünün kararlarını etkilememeli."
Roberto, Karmen'e dönerek konuştu:
"Güven, zamanla inşa edilir. Belki de bazı soruların cevabı, zamanla ortaya çıkar."
Bora, barlasın yanından seslendi:
"Belki de geçmişi hatırlamak, bazı yaraları yeniden açar."
Amma edebiyat yaptılar alt tarafı bı kaç şey hatırlamıyorum.
Karmen, ağır ağır ayağa kalktı. Gözleri tüm odayı tek tek süzdü. Ceketin iç cebinden koyu kırmızı mühürlü bir belge çıkardı ve masanın ortasına bıraktı.
“Sözleşme bu,” dedi. “Yeraltı Konseyi’nden ayrılmak isteyen olursa… bedeli belli.”
Herkes nefesini tuttu. Ben bile… o an kalbim kıpırdadı.
Karmen devam etti:
“Bu sözleşme, her bir liderin kendi kanıyla imzaladığı antlaşma. Bu örgütten çıkmak demek, ölümü kabul etmek demek.”
Ardından eklemişti." Bilin bakalım bı sürü örgüt lideri varken sadece tek bir örgütün lideri imzalardı."
Ben dişlerimi sıktım. Bir oyun vardı burada. Bu kadar soğukkanlı konuşması… beni tanımıyormuş gibi bakması… sinirimi bozuyordu.
Sözleşmenin üstüne baktım. En başta kendi adımı gördüm. “Lavin Tanya Karanova.”
Altındaki imza… benimdi.
Ama ben böyle bir şeye hiç imza attığımı hatırlamıyordum.
İçim ürperdi. Bu daha başlangıçtı. Gerçekler yavaş yavaş kafesini kapatıyordu üzerime… Daha neler vardı kim bilir. Toplantı bitiminde herkes yavaş yavaş dağılırken, Barlas bir köşede beni bekliyordu. Göz göze gelince başıyla hafifçe işaret etti. Kalabalığın içinden geçip yanına yürüdüm. Hiç konuşmadan bir süre sadece baktı bana. O bakış… içimde bir yerlere dokunuyordu, geçmişe belki de.
“Biraz konuşmamız lazım,” dedi kısık sesle. “Dışarı çıkalım.”
Odadaki güvenli havasızlıktan kurtulup karanlık koridora geçtik. Adımlarımız taş zeminde yankı yapıyordu. Sessizliği yine o bozdu:
“O sözleşme… senin imzan. Bı an kafana esti ve imzaladın senin dışında da kimseye sorulmamıştı.”
Duraksadım. “Nasıl yani?”
“Sen hafızanı kaybetmeden önce böyle bir şeye asla imza attın. Hatırlamıyorsun, biliyorum. Ama yinede Karmen sana oyunda yapıyor olabilir sen yinede dikkatli ol”
Barlas’tan ayrıldıktan sonra, geceyi geçireceğim odaya çekildim ama gözüme uyku bile girmedi. Kafamda tek bir soru dönüp duruyordu: Acaba Karmenin oyunu mu.Eğer öyleyse… ben nasıl düşmüştüm bu duruma?
Sabaha karşı, ilk ışıklar odama süzülürken ayağa kalktım. Örgütün arşiv bölümüne gizlice girmem gerekiyordu. Kendi kimliğimle değil, yıllar önce öğrendiğim bir yöntemle: susturulmuş kameralar, sabote edilmiş kilitler, sessiz adımlar…
Arşive girdiğimde, kalın bir dosya dikkatimi çekti. Üzerinde *“L.T.Karanova – Yükümlülük Sözleşmesi”* yazıyordu.
Sayfaları çevirdim, kalbim çarparken parmaklarım titriyordu. En sonunda bir imza benim imzan ama bazı profesyonel yapılmış imzalar anlaşılmaz o yüzden tek bakışta anlayazmadım.
Tam o anda arkamdan bir ses duydum. Soğuk, sakince gelen bir ses:
“Neyi arıyordun Lavin?”
Karmen’di. Elinde bir kahve, sanki her şeyin farkındaymış gibi gülümsüyordu.
“Demek buraya kadar geldin… ama bazı oyunların sonu, kurbanı yutanla başlar.”
Gözlerimi dikerek baktım ona. Artık biliyordum. Artık maskeler düşmüştü. Ama bu savaş, yeni başlıyordu. Karmen ağır adımlarla yaklaştı. Loş odada tek ışık üstümüzeydi. Elindeki sözleşmeyi bana doğru attı. Kâğıt, ayaklarımın dibine düştü.
“İmzalamışsın,” dedi. Sesi ne öfke ne acı taşıyordu. Sanki her kelimesi önceden hesaplanmış gibiydi.
Sözleşmeye bile bakmadım. Gözlerim ondaydı. “Çıkmam zaten Okyanusu bulmadan. Biliyorsun.” buda bı yalandı
Bir adım daha attı. “seni çok iyi tanıyorum zaten"
“Beni tanıdığını mı sanıyorsun?” dedim alayla.
Gülümsedi. Soğuk, keskin. “Ben seni herkesten iyi tanırım Lavin.”
O an göğsümdeki öfke patladı. Bıçağı belimden çektim ve boğazına dayadım. “Bir daha adımı ağzına alma. Ne bildiğini sanıyorsan da unut.”
Ama… gözleri değişmedi. Sanki korkmak yerine… alışık olduğu bir şeymiş gibi baktı.
"Ah şu bıçak cekmelerin hiç bitmedi. Alıştık artık." Ardından devam etti.
“Senin ellerin o kadar titriyor ki Lavin,” dedi fısıltıyla. “Beni bıçaklayamayacak kadar insansın hâlâ.”
Kızdım. Kendime. Ellerimin titremesine. Onun haklı çıkmasına. Ama o an bıçağı elinden aldı. Bir hareketle… “Bir daha sakın, küçük hanım,” dedi kulağıma doğru eğilip. “Beni tehdit etmeye kalkma.”
Gözlerimi kısıp geri çekildim. Kalbim hızla atıyordu. Onu neden bu kadar tanıdık bulduğumu bilmiyordum… Ama nefretimle karışan bu tuhaf his beni tutsak ediyordu.
Bu adamla bir geçmişim vardı.
Ama ne olduğunu hâlâ bilmiyordum.
Karmen’in attığı sözleşme ayağımın dibinde duruyordu. Eğilmedim bile.
“Sana oynayacak vaktim yok,” dedim. Sırtımı dönüp yürümeye başladım.
“Yeraltından çıkmak istiyorsan ölmen gerekiyor Lavin. Bu kadar basit,” dedi ardımdan.
Duraksadım. Kafamı hafifçe çevirip göz ucuyla baktım ona. “O zaman öldür beni.”
Birkaç adımda önüme geçti. Göz göze geldik. Ben hâlâ kımıldamıyordum. O da kımıldamadı.
“Ölmeni istemiyorum, istememde” dedi. “Sadece neye bulaştığını hatırla istiyorum.”
Gözlerim kısıldı. “Hatırlamamı istemiyorsun sen. Hatırlarsam da seni ilk ben öldürürüm.”
Aramızda tek bir santim kalmıştı. Gözlerim gözlerinde… nefesini hissediyordum. Ama kalbim hâlâ buz gibi.
“Hatırlasaydın en son öldüreceğin kişi olurdum,” dedi alçak sesle.
Gülümsemedim. Gözlerimi kaçırmadım. “Senin gölgende yaşamamı istiyorsan… o gölgeyi yakarım önce.”
Sonra sertçe omzunu ittim ve yanından geçtim. Elini bile kaldırmadı. Ama gözleri sırtımdaydı. Biliyordum.
Kızgın değildim. Korkmuyordum da.
Sadece kafamda tek bir cümle yankılanıyordu:
“Beni bu kadar iyi tanıyan biri... neden bu kadar yabancı geliyor?
Kapıyı açtığım anda karşıma çıkan silueti tanımam saniyemi almadı.
“Bak sen, kraliçe huzura teşrif etmiş,” dedi Efsun, o kendine has zehirli gülümsemesiyle. Duvara yaslanmış, bir elinde kahve bardağı, diğerinde cep telefonu.
Göz ucuyla süzüp, “Sen hâlâ buradaydın?” dedim. “Gölgeler seni bırakmamış demek.”
Kahvesinden bir yudum aldı. “Senin gölgen bile benden parlak Lavin, ama alıştım. Kendi ışığını yaratamayanlar başkasını gölgelemeye çalışır.”
Gülümsedim. “Işık mı? Senin etrafındakiler sadece yanar Efsun. Isınmaz.”
O da yaklaştı, gözlerini gözlerime dikti. “Küçük oyunlarını oynamaya devam et. Ama unutma... bu dünya masumları değil, rol yapanları yutar.”
“Ne şanslıyım,” dedim. “Ben hiçbir zaman masum olmadım.”
“Hayır,” dedi Efsun başını yana eğip. “Sen hiç kimse olmadın. Olmaya çalıştın sadece.”
Adımlarımı ona doğru attım. “Ve sen hâlâ olduğun yerde sayıyorsun. Aynada kendini alkışlamaktan gözünü dışarı açamıyorsun.”
Efsun kahvesini yere bıraktı. “Kendini çok zeki sanıyorsun ama dikkat et Lavin… bazen fazla zekiler ilk düşenler olur.”
“Senin kadar düşecek vaktim yok,” dedim ve omzumu çarpıp geçtim.
Arkamdan fısıldadı: “Görüşeceğiz… karanlığın ortasında.”
“Ben zaten oradan geliyorum,” dedim, durmadan.
✨
Odamın penceresinden dışarıyı izliyordum. Yağmurdan kalma damlalar cama iz bırakmıştı, tam da aklımdaki bulanıklık gibi. Sessizlik sarmıştı her yeri. Tam öyle kalmasını dilerken... kapı açıldı. Ne izin aldı, ne tıkladı. Sanki kendi yeriymiş gibi içeri daldı Karmen. Koltuğa yayıldı, üzerindeki ceketini fırlatır gibi çıkardı. Sırtını koltuğa yaslayıp bana bakmadan konuştu.
Başımı çevirmedim. Gözlerim hâlâ camda. "Bunu öğrenmen beni neden ilgilendirsin?"
"Gelecekmişsin."
Artık kafamı çevirdim. Göz göze geldik. "Bunu kim söyledi?"
"Kurallar," dedi. “Her örgüt lideri katılmak zorunda. Sen de geliyorsun.” Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Kışkırtıcı. “Dudakların hâlâ bu kadar sivriyse… baloda can sıkıcı olmayacaksın.”
Yerimden kalktım, adımlarımı yavaşça yaklaştırdım. Gözlerim onunkilerden bir an bile kaçmadı. “Beni kıyafetle süslenmiş bir dekor sanıyorsan, gecen kabus olur.”
Karmen da kalktı. “Sana bakmayı özlemişim.”
“Bense seni görmeye bile tahammül edemiyorum.”
Bir an sessizlik oldu. kelimeler savaş baltası gibiydi. Karmen dudaklarını ısırdı, bir şey söyleyecek gibiydi ama vazgeçti. Ceketini aldı, kapıya yürüdü.
“Hazır ol. Ve dikkatli ol Lavin,” dedi arkasını dönmeden. “Bu gece herkes izliyor olacak.”
Kapı kapandığında aynaya döndüm. “O zaman izlesinler,” diye fısıldadım kendi kendine. “Ama hangi Lavin’i izlediklerine dikkat etsinler.”
Ayna karşısında dikiliyordum. İnce bir iç çekişle elbiseyi üzerime geçirdim. Kumaşı tenime değdiği anda bir zırh gibi hissettirdi. Zarif ama keskin. Tıpkı ben gibi.
Yüzümde makyaj yapılıyordu, ama ben gözlerime odaklanmıştım. Buz gibi bakıyordu bana aynadaki kadın. Eskiden o gözlerin içinde umut olurdu. Şimdi? Sadece hesaplaşma.Kapı çaldı. Hafifçe aralandı. İçeri giren kişi Barlas’tı.
“Hazırsın,” dedi sadece.
“Her zamanki gibi.”
Omzuma hafifçe dokundu. “Ama bu gece dikkat et Lavin. Bu balo en iyi liderleri belirleyecek ve herkes en iyi lider olmak istiyor.”
Simsiyah arabadan indiğimde spot ışıkları üzerime döndü. Göz kamaştırıcı değildim belki, ama bakan ikinci kez bakmadan geçemiyordu. Topuklu ayakkabılarımın sert sesi mermer zeminde yankılandı. Omzum dik, bakışım keskin, adımlarım ise öfke kadar kontrollüydü.
Kapının önünde iki adam duruyordu. Biri beni tanıdı, eğildi.
“Hoş geldiniz Lavin Tanya Karanova.”
İsmimi söylediklerinde sanki duvarlar bile sessizleşti.
Balo salonuna adımımı attım. Altın avizeler, pahalı takım elbiseler, saten elbiseler… ama içimde bir his: burası bir dans salonu değil, bir satranç tahtasıydı.
Ve Karmen... karşıda duruyordu.
Kendinden emin, sanki salondaki herkes onun varlığına minnettarmış gibi dikiliyordu. Göz göze geldik. Gülümsedi. Yavaşça yanıma yürümeye başladı.
Yanımdan geçen Efsun bir kahkaha attı. “Kraliçe nihayet teşrif etti. Ama bakalım tacı kim takacak bu gece?”
Yüzüme küçümseyici bir gülümseme yerleştirdim. “Senin başına geçmeyeceği kesin.”
Karmen yaklaştığında her şey sustu. Zaman bile.
“Bu geceye yakışmışsın,” dedi.
“Geceye uymaya çalışıyorum diyelim,” diye karşılık verdim. Boş bulduğum sandalyeye oturdum.
Efsun yüksek topuklarının çıkardığı o sinir bozucu tıkırtıyla yanıma oturdu. Parfümü keskin ve boğucuydu. Elbisesi gösterişli, gülümsemesi ise sahteydi.
“En iyi kadın ve erkek lider seçilecekmiş bu gece,” dedi sesi kendinden emin. “Tahmin et bakalım kim kazanacak?”
Omzumu silktim, gözümü başka yöne çevirdim.
“Sen söyle, çünkü çok belli ki içinde patlayacak.”
Güldü, o sahte gülüşüyle.
“Tatlım, kendime oy vermem gerekmiyor. Zaten herkes kimin zirvede olduğunu biliyor.”
Tam o anda ışıklar hafifçe karardı, salon sessizleşti. Sunucunun sesi mikrofonla yankılandı:
“Bu yılın en iyi kadın lideri…”
Bir iç çektim. Göz devirdim. Umrumda bile değildi. Ama sonra…
“Lavin Tanya Karanova!”
Efsun’un suratındaki ifade önce boş, sonra buruşuk bir kıskançlığa dönüştü. Ben ayağa kalkarken, onun nefesi kesildi.
“Olamaz…” dedi sadece.
Ben ise sahneye doğru yürürken, sadece düşündüm:
Zirveye adım atarken, en çok aşağıda olanlar ezilir.
Sahneye adım attığımda gözler üstümdeydi. Alkışlar… alkışlar hep uzak gelmiştir bana. Sanki biri başkasını alkışlıyor gibi. Teşekkür etmek için mikrofonun önünde durduğumda, aniden bir sızı beynimin arka köşesinde patladı. Gözlerim karardı bir anlığına.
O ışıklar, bu sahne…
Bunu… bunu daha önce yaşamış gibiydim.
Elimi hafifçe şakağıma götürdüm ama gülümsedim, kimse fark etmemisti zaten.
“Ve yılın en iyi erkek lideri…”
Kalabalık sessizleşti.
“Karmen Karahan!”
Adı yankılanınca salonun enerjisi değişti. Alkışlar yükseldi, kalabalık biraz daha canlandı. Karmen kalabalığın arasından geçip sahneye çıktığında, ben hâlâ başımdaki o uğultuyla savaşıyordum.
Yanıma geldiğinde bana bakışı farklıydı. O buz gibi ifadenin altında bir şey kıpırdadı.
“İyi misin?” diye sordu sesi alçak, ama dikkatli.
Gözlerimi kırptım, dik durdum.
“hic olmadığım kadar.”
Ama bakışları şakağıma, sonra elime gitti. Şüphelendiği belliydi. Ona daha fazla açık vermemeliydim.
“Hadi şu ödülü al da inelim, çok bile kaldık sahnede,” dedim soğukça.
Karmen gülümsedi ama gözleri hâlâ beni izliyordu.
Beni… çözmeye çalışan o bakışlar. Ben… ise kendimi hatırlamaya korkuyordum. Gecmisimdeki karmenden korkuyordum belki de.
Bölüm etkileşimi
